Ana içeriğe atla

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Yenildik ve yanıldık!

2017 yılının Şubat ayında Beyrut’ta Türkiye üzerine bir konferans veriyordum. Ünlü ve itibarlı Filistin Çalışmaları Merkezi’nde. Konuşmamın başında, çoğunu yıllardır tanıdığım kalabalık topluluğa, “Burada daha önce aynı konuda iki kez konuşmuştum. Son konuşmamdan bu yana aradan birkaç yıl geçti. Bu kez bambaşka bir konuşma içeriği dinleyeceksiniz. Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Yenildik ve yanıldık” dedim. Durumumu ve benim konumumda olan hapiste ve dışarıdaki arkadaşlarımın durumunu Eski Yunan’daki Sisyphus efsanesine benzettim. “Bütün ömrümüz, kayayı ittire ittire tepenin zirvesine taşımakla geçti. Tam zirveye ulaşacağımız sırada, kaya yuvarlandı. Hadi baştan... Bu sefer tek fark, koca kayayı tepenin üzerine taşımak için vaktim kalmadı ve bir de mecalim” sözcükleriyle girdim konuşmama. Ama şu sözcükleri eklemeyi ihmal etmeden: “Bunca uzun mücadele yıllarının ardından, bu yaşa bu sonuçla geldiğimde, teselli bulacağım şu var, şunu rahatlıkla söyleyebilecek olmam: Hiç değilse denedim!”

Bütün yaşananlardan sonra ruh halimi özetleyen budur. Herkesin aklına gelebilen soru şu: Acaba pişman mı, kendisini kullanılmış görüyor mu? Kandırılmışlık duygusuna kapılıyor mu? Aldatılmış sayıyor mu?

Hiçbiri değil. Kısacası bir Sisyphus durumu! Ben gözünü Türkiye için mücadeleye açmış bir kuşağın mensubuyum. Dünyanın altüst olduğu, daha önce birkaç yüzyıla yayılan gelişmelerin birkaç yıl içinde yaşandığı bir dünya ortamında yol aldım. Bu hayatı yaşadığım için ne pişmanım, ne kimse tarafından kandırılmış ya da aldatılmış duygusuna kapıldım ve ne de kendimi kullanılmış olarak görüyorum.

Ama gelinen noktada büyük bir yanılgıya kapılmış olduğumu da görüyorum. Bugün Türkiye’nin başında bulunan bazı insanlara ve en başta “Tek Adam” olarak ortaya çıkan şahsa dair yanılgılar yaşamış olduğum da bir gerçek. Bunu inkâr etmek, insanın kendisini ve herkesi aldatması demek. Benim kafamı bugün asıl kurcalayan, niçin yanılmış olduğum ve yanılmamanın nasıl mümkün olabileceğine dair. Yani, niye yanıldığımın cevaplarını ve 2000’ler Türkiye’sinin ilk 10-15 yılında hiçbir konuda yanılmamanın nasıl mümkün olabileceğini, mümkün olup olmayacağını içtenlikle araştırıyorum.

Şimdilik bulabildiğim cevapların bazılarını sıralayabilirim:

Mevcut iktidar mensuplarının, “derin devlet” denilen ve ömrüm boyunca karşısında mücadele etmeye çalıştığım yapıya bu kadar kolay teslim olabileceğini, onun bir parçası haline geleceğini, açıkçası, düşünemedim. Zalim olma kapasitelerini fark etmedim. Müslümanlığın asgari ahlak ölçülerine sahip olmak gerektiğini varsaydığım için akıl almaz derecede yalancı olabileceklerini aklıma getirmedim.

“Bunlar zaten böyleydiler. Sen görememişsin, aldanmışsın, kandırılmışsın, kendini kullandırmışsın” ithamında bulunanlara ki böyleleri, Kemalist-ulusalcı çevrelerde epey varlar kulak asmıyorum. Onlar, sanki bugün gelinen noktayı baştan beri görebilmişler; öyle davranıyorlar, benim gibileri ithamdan vazgeçmiyorlar. Doğru söyledikleri bir şey yok. Doğruları, durmuş bir saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibi bir şey. Durmuş bir saat gibi onlar.

"Ergenekoncu-ulusalcılar bugünkü iktidarın açık-gizli destekçileri arasındalar"
Aslında, bu “Ergenekoncu-ulusalcılar” bugünkü iktidarın açık-gizli destekçileri arasındalar. Hatta, iktidarı Tayyip Erdoğan ile birlikte paylaşmaktalar.

Bana gelince, askeri vesayete karşı mücadele vermiş olmaktan, ülkem ve halkı için demokrasi istemekten niçin pişmanlık duyayım? Türkiye’nin Avrupa Birliği rotasında yürümesi için mücadele etmiş olmanın aldatılmışlığı, kandırılmışlığı, kullanılmışlığı olabilir mi?

Ne var ki, gelinen noktaya bakarak, “Bu kişilerle beraber olarak tekrar aynı mücadeleyi verir miydin?” diye bir soru sorulsa, büyük bir gönül rahatlığıyla “Evet!” diyemem doğrusu. En azından, 28 Şubat’ta yükseköğrenim hakkından yararlanamayan ve kamusal alanda ayrıma uğrayan başörtülülerin hakkı ve özgürlüğü için mücadele vermiş olmaktan ötürü, bunu bir demokratik hak olarak görmeye devam ettiğimden ötürü pişman değilim ama o başörtülülerin bir bölümünün bugün ne kadar insafsız, vicdansız, benim gibilerin karakter katlinde ne kadar ön aldıklarını görerek, yine aynı durum ile karşılaşsak, kendimi bundan yirmi yıl önceki gibi helak edeceğimi hiç sanmıyorum. Sorulsa, “Haklarıdır!” derdim kuşkusuz ama kendimi onlar için helak etmezdim doğrusu. Doğrusu, benim gibi bir insana bunları söyletmeyi başardıkları için, durup düşünmek lazım.

Duyduğum, ne pişmanlık, ne aldatılmışlık, ne de kullanılmışlık. “Peki ne?” diye sorulursa, kısaca söyleyeceğim şu: Büyük bir hayal kırıklığı! Evet, yaşadığım çok büyük bir hayal kırıklığı, derin bir hüzün ve üzüntü. Türkiye böyle olmamalıydı...

- Siyasal İslamcıların iktidar ve güçle tanışmalarının hem Türkiye ve hem de dünya için sonuçları ne oldu?

Lord Acton’un “İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar” diye bir sözü vardır. Sanki bu sözü, Türkiye’deki siyasi İslamcı hareketin AKP’nin 2011’den sonraki dönemini görerek söylemiş.

Başta Tayyip Erdoğan, iktidarı “mutlak iktidar” haline dönüştürmek için büyük gayret gösterdiler ve mutlak surette bozuldular. İktidar onları öyle bozdu, muktedir olarak onlar Türkiye’yi ve İslamcılığı öyle bozdular ki, onları tahlil etmek ve yargılamak için “İslamcı” sıfatı kullanmak caiz mi, emin değilim.

Dünyanın birçok yerinde, sayısız örneği olan, yolsuzluğa, kanunsuzluğa, hukuksuzluğa batmış, zulüm ve baskıyla hükmünü sürdürmekten başka çaresi kalmamış bildik iktidar modellerinin günümüz Türkiye’sinde görüleni, AKP iktidarı. Ama tabii, AKP’nin “ılımlı İslam”ı temsil ettiği algısı yaygın bulunduğu, dahası “siyasal İslam ile demokrasinin bağdaşabilirliği”nin çarpıcı örneği olarak Türkiye’deki AKP iktidarı gösterilmiş olduğu için, yol açtıkları tahribat Türkiye’nin ötesine geçmiş durumda. Türkiye’deki AKP tecrübesinin, bugün geldiği nokta itibariyle artık “ılımlı İslam”ın bir iktidar alternatifi olarak kabul edilebilirliği ve düşünülebilirliğinden söz edilebilir olmasını tasavvur edemiyorum. Aynı şekilde, “siyasal İslam ve demokrasinin bağdaşabilirliği” de artık çok şüpheli bir önerme haline gelmiş durumda.

Siyasi İslam, Tayyip Erdoğan’ın AKP’siyle birlikte, “derin devlet”e teslim oldu, “derin devlet”in eline geçerek, Türkiye örneğinde tükendi. Devlete hâkim olmadı, devlet onu ele geçirerek, bir anlamda bitirdi.

- Her şey iyi başlayıp neden fiyaskoya dönüştü?

İki yılı aşkın bir süredir bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyorum. Birkaç cümlelik cevabı olmayacak, en önemli ve en büyük soru bu. Bu soruyu, sadece biz Türkler ve Türkiye’nin insanları değil, tüm dünya soruyor ve cevabını arıyor. Şimdilik şu kadarını söyleyebilirim: Tarihimize dönüp bakmamız ve bir kez daha yeni bir bakış açısıyla ve yeniden yorumlamamız gerektiği kanısındayım. Sorunun cevabını bulmak ve doğru cevaba ulaşabilmek için.

- Bu tecrübeyle siyasal İslam iflas mı etti?

Bir özgürlükçü, demokratik, işlerliği olan bir yönetim modeli ve seçeneği olmak anlamında evet, iflas etti. Mevcut Türkiye tecrübesiyle birlikte, kesinlikle iflas etmiş olduğu hükmüne varabiliriz. Siyasal İslam’ın Türkiye’de “derin devlet”in eline geçmesiyle tükenmiş olduğunu yukarıda söylerken, bir anlamda iflas etmiş olduğunu da söylemiş oldum.


Cengiz Çandar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...