Ana içeriğe atla

Unutmak İçin Hatırlama’dan

Hiçbir şey istemiyorum ve hiçbir şey için umutlanmıyorum…

Uyarmaya zaman yok ve zaman için zaman yok…

Bu yazgıya teslim olamam ve ona karşı direnemem…

Ağustos ayında mıyız? Evet, Ağustostayız.

Bir kuşatmaya döndü savaş…

Neden seçtim burada yaşamayı?...

Kahve kokusunu istiyorum… Kahve, benim gibi bir tiryaki için, günün anahtarıdır. Kahve sessizliğidir sabahın… Elin aynasıdır kahve…

Söyledik ayrılacağımızı… Neden öyleyse köpük ve dalgaları silahlandırıyorlar bu ağır top ateşiyle…

Öldürmek katil için, savaşmak savaşçı için, şarkı söylemek kuşlar için. Bana gelince, kestim arayışımı simgesel dil peşindeki…

Kim diyor suyun rengi, tadı, ya da kokusu yok diye?...

Aniden sessizleştiler kuşlar… Gökyüzleri güvenli değil artık…

Dondu zaman. Oturuyor üstümde, boğarak beni…
Parmaklarımın arasından geçiyor jetler. Yarıyorlar ciğerlerimi… Geçemeyecekler bedenlerimizde can kaldığı sürece…

Ve nerede benim iradem?...

“Siz yabancısınız burda” söylerler ona orda. “Siz yabancısınız burada” söylerler onlara burda.

Rüşvet verilemez midir tarih?...

Hiç kimse istemiyor unutmak. Daha doğrusu, hiç kimse istemez unutulmak. …

Yeterli unutkanlık yok mu onlar için unutmaya?...

Fatihler kadirdir her şeye …

Nasıl yazabilir bir el, eğer bilmiyorsa kahve yapmakta nasıl yaratıcı olabileceğini?...

Hiçbir kahve değildir diğeri gibi. Her evin kendi kahvesi vardır ve her elin de, çünkü hiçbir ruh benzemez diğerine… Bir mekandır kahve… İnsanlığın sütü. Coğrafyadır kahve… Aceleyle içilmemelidir kahve… Zamanın kızkardeşidir o…

Nerede gazete? Yükseliyor jetlerin isterisi. Çıldırdı gökyüzü…

Nereyi vuracaklar bundan sonra?...

Neden kağıt arıyorum her yönde çökerken binalar?... Bu cehennemin ortasında bir kağıt arayan kişi, bir yalnız ölümden toplu ölüme koşuyordur…

Yalan söylüyorum kendime… İşin gerçeği, bu yıkıntıların arasına düşmekten duyduğum dehşettir…

Fakat neden bu denli ilgiliyim bedenime ne olacağından ve nerede son bulacağımdan? Bilmiyorum.

Çok iyi düzenlenmiş bir cenaze töreni istiyorum… dostlarımın omuzlarında taşındığım… Ve kırmızı ve sarı güllerden çelenkler istiyorum.

Sevmem ucuz pembe rengi, ve istemem menekşeleri, çünkü yayar onlar ölümün kokusunu.

Sakin, düzenli bir cenaze istiyorum…

Ne iftira, ne küfür ve ne de kıskançlık. Benim için daha da iyi olacak, çünkü ne eşim ne de çocuklarım var…

İyi ki yalnızım, yalnızım, yalnız. Şık bir tabut istiyorum, içinden yas tutanları gizlice gözetleyebileceğim… Nasıl durduklarına, yürüdüklerine ve nasıl iç çektiklerine bir göz atmak istiyorum.

Ayrıca, onların alaycı yorumlarına da kulak misafiri olmak istiyorum: “ O kadın düşkünüydü .” “Giysilerinin seçiminde biraz züppeydi.”… “Fransız Rivierasında bir sarayı, İspanya’da bir villası vardı, ve Zürih’te gizli bir banka hesabı vardı…”
“Kadınlara yalan söyleme alışkanlığı vardı.”
“Şair öldü ve şiiri de onunla birlikte.” “Ne kaldı ondan geriye?”… “Burnu büyüktü, dili de öyle…”

Gülümseyeceğim tabutumda ve söylemeye çalışacağım: “Yeter!”…

Fakat ölmek istemiyorum bu yıkıntıların altında… Açık bir sokakta ölmek istiyorum…

Su nedir?... Su şu gerçek havadır, damıtılmış, elle tutulabilir, algılanabilir, ışığa doymuş olan…

Suyun sesi özgürlüktür. Suyun sesi insanlığın kendisidir.

Yeter! Ne istiyorsunuz bizden? Biliyoruz güçlüsünüz bizden, ve biliyoruz yeni savaş uçaklarınız ve daha yok edici silahlarınız var? Öyleyse, ne istiyorsunuz bizden? Yeter!...

Birden bire Feyruz’un sesi yükselir radyodan: “Seviyorum seni, ah Lübnan…”

Nedir benim adım? Kim verdi bana adımı? Kim çağıracak beni Adem diye?

Biz anlayamadık Lübnan’ı. Asla anlayamayacağız Lübnan’ı…

Elimizde miydi farklı biçimde görmek?...
Altyapımız maneviyattır bizim… Ve istemiyorum doğru bir cevap doğru bir soru istediğim kadar…

Sınırlarda, sınırlarda ilan edildi savaş…

Kalmadı bizim için hiçbir ölüm, ölümün ölümünden başka.

Yapayalnız!... Artık bir ülkem yok: Artık bir bedenim yok…

Neyin peşindeyim?... Bir dil arıyorum üstüne yaslanabileceğim ve onun benim üstüme yaslanabileceği…

Beyrut bir özgürlük atölyesiydi. Duvarları çağdaş dünyanın bir ansiklopedisini taşıdı: Poster yapmak için bir fabrikaydı...

Yüzler duvarlardaki… Sloganlar…

Kim uyuyabilir bu savaş jetleri sürülerinin altında?...

Merak ediyorum öğrenmeyi, bir şairin nasıl yazabileceğini, bu dil için nasıl sözcükler bulabileceğini?....

“Söyle bana, neden genç kadınlar tahrik olurlar en kötü koşullar altında? Aşk zamanı mı bu? Yoksa ani bir arzunun zamanı mı?...

“Ayrılmayacağım” derim ben, “çünkü bilmiyorum nereye gideceğimi…”

Dayanma için çağrıda bulunuyorum… Hayır: Önemli olan tutunmaktır. Tutunmak kendiliğinden bir zaferdir.

Ve ne olacak ondan sonra? Yeni bir çağ başlayacak.

Şimdi benim için şiirde bir rol yok. Şiirin dışındadır rolüm. Burda olmaktır rolüm, yurttaşlarla , direnenlerle…

İhtiyaç duyulan insani bağlanmadır…

Tekrar hücum ettiler. Hücum ettiler tekrar. Nedir bugün? Tarihin en uzun günü mü? Elimde denizden bir dalga…

Nedir bu şeyin adı? Bir vakum bombası… Bugünde, Hiroşima bombasının yıldönümünde, vakum bombası deniyorlar üstümüzde, ve deneyleri başarılı…

Hiroşima yarındır. Yok hiçbir şey cinayet müzesinde katilin ismini gösteren…

Kayar sözcükler hafızam ve parmaklarımdan. Unuttum alfabeyi. Tek hatırladığım altı harftir sadece: 
B-e-y-r-u-t…

Var mı bir bombanın torunları? Biz. Var mı bir şarapnel parçasının dedeleri-nineleri? Biz…

Nasıl da yalnız hissediyorum kendimi burada!...

Her şeyin ötesinde, beyaz olmalısın. Çünkü özgürlük ve hayatın kendisinden daha değerli bir şey var. Nedir o? Beyazlık…

Hayır, yenilginin birden çok babası vardır…

Futbol. Nedir bu sihirli çılgınlık, korkuyu bir buçuk saat akıya alan, beden ve ruh içinden, şiirden, şaraptan hatta tanımadığınız bir kadınla ilk karşılaşmanızdan daha çok insanı kendinden geçirerek akıp giden?...

Bu yokluktan daha zalim bir şey var mıdır?...

Kalmadı geriye hiçbir şey bize, delirmenin silahından başka . Olmak ya da olmamak…

Kim yazacak öyleyse dibin tarihini? Yosunun tarihini? Kim yazacak tarihini, kardeşten doğuşunu düşmanın ve kardeşin düşmana girişini?...

Koruyacak mı beni hafıza bu tehditten?...

Kaç kadın var içinde… Kaç kadınsın sen?...

Bilmiyorum, bilmiyorum bütünüyle neden annemi hatırladığımı?...

“Öldürür herkes diğerini dışında pencerenin”…

Bir insan yalnız el değmemiş sahrada…

“Ne zaman öpeceksin beni?... “Neden bu kadar çok yağıyor?”

“İçimde kalman için.” Tutkudan doğan tutku. Durmayan bir yağmur. Söndürülemeyen bir ateş. Sonsuz bir beden. Kemikleri ve karanlığı aydınlatan bir arzu.

Uyumadık gece…

Sonra havayı serinleten, bizi terleten ter…

Bilmiyorum, bilmek istemiyorum dedim.

Fakat Euripides ve Shakesperae’nin oyunlarını sevdiğimi biliyorum.

Kızarmış balık, haşlanmış patates, Mozart’ın müziği ve Hayfa kentini severim.

Üzümü, seviyeli sohbeti, sonbaharı ve Picasso’nun mavi dönemini severim.

Ve şarap severim ve olgun şiirin belirsizliğini.

Musevilere gelince, bir aşk ya da nefret sorunu değil onlar…

Kahve severim ve kokusunu kahvenin…

Dönemem kendime geri…

Aşk tereddüt ediyorsunuz demektir.

Tutkunun da bir maskesi var.

Yoruldum maskemden, oyunumdan ve yorgunluğumdan…

Utanç verici: aşktan ölmemiz savaş zamanında…

Nasıl da severim yüksek topukları…

Yoktur aşkta eşitlik. İki dünya, sessiz kalındığında,. uyumdan çok çatışma içinde olan, geçmiş anılara geri dönen…

Severim bu anıları, spazmları, sözcüklerden ve görevlerden kurtulmuş olan…

Boşlarım boşu, her şey boş.

Ölüme eşlik etmek öğretti bize, ölümün sesi olmadığını…

Bir parçayız, bir ada değiliz biz… Demiyoruz, kültürel olarak Doğu tümüyle Doğu’dur, Batı tümüyle Batı…

Bu kavşakta, eleştiriden yardım almak için bağırıyoruz…

Büyüyemez kimse sekterlik içinde….

Almayacağız yanımıza hiçbir şey. Al yatağımı, kitaplarımı, ilaçlarımı. Al yokluğumu, hepsini…

Şiir nedir? Şiir bu kozmik sessizliği yazmaktır…

Hangi denizi geçeceğiz? “Akdeniz ve Kızıldeniz”…

Bir güneş var mı orada? Düş görebilir mi kişi, başkalarıyla otururken? İzleyemez kimse bir dalgayı, batarken dalga denize…

Kırktan sonra her yaş eşittir.

Vasiyet edecek yok bir şeyim.

Yok bir sır hayatımda…

Hayatım şiirimin skandalıdır. Şiirim de hayatımın skandalı….

Barıştır uyku…

Kimse bulamaz kimseyi.

Sokaklarda yürüyor deniz. Görmüyorum bir sahil…

1987

Mahmud Derviş

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...