Ana içeriğe atla

Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir.

Bu millet çok acılar çekti. Çokça darlıklar nice işgaller gördü. Vuruldu, yandı, sele kapıldı. Bunların çoğunu tarih kitaplarında görüyoruz. Bazılarına bizzat şahit olduk. Bugün ise canımız tarifsiz yanıyor. Bugün tarihin kendisiyiz. Çaresizliğin tam ortasındayız. Şimdi çocuklarımıza onurla okuyacakları yeni bir tarih yazma zamanı.

Toprağımız sarsıldı fakat aziz milletimiz sarsılmadı. Unutmayalım ki insanlığımızın sarsılması, inancımızın sarsılması, yeryüzünün sarsılmasından daha yıkıcıdır. Yüreklerimizi parçalayan bu acı bizi yekpare yaptı, yekvücut olduk. Derdimizden inşallah devalar çıkaracağız. Sancılarımızdan şifalar bulacağız inşallah.

Hayatın kaçınılmaz acıları, umulmadık kederleri, tahmin edilemez kırıklıkları karşısında kendi içimize döndük. Aramızdaki yabancılıklar kalktı, sınırlar eridi. Artık aynı duanın avuçlarında birer can olduk. Bir olduk, birlik olduk. Birbirimiz için varolmayı öğrendik. Tanımadığımız insanların nefesleriyle nefes alır olduk.


ÖLÜDEN DİRİ ÇIKARAN YARATAN BUNCA ÖLÜMDEN NİCE DİRİLİŞLER ÇIKARACAKTIR

Can bahşedilenlerin haberleriyle heyecanlanıyoruz bir haftadır. Bakın enkaz altından çıkan her canla nasıl da seviniyoruz. Bebeklerin o şaşkın bakışları sona erince, çocukların masum bekleyişleri bitince, yetişkinlerin acı çaresizlikleri kurtuluşa erince ne kadar da seviniyoruz. Hiç tanımadığımız insanların nefes alışıyla sevinmeyi öğretti bütün bu olanlar. Öyleyse şimdi aldığımız bu dersi bitirme zamanı… Gelin hep birlikte birbirimize teselli olalım.

Betonların üzerimize devrildiği bugün kardeşliğimizi ayağa kaldırma zamanı. Şehirlerin yıkıldığı bugün merhametimizle yeni şehirler kurma vaktidir. Yolların kesildiği bugün gönüllerden gönüllere gizli yollar kurma vaktidir. Bugün diriliş günüdür. Ölüden diri çıkaran Yaradan bunca ölümden nice eşsiz dirilişler çıkaracaktır. Buna imanımız tamdır. Gün iyilikle ve merhametle yeniden ayağa kalkma günüdür. Yüreklerdeki umudu tekrar yeşertme zamanıdır. Yaraları şefkatle sarma günüdür. Gün toplumsal birliğimizi dosta düşmana gösterme zamanıdır. Gün yaralı yürekleri, imanlı gönülleri birleştirme zamanıdır.

PEYGAMBERİMİZİN (ASM) KURDUĞU MEDENİYETİNİ MODEL ALALIM

Böylesi vakitler kıyamet aşısı aşılanmak vaktidir. Öğrendiklerimizi hep birlikte gözden geçirelim. O ertelediklerimizi, sona bıraktıklarımızı, ihmal ettiklerimizi, önemsiz sandıklarımızı, kenara ittiklerimizi bugün önceleyelim.

Betonla yükselen şehirler yerine sevgi ve şefkatle genişleyen merhamet ve rikkatle enginleşen şehirler inşa edeceğiz inşallah. Aziz Peygamberimiz (asm) kurduğu Medine medeniyetini model alıp birbirimize nezaket ve incelik, lütuf ve kardeşlik borçlu olduğumuzu bugün bir daha hatırlayacağız.

Bu soğuk günlerde bedenimizin bağışıklık sistemini güçlü tutmak ne kadar önemliyse, ruhi, manevi ve toplumsal bağışıklığımızı güçlendirmek bir o kadar ehemmiyetlidir. Bir taraftan ekmeğimizi bölüşürken toplumsal birliğimiz ve dirliğimiz için azami çaba göstermeliyiz. Bir taraftan gönülleri birleştirirken diğer taraftan her türlü ötekileştirici dil ve söylemden uzak durmalıyız. Toplumsal barışımıza her zamankinden fazla önem göstermeliyiz.

Bu musibetler er ya da geç sona erecektir. Ancak bu tür dönemlerde açılan gönül yaraları var ya o yaralar kolay kolay iyileşmeyecektir. Bunu lütfen daima hatırda tutalım.

HERBİRİ MANEVİ ŞEHİT HÜKMÜNDEDİR

Onbinleri bulan merhumlarımız var. Onların her biri can Rahmana teslimdir. Herbiri manevi şehit hükmündedir. Onlar bir daha ölmeyecek. Ölecek olan biziz… Hepimiz onların gittiği yere gideceğiz. Gücümüzü hayatta kalanlara çevirelim. “Keşke olmasaydı!” dövünmek yerine “Bize düşen ne?” diye onarıcı ve umut verici tavrımızı ortaya koymaya devam edelim. Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamındadır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, devlete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. Ancak bu kırıklığı, burukluğu yüreklerine dokunarak, hayatlarına rahmetle şefkatle dokunarak gidermek bizim görevimizdir. Bu gibi durumlarda devletin konumu Hz. Süleyman kıssasındaki annenin konumudur gibidir. Hani meşhur hikayedir. Kaybolan çocuk üzerinde iki kadın aynı anda annelik iddiasında bulunur. Hz. Süleyman hükmünü verir çocuk ikiye bölünecek her biri yarısı bir kadına verilecek. Gerçek anne derhal atılarak, bütün davasından vazgeçer. Zira anne için asolan çocuğun yaşamasıdır. Devlet de anne gibidir. Devlet için aslolan Milet olduğu gibi, millet için de aslolan devleti yaşatmaktır. Bugün bütün siyasi düşüncelerimizi bir kenara bırakıp kenetlenmek günüdür.

TUŞLARA BASAN PARMAKLARIMIZA DA ŞEFKAT VE MERHAMET ÖĞRETME ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Her an, her dakika enformasyon ve dezenformasyon bombardırmanına maruz kaldığımız bugünlerde kusura bakmayın ama o çok bilmişlik vehmine kapılıp buyurgan bir üslupla sağa sola sahada başla canla koşuşturan kardeşlerimizi söylemlerimizle incitmekten korkalım. Medyayı, sosyal medyayı hakkı, sabrı, merhameti birbirimize tavsiye etme platformuna dönüştüremez miyiz? Dil ile kalp ile yaptıklarımızı parmaklarımızla yıkmayalım. Tuşlara basan parmaklarımıza da şefkat ve merhamet öğretme zamanı gelmedi mi?

Elbette el açıp Rabbimize dua etmek önemlidir. Ancak en kabule şayan dua fiili duadır. Rabbimizin inayetiyle bu sıkıntılar geçecektir. Ancak bugünlerde yapacağımız erdemli ve ahlaklı davranışlarımızla iyiliklerimiz kalıcı olacaktır. Bugünden itibaren dualarımızı büyük bir iyilik hareketine dönüştürelim…

Elbette el açıp en büyük ilticagâhımıza yönelmek, ona dua edip yalvarmak önemlidir. Ancak en kabule şayan dua fiilî duadır. Rabbimizin de inayetiyle yaşadığımız bu sıkıntılar geçecektir. Ancak bugünlerde yapacağımız erdemli ve ahlaki davranışlarımız kalıcı olacaktır. Bugünden itibaren dualarımızı büyük bir iyilik hareketine dönüştürelim. Bugün, iki evi olan herkesin, bir evini kardeşi ile paylaşma günüdür. Bugün, herkesin bir kardeşini misafir etmesi en büyük duadır. Bugün depremzedelerin değil, varlık ve servet sahiplerinin imtihan günüdür. Sahip olduğunuz servetlerin sizleri kurtaracağı gün, bugündür. İlahî rahmeti celp edecek, bela ve musibetleri defedecek en büyük dua, bu zor zamanlarda büyük bir iyilik hareketi başlatmaktır; herkesin birbirine iyilik yapmasıdır.

Bölgede gerekli olan şeylerin özellikle maddi boyutlarıyla yapılacağından kuşkum yok. Enkazlar kaldırılır, evler yeniden yapılır, hayat normale döner. Peki, işin insani-manevi yanını ne yapacağız? Millet olarak yapacağımız ikinci büyük vazife daha bizleri bekliyor: tüm ilmî, fikrî, düşünsel müktesebatımızla tek tek her acılı haneye, sadra şifa olacak bir seferberlik başlatmamız gerekiyor.

ŞEHİRLER KURULURKEN İŞLENEN HARAMLARI AÇIKÇA ZİKREDELİM

Depremin maddi yaralarını sarmak kolaydır. Asıl olan manevi yaralarına merhem olmaktır. Bu konuda konuşacak hocalarımızdan bir ricamız olacaktır. Bu konuda bir söz söyleyeceksek bin düşünelim. İlahi adalete gölge düşürecek, insanın sorumluluklarını yok sayacak, deprem şehitlerini itham edecek söylemlerden kaçınalım, risaleti rivayete feda edecek zayıf ve uydurma haberlerden uzak duralım. Hep beraber depremin manevi yaralarını nasıl saracağımızı öğrenmek için oturup ders çalışalım. Depremden sonra ilmihallerimizi yeniden gözden geçirelim. Artık binaya girmenin adabından önce bina yapmanın farzlarını konuşalım. Şehre girme duasından önce şehirler kurulurken işlenen haramları açıkça zikredelim.

BU TÜR MUSİBETLER BİRER İLAHÎ AFET DEĞİL, BİRER İLAHÎ AYETTİR

İlahî vahyi bir bütün olarak ele aldığımızda, insanı, vahyi ve kâinatı birlikte ele aldığımızda görürüz ki, her şeyden önce bu tür musibetler birer İlahî afet değil, birer İlahî ayettir. Bu büyük ayetleri ibareler üzerinden değil, ibretler üzerinden okumalıyız. Evreni, kâinatı, fizik âlemini bilmeyen bir kardeşimiz, depremin metafiziği üzerinde konuşmaya cüret etmemelidir. Ülkemizin yarınlarını inşa eden öğretmenlerimiz, bu büyük musibet umulmadık müfredatlar koydu önümüze. Acılarla yoğrulan coğrafyada yavrularımızın her birinin dimağına ve gönüllerine yeniden umut inşa etmek, sizlerin vazifesidir. Bugün, her birimizin birer umut muallimleri olması gerekiyor. Bugün, okulun yalnızca dört duvar arasında kırkar dakikalık fasılalarla koridorlara hapsedilemeyeceğini göstermek için hayatın kendisini okula, eğitime çevirecek metotlar bulmamız gerekiyor. Gün, her zamankinden daha çok çalışma, üretme ve fark etme günüdür.

Ülkemizin din gönüllüleri, emekli bir mesai arkadaşınız olarak size sesleniyorum: Bugün sizlere daha büyük görevler düşüyor. Bugün ezanınızın ulaştığı her kulağa kalbinizle de dokunma zamanıdır. Mihrap, Peygamberimizin, Muhammed Mustafa’nın makamıdır; o da âlemlere rahmettir. Âlemde ne varsa ondan sorumlusunuz. Madem onun makamındasınız bugün, o makamın hakkını verme zamanıdır, kadınlara hürmetkâr, çocuklara merhametli olma zamandır. Sokağı da ihmal etmeme vaktidir; solan çiçeği, üşüyen kediyi…

BUNDAN SONRA SONRAKİLERE İBRET OLACAĞIZ İŞ BAŞA DÜŞTÜ

Son olarak bir hususu ifade ederek sözlerimi bitirmek istiyorum.

Bu dünyaya kalmaya gelmediğimizi, buranın göçebesi olduğumuzu hatırlama vaktidir. Âlemlere rahmet Peygamberimizin (asm) kısaca dinlendiği, bir “ağaç gölgesi” saydığı bu dünyanın hakikatini anlama vaktidir. Benim ve dünyanın misali, bir ağaç gölgesinde kısa bir süre dinlenen bir yolcunun misali gibidir. Yolcu yolunda gerek; yolda kalmayalım artık, yol olalım, yol alalım kardeşlerim.

Yaşamak, acımaya razı olmaktır. Can taşımak acıtır. İşte tam buradayız. Bu ana kadar bizden öncekilerden ibret aldık. Bundan sonra sonrakilere ibret olacağız. İş başa düştü. Hayatın beklenmedik acıları, önlenemeyen kırıklıkları, aramızdaki yabancılıkları eritmek için, ötekileştirmeleri sonlandırmak için, bencillikleri onarmak için, uzaklıkları yakın etmek için eşsiz bir fırsattır. Bunca acının içinde güzel olanı, birbirimizin nefesiyle nefeslenmemiz, birbirimize bahşedilen canla ferahlanmamızdır. Maddi yıkımın getirdiği bu manevi onarım önemli… Betonların devrilmesiyle ayağa kalkan kardeşliği görmek önemli. Canlarımızın kaybıyla birbirimize can olmamız, birbirimizin sevinciyle sevinmemiz önemli.

Tekrar rahmet-i Rahmân’a kavuşan her kardeşimize rahmet diliyorum. Aziz Milletimize sabr-ı cemil niyaz ediyorum.

Rahmân ve Rahîm olan Allah;

Aziz Milletimizden hıfz u inayetini esirgemesin,

İmdat, diyen her canımıza ulaşmayı nasib eylesin,

Yaraları sarmak için milletçe seferber olmayı lütfeylesin.

Yardımcı kuvvetlerimizi Rûhu’l-Kuds ile teyit eylesin."



Depremzede “naz” makamındadır. 
          Alişan Hayırlı 

Bu söz Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez hocamıza ait… Bir depremzedenin içinde bulunduğu haleti ruhiye bu kadar mı veciz bir şekilde anlatılır. 
Ne demektir “naz”?
Yani depremzede artık nazlı bir makama yükselmiştir. Dün sağlıklı, huzurlu, mutlu, iş güç sahibi, hali vakti yerinde iken bir gecede, birkaç saniyede düştü, mağdur oldu, yakınlarını, evini, işini, ruh sağlığını kaybetti. Bu insanoğlunun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir. 
Cenazesine bile taziye veremedi, belki kefensiz defnetti, kimse kimseye başsağlığı bile dileyemedi, hayatı boyunca biriktirdiği maddi manevi her şeyini kaybetti. 
Can yakıcı bir travma! 
Yoksul değil mağdur!
“Yardım” edilmez, ona karşı borç ödenir. 
Deprem bölgesi dışındaki herkes “görevlidir” artık… 
Onun nazına, küsmesine, kaprisine katlanacaksınız. Çünkü enkaz altında kalmaktan kurtulsa da ruhen halen enkaz altındadır. Şöyle düşünün, enkaz altındaki bir depremzedeyi kurtarmak için nasıl canla başla çalışırsınız değil mi? İşte ruhen enkaz altında kalanlara da öyle davranacaksınız. 
Bugün 13 milyon insan köylere, ilçelere ve başka şehirlere zorunlu göç etti. Çocuğuna, annesine babasına, kardeşine, akrabasına, tanıdıklarına ya da hiç tanımadıklarına misafir oldu. 
O nazlı bir emanettir size artık. Onun nazı sizin için bir imtihandır. Ona of bile denmez. Kaşlar çatılmaz. Surat asılmaz. Varınızı yoğunuzu ona sunacaksınız. Bunu yardım adı altında değil görev şuuruyla yapacaksınız. Onu minnet altına sokmayacaksınız. “Sana sahip çıktım” demeyeceksiniz. Her şeyinizi bölüşeceksiniz. Ona kızarsanız Allah’a kızmış olursunuz. 
Çünkü o nazlı bir depremzededir. Gönlü kırıktır. İçi yanmıştır. Geleceği belirsizdir. Gözü yaşlıdır. Ruhen çökmüştür. Yarı ölüdür. Mazisi ve hayalleri yok olmuştur. Bu yüzden ondan sadır olacak her türlü nazlı davranışları sevap niyetine öpüp başınıza koyacaksınız. 
Çünkü unutmayın ki, sizler de potansiyel bir depremzedesiniz. Bugün onun başına yarın sizin başınıza (İnşallah gelmez) 
Şöyle düşünün, nazlı bir yâriniz var ve bir gün ona kavuşmuşsunuz. İşte o nazlı yâr gibi onu kucaklayacak, bağrınıza basacak, müşfik kollarınızla sarıp sarmalayacak, başınıza taç yapacaksınız. 
Hülasa; insan olmak böyle bir şey…

Alişan Hayırlı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...