Ana içeriğe atla

Malatya'nın 50 Yıllık Sahafı Muharrem Amca

İstanbul Pasajı’nda sözümona eski kitap satan, kendini sahaf olarak niteleyen kitapçı çok. Çok da genellikle soru bankası satan, yeni kitapları sergileyen kitapçılar bunlar. İstanbul Pasajı’nda, şimdilerde kimileri sahaflar çarşısı da diyor, bir tek Akademi Kitap var sahaf özelliği taşıyabilen. Yeni kitapların yanı sıra eski kitapları da bulundurabilen. Kitaptan anlayan, sürekli kitap okuyan Akademi Kitap’ın sahibi Muharrem Keçeci. Her gidişimde Muharrem Keçeci’yi, kitapların içine gömülmüş, kitap okur görüyorum. Elli yıldır kitapçı olmasının yanı sıra, çocukluğundan beri okuma aşkıyla yaşayan bir insan. 1928 yılında Malatya’nın Uçbağlar Mahallesi’nin Sivas Caddesi’ndeki evlerinde, anasının söyleyişiyle “dut yarpahları pisik kulağı kadar olunca” doğmuş. En iyisi Muharrem Keçeci’nin ağzından dinleyelim Malatya’nın elli yıllık sahafını:


Sivas Caddesi, çocukluğumda ekin tarlasıydı. Buralarda tek katlı, kerpiç damlar vardı.

Zenginlerin evleri, yine kerpiçtendi; ama iki katlıydı. Evler, iki katlı da olsa çatısızdı, damdı. Deli Gaffar, Kel Oso, Kuyumcu Akşit komşularımızdı. Tekke Cami’nin oradan kanal akardı. Şimdiki Sinema Caddesi ile Sivas Caddesi’ni birleştiren Hüseyinbey Köprüsü vardı. Kanalın akarına Kırçuvallar, değirmen kurmuştu. Yalnız, çarşıdan gelirken Hüseyinbey Köprüsü’ne yaklaşınca çok dik bir yokuşla karşılaşır, o yokuşu nefes nefese çıkardık.

Çocukluğumda erkek çocuklar da zıbın (fistan, entari) giyerdi. Çoğumuzun ayakları çıplaktı. Zenginlerin ayağında yemeni vardı. Çok yoksuldu insanlar. Ekmek, karneyle verilirdi. (Cebinden cüzdanını çıkarıyor. Cüzdanından sarı, küçük bir kâğıt çıkarıyor. Kâğıdın üzerinde, Malatya Valiliği 1959 yılı, Tevzi Fişi, sayı 10 ve sayı 22, yazıyor. Fişin fotoğrafını çekip kendisine veriyorum.) Bu fişe karşılık bir ekmek veriliyordu. Yarım ekmeklik fişler de vardı. Paranız da olsa karnenizdeki hakkınızdan fazla ekmek alamazdınız.

Ekmek karneyle ve karaborsada

Hiç unutmam, kardeşim çok acıkmıştı, ağlıyordu. Fırıncıdan ekmek istedi babam. Fırıncı, yok, dedi. Kardeşimin ağlamasına fırında o an bulunan Arapgirli Fahri Oral’ın babası, çocuğu ağlatmayın, parasını vereyim, dedi. Fırıncı, yine kabul etmedi. O iyi insan, cebinden kendi karnesini çıkarıp kardeşime fırından ekmek almıştı. Karneli ekmekle doymazdık. Asker somunu alrdık gizlice. Asker, gizlice kendi tayınını satardı, biz de gizlice asker somunu alırdık. Asker somunu pahalıydı; ama daha güzeldi. Bir kez de gizlice Arguvan’a gidip un alıp geldik. Un almak da gizlice yapılıyordu.
Dört kardeştik. Babam, elbiseciydi. Eski elbise alır satardı. Tarlamız yoktu. Ben, ayakkabı yapımında ve satımında çalışırdım. Gazi İlkokulu’nda, ilkokulu okudum. Ne yazık ki ortaokulu okuyamadım. Büyük kardeş olarak çalıştım, küçük kardeşlerimi okuttum. Okullara içim yanarak bakardım. Okuyanlara imrenirdim. Birinci Dünya Savaşı’nın etkileri, derken İkinci Dünya Savaşı’nın tüm dünyayı olduğu gibi bizi de iyice yoksullaştırması, kardeşlerimin mum ışığında ders çalışması… Kardeşlerimden biri İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Ankara’da savcıydı kardeşim. Böbrek yetmezliğinden 42 yaşında öldü.
Okumaya Hazreti Ali’nin Cenkleri’yle başladım. Kan Kalesi’ni okuduğum gece, rüyamda sabaha kadar savaştım. Çok etkilenmiştim. Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber, Yanık Ömer ilk okuduklarımdı. Bu kitaplar, bana okumayı sevdirdi. Sonra Karacaoğlan, Yunus Emre gibi halk ozanlarını okudum. Şimdi yine tasavvufa döndüm. Bu sıralar, yine tasavvuf şiirleri okuyorum. Biyografileri okumayı severim, onlardan ibret alırım. Abartılı olduğu halde, yaşamöyküsü anlatılan kahraman gibi olmak isterim.
1938 yılında altın varak süslemeli, el yazması, eski, çok kıymetli bir kitap denk geldi. Dört haftalık ekmek param olan bir liraya o kitabı satın aldım. Çok sıkıntı çektikse de İkinci Dünya Savaşı’nda harbe girmediğimize şükrediyorum. Yapraklı nüfus cüzdanımıza işlenirdi aldığımız gaz, ekmek karnesi ve şeker. Cumhurbaşkanı çocuğu da olsa öğrenci gençler, siyah beyaz grezet denen kumaştan yapılan elbise (forma) giyerdi. Erkek ve kız öğrenciler, sarı şeritli, armalı, siyah şapka giyerdi. Malatya halkı, kasket (şapka)’siz sokağa çıkmazdı. Zenginler, fötr şapka giyerdi. Alışkanlıktı şapkalı yaşam. Halk, şalvar giyerdi. Şimdi şalvar ve şapka giyen çok az.
Şimdiki çocuklar, şanslı. Konuşma özgürlükleri var; hatta çocuklar konuşmaya teşvik ediliyor. Bu çok iyi, şimdiki çocuk eğitimini beğeniyorum. Eskiden beri kitaplara meraklıyım. Çocuklarım, benden de meraklı, çok okurlar.
1946- 1960 yılları arasında önce ayakkabı imalatında çalıştım. Sonra da imalat makinesini sattım.1960 yılında Mecidiye İş Hanı’nda kitapçı dükkânımı açtım. 1963’e kadar Mecidiye İş Hanı’nda çalıştıktan sonra Mecidiye İş Hanı’nın yanması üzerine İstanbul Pasajı’ndaki yerime taşındım. Kırk sekiz yıldır da buradayım. Elli yıldır, çok sevdiğim kitapların arasındayım. Seksen iki yaşımda bile kitapların arasında mutluyum. Her sabah, kitapların arasına gelince, hazine dairesine gelmiş gibi mutlu oluyorum. Kitaplardan hiç zarar görmedim. Her biri bir başka dünya. Yararlı arkadaşlar. Eski para ve pul alım satımı da yapıyorum. Pul koleksiyonu ile dünya devletlerini tanıdım.
Siftah etmediğim günler de oluyor. Herkes kitap satıyor. Ders ve dershane sınav hazırlığı kitapları satılıyor. Diğer kitapları alan yok. İki dükkân kirası ile Bağ- Kur emekli maaşım var. Siftah etmesem de geçiniyorum. Beş kız, bir erkek evlat yetiştirdik eşim Ayhan Hanımla. Ayhan Hanımlar, aslen Sivaslılar. Yıllar önce Malatya’ya yerleşmişler, komşumuzdular. Çocuklarımızın hepsini okuttuk. Çocuklarımızdan üçü, kız tekniği; biri, Adana İşletmeyi; biri de Erzurum İktisatı bitirdi. Biri, Konya Turizmi bitirdikten sonra iki yıl daha okudu. Şimdi tüm çocuklarımız, ev ve iş sahibi oldu. On bir tane de torunumuz var.
Şimdiki aklımla genç olabilseydim, yine kitap işiyle uğraşırdım. Kitap, kültürdür; kültürlü, eğitimli insanlarla karşılaşırsınız kitapların arasındaysanız. Dinlemeyi severim. Kendi düşüncemi, karşımdakine dayatmam. Durumunu anlayarak, kitap önerdiğim, yol gösterdiğin de çok olmuştur. Bazıları da ilmi yutmuş oluyor; onlara da benim önerilerim, çocukça gelebiliyor. Düzeyleri farklı insanlarla karşılaşabiliyorum.
Özellikle bazı yaşlı insanlardan biraz şikâyetçiyim. Kimi zaman biri bir kitap satmış oluyor. Babası ya da dedesi, kitabın satıldığını öğrenerek bana geliyor. Ben polis değilim ki, kitap satmaya geleni sorgulayayım. Kitabı satılmış olana, o kitaptan bulup verseniz dahi, illa kendi kitabını istemekte inat edebiliyor. Sakıncalı kitaplar almamaya çok dikkat ediyorum. Kimi çocuklar, kütüphanenin kaşeli kitabını bile satmaya kalkışabiliyor. Eski el yazması kitaplar da geliyor. Değerini öğrendikten sonra, kitabı satmaktan vazgeçiyorlar.
Bu pasajdaki kitapçı çocuklar, işsizlikten dolayı kitap satıyorlar. Onlar, kitapların farkında bile değiller. Kitabı, odun satar gibi satıyorlar. Bu pasajda kahvehane çok; bayanlar rahat gelemiyor, rahatlıkla kitapları inceleyerek alamıyorlar. Bu pasajda sadece kitapçılar olsa, daha iyi olurdu. Sanat sokağı haline getirilebilir; kitap, müzik, heykel, resim, fotoğraf, seramik sergilenebilir.
Turgut Özal, bizim mahallenin çocuğuydu. Bizim bir alt sokakta oturuyorlardı. Çok zeki, iyi, efendi biri olduğunu söylerdi mahalleli. Recai Kutan da bizim komşularımızdandır. Benim öğrenciliğimde Recai Kutan’ın babası İsmail Kutan, Gazi İlkokulu’nun müdürüydü. Recai Kutan da çok zeki ve efendi biriydi. Eski belediye başkanlarımızdan Mehmet Yaşar Çerçi de sağ olsun, birkaç kez dükkânıma gelerek hatırımı sormuştu. Ben tanımıyorum o zamanlar tabi, sonra Av. Hüseyin Cemal Akın, kendisi anlattı. Öğrenciyken gelir, benden kitap alırmış. 2. Ordu Malatya’ya ilk geldiğinde Behçet Paşa, her cumartesi dükkânıma gelirdi. Behçet Paşa, eski para ve pul meraklısıydı.

Hep ıstırap, hep ıstırap

Kardeşimin genç yaşta ölümü, yaşadığım en acı durumdu. Nevzat öldü, haberi yıktı beni.
(Gözleri doldu, dudakları büküldü, yüzündeki damarlar seğirdi. En sevinçli durum neydi, hayatınızdaki en sevindiğiniz olay neydi, soruma o kadar düşündü ki… Bir kaybı varmış da aranırsa bulacakmış gibi kıvrandı. Çocukça boynunu büktü. Yanıt veremediği için özür diledi.) Üzüntülü olay çok oldu da sevinçli olay sanki hiç olmadı. Bir türlü hatırlayamıyorum. Hep ıstırap, hayatımda hep ıstırap yaşadım. Beni etkileyen sevinçli anımı hatırlayamıyorum, dedi.
Ben gidersem, ölürsem, bu kitapların ne olacağını çok düşündüm. Elli yıl, kitapla uğraştım. Kahvehaneye gitmem. Lüzumsuz harcamam. Buraya bir not bırakırım her zaman. Nota bakın, her yan karmakarışık demeyin. Bunun rızkıyla altı çocuğumu okuttum. Arkamdan bana lânet okumayın, ne dağınık adammış, demeyin. Ben öldükten sonra, bu kitapların her birini bir yere vereceklerini, benim kitaplara verdiğim değeri vermeyeceklerini ben de biliyorum. Bir tesellim var: Evdeki çok kıymetli kitaplarıma çocuklarımın değer vereceklerini biliyorum. Bu konuda bir anım geldi aklıma, size onu anlatayım:
Yıllar önceydi, Mehmet Çırpıcı adında bir emniyet amiri tanırdım. Mehmet Çırpıcı, kitap da ciltlerdi. Onun ciltlediği kitabı, nerede olsa tanırdım; kendine özgü örgü şeklinde kitap cildi yapardı. Bir gün, küçük çocuklar bana kitap satmaya geldiler. Kitapların ciltlenme şeklinden kime ait olduğunu tahmin ettim. Kitapları aldıkları yeri çocuklardan öğrenip oraya gittim. Mehmet Çırpıcı ölünce, Çırpıcı’nın özenle biriktirdiği, ciltlediği kitaplarını, eskiciye vermiş oğlu. Çuvallarla kitapları, kilosu üç kuruştan satışa çıkarmış eskici. Oysa o kişi, varını yoğunu o kitaplara yatırmıştı, gözü gibi korumuştu kitaplarını.


Evi deli damına çevirdin çağam

Çıraklık yaparken, haftalığımı kitaba verirdim. Anam, oğlum, evi deli damına çevirdin; her yanda senin kitapların var, derdi. Gözden uzak yerleri seçerdim, anam sitem etmesin diye: Buğday ambarına, pestil tenekesine saklardım kitaplarımı. Evlendikten sonra da hanım, yine mi kitap getirdin, demeye başladı. İşte böyle, kitaplarla seksen iki yıllık ömür geçti.
Dünyaya geldik, dünyada yaşadık ve gidiyoruz dünyadan. Arkamdan iyi adamdı, yararlı adamdı desinler. Allah’tan temennim bu. Hayatta beni sevmeyenler de olabilir; ama yüzde doksanı beni seviyor diye düşünüyorum. Bana karşı olan, düşman demeye dilim varmıyor, hemen hemen yoktur. Hiç rastlamadım. Kimselerle takışmadım.
Bir kez bir doktor geldi. Benden kitap alırmış öğrenciliğinde. Bana kendi kitabını armağan etti. Bir defa da biri bana borcunu ödemeye geldiğini söyledi. Çarmuzu’da otururlarmış. Yirmi beş kuruş simit parasını, dolmuşa verirse aç kalırmış. Okula da geç kalırsa, geç kalanları okula almazlarmış. Soğukta donarmış. Benim dükkânıma gelir, beş kuruşa kitap okurmuş. Ben müşterilerle ilgilenirken o, sobaya benim kitaplarımı atarmış. Şimdi Burdur’da bir bankanın müdürüyüm. Senin kitaplarını yakarak ısınmıştım. Çok kitabını yaktım. Hep rüyalarıma giriyor. Yaktığım kitaplarının parasını ödemek istiyorum, diye ısrar etti.
Biz Sahaf Muharrem Keçeci’yle konuşurken de Akademi Kitap’ın kapısından kafasını uzatan bir bey: Çocukluğumda sizden çok kitap alarak okurdum. Kitap okumayı, sizden aldığım Tomiks, Teksaslarla sevdim; hâlâ kitap okuyorum, dedi. O anda Muharrem Keçe’nin gözleri ışıldadı. Hiç sevinçli olay yaşamadım ki, diyordu ya… Onun en mutlu anı, bu andı. Sanatçıların armağanı alkışsa, elli yıllık Sahaf Muharrem Keçeci’nin sanatçı mutluluğu da okurların övgüsü, teşekkürüydü. Dünyaya yeniden gelebilseydim, yine kitaplarla dolu bir dünyada yaşamak isterdim, diyor.


Sultan Kılıç


En sevinçli durumu sorulduğu zaman düşünmesi, bana yıllar önce bir sohbetimizde sarfettiği şu sözünü hatırlattı:

- Ahmedim, Allah o kadar çok şey verdi ki bana, ondan birşey istemeye utanırım. 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EBU’L- ATÂHİYE ŞİİRİ

Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden.   Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onun benim için baki kalmasından umudumu kestim. Umutsuzluğun soğukluğunu bağrımda hissettim ve artık konup göçmekten de kurtuldum, rahata erdim. *** Uzun ayrılığın, özlemin zayıflattığı hüzünlü ve özlem içindeki kalbin sahibi,   Evimin kadınına özlemim arttı.  Acaba bizim kavuşmamız mümkün mü?  Gerdanlık ve kolyelilerden (kadınlardan) benim nasibim odur. Onunla yetindim. Allah tez elden beni seninle bir araya getirsin, beni bağlarımdan çözsün. *** Bana kabalık yapan kimse yüzünden mi kaba davrandın?  Onun için mi benden başkasıyla ilgilendin?  Bana sürekli destek verdin, onun için ben bütün istek ve arzuları görüyorum.  Sonunda zaman benim aleyhime değişince, sen de zamanla birlikte döndün. *** Seni defnedip sonra mezarının toprağını ellerimden silkelemek üzüntü olarak yeter…  Sağlığında benim için baz...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2023 - MART 2022

" Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı, Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı." William Blake  MART 2023 Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz. * Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. * Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya'ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski'ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim. -Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek... * İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır. * Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz “Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz * göz ardı edilmemesi gerekir gizli...

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2026 - NİSAN 2023

Kapılarını yıllardır çalmadığım Eski dost evleri gibi Eski şiirlerim Kitaplarda Bekler beni… Girip dinlendiğim olur İçlerinde Bir kahve içimi Çıkıp giderim sonra Buruk bir hüzün Bırakıp geride… Ataol Behramoğlu MART 2026 Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz. * Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. * Bunlar ihtimal hiç okunmayacaktır, Günahkâr ölülerin Fatihaları gibi. * Bir defa ne yazık ki kimse birbirini okumuyor. Okuyanlar eski şiiri okumuyor. Şiir, eski yaygınlığını yitirmiştir.  * Yeni bir kente gideceğim burdan. Ne uğurlayan olacak beni, Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle. * Sadece bir fotoğraf bütün bunları görmemize izin verir. Uzun uzun bakmamıza. Düşünmemize. Kendimizi görmemize. Tanıdığımız insanları görmemize. Kendi çocuklarımızı görmemize. Başka bir yerde, başka birinin hayatını hayal etmemize. * ŞUBAT 2026 elbette seviyorum Seni,  seviyor olmalıyım yani,  ama yaşlandım, unutuyorum,  karıştırıyorum sık sık  Senin...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Yaşamak

Neden diye sormayın hemen. Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz. Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı. Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz. Sıkıntı kollarını göğsümde kavuşturmuş. Soluk alırken, genişleyip daralan kaburgalarım, zamanın boşuna ve nedensiz geçtiğini biliyor. Çoktandır yabancı bir cismin kalbime sürtünmekte olduğunu biliyorum. Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Kederli olduğumda söylenemez zaten. Buna sebepte yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felâket geçirenlerim var. Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok. Hiç beklemiyordum, birden kadın bana çevirdi bakışını. Tanrım ne büyük bir merak içindeydi bu bakış. Durmadan sormaktaydı. Hayattan ne beklediğimi sormaktaydı...Günü birlik yaşama içinde elde edilebilen sayısız imkanlar kaçırmıştı. Bu durumda ona bakmak zordu. Huzurs...

Gülümseyişlerinin, sesinin ve öteki güzelliklerinin anısına tutkun olan kişi

4 Mayıs 1925  Sevgili ve Soylu Aliye,  Bana, geceleri sıkıntıyla ve uykusuzlukla nasıl baş ettiğimi soruyorsun. Bir mum gibi: Öyle ki, sabah olduğunda söndürüyor, ihtiyaç duyduğumda yeniden yakıyorum.  Tersine, dün gece iyi uyudum. Ama ben uykuyu uykusuzluk için seviyorum. Yeniden hazırım. Öyle gözüküyor ki ben, uyumak denen bu rahatı, dışarıdan bir rahatsızlık gibi gözüken o şeye tercih etmeyeceğim. O rahatlık seninle benim ellerimizde ve o rahatlık... bu karanlık gecede, hayaletlerle ve umutsuzlukla uzayıp giden zamanda, ah, şeytan bile telkinini esirgiyor şairden.  Pek çok kez telkin etti; kabul ediyorum. Yıllarca bunu arzuladım ve çok kötü şeyler yaptım: Gerçeklikle bağım koptu, uçtum, ayağım yerden kesildi. Bir kartal gibi dağa kaçtım. Deniz gibi çıplak ve dalgalıydım. Yaradılışın kötü doğası kalbimin kanını eli- me buladı. Kötülüğe iyilikle, iyi davranışla karşılık verdim. Yavaş yavaş bendeki iyi niyeti değiştirdiler. Kolay inanırlığı, rahatlığı, çocuk masumiye...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK ŞUBAT 2022 NİSAN 2021

söyleyebileceğim her şeyi söyledim. O kadar da çok değilmiş. Louis-Ferdinand Céline ŞUBAT 2022 Sizi özleyeceğiz. Kaygılanmayın, başkası çıkar. * Hiç kimse terk etmez ülkesini ta ki ülke yorgun sesiyle Şunları diyene dek sana: Terk et beni. Kaç benden şimdi. Ne hale geldiğimi bilmiyorum şimdi. Fakat biliyorum ki herhangi bir yer benden daha güvenlidir. * "Sayısız günahlarımızı affeden Allâh’ın bir kulu olarak, neden bir suçu bağışlamayayım?" * Kuzugölü vadisinde çiçeklerle sohbet ederken, nerden bilecektim, sessizce derdini kuşlara ve kelebeklere anlattığını… Nerden bilecektim bu ceylan koşulu yiğidin, içinde onulmaz bir yara, tükenmez bir hüznün yer ettiğini… Habis tümörün sincice içine yerleşip sessizce Hasan’ımı kuşattığını…  * Akıllı telefonlarımız ile neredeyse obsesif bir ilişki içinde bulunduğumuzu ifade eden Han, insanların bu cihazlar aracılığıyla gerçek dünyadan bir kopuş yaşadığını ve sanal dünyanın içerisindeki sahte gerçekliğe kitlenip ka...