Ana içeriğe atla

Sanayi Devriminin Toplumun Psikodinamiğine Etkileri Üzerine Notlar

"Sıradan bir sabahtı. Uyandım, çayın altını yaktım, su kaynarken kahvaltı masasını hazırlamaya başladım. Peyniri, zeytini ve çay bardağını tek tek masaya koydum. Tam o anda evde ekmek olmadığının farkına varıp, bakkala gitmek için eşofmanımı giydim. Anahtarı ve buzdolabının üzerindeki bozuk paraları cebime koyup kapı dışına çıktım. Ayağıma teee on altı yaşındayken annemin 'Oğlum büyüme çağındasın seneye de giyersin' diyerek aldığı 45 numara terlikleri geçirerek bayırın aşağısındaki bakkala doğru gitmeye başladım. Bayırdan inerken ayağımdaki terlikler büyük olduğu için parmaklarım asfalta değiyor, asfalt da sıcak olduğundan parmak uçlarım yanıyordu. Ben de reflekssel olarak dizlerimi daha fazla kıvırıyordum. Buraya kadar her şey normal gibiydi, fakat gelin görün ki annem ileri görüşlüydü, annem kurnazdı... Eşofmanı da büyük almıştı. Eşofmanın cebi derin olduğu için dizim cebimdeki para ile anahtara çarpıyor ve 'çüküde çüküde' diye sesler çıkararak bakkala doğru seğirtiyordum. İnce bir insan olduğum için mahallenin gelinlik kızlarına gönderme diye algılanmasın, ayıp olmasın diye elimle para ve anahtarı sabitleyip sesi keserek yürümeye devam ettim. Bakkala geldiğimde ekmeğin kalmadığını ama ekmek arabasının yolda olduğunu, biraz beklersem geleceğini öğrendim. 'Hayhay' deyip bakkalın önündeki bira kasalarına oturarak bekledim.

Beklerken birden onu gördüm. Köşedeki duvarın orda durmuş, bütün alımlılığıyla bana bakıyordu. Bizim gibi mütevazı, binalarının dış cephesi kilim desenli mozaiklerle kaplanarak güzelmiş gibi gösterilen bir mahallede ne arıyordu bu bebek? Kendimi daha fazla tutamadım ve yanına gittim. Evet şu ana kadar mahallemize girmiş en süpersonik arabaydı o ve beni çok etkilemişti. Asil adımlarla yanına yaklaştım ve acaba kaç yapıyor diye ellerimi gözlerimin kenarlarına siper ederek içine baktım. Geniş iç hacmi ve iç mekan tasarımının zarif olduğu kadar rahat da olması beni daha da bi etkiledi. Ben öyle etkilene etkilene arabaya bakarken birden alarmı çaldı. Panik halinde 'çüküde çüküde çüküde' diye ordan kaçtım. Karşıdaki balkondan bi adam çıkıp 'Laan dolaşmayın arabanın etrafında' diye bağırdıktan sonra küfretti. Zarif bir insan evladı olduğum için 'Abi kusura bakma, ben sadece arabanın kadranına bakacaktım' diye özür diledim. Adam 'Umut sen misin lan tırto?' diye beni tanırcasına seslendi. Güneş arkasında olduğu için yüzünü seçemiyordum. 'Evet benim abi, fakat siz?' diye sordum. 'Yakup lan, Yakup! Tanımadın mı? Dur bekle, aşağıya geliyorum' dedi.

Yakup'la çocukluk arkadaşıydık, annem sürekli Yakup'u bana 'ateş gibi çocuk, mateş gibi çocuk' diye överdi. 'Her gün bulgur yiye yiye, yemeden içmeden Zeytinburnu'nda ev yaptırdı ailesi' diye örnek gösterirdi Yakupgil'i. Ama bütün bunlara rağmen Yakup bana karşı hep saygılıydı. Küçükken o Pinokyo bisikletiyle gezmekten yorulduğunda bisikletini bayırdan binmeden çıkarmama izin verir, hatta evlerine kadar götürmeme de müsaade ederdi. İyi çocuktu Yakup. Aynı mahallede oturmamıza rağmen yıllardır görüşmemiştik. İndi aşağı, konuştuk. Başladı arabasının özelliklerini anlatmaya. Dur durak bilmiyordu, anlattıkça anlattı. İnceden uyuz oldum Yakup'a. 'İstersen bir tur vereyim. Ha ha ha!' deyince iyice tepem attı. Neyse ki o anda ekmek arabası geldi. Tam bakkala girerken 'Ne var oğlum, ben de Bora Sürücü Kursu'na yazıldım' diye laf soktum.

Ekmeğimi alıp sinir içinde eve döndüm. Dolaptan reçeli çıkarıp, kaynaya kaynaya suyu bitmiş çaydanlığa tekrar su koyarak altını yaktım. Yakup'u, arabasını, onun zenginliğini ve benim şu halimi bir müddet düşündüm, sonra annemin 'Bulgur yiye yiye ev yaptılar' sözü aklıma geldi. Koşup kalem kağıt aldım, hemen iki yıllık bir kalkınma planı hazırladım kendime. Bu plana göre evdeki gereksiz eşyaları elden çıkarıp paraya çevirecek, kenarda köşede duran paraları da değerlendirecektim, ayrıca gereksiz harcamalarımı da kesecektim. Evet planımı şu anda, şimdi hayata geçirecektim. Hemen gidip kışlık pantolonlarımın, montumun ceplerine baktım. Kenarda köşede kalmış, astarın içine düşmüş 50 binlikleri, 100 binlikleri toplayıp, koltuğun altına iki gün önce düşmüş olan 250 bin lirayla birleştirip dikiş kutusunda bir fon oluşturdum. Evet planım tıkır tıkır işliyordu. Sonra gözüme masa üzerindeki reçel kasesi ilişti. Reçel benim için gereksiz bir harcamaydı. Hemen kaseyi paketleyip dışarı çıktım. Bu arada aldığım ekmeği yemeyip akşam yiyecek olmam, plana dahil değildi ama ayrı bir kar marjıydı.

Minibüse binip dergiye doğru hareket ettim. Şoför bir müddet sonra 'Evet ücretini uzatmayan kalmasın!' diye aynadan beni keserek seslendi. Cebimde bozuk olmasına rağmen külçe gibi bir 20 milyon çıkardım. 'Arkadaşım bozuğun yok muydu?' dedi şoför. 'Yok abi' dedim. 'Al kardeşim paranı, nerden bozucam ben' dedi. 'Abi bozaydınız' diye usulcasına seslenirken parayı cebime koydum. Bi müddet öyle gerilimli gerilimli gittik, sonra ben utanıp 'E o zaman ben ineyim abi' dedim. 'E in bari!' deyip indirdi beni. Evet Sarıyer'den Maslak'a kadar bedava gelmiştim. Başka bir minibüs çevirdim. Dördüncü Levent mevkiine geldiğimizde şoför bana 'Arkadaşım sen ücretini ödedin mi?' dedi. 'Haa abi dalmışım' deyip bu sefer bir milyon çıkararak 'Şurdan bi Sarıyer alır mısınız?' dedim. 'Ne Sarıyer'i kardeşim, inip ters istikametten bineceksin sen' dedi. 'Öyle mi abi? Ben buranın yabancısıyım da' deyip indim. Planım dahilinde 850 bin lira masrafa girmeden metro istayonuna kadar gelmiştim. Ordan metroya insan gibi binip dergiye geldim.

Dergide Serkan Altuniğne öyle mal gibi oturmuş espri düşünüyordu, merabalaştık. 'Serkancığım, bir arkadaşım Malatya Arguvan yöresinin vişnelerini dalından kopararak yaptığı özel ev yapımı reçel getirdi. Satayım mı sana, hem çocuğa da yardım olur' dedim. 'Abi n'apıyım ben reçeli?' dedi. 'Öyle deme oğlum egzamaya, kolite, bağırsak düğümlenmesine birebir bu reçel. Tee Avrupa'lardan gelip yiyorlar bunu' diye övdüm reçeli. 'Eh bi bakiim' dedi, paketi açıp gösterdim. 'Abi bunun içinde ekmek kırıntıları var yaa!' diye zırladı Serkan. 'Ah be Serkanım, güzel olduğun kadar aptalsın da' dedim ve 'reçele bütün tadı veren o kırıntılar. Ekmek kırıntıları reçelle etkileşiyor ve öyle kıvama geliyor. O kırıntıyı at, bi şeye benzemez bu reçel' deyip ağzına bi parmak reçel sürdüm. Baktım sevdi, 20 milyon fiyat çektim; pazarlık yaptık, 3 milyona anlaştık sattım. Odama gidip plana göz atıp, çeşitli notlar aldım. Plana göre günde 2 milyon 200 bin lira kar yapmam gerekirken ben bugün 3 milyon 850 bin lira artı bir ekmek kar etmiştim.

İlk gün için süper bi oran tutturmanın sevinciyle dolup taştığım anda, evden çıkarken çaydanlığın altını kapatmadığımı fark ettim. Panik içinde hemen bi taksiye atlayıp eve doğru gittim. Taksimetre arttıkça başımdan aşağı soğuk terler boşanıyor, hırsımdan elimdeki plan kağıdını küçük küçük parçalara ayırıyordum. Eve iki yüz metre kadar kala taksimetre 23 milyon 850 bin lirayı, yani cebimdeki bütün parayı gösterdiği anda taksiden indim. Hayırlı işler dileyip eve doğru koşmaya başladım. Eve koşarken Yakup süpersonik arabasıyla yanımdan geçti. Sanki ben de mahallenin küçük çocuklarıyla beraber onun arabasının peşinden koşuyormuşum gibi oldu. Yakup da öyle zannetti ki 'Dori dori dori' diye kornaya basarak daha bi coşarak geçti yanımdan.

Güçbela eve gittiğimde çayın altının kendiliğinden söndüğünü, zira tüpün bittiğini gördüm. Yeni tüp almak için dikiş kutusundaki fona baktım ama sadece 650 bin lira vardı. Sonra Yakup'tan borç istemeye karar verdim. Ne de olsa Yakup iyi çocuktu, bana karşı hep saygılıydı."


Umut Sarıkaya

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...