Ana içeriğe atla

Ağrı Dağı’nda bir Ebru

Akşamüstü barda buluşan kasabanın rahibi, şerifi ve doktoru suçu tartışırlar. En büyük suç hırsızlıktır, der doktor ve devam eder; hırsızlığın en büyük suçu ise cinayettir. Bir insanı öldürerek hayatını çalıyorsunuz, hayallerini, umutlarını yok ediyorsunuz…

Ağrı’nın Diyadin İlçesinin Taşbasamak Köyü’nde yaşayan Ebru, daha taze bir çiçekken soldu gitti. 12 yaşındaki küçük kız, sadece kendi canına kıymadı, bu ülkede hayal kurmanın ne kadar zor bir şey olduğunu hatırlattı bizlere. Küçük bir köyde yaşarken Ağrı Dağı’nın zirvesini aşan hayallerini küçük hikâye kitaplarında buldu. Yazar Mustafa Orakçı’nın “Türkiye’yi Geziyorum” seri kitaplarından birini okuduğu okuldan aldı. Belli ki seri hikâyelerde anlatılan, dünyanın her yerine giden, aklına estikçe sınıfa kurbağa getiren Levent ve tayfasını çok sevmişti. Öğretmenlerinin “Çalmakla” itham ettiği de bu serinin “Levent Pamukkale’de…” kitabıydı. Kısaca Levent ve arkadaşlarıyla yollara koyulmuştu Ebru, düş gezginliğinin en güzelini yaşamak istercesine.

Ebru, bu kitapları okuldan alıp, çalmakla suçlanmıştı. Hem de onun kitap okumasını teşvik edecek öğretmenleri tarafından. “Hırsızlıkla itham edilerek” arkadaşlarına küçük düşürülen Ebru bunu kaldıramadı. Ahırda bulunan yeni doğan kuzuları sevdi, sonra… Hayallerini aşağılayan büyüklerinden intikamını aldı bir şekilde kendi minik varlığını yok ederek. Küçük bir bedenden geriye çalınan umutlar, hayaller kaldı. Belki de bizim geleceğimiz, umutlarımız, hayallerimiz bir kez daha yok edilmek istendi minik Ebru’nun bedeninde.

Ben de Ebru gibi küçük bir köyde büyüdüm. Masallarla… Sonra, imdada kitaplar yetişti. Jules Verne’nin “Denizler Altında 20 Bin Fersah”ında Kaptan Nemo olup, gemim Natilus’le denizin gizemlerini keşfe çıktım. Ya da “Seksen Günde Devr-i Âlem”le balona binerek dünyayı dolaştım. Biraz daha büyünce Küçük Prens oldum, yazar Antoine de Saint-Exupéry hayal dünyasına ortak etti beni. Bir kitabı elime aldığımda yazarı kim olursa olsun kitap ne kadar önemli olursa olsun, beni içine alıp almadığına bakarım. Sayfaların arasında alıp beni saklıyor, başka bir yere götürüyorsa soluksuz okur bırakmam. Ya da gitmez kitap bir türlü o zaman bırakırım. Çok yarım kalan kitap vardır, kıyıda köşede bıraktığım. Çocukluğumdan kalmadır işte. Birkaç yıl önce bir uçak yolculuğunda Küçük Prens’i okuduğumu görerek “Yeni mi okuyorsun” diye hayretle bakan arkadaşıma; Yooo… Birkaç kez okumuşluğum vardır, Küçük Prens olmanın ne zarı var, diye cevap vermiştim. Haa, büyük, kocaman günahlarım arasında param çıkışmadığı için kitap çalmışlığım da vardır. Gururla söyleyeceğim…

Dün, bütün gün ve gece Ebru aklıma geldi. Onunla birlikte hayallerimin, umutlarımın azaldığı hissine kapıldım. Silik fotoğrafına baktım. Hayalleri küçük bir köye sığmayan, düş gezginin kısa hayatında yürüyüp giderken verdiği dersi düşündüm. Ve ardından yaptığımız işin kutsallığına kadar geldi iş. Öyle ya; öğretmenlik kutsal bir meslekti ve dahi sorgulanabilmesi bile mümkün değildi. Ve Haşmet Abi (Babaoğlu) şöyle bir tivit attı yapılan tartışmalar üzerine “ İki hikaye kitabı ne işe yarar bir köyde? Okumaya… Bunu bile düşünemeyen öğretmenin nesi ‘kutsal’ olabilir?

Oldum olası bu kutsal meslek kavramına takığım. “Kutsal gazeteci, kutsal öğretmen, kutsal savcı, hâkim…” Ben hayatımda “kutsallık” atfedilmeyen bir meslek görmedim. Bir şekilde kutsallık kalkanına sarılıyoruz sarılmasına da, işimizi iyi yapıyor muyuz? Asıl mesele bu. Ben üşüyen öğrencisine paltosunu çıkarıp veren öğretmen de gördüm, soruyu bilmediği için kafasını tahtaya vuran öğretmen de. İnsan olmanın, insan kalmanın yapılan meslekle hiçbir ilgisi yok, olamaz da. Hayat bizi küçük sandığımız şeylerle sınar. Küçük bir köyde kendisiyle birlikte hayalleri de ölen Ebru’nun bütün hayalleri ve umutları yanında götürdüğü gibi…


Tuncer Köseoğlu


Ağrı Diyadin'e bağlı Taşbasamak köyünde, 20 Şubat Cuma günü akşam saatlerinde evlerinin ahırında intihar eden 12 yaşındaki Ebru Yalçın'ın ailesi, kızlarının öğretmenleri tarafından kendisine yöneltilen hırsızlık suçlaması yüzünden intihar ettiğini öne sürdü. Aile bu iddiasını bir afiş ve el ilanları haline getirerek, köydekilerle ve ilçedekilerle paylaştı.

Baba Hudeyda Yalçın gazetecilere yaptığı açıklamada, "Kızım intihar ettiği gün, öğretmenlerinin kaybolan kitaplardan kendisini sorumlu tutması nedeniyle hayatına son verdi" dedi. Yalçın olay günü Ebru ile hayvanlara bakmaya ahıra geldiklerini anlatarak, şöyle devam etti:

"Kuzuları ve oğlakları kucağına alarak öptü. Ahırdaki işlere severek, gülerek yardım etti. Yarım saat kadar burada kaldık ve ben eve gittim, o ahırda yalnız kaldı. Kardeşi gelmiş bakmış, kovanın üzerinde oturup düşünüyormuş. Kardeşine 'sen eve git ben geliyorum' demiş. Sonra bekledik, gelmeyince annesi merak etti, ahıra bakmaya gitti. Ahırın kapısını açtığında Ebru'yu tavandan sarkan ipte asılı görmüş. Eve geldi bana haber verdi, ben de koşarak geldim baktım ölmüştü."

'Okulda şiddet görüyordu'

Ailevi hiçbir sorunlarının olmadığını belirten baba Yalçın, "Önce neden böyle yaptığını bilemedik. Sonra arkadaşlarının anlattığına göre, okulda kitap hırsızlığı meselesi olmuş. Öğretmenleri sınıfa girip çocukların içinde kızıma kitapları çalmışsın demişler" ifadelerini kullandı.

Şikâyette bulunduklarını dile getiren baba Yalçın, kızının okulda şiddet gördüğünü, dışlandığını ve ölüme sebebiyet verenin öğretmen olduğunu ileri sürdü.

Ebru'nun yakın arkadaşı olan Yaprak Yalçın ise öğretmenlerinin okulda kaybolan iki hiâaye kitabından Ebru'yu sorumlu tuttuklarını, fakat Ebru'nun böyle bir şey yapacağına inanmadığını söyledi.

'Hırsızlıkla suçlandı'

Ağabey Şenol Yalçın ise kardeşinin yoğun baskı nedeniyle intihar ettiğini iddia ederek, öğretmenlerin kardeşini kitapları "sen çalmışsın" diye suçladıklarını iddia etti.

Kardeşini "Babanı jandarmaya vereceğiz, seni disipline verip okuldan attıracağız" diyerek tehdit ettiklerini öne süren Yalçın, "Kardeşim de gururuna yedirememiş ve hiç kimseye demeden gelmiş intihar etmiş. Haberimiz yoktu. Cenaze töreninde sınıf arkadaşları anlattı. Biz de şikâyetçi olduk, dilekçe verdik. Yetkililerin bu duruma müdahale etmelerini istiyoruz" şeklinde konuştu.

Soruşturma başlatıldı

Olaya adı karışan üç öğretmen hakkında soruşturma açılınca görev yerleri değiştirildi. Diyadin Kaymakamı Hasan Çiçek de olay hakkında adli tahkikata başlandığını vurguladı ve şunları söyledi:

"Ailesiyle yapılan görüşmede, kızları Ebru Yalçın'ın saat 17.00 sıralarında ahırda intihar etmiş vaziyette bulunduğu beyan edilmiştir. Olayın vuku bulduğu günde, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan araştırmada Ebru Yalçın'ın okuduğu Taşbasamak Ortaokulu'nda 20 Şubat Cuma günü bir kitap hırsızlığı olayının meydana geldiği, hırsızlığa konu kitapların Ebru Yalçın'ın çantasında bulunduğu, konu ile ilgili öğretmenlerin çocuğa karşı tavır ve davranışlarının maktulü intihara sürüklediği iddiaları ile ilgili adli tahkikat devam etmekte olup, Diyadin Kaymakamlığı'nca Valilik makamından konu ile ilgili inceleme yapmak üzere müfettiş talep edilmiş ve konu ile ilgili idari soruşturma müfettişlerce yürütülmektedir."


Kaynak: AA ve DHA

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2023 - MART 2022

MART 2023 Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz. * Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. * Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya'ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski'ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim. -Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek... * İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır. * Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz “Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz * göz ardı edilmemesi gerekir gizlice yapılan kötülüğün de  kesilen ağaç sanırsınız ki kârlı kereste kader, âşık olacağınız kişiyle karşılaşmak demektir  hastalı...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...