Ana içeriğe atla

Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.

Haiku, ölüm karşısında içinde şakacıdır: Onun neşesi, bütün ağırlığıyla ölümle birlikte duyulan yaşamın neşesidir. Çiyoni'nin "benim küçük yusufçuk avcım" diyerek ölmüş oğluyla ilgili yaptığı şakadır bu. Bu anlamda, Başo'nun, ölüm-döşeği haikusunu şöyle de anlayabiliriz: Her haikun, onu yazdıktan hemen sonra ölecek durumdaysan -ölmeyi düşünüyor, ya da öleceğini biliyorsan-jiseindir. Yani, her haiku, zaten, şakacılığında, ölüm taşır.

Şimdi anlıyorum: Rilke'nin yukarıda verdiğim mezartaşı yazıtı, tabii ki, jiseisiydi-kan kanseri olduğunu ve öleceğini öğrendikten sonra, mezartaşına yazılsın diye, yazdığı... (Gene ayraç içinde şunu da belirteyim: bu jisei, kendi yazanına yönelik, bir 'seslenme'li haiku, aynı zamanda-

-kendi mezarının üstündeki taşa yazılacağı için de, 'iltifat' ettiği 'evsahibi' kendisi olacak-bkz Dizin...)

Bu kadar sözünü ettikten sonra, şimdi de sıra, bir saplama yaparak, 'yaşama veda' anlamına gelen jisei'ye örnek vermeye geliyor:- 
YH'ın derlemesinde 40 kadar Zen keşişinin Çince şiir biçiminde ve 320 haijinin Japonca haiku biçiminde yazdıkları, 'ölüm döşeği' metinleri yer alıyor.

Bu 'ölüm metinleri'yle ilgili belirtilmesi gereken, gene önemli bir kavram olan 'son şiir' (zekku)dan farkları: jisei, rastlantıyla, ölmeden önce yazılmış son haiku değil; ölmekte olma bilinciyle ölüm karşısında yazılmış, ölme-haikusudur. Jiseinin önemi, ömürboyu haikuyla uğraşmış haijinin, bütün deneyimini ve ustalığını toplayarak, kendi ölümü karşısında/konusunda söyleyeceği haikuyu söylemesin- de...

Böylece de, kendini yazanın ölümünü konu edinmekle, jisei, yazılmış olmasıyla, ölümle ilgili son bir şaka yapar.
...



1692

Uzun aradan sonra Edo'ya dönmüş olan Başo'yu düşkırıklığı beklemektedir: şehir hızlı bir 'modernleşme' değişimi içindedir-Zeze'deki bir öğrencisine yazdığı bir mektupta şöyle diyor:-

Bu kentin heryerinde, insanların, ödül kazanmak için şiir yazdığını görüyorum; böylece de, yarışma yargıçlarına bol bol iş düşüyor. Ne tür şiirler yazdıklarını tahmin edebilirsin. Bunlar konusunda ne desem, sert sözlere varacağından, söylediklerini işitmezlikten, yazdıklarını görmezlikten geliyorum.

Haikai 'moda gösteriş, ve, herhalde, satış konusu olmuştur. Başo bu durumdan hoşlanmaz öyle ki, Bahar'da kiraz seyretmeye bile gitmez:-

Kiraz baharlarıyla ünlü yerler, an-şan peşinde; bağırıp çağırmaktan, gürültü etmekten başka birşey bilmeyenlerle doludur.

Haikaiyi tümüyle bırakmayı bile düşünür-Mart sonu ya da Nisan başı, bir haibununda şöyle yazar:-

FUGA YOLUNU TERKEDİP ŞİİR YAZMAMAĞA ÇALIŞTIM AMA, HER SEFERİNDE, BİR ŞİİRSEL UYARI YÜREĞİMİ ÇELDİ, KAFAMDA BİR DÜŞÜNCE PIRILDADI. BÖYLEDİR FUGA'NIN BAŞTANÇIKARICI BÜYÜSÜ

Artık yalnızca çok dar bir izleyici çevresi içine çıkmağa başlar. Bu küçük çevre, onun için, Fukagawa'daki ilk kulübesinin yakınlarında, yeni bir kulübe yaptırmıştır; 'eski' Muz ağacı da yokluğunda korunmuştur; bahçeye dikilir-Başo üçüncü 'Başo' kulübesine yerleşir.


1694

Başo yola çıkmağa niyetlenmektedir: hem, doğumyerine bir kez daha uğramak bunun son kez olacağını bilmektedir: sıladaki bir dostuna, 13 Şubat'ta şöyle yazar:-

Sonumun geldiğini hissediyorum

-; hem de, hiç görmediği 'Batı'nın Ucu'na gitmek... Nisan'da çıkmak ister, ama sağlık durumu yolculuğu sürekli ertelemek zorunda bırakır onu.

Bu arada yakın izleyici ve dost çevresi içinde etkinliğini sürdürür—bunlardan sonuncusunda (Mayıs sonu) üslubunun temel ilkesi karumi'yle ilgili, şu açıklamayı yapar:-

Bu günlerde tutturmağa çalıştığım üslup, hem biçim hem dize bağlantılarında, hafif bir üslup; öyle ki, kumlu yatağında akan sığ bir dere seyrediliyormuş gibi bir izlenim versin.

Ancak 3 Haziran'da yola çıkabilir-o da, bir 'tahtırevan'-'sedye'yle taşınarak...

Yolda, sağlığının biraz düzeldiği günlerde, öğrencileriyle buluşur.— Kulübesini Jutei'ye bırakmıştır onun öldüğünün haberini Temmuz sonunda alacaktır.

Yaz içinde, bir süre, Otsu ve Zeze'de, öğrencileriyle buluşur, Mumyo kulübesinde bir süre kalır, Kyoto'ya uğrar, Ueno'ya gider—sonra yeniden yola düşer... 

Osaka'ya dek gidebilir. Bu kez başağrıları, ateş ve titremeler, durdurur onu: 26 Kasım'da, artık, anlamıştır: yemek yemeyi keser, yıkanır, tütsü yakılmasını ister-ağabeyine bir mektup yazarak, ondan önce gittiği için özür diler.

28 Kasım günü de çoğunlukla uyur; ama öğlen, birara, uyanır- öğrencilerinin sopalarla sinek avlamaları hoşuna gider, neşelenir...


***

188.

Sayılmayan 
biriyim diye düşünme 
ruh-bayramında

MU bir başlık veriyor:-

HEMŞİRE JUTEI'NIN ÖLÜM HABERI ÜZERİNE

ama kaynak belirtmiyor. "Hemşire" (Ing. nun) olması, Jutei'nin bir manastıra kapanmış bir kadın keşiş olması anlamında. 
tamamatsuri, lunar takvimle Yedinci Ay'ın Onüçü'nde (1694'de, 2 Eylül'de) başlayan ve dört gün süren bir Budist bayram: Bu günlerde her aile, kendi mezarlığını ziyaret eder ve, ruhları oraya gelerek yaşayanların durumlarıyla ilgilenen ölmüşlerini, anarmış. Başo da, Ueno'da, Matsuo ailesinin türbesinde törene katılmış ama Jutei 'resmen' karısı olmadığı için, onun adı türbede yazılı değil..

Haikuyu Jutei'ye bir seslenme olduğu kadar, Başo'nun kendi kendisine söylediği bir söz olarak da okuyabiliriz: 'Daha sayılmadın; ama, bekle hele; sen de sayılacaksın...'


195

ŞOŞİ

kono miçi ya
yuku hito naşi ni
aki no kure

DÜŞÜNCEM

Bu yolu işte 
yürüyen kimse yok 
güz akşamında

Osaka yakınlarındaki bir Çay Evi'nde (lokantada?) (MU: 13 Ekim), yazılmış-anlam açık: kimse yok, hiç... Kr şöyle diyor:-

"İlk bakışta hiçbirşey söylemeyen bir haiku. Bir yol görünüyor; bununla ilgili de deniyor ki, "üstünde kimse yok". Pekâlâ, demek kimse yok, diyesi geliyor kişinin; iş de burada bitecek. Ama iş ilkin o noktada başlıyor; haiku, orada somutlaşıyor: çünkü yolu önünde gören ve "bu yola kimse çıkmıyor" diyen kişi, o yola çıkmış olan kişidir; bunu 'kimsenin yolu' olarak tanıyan Ben, aynı zamanda bilir ki, bu, Ben'in yoludur; bir tek Ben'im olan bu yol, Güz içinde, Akşam'a yürünen Yol'dur..."

"Yol" (ya da 'patika'; yani, 'izlenen yol'-'yol-iz-) anlamına gelen miçi, klasik Çince'de tao diye okunan ideogramla yazılıyor: en geniş anlamıyla 'yaşam yolu', dinsel anlamda da 'izlenmesi gereken yol'. (İslam'da da "tarikat", "izlenen yol' (tarik) sözcüğünden türemiştir.)

'Akşam' ile 'gece' arasındaki zamansal / anlamsal farkı Japonca nasıl belirliyor, bilemiyorum; ama, buradaki, Türkçe'de, 'gece'ye daha yakın sanki-MU, "akşam çöküşü" deyimini yeğliyor; başlığı da

HİSSETTİĞİMİ DİLEGETİRİRKEN

diye veriyor.

ya burada da "işte "ye yakın düşüyor; RA da bunun güçlü bir vurgu oluşturduğuna dikkat çekiyor:-

İşte bu yol ya! 
Ah bu yol işte!

Başlığıyla birlikte 'hissettiklerini düşününce', Başo'nun, bütün izleyicilerine karşın, kendi anlayışına Yol'una - katılan onu paylaşan, izleyen "kimse" bulamamasından; ya da bunun zaten olanaksız olduğunu düşünmesinden, hüzünlendiğini düşünebiliriz. Nükte, gece vakti kim yola çıkar ki...' gibi bir anlamda olsa gerek.


***

199.

Güz derinleşir 
komşu da ne yapar 
tek başına ki?

aki fukaki
tonari wa nani wo
suru hito zo

Başo 16 Kasım'da Şikaku'nun evinde yapılacak bir haikai toplantısına davet edilir; ama, kendini iyi hissetmediği için, katılamaz; bu hokkuyu yazıp, gönderir-"komşu", şiir toplantısındakilere göre, kendisi; ama, toplantıda bulunmadığı için, oradakiler onun halini-hatırını soruyorlar...

Haikuyu sona erdiren zo, "ki"den çok daha güçlü bir vurgu. Bir yorumcu (Watsuji: MU) şöyle demiş:-

Bu şiirde birşey bana ölümü düşündürtüyor.

RA Başo'nun bunu (bkz aşağıdaki jisei) ölüm döşeğinde, ölmeden bir- kaç gün önce yazdığını söylüyor; UB'ya göre de, ölümünden onbeş günden az bir süre önce...



200.

Jisei

Yolda hasta düşer 
düş de uçuşup gider 
çorak kırlarda

tabi ni yande 
yume wa kareno wo 
kake meguru

Baso'nun, Osaka'da, Sono-Jo'nun evinde, sindirim sisteminde beliren, bugün dizanteri olduğu tahmin edilen bir hastalık sonucu (bir aktarıma göre de en sevdiği yiyecek olan mantardan zehirlenerek), yatağa düşünce yazdığı ölüm döşeği haikusu. 

tabi, Türkçe'deki 'gurbete çıkma'ya yakın; 'doğumyerinden uzaklaşma' anlamında "yolculuk"

D'ye göre "düş", "kelebek düşü' ve Çuang-tzu gönderisi taşıyor-bkz yukarıda 1.§53 ve Çn.§19, ve Dizin.

Türkçe'de oluşan "düş"/"hasta düşmek" ilişkililiği herhalde rastlantısal.

İnanışa göre, düş, uyuyan insanın bedeninden çıkıp dışarıda gezinen ruhunun gördüklerinden oluşur. Bazı çevirmenlere göre birinci tekil şahıs iyelik kipi var:

düş(ler)im
fiil de,
dolanıp durur

diye çevrilebiliyor.

Ueda'nın ve Wohlfart'ın çevirilerini de vereyim (MU/GW):-

bir yolculukta, hasta- 
düşlerim gezinir durur 
çoraklaşmış bir kırda

Gezginlikten hasta
bir düş yolunu yitirmiş dolanan
kuru çayırda

on a journey, 
ailing my dreams roam about 
on a withered moor

Krank vom Wandern 
ein Traum umherirrend 
auf trockener Heide

yande ("hasta düşmek") sesinde ya da var; anlamında 'sancılı/acılı' olmayı görerek (HH); Türkçe'deki "yangı"yla ilişki kurarak, tarlaların hasattan sonra yakılması âdetini de düşünerek-herhalde de anlamı iyice zorlayarak şöyle çevirmek isterdim:-

Yol yangılı ya 
düş de uçuşup durur 
kavruk kırlarda

Öğrencileri jisei âdetini anımsatınca, Başo önce,

Dün yazdığın haiku bugünkü jiseindir. Bugün yazdığın haiku yarınki jiseindir. Benim yaşamım boyunca yazdığım bütün haikular jiseilerimdi

der, jisei yazmayı reddeder; ama, sonra, 25 Kasım geceyarısı, yazmaya karar verip, öğrencisi Donşu'yu yanına çağırarak bu haikuyu söyler, yazdırır. (Donşu da, herhalde, yazmadan önce, emin olmak için, bir kez yinelemiştir bunu...)

Yanında bulunan bir başka öğrencisi, Şiko'nun (MU) aktardığına göre, son sözleri şunlar olmuş-

Bunun bir hokku yazmanın zamanı olmadığını biliyorum, çünkü ölümle yüzyüzeyim. Ama şiir bütün ömrümce kafamda oldu, yani, elli yıldır. Ne zaman uyusam, sabah bulutları altında ya da güz pusunda bir yolda yürüdüğümün düşünü görürüm; ne zaman da uyansam, bir dağ pınarının sesini duyar ya da bir yabanıl kuşun çığlığıyla ürkerim. Buddha bütün bunların günaha götüren bağlılıklar olduğunu öğretiyor; ben de şimdi anlıyorum ki bu günahı işledim. Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.

Dört gün sonra Onuncu Ay'ın Onikisi'nde (29 Kasım'da)--son gezintisine çıkar Başo: "Tanrı Yoksunu Ay'dır ya... 

Öğrencileri, vasiyetine uyarak, onu, Jodo nehri üzerinden, Biwa Golu kıyısındaki Yoşinaka Tapınağı'nın bahçesine götürürler. 

Üzerinden Muz Yaprağı eksik edilmez.




Matsuo Başo
Kelebek Düşleri
Oruç Aruoba / Metis Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...