Ana içeriğe atla

AŞK VE HÜRRİYET ŞİİRLERİ

Gece mi oldu, yoksa gözümün nurunu mu kaybettim ?...
*
Şüphe tuhaf bir çocuktur! Dünyaya geldiği anda karnı açtır; hemen yemek ister. Karnını doyurunca da canavar olur...
*
Ey ebedi muammalı duygu, ey aşk! Ey, suyunun üstünde, bir kere süprüntü, başka defa çiçek lâkin, her ikisini de aynı yerden insanların kalbinden - getiren ulu nehir!

Ey aşk, ey sınırını henüz kimsenin görmediği ve dibine kimsenin inmediği hudutsuz deniz! Sen, ey devlerin devi, akla sığmayan bir büyüklük içindesin.....

Dinlendiğin vakit, sınırsız göğün her yıldızı geniş aynanda kendini görür; çalkandığın zaman cehennemin bütün ejderhaları yüzünde boğuşur.

En büyük kuvvetsin, ey aşk! Herşeye gücün yeter. Kolayca insanı melek, meleği şeytan, şeytanı insan yaparsın...
*
... Bizi bu halde görselerdi, balıklar bile kahkahalarla gülerdi. Yoksa, ölüler evindeyiz de yarın bizi gömecekler mi?

Susmak yarı ölümdür, ben ondan korkarım.
*
... Açıkça itiraf ederim ki, benim eğlendirmek istediklerim büsbütün başka insanlardır; ben sarayların parıltılı şamdanı değil, kulübelerin gece kandiliyim...
*
Biraz evvel insan kalabalığının omuz omuza geçtiği sokaklar şimdi suyu çekilmiş bir nehir yatağı gibi bomboştu. Bu tenha sokaklarda yalnız bir çılgın dolaşıyordu: Fırtına...

Sanki sırtında şeytan oturuyormuş ve alevden mahmuzlarını vuruyormuş gibi, sokaklarda koştu. Öfkesinden, damlara sıçradı, ve bacalardan içeriye uludu. Daha ileriye saldırdı ve kör gecenin sağır kulağına boğazının bütün kuvvetile haykırdı. Sonra bulutları yakaladı, keskin tırnaklarile parça parça etti; fena halde korkan yıldızlar titrediler. Bulut parçaları arasında Ay, dalgaların ortasındaki bir insan cesedi gibi, oradan oraya yuvarla- nıyordu.

Nefesi ile, bir anda, bulutları tekrar bir araya topladı, ve yüksekten, avının üstüne inen bir yırtıcı kuş gibi yere atıldı; bir evin penceresini tutup sarsti ve söktü; içerdekiler, derin uykularından, ansızın haykırarak uyandıkları zaman o, korkunç kahkahalar atarak uzaklaştı..
*
Cihanın hedefi ne? saadet! Ona giden yol? hürriyet!.. 
Ey hürriyet kahramanları, beni de mukaddes saflarınız arasına alınız; bayrağınıza sadakat yemini ediyorum...
*
Allahın kendi şeklinde yarattığı insan, Güneşe bakması lazım olan insan, sürünmeyi öğrenmek için solucan arıyormuş gibi yere bakıyor...
*
Benim hizmetçilerim olsun diye ben başkalarının hizmetçisi olamam. Önümde hiçbir insanın eğilmesini istemiyorum; lakin hiç kimse de, benden, önünde eğilmemi istemesin...
Beşiktenberi kafana soktukları nedir? Vazifelerin. Ben sana haklarını öğreteceğim...
*
Kalbim bir sağanağı içecek kadar susuz; halbuki üzerine bir çiğ tanesi bile düşmüyor...
*
Mümkünse, başkalarını mes'ut et, ve kendin bahtsız kal. Başkaları biçsin diye buğday yetiştiren toprak ol; başkalarını aydınlatırken kendi ömrünü tüketen lamba ol...
*
Başımın içinde bir yanardağ varmış gibi alnım yanıyor...
*
Teselli edilen ıstırap sevincin kendisinden belki daha tatlıdır...
*
Şehir gürültü ve ışık içinde yüzüyor; binlerce halk omuz omuza. Yaşasın ! naraları, taşan bir nehir gibi, sokaklarda koşuyor. Çehreler şen ve elbiseler süslü !.

Bu ne bayramı? Yoksa, Allah kendi şeklile yere indi de, esir insanlara, çoktanberi kaybettikleri hürriyetlerini kendi elile mi verdi ki ihtişam ve sevinç bu kadar büyük?.. Hayır; oradan geçen Allah değil.. Allahtan küçük olduğu halde kendini daha büyük gören bir başkası: Kıral.. İnsanların arasından -bir dog köpeğinin küçük köpekler arasından geçtiği gibi -hiçe sayan bir gururla geçiyor; nereye bakarsa, fırtınaya tutulan bir sazlık gibi, dizler bükülüyor, başlar eğiliyor. Ve köle sürüsü boğazı yırtılıncaya kadar bağırıyor: Yaşasın kıral !...
*
Gam dağıtan şarap kadehi yanında hayatım neşeli geçiyor; gam dağıtan şarap kadehi yanında, ey talih.. kudretinle eğleniyorum..

Bir gün şarap kadehi yanından ölüm beni kovalamıya gelirse bir yudum daha içeceğim ve ey mezar, buz kucağına gülerek atılacağım.
*
İlkbahar geldiği zaman çiçek açılmaktan menedilemez. Kız bahardır, aşk çiçek. Bahar gelince çiçek ister istemez açılır...
*
... Tecrübe, bir çok insanların hayat hazinesi çıkardığı zengin bir maden kuyusudur...
*
Kalbimi göğe fırlatsaydım, Güneş yerine, dünyayı ısıtırdı...
*
Ovaların hudutsuz genişliğini gördüğüm zaman ruhum mahbesinden kurtulmuş kartaldır...
*
Istıraplı hayatımın vefalı, doğru bir arkadaşı var; felaketle pençeleştiğim zamanlarda benden ayrılmıyan yalnız odur.

Vatanımda bir vahşi gibi saklanarak dolaşırken, kaynaklardan su içerek açıkta yatarken o benimle beraberdi. Dört kraysar gündelik için, memleketimin dışında, askerlerin hamur ve tuzsuz ekmeğini yerken o benimle beraberdi.

Gözyaşları ile tuzlanan aktörlük ekmeğime fesatçı reziller elem ve öfkenin zehrini katarken o benimle beraberdi.

Bu bir tek dostum şiirdir; o her zaman benimle beraberdi. Bütün felaketlerim arasında, sahnede ve nöbet yerinde şiir yazdım.

Şiirlerimin faydası olacak mı? onlar babalarından çok yaşıyacaklar mı? mezarımın gecesi beni koynuna aldığı zaman, üstümde, ay gibi parlıyacaklar mı ?..
*
Bütün cihan gülüp eğleniyor; yalnız benim neş'em yok. Mes'ut, bahitsiz herkes içiyor; her yerde bağ bozumu var, ve ben, Allahın lûtfile, kuru kuruya yutkunuyorum...
*
Para, bir çok geminin: prensipin, seciyenin, namusun battığı bir denizdir....
*
İpek sapka beyinsiz başı süsler; akıllı baş çul altında yetişir...
*
Hayat kitabından dost» kelimesini zaman sileli çok oldu...
*
Doğruluk ve samimilik hilekârlığa av olur... Zevce sadakati tenha bir yoldur; üstünde sade ahmaklar koşar...
*
Doğru söz geriye sıçrıyan bir taştır; atanın başına vurur.
*
Istırap ağır ağır, fakat, yorulmadan ve durmadan kemiren bir kurttur.
*
Sükûn saadetin yarısıdır....
*
Gül yetiştirmiyen bahçenin ne değeri olabilir? Aşkla süslenmedikçe hayatın ve gençliğin benim için ne kıymeti vardır?...
*
Yeniden sevmek istiyorum, lakin mezarda yatan kızı unutmadım... Dağın eteğinde çiçekler açılırken tepesinde henüz kışın karları bulunur.
*
Sandığımı hırsızdan sakınmam, çünkü o bir çok alimlerin kafası kadar boştur. Ben hazinelerimi kalbimde taşırım...
*
İhtiyarlık hayatın sadece yankısıdır...
*
Biz Güneşle biribirimizin sevgilisiyiz. Ne vefalı iki sevgili! Kimbilir: ben mi ondan ısınıyorum; yoksa o mu sıcaklığını kalbimden alıyor....
*
... Bir küçük ırmak nasıl büyük bir nehir olursa ve nasıl denize dökülürse, aşkım da öyle, günden güne büyüdü, ve nihayet derin, hudutsuz bir deniz oldu. Kızaran çehrenin şafağında, saadet güneşimin yeniden doğduğunu gördüm...
*
Benim için, tabiat yalnız sonbaharda güzeldir; cançekişen tabiatı severim...
*
Yoksul olan hakikati zenginleştirmek için hulyaların hazinelerini çalmak isterdim...
*
Aşkın esaret olduğunu söyliyen, hiçbir zaman sevmemiş olandır. O kanat verir, kelepçe değil...
*
Ruhum bulut, öfkeli bir bulut; sık sık yıldırımlar döküyor. Lakin, sen korkma, güzelim. Yıldırım meşelere vurur; çiçeklere değil...
*
... Henüz kıralım.. tacımı, gözkamaştırıcı ümidi, grur ve azametle taşıyorum. Lakin, bu kıymetli taç başımdan yere yuvarlanırsa hayatım ne olacak ?...
*
Gece nekadar karanlıksa yıldız o kadar parlaktır...
*
En şen mezarlık hangisidir? Elem mezarlığı.. elemlerin gömüldüğü şarap masası...
Zehri için Sokrat ve zehri ona veren cellât, ikisi de aynı yere gitti...
*
... Kız kalbi, gökteki yıldızların ziyasını aksettiren yalancı bir nehirden başka bir şey değildir..
*
Dostluk gündüz görünmez; o, ateşböceği gibi yalnız geceleyin parlar... 
*
Ey hakikat! uyuyor musun? yoksa öldün mü ?..
*
Irmak, üstünde uçan bulutun gölgesini kovalıyormuş gibi koşuyordu...
*
Dünya sahiden güzel, çok güzel. Üzerinde her sene bahar oluyor; her köyün güzel kızı var, ve burada bir insan ağlıyorsa orada başka biri gülüyor.
Elemin kendisi bile ne hoş! kalbe ve başa ne ayrı tesir yapıyor: beyaz kalbi siyaha ve siyah saçı beyaza boyuyor.
*
... Talih korkak bir köpektir, sade havlar: kendine meydan okuyan yiğitlerden kaçar...
*
İş, Demostenden daha iyi konuşur...
*
Fırtına gibi, ya yap, yahut yık; işin bitince de, işini yaptıktan sonra dinen fırtına gibi, sus...
*
İstiklâlini dünyanın hiçbir hazinesine değişme... Dilenci sopası ve istiklal! Parolan bu olsun...
*
Fırtınanın devirebileceği, lakin haşmetli gövdesini eğemiyeceği bir meşe ol....
*
Bir gün gelir de bolluk sepetinden herkes, farksızca istediğini alabilirse.. bir gün gelir de hakkın masasında herkes fark gözetilmeden oturursa.. bir gün gelir de her evin penceresinde fikir güneşi parlarsa.. o zaman diyebiliriz: Duralım, çünkü mev'ut arza geldik...
*
... Zavallı millet için terennüm edelim; her şarkımız bir teselli, sert yatakta tatlı bir rüya olsun !...
*
Kederli zamanlarda yüzüm şendir; çünkü, bana acımalarını istemem...
*
... Çekilen kılıçlarımızdan cihan, geceleyin şimşek gören bir çocuk gibi korkuyordu...
*
Dünyanın hiçbir hazinesi, hiçbir şerefi için yurdumdan ayrılmam; çünkü milletimi seviyorum, hararetle seviyorum, şerefsizliği ve Adiliği içinde bile ona tapıyorum.

Mezar tümseğinin yanında duruyorum; lakin yine, bana, dünyanın en uzak yerinden daha uzaksın... 
*
Ey ışık olduğunu söyliyen sefil akıl, ışıksan yol göster, yalnız birkaç adım kılavuzluk et! Âhireti, kefenin öbür tarafını aydınlatmanı istemiyorum. Ne olacağım? diye sormuyorum. Yalnız şunu söyle: Neyim ve niçinim ?...

... Nekadar insan, kendi çıkarı için, başkasının kalbinden kanını emdi de ceza görmedi! Nekadar insan, başkasının iyiliği için, kendi kalbinin kanını boşalttı da mükâfat görmedi...
*
Tebessüm, çok zaman, gözyaşlarının maskesidir..
*
Ey hazineler elde etmek için yorulanlar, bana inanınız ki, bir çift güzel göz dünyanın bütün elmaslarından daha kıymetlidir. Ey san ve şeref için ruhları kan yahut uykusuzluk yollarında dolaşanlar, bana inanınız ki bir gül koncasınia değeri bir defne ormanininkinden daha fazladır...
*
Cihanın bugüne kadar benzerini görmediği müthiş günlerin yaklaştığını görüyorum. Şimdiki sükûn şimşekle, yerleri sarsan gök gürültüsü arasında geçen mezar sessizliğinden başka bir şey değildir...
*
Sabır, koyunların ve eşeklerin faziletidir.
*
Sabır, tanesi ayrılmış bir buğday sapıdır; taneleri ile karınlarını doyuranlar onu ahmak insanlara, dolu başak diye satarlar...
*
Küçücük lâmbanın titriyen ziyası korkunç gecenin suratına, kartala bakan güvercin gibi, korkarak bakıyor...
*
Çocukluk yıllarımı onunla (leylekle ) geçirdim. Ağırbaşlı bir çocuktum. Arkadaşlarım eve dönen inek sürülerini her akşam kovalarken, ben avlumuzdaki kamış yığınının yanına çekilir; kanatlarını deneyen leylek yavrularını ses çıkarmadan seyrederdim.

Ve düşüncelere dalardım. İyi hatırlıyorum, şu çok zaman aklıma gelirdi: Niçin insan kuş gibi kanatlı yaratılmamış? Ayakla yalnız uzağa gidilebilir, yükseğe çıkılamaz. Ben yükseklere çıkmak isterken, uzaklığın bence ne değeri vardır ?...
*
Güz, çocukların sevdiği bir meysimdir; yavruları için sepetini meyvalarla dolduran bir anne gibi gelir. Ben güzü düşman tanırdım, ve meyva getirdiği zaman: Sevgili kuşumu, leyleği ayarttıktan sonra hediyen senin olsun, derdim...
*
Çıplak ovayı severim! Orada kendimi gerçekten hür duyarım... 
*
Benim mabedim açık, geniş tabiattir..
Şiir süslü insanların dedikodu yapmak için gittikleri konuşma salonu değil, ibadet etmek istiyen, mesut bedbaht herkese açık bir binadır. Şiir, nalınla, hatta yalınayak girilebilen bir mabettir.
*
Yunanlılar nerede ve Selt'ler nerede? Onlar, kabaran deniz sularının yuttuğu iki şehir gibi kayboldu; suyun üstünde yalnız kulelerinin tepesi duruyor... Bu iki kule tepesi : Homer ile Osian.

O, dilenci idi; bu, kıral çocuğu. Ne büyük fark ! Lakin, bir noktadan birbirlerine benziyorlar: her ikisi de kördü. Acaba, gözlerinin nurunu yanan ruhlarının ateşi mi aldı ?... 
*
Aşk herşeyin yerini tutar, fakat hiçbir şey aşkın yerini tutamaz...
*
Korkak köpek hiç durmadan havlar...
*
Allahım, Allahım, insan göğsünü niçin bu kadar küçük yarattın? Saadetim içine sığmıyor... 
*
Maymun iştahlı bir kadın gibi, gökyüzü şimdi kapanıyor, şimdi açılıyor. Dudakları gülerken gözüne yaş doluyor...
*
... Bu asrın açtığı harp haçlı savaşlarından daha kutsaldır. Zincire vurulmuş millet, asırlardanberi, yeni bir Promete gibi yatıyor; akbaba karaciğerini kemiriyor, zincir ayağını ve elini kanatiyor. Zinciri koparacağız ve akbabayı kovalıyacağız !...
*
 ... O kadar neş'eli şeyler konuşalım ki bizi dinlemek için zaman bile dursun...
*
Onların keseleri, bizim kalplerimiz dolu... O ne züğürt zenginlik, bu ne zengin züğürtlük !...
*
Arslan, tavşan yavrusu doğurmaz...
*
Bir zaman diz çöküp ayaklarımıza sarılanlar şimdi suratımıza vuruyorlar. Yazıklar olsun sana, vatanım!..
*
Kalbin vuruncaya, yahut kalbim duruncaya kadar seni kırbaçlıyacağım, milletim !
*
Hürriyet çok pahalı bir maldır; bedava değil, para ile verirler: paranın en kıymetlisi ile, kırmızı kanla....
*
... Mazi için, Mohaç için, orada Türk silâhlariyle ölenler için ağlıyalım. Eğer onları birer birer gömselerdi, bir yerde yirmi bin mezar olurdu; bir yerde yirmi bin mezar !...
*
(Kırallara)... Bütün dünyayı ayaklandırayım mı, size karşı ayaklandırayım mı ki, milyonlarca insan öfkenin Samson kuvveti ile üzerinize saldırsın? Ölüm çanını çalayım mı ki sesinden titriyesiniz?.
*
Vatan ve hürriyet. Çocuğun dadısından ilk öğreneceği iki kelime budur; savaşta ölüm yetiştiği zaman erkeğin söyliyeceği son iki kelime budur!
*
Güneş bile, batacağı zaman ışığını bol bol dağıtır...
*
Bize bak, ey Hürriyet; senin için çalışanları artık tanı. Başkaları sana gözyaşını vermek cesaretini bile gösteremezken biz kanımızı verdik...
*
Nihayet.. babacığımı gördüm... Yani yalnız tabutunu gördüm ; onun da sade bir kenarı gözüküyordu; bunu da mezarlıkta, yanına anacığımı gömerlerken gördüm..
*
Ey aşk, Allahın gazabına uğrıyan Prometenin göğsündeki aç aladoğan gibi, beni ne zamana kadar didikliyeceksin ?...

Danaidlerin o büyük yorgunluğu sona erdi; Sisif kaya parçasını dağın tepesine çıkardı; Iksion artık dönmüyor; Tantal'ın susuzluğu geçti, lakin kızların kalbi ebediyen soğuk kalacak...
*
Aşk bugünündür; dostluk dünün ve yarının.
*
Papaz ve hilekârlık, papaz ve hainlik, papaz ve her türlü fenalik, hepsi bir! Kötülük, cehennem ve işkence bu erkek fistanının girdiği yerdedir.

Onlara siyah elbise giydiren çok akıllı imiş... Beyaz esvap giymiyorlar; çünkü simsiyah ruhları onu karartırdı. Elbiseleri gibi ruhları da kapkaranlıktır. Onlar gecenin çocuklarıdır; bu sebepten onları her yerde hürriyete, bu gün işığına karşı çarpışırken görürsünüz...
*
Brütüs, velinimeti ve babası Sezarı belki ağlıyarak hançerledi; fakat hançerledi...

Petöfi Şandor 
Aşk ve Hürriyet Şiirleri 
Çeviren: Necmi Seren
Ahmet Halit Kitabevi / 1943

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...