Ana içeriğe atla

ile

''ne kadar sürebilir bu?'' diye sordun, ilişkimizle ilgili; ben de, ''niceliği önemli değil, niteliği önemli'' dedim -

sonra, ''hep böyle olabilecek miyiz - her şey öylesine değişiyor ki...'' dedin. ben de ''biz kendimiz - özgürce - değiştirebilirsek, olabilir'' dedim.

ince bir dengeydi bu - saçma, belki, ama şöyle bir sonuca vardım, sonunda: -

ilişki için belirleyici olan, senin ile benim, zamansal olarak, n e k a d a r birarada bulunduğumuz değil, yaşamsal olarak, n e k a d a r şeyi birlikte geçirdiğimizdir - bunun da 'nicelik'le hiçbir ilgisi yoktur.

en uç durumu düşün: sen ile ben, hiç 'birarada' olmadan da 'birlikte' olabiliriz (biraz önce bunun üzerinde durdum:) - ben, tek başıma birşey yaparken seni düşünerek yapıyorsam, yaptığımı; sen de, tek başına birşey yaparken beni düşünerek yapıyorsan, yaptığını, birlikteyizdir.

bu bir avuntu mu?

**

Seni bırakmaya hazırlamaya çalışıyordum kendimi.. 

**

sonra, "benim özgürlüğümü kısıtlama-" dedin.
- bu çok temel (benim için en temel) belirlemeydi: ilişki, ilişkideki kişilerden birinin -hele, ikisinin birden- özgürlüğüne kısıtlıyorsa, hiçbir değeri yok demektir- hatta, tam bir değersizliğe düşmüş, demek…
ilişki, iki kişinin, birbirlerinin özgürlüklerini korudukları bir çerçeve olmak- ilişkinin ‘dışı’na karşı, tabi, ama, belki bundan da önemlisi, içi’ne karşı, yani kişilerin birbirilerine karşı…
ama, nasıl?…

**

Bitirmek istemiyorum; ama, belki, sürdürdüğüm, bitmiş birşeydir" diye düşünmüştüm.

**

En değerli hayalimdin sen, [--] : kendini yıktın!..
Elden çıkarmak istemediğin gerçekler vardı, herhalde: bir yarım yamalak felsefecinin hayali olmak ise, istemedin. Oysa, onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hale getirebildiği tek hayali olabilirdin- hatta, sanıyorum, bunu istiyordun da...
Hayalden gerçekliğe giden yoldaki adımı atmadın - "Kaçtım" dedin..İşte, kaçtığın kendindi - belki de, benim gerçekleşen hayalim
olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin...
Kim bilir, artık - geçti..

**

Yepyeni bir başlangıçtı senin ile birlikte yaşamak istediğim, yaşamaya giriştiğim, yepyeni ve en baştan.Şimdi bu hayalin ne denli olanaksız olduğunu kavrıyorum, kişi geçirdiği koskocaman yaşamın yükünü omuzundan atıp nasıl yepyeni en baştan başlasın ki yaşama, sanki yeniden doğarak, bunu istedim ben olacağı yoktu -zaten (nitekim) olmadı da..

**

Uçurumun karşılıklı iki yakasından aynı anda atlamak, dibi boylarken de ortada bir kısa an, el ele tutuşmak.. Kimbilir belki de her ilişi, zaten böyledir.

**

Fısıldayacağız birbirimize
Olduklarımızı, oldurduklarımızı
Sınayacağız birbirimizde
Olamadıklarımızı, olduramadıklarımızı

*

Bir şeyin 'flu' olması için, bir başka şeyin 'net' olası gerekir--- tek başına bir şey ne 'flu' ne de 'net'tir.

*

Haydi gel de sarılışıp---burunlarımızı çekerek---- yatalım senin ile dedim: ikimiz de hastaydık:-

*

İstediğin kadar tutul ve tutun bana dedim sana----
Tutacağız birbirimizi----
Tutunacağız birbirimize----
Tutkuluyuz birbirimize-----

*

Gittikçe daha çok giriyorsun içime--- Heryerimi öylesine doldurdun ki..

*

Beklediğini bilecektim.
Bilerek bekleyecektin.

*

Gelmeyeceğini bilerek beklediğin
gelebileceğini kurduğun zaman bile
bir kuruntu olduğunu bildiğindir
bile bile, kurduğun..

*

Sevgi----sevme bir karardır----bir kararlılıktır.

*

Bir yere gitmem gerekiyordu; sen aradın, ''Gitme'' dedin---- ben de gitmedim.

*

İlişki için süreklilik gerekli dedin---- acaba öyle mi?
Nedir 'süreklilik' : hiç bitmememek mi?---- Öyle bir şey yok: herşey, bir gün, biter----

*

Senin dünyana hiç ulaşamayacaktım: senin dünyanı oluşturan bakış,benim bakışım hiç olmamıştı hiç, senin yaşadıklarını ben hiç yaşamamıştım---seyirciydim yalnızca senin dünyan karşısından. Bu acı verdi bana.
Senin acılarınla acılanmamış; senin sevinçlerinle sevinmemiştim, ya--- nasıl bilebilirdim ki senin hangi acında sevinç var; hangi sevincinde de hangi acı---- Nasıl anlayabileydim ki!...

*

''Sana doğru çalışıyorum-----ne olursa olsun geleceğim'' Kararlıydım-----

*

İlişkide en önemli çıkmaz, iki kişinin birlikte yaşadıkları aynı ve tek durumla, bir olala ilgili, farklı anılara sahip olmalarıdır: zaman geçtikçe aslında yaşandığında aynı olan o durum ya da olay, iki kişi için apayrı anlamlar kazanır----sanki, çehre değiştirir, başkalaşır, öyle ki o iki kişi oturup o geçmiş durum ya da olay üzerine konuşssalar, en somut ayrıntı üzerinde bile anlaşmazlığa düşebilirler. İşte ilişki kişilerindir ama anısı kişiye, her bir tek kişiye kalır: Tek tek, ayrı ayrı...

*

İlişki için belirleyici ola senin ile benim zamansal olarak ne kadar bir arada bulunduğumuz değil, yaşamsal olarak ne kadar şeyi birlikte geçirdiğimizdir.

*

Sevgi her ortaya çıkışında belirgin bir biçimde çıkar ortaya, hiç bir sevdiğini de bir başkasıyla aynı biçimde sevemezsin, her bir sevdiğin bir ve biriciktir---- hiç bir başka kimse ile karıştıramayacağın kadar tek ve benzersiz..

*

Olanaksızlıktan yola çıkan ilişki,ne çok gerçeklik katetse de, yeniden olanaksızlığa varır, sonunda; son olanaksızlığı da, ulaştığı en son gerçekliğidir.

*

Ayrılmalıyız dedin, ben de Ayrılma tek kişilik bir edimdir, ayrılmak isteyen ayrılır dedim. Bırakmaktır asıl tek kişilik edim olan ,ayrılmak ise herhalde her iki kişide de temelleri, nedenleri, yönelimi olması gereken bir şey..

*

İlişkimiz oradaydı, vardı ama biz birarada değildik, sen benim yanımda değildin, ben de senin yanında--- ilişkimiz oradaydı; bizse orada değildik..

*

Biz artık ayrı olabiliyor idiysek sen ile ben arasındaki şu ile artık yok demekti---

*

Ben'in seslendiği sen'in kim olduğunu yalnızca ben ile sen bileceğiz..

*

Sen acaba benden alabileceklerinin hepsini alıp, artık alabileceğin bir şey kalmadığında mı gtimiştin??

*

Sen çınlattığın yaşam dolu kahkahalarından sonra da uzayıp giden ölümcül suskunluklarınla, bana hep bir şey haykırıyordun, susmanla bağırıyordun, sessizliğinle feryat ediyordun...

*

Seni bırakmaya hazırlamaya çalışıyordum kendimi..

*
Senin yoketme tutkuna saldırmıştım---- onu yok etmek için işte!!...

Bu son olaylar bütün gücümü aldı götürdü. Boş bir pil gibiyim! Gelecek olaylar da son derece güçlü olmamı gerektirecek.

**

“seni seviyorum” sözünü — o çok önemli sözü— çok sık kullanıyordun : bu beni rahatsız ediyordu ; sanki fazla sık söylenirse , sıradanlaşacak , içi boşalacak , anlamı yitecekmiş gibi geliyordu bana — bir yalana dönüşecekmiş gibi…

bu duygumu anlattım sana ; sen de, “peki söylemeyelim — başka birşey söyleyelim ki öteki anlasın”, dedin.

ben, “şimdi bir martı uçtu” dedim — biliyorsun; daha önce de , “bırak güvercini uçsun” demiştim.

anladın.

anlıyordun.

**

Beni alıp huzuru bilen güneşin en güzel batışını seyretmeye götür buralardan..Beni alıp güneşe götür ki son bir kez daha yanayım..Ama sadece beni götür, diye eklemiştin.

**

İki kişiden birinin bulunduğu yerde bir ‘ağırlık’ oluşunca; dolayısıyla da, öteki kişinin ‘ kefe’si ‘hafif’leşince, ilişki ‘kaykık’laşır: onu ‘ düzeltmek’ için bir şeyler yapmaları gerekir kişilerin —en azından birinin; en iyisi, ikisinin birden, birlikte...

**

Şimdi yapmamız gereken, yalnızca ikimize özgü, bir yeni dil geliştirmek, kurmak, yaratmak—öylesine ki, bir üçüncü kişi, bizim birbirimize söylediklerimizi işitecek olsa, bunlardan hiçbir şey anlamasın.

**

Belki temel hata, sevgiyi bir 'duygu' işi olarak görmekte. Duygu yanı yok değil; ama bu, bilinçle dengelenmezse, yalnızca duygusal kalırsa, kişinin özgürlüğü pahasına yürüyor. Bu oluşumun en temel göstergesi, kıskançlık: Sevginin tek yanlı yozlaşması... Akıl dışı hale gelmesi, bilgiyi çeler hale gelmesi... Sevginin iki kişinin ilişkisi olmaktan çıkıp, bir kişinin ötekine yönelik bir tutumu haline gelmesi...

**

Tabiî (gene) hırlaştık.
'Küfür' lerden 'lanet'lere kadar vardı iş.
Bir ara 'barışır' gibi olduk; ama söylenmiş onca söz, aramıza duvarlar örmüştü artık.

-uzun zaman ne sen beni ne de ben seni aradık.

**

Güzeldi ve değerliydi yaşadıklarımız; kendilerine layık birer yer bulacak ikimizin de yaşamlarında: Hüzünleri eksik olmayacak - ama olsun: olacaklar ya!..

**

Güvenim yitikti - bir daha geri de gelmez güven; bir
kez yitince, sonsuza dek yitiktir.
O zaman şu kararı verdim:
"Onun sözlerine inanacağım".

**

Bir tür ‘hesap’ çıkarmağa çalışacağım. Ama bir ‘bilanço’ olmayacak bu; sonuna ‘çizgi’ çekemeyeceğim, biliyorum. Bu ‘hesap’ sonucu bir ‘fatura’ çıkarmağa da niyetim yok -aslında, istesem bütün ‘maliyet’i kendi ‘hane’me yazabilirdim (kendimi suçlu bulmak, benim için olağan bir tutum -suçlamak kadar, en azından); ama, zaten ‘bedel’i ödediğime -ve ödeyeceğime- göre, buna da gerek yok.

**

Dünyanın en zor işini yapıyoruz. Şu boktan yeryüzündeki bütün düzenlemelerin engellemeğe çalıştığı, yasakladığı, cezalandıracağı bir ilişkiyi kurmak ve sürdürmek ..

**

"hani, çok önceleri, "sadakat nedir?" diye sormuştun bana; ben de şöyle birşey söylemiştim;
'sadakat', kişinin kendinde bir kişiye bir yer ayırması, ve o yeri hep onun için korumasıdır;
'sadakatsizlik' de, kişinin o yerin korunmasını savsaklamasıdır;
'ihanet' ise, kişinin, o yerine, başka bir kişiyi sokması-"

**

"herşeye rağmen, çok güzeldi!..." diye yazmışsın, birlikte geçirdiğimiz günlerle ilgili olarak—

daha önce de, hiç beklemediğim anlarda, durumlarda, konumlarda, bana "ne güzelsin!..." demiştin — beni her seferinde şaşkınlığa düşüren bir sözdü bu : sen, bana, 'güzel', diyordun... — ne diyeyim ki!...

- evet, güzel sevgilim : yalnızca onların anıları işte, beni hâlâ ayakta (?) tutan...

başka ne kalıyor ki elimizde, zaten?...

hep unutamadığımız anılar oluyoruz işte...

unutmamağa çalıştığımız...

ama...

ama --

**

seni hep yaraladım.

— o en başta farkına vardığım 'yaralılığın' da, birşeyler 'öğrenme'me yaramadı, işte...

şimdi sayamayacağım kadar çok durumda sana söylediklerim, yaptıklarım (bazısını burada, bu kitap içinde dile getirmeğe çalıştım — biliyorsun onları), derinden acı verdi sana, biliyorum—

(hani, bir akşam vardı, sen, inleye inleye, bitap düşüp — )

-bunları affettirmem —senden özür dilemem— de, artık, anlamlı değil.

bunların ne kadarı benim 'özel'-'öznel'- budalalığımdan kaynaklanıyor, ne kadarı da ilişki denen şu garip şeyin kendi 'genel' —'nesnel'— niteliklerinden çıkıyor, bilmiyorum.

tek bildiğim, başarısız olduğum—

(—zaten, ustam da, en başta alıntıladığım 'itiraf'ında, aynı şeyi söylemiyor muydu?!...)

kuramadım onu, gereğince; sana da, yeterince, ulaşamadım -- bu 'beceriksizlik" yalnızca benden mi kaynaklanıyordu; onu da, bilemiyorum.

muhtemelen, öyledir.

ne sen, ne de ilişkinin kendisi—

yalnızca ben sorumluyum, bu başarısızlıktan...

**

İlişki iki kişiyi gerektiriyor ama o iki kişi hiçbir zaman tam o kişiler olarak gelemiyorlar, giremiyorlar ilişkiye. Her birinin bir sürü yükü var taşıması gereken; bir sürü yüzü var takınması gereken. Kendi dışındakiler, bir de sahtelikler geliyor, giriyor ilişkiye.

**

ilişkimizin kurulmağa ilk başladığı günlerden birinde,şöyle yazmışım:-
-"kafamı toplamalıyım --'gene'!!gene hızla yeni bir belirlenmemişliğe dalıyorum--dalmak istiyorum;daldım bile--
ama,bunun ucunda ne var--'sonuçları'na boşversem bile,bilmiyorum.."
sen,sonradan,defterimi okumuşsun ki,--benim sana verdiğim kaleminle,'silme' ve 'tutma' işaretleri ile bir bağlama işareti kullanarak ,bu metni 'redakte'etmişsin..bende, bunu farkedince,"redaksiyon'una uyuyorum diyerek, metni, senin biçimlendirdiğin haliyle, yeniden yazmışım:-
"hızla / dalıyorum--/dalmak istiyorum,/daldım /bile;/ama, dalmak istiyorum ------"
senin ile ilişkimiz konusunda bir 'karar' almam, senin alınmana yolaçmış olmalı ki,"ben sevilmek için kararlara kalmadım" diye yazmışsın, sonraki defterlerden birine --- öfken, hafiften belli oluyordu, benim sana söylediğimle ilgili olarak.
'karar'--evet, biliyorsun, temel bir yer tanıdım ona--ama şunu bilmiyorsun; seninle ilgili aldığım ilk kararda (hatırlarsın; yazmıştım bunu, farklı bir biçimde) " bundan böyle o'nun içinde olmadığı birşey yazmayacağım" demiştim.(sen o ilk biçimi öğrenince -- okuyunca -- "bende hep buldum kendimi senin yazdıklarında" demiştin.)
--işte : sevgi--sevme--bir karardır--bir kararlılıktır--

sevgi nasıl birşey, değilde, nasıl olması gereken birşey, diye düşünüyordum; daha önce de yazmıştım bir-iki şey, bu konuda: 'aşk ve sevgi'-- elimizde olmadan 'içine düştüğümüz' birşey (ingilizce deyimi düşün : to fall ın love;'ilk görüşte aşk'--love at first sight...)olması çok önemli yanlar taşıyor; ama, birde, bilinçli, durup düşünüp,"ben onu seveceğim"diye bir kararın verilme durumuna bakalım('akıl birlikteliği' gibi bir budalalığı kastedmediğimi biliyorsun):-

ancak bu karar verilmişse, verilebiliyorsa; ve, karşılıklı verilince, kişiler--sen ile ben--kendilerini tam olarak 'verebilir'ler ( bak türkçe, gene, ne yapıyor: 'kendini vermeye karar vermek'...)öbürüne -- bu 'verme'lerin karşılıklılığı yoluyla da, biz olabilirler...
ilişki, biz dir.
"ben senin içindeyim-- sende benim içimde misin?" diye sordum;sende duraksamadan "evet" dedin.
--hani, kavga edip, ayrılıp, sonra barışıp, yeniden buluştuğumuzda, sen de,"sen'i bir daha görmemeye niyetliydim; ama, bir baktım--"her tarafımı doldurmuşsun" demiştin ya: işte, öyle içiçeydik, artık...
 
'mantık' ve 'uzam' açısından çelişik birşey bu; ama, ilişki 'mantığı' ve 'uzamı' açısından, geçerli...

ilişkideki (türkçe,'ilişki içinde bulunmak' deyimini de kurar)iki kişi--sen ile ben--birbir(ler)inin 'içinde'dir(ler) :hem ayrı ayrı, hem karşılıklı--ben, senin; sen benim...
ve ikimiz de, birlikte, onun içinde--sen ile ben : biz...
__sen, çınlattığın yaşam dolu kahkahalarından sonra da uzayıp giden ölümcül suskunluklarınla, bana, hep, birşey haykırıyordun -susmanla bağırıyordun- sessizliğinle feryat ediyordun, birşeyi bana; ama ben anlayamıyordum bunu -hala da, doğru dürüst anladığımı söyleyemiyorum
-zaten söylenecek birşey
de kalmadı
artık:
bağışla
beni-


__seni hep yaraladım.
o en başta farkına vardığım yaralılığın da, birşeyler öğrenmeme yaramadı, işte...
şimdi sayamayacağım kadar çok durumda sana söylediklerim, yaptıklarım (bazısını burada, bu kitap içinde dile getirmeye çalıştım -biliyorsun onları) derinden acı verdi sana, biliyorum -
(hani bir akşam vardı, sen inleye inleye, bitap düşüp-)
bunları affettirmem -senden özür dilemem- de, artık, anlamlı değil.
bunların ne kadarı benim özel -öznel- budalalığımdan kaynaklanıyor, ne kadarı da ilişki denen şu garip şeyin kendi genel -nesnel- niteliklerinden çıkıyor, bilmiyorum.
tek bildiğim başarısız olduğum-
(-zaten ustam da en başta alıntıladığım itirafında aynı şeyi söylemiyor muydu?!...-)
kuramadım onu, gereğince; sana da, yeterince ulaşamadım -bu beceriksizlik yalnızca benden mi kaynaklanıyordu onu da bilemiyorum.
muhtemelen, öyledir.
ne sen, ne de ilişkinin kendisi -
yalnızca ben sorumluyum bu başarısızlıktan..

__"en değerli hayalimdin sen,: kendini yıktın!...
elden çıkarmak istemediğin gerçekler vardı, herhalde: bir yarım-yamalak felsefecinin hayali olmak ise, istemedin. oysa, onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hale getirebildiği tek hayali olabilirdin - hatta sanıyorum , bunu istiyordun da... hayalden gerçekliğe giden yoldaki adımı atmadın - "kaçtım" dedin...
işte: kaçtığın kendindi - belki de, benim gerçekleşen hayalim olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin...
kim bilir, artık - geçti..."

__o uzun ayrılıştan önceki son buluşmamızda, bana, şöyle bir şey dedin:-
"senin ile hiç ilişkimiz olmadı ki..."
"senin ile ilişkimiz hiç olmadı ki..."
"senin ile ilişkimiz olmadı ki hiç..."
"hiç ilişkimiz olmadı ki senin ile.."
tam nasıl söylemiştin, anımsayamıyordum -belki, yıllar içinde, kafamda o kadar evirip çevirmiştim ki bu tümceyi, tam biçimini artık yeniden kuramıyordum (yıllar sonra, o gün bu tümceyi üzerine not ettiğim sigara paketini buldum: şöyleydi:
"bizim senin ile hiç ilişkimiz olmadı ki...")
önce hiçbir şey anlamadım; hep de düşünüp durdum; ancak da yıllar sonra, anladım:-
haklıydın
haklısın

__kararsız mısın;
korkuyor musun;
istemiyor musun?
,
diye sordum; sen de, hepsine birden, evet, dedin.
bunlar çok farklı şeyler oysa ki: -
'kararsızlık' kişinin ötekine yönelik;
'korkmak' kendine yönelik;
'isteksizlik' de ilişkiye yönelik;
yetersiz kalmasıdır.


__olanaksızlıktan yola çıkan ilişki, ne çok gerçeklik katetse de, yeniden olanaksızlığa varır, sonunda; son olanaksızlığı da, belki, ulaştığı en son gerçekliktir.
ilişki ancak yaşamakla varolur; ama, yaşandıkça da, tükenir.
b i z, artık, ayrı olabiliyor idiysek, sen ile ben arasındaki şu 'i l e', artık, yok, demekti.

Oruç Aruoba
ile

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...