Ana içeriğe atla

Elektra Kadınlar

Elektra Kadınlar'dan Seçmeler..


Clarrissa Pinkola Estes,
"Kurtlarla Koşan Kadınlar" adlı kitabında şöyle der:
"Kadınların kendi yaşlarını yıllarla değil, savaş yaralarıyla sayması gerekir.
Savaş yaraları tek tek her kadının dayanıklılığı, başarısızlıkları ve zaferlerinin kanıtıdır."


Birinci Mevsim.

"If You Go Away" *

*Shirley Bassey: Eğer gidersen..."

Dördüncü Kadın;

"Akşam, yine gölgen, yine gölgen, yine akşam,
Gölgen, neyi görsem, neyi sevsem, neye baksam...
Sensiz içilen bade karanlık dolu bir cam,
Gölgen, neyi görsem, neyi sevsem, neye baksam...
Aguşum açık,
Rengim uçuk,
Kalbim ışıksız.
Karşımda günün çehresi:
Bir yaşlı, çatık kız.
Hüsnün o kadar taze ki,
Sevgim yakışıksız.



İkinci Mevsim.

"Bonjour Tristesse"*

*Francoise Sagan "Merhaba Hüzün"


Onbirinci Kadın;


Hava ne güzel, bahar gelmiş!
Ama çalmadan da oynanmıyor ki..
Komşuya, birlikte parka gidelim, demek komik geliyor.
Kimse de sormazsa; tek başına çıkıp biraz yürümek...
Ne biliyim, alışmamışız kendimiz için zaman harcamaya,
Harcarken birbirimizi yıllarca..

Yok ama, bu Pazar aklıma getirmeyeceğim bunları.
Hazır güneş,mis gibi bir hava,kuşlar...
Bak,gelen geçeni de ne çokmuş bu parkın;çoluk çocuğu,evlisi,bekarı...

Şu karşımda oturan çift kimdir acaba?
O kadar öpüşüp koklaştıklarına göre bekarlar mutlaka.
Siz bir evlenin de görürsünüz üzümün çöpünü armudun sapını...
Oğana değil de kıza acırım:
Ah zavallı ana kuzusu, tepe tepe kullanacak seni bu ayı yavrusu!



Onikinci Kadın;

Evlenecek, çocukları olacak...
Ve ben adlarını bile sormayacağım.
Eminim ben doğurmasam da onlara benim sevdiğim adları takacak.
Mutlaka biri Deniz,diğeri Dağlar...
Ne yaparsa yapsın pisicik,
"Kimseyi güzel öpemeyecek beni öptüğü kadar!"


Ondördüncü Kadın;

"Valla hayatım bunu diyen kendisi:
Biz dostuz,benim için çok değerlisin,hatırın çok büyük diyor.
Ne zaman bir şeye ihtiyacın olursa ilk bana haber ver diyor.
Aslında bir yerde bana en yakın kişi de o."

"Sen alınma üstüne canım, senin yerin başka tabii..
20 yıllık arkadaşımsın, ikiniz karşılaştırılacak şey de değilsiniz ki...
Benim anlatmak istediğim içimde ona karşı bir nefret, bir kırgınlık yok..."

"Nasıl ifade etsem sana?
Bak mesela borç alacağım zaman aklıma ilk o geliyor.
Yok tabii istemedim de,misal.
Ya da arabasını kullanmaktan hiç gocunmuyorum.
Demek ki aramızda sağlam kalan bir şeyler var.
Asıl önemli olan da bu.
Dost olmamız.
Be ilişkiler var, sürüyor ama iki düşman gibi.
Ben hiç değilse eminim :
O da beni seviyor bende onu."



Onaltıncı Kadın;

Senin yatacak yerin yok aslında da,bakma işte ben ağırdan alıyorum.
Yani gerçekten çok sabırlıyım.
Hala sana bir açıp da küfür bile etmediysem,
Vallahi de tallahi de ben çok asil bir kadınım!

Zaten yeni evinin adresini de ancak ben sorunca söylemiştin.
Niye; gelmeyeyim diye di'mi ?
Bu kadar mı sıkıldın benden?
Ama bakalım Oğuz bey, şimdi ne diyeceksin:

"Merhaba hayatım... Çıktı mı? Yok, bir notum yok..."


Onyedinci Kadın;

"Tabii canım, keyfim yerinde.
Yerinde olmayacak ne var?
Aşka nasıl alışıyorsa insan, bir süre sonra ayrılığa da öyle adapte oluyor.
Zaten bu biraz kanser gibi di mi?
İlerledikçe eskiye dönmesi zorlaşıyor.
Her duygu bir süre sonra kendisini bir başkasına devrediyor."

"Bence de telefonda konuşmaya gerek yok.
Hani son aradığında o yeni açılan yere çağırmıştın ya..
Ben de teklifin hala geçerliyse, yarın gidebiliriz demek için açmıştım."

"Tamam,sekizde hazır olurum. Aşağıdan zili çal, hemen inerim."


Onsekizinci Kadın;

Ya çocuğu değiştireceğim, ya siyah takımı..
Saat olmuş yedi buçuk!
Bu saatten sonra nereden bulacağım başka oğlanı?

Amaaan!
Giy gitsin be kotunu Necle!
Bu Peter Pan'a bu kadarı bile çok fazla!



Ondokuzuncu Kadın;

"Gözüm mü daldı?
Hiç farkında değilim.
Sen devam et lütfen, iş yerini anlatıyordun"

Of saat daha dokuz bile olmamış.Sıkıntıdan patlayacağım şimdi.
Neyse otur oturduğun yerde Tülay, evde olsan sanki çok mu iyiydi?

"Bir kadeh daha alabilir miyim? Çok mersi..."

Çocukcağız sürekli konuşuyor ama, takip bile edemiyorum ne dediğini.
Arada sırada dinliyormuş gibi yapayım bari...

"Hadi canımm...Peki sonra ne oldu?"


Yirmibirinci Kadın;

Öyle utanıyorum ki sevgilim, özür dilerim senden.
Nasıl oldu da seni unutmaya kalkıştım?
Sırtımı nasıl dönmeye kalktım bu aşka..
Hele de bir başkasıyla çıkmak!
Olacak şey miydi yaptığım...

--

Biliyor musun canım hep başka ellere baktım ama hiç birine ısınamadım.
Tırnakları çizgili başka el bulamadım.
Sakın aklın kalmasın, sadece baktım.
Değer miyim hiç bir başkasının eline bile...
Sadece eller olsa...
Göz bile istemiyorum seninkilerden başka...

--
Ya dönerse...
Onu böyle mi karşılayacağım ?
Birisiyle gönül eğlendirirken ya da iyice kendine güvenini yitirmişken...
Hayır hayır!
Ben böyle biri değilim.
En azından aşkların böyle unutulamayacağını bilirim.

---

Nasıl aslanlar öldürmek içinse insanlar da korunmak için tasarlanmış sanki.

O yüzden olsa gerek aslanlar her uçanı av,
İnsanlar da her kaçanı azalma sanıyor.
Korkularımızın adına onur diyoruz.

Sonra da onu ruhumuzun devleti yapıyor,
Polisler veriyoruz emrine.
Kendi hayatımıza onursal başkan oluyoruz.

---

Oysa en büyük onur hayatı kendinle birlikte kucaklamaktır.
Ben de kucaklıyor ve kabul ediyorum :
Seni çok özledim sevgilim!


Yirmiikinci Kadın;

Onu çok özlediğimi ona söylersem çok mu zavallı olurum?
Ama başka bir şey demek istemiyorum, denemeliyim.
Yoksa telefon açmaya ne gerek...
Daha geçen gün bankadaki para için aradığında konuşmamış mıydık?
Şimdi neyi bahane edeceğim ki aramaya...
Zaten bahaneye ne gerek... Suç mu bu?
Seviyorum, evet hala seviyorum.
Çok özledim seni, sana seni özledim demeyi bile çok özledim.

---

Şu sigarayı da içiyim hemen arayacağım.
Aynı soğuk bir kış günü denize atlar gibi..
Bu ya birden yapılır, ya da yapılamaz...
Hiçbir kural, hiçbir arkadaş nasihati artık bana mani olamaz.
Filmlerde midir sadece kadınların aşkı...
İnanmazsanız bakın:
Tanrı'nın adıyla diyip, şimdi arayacağım sevdiğim adamı...


Yirmiüçüncü Kadın;

"Alo, merhaba ben Zeynep"

"Rahatsız etmiyorum ya...
Öğle yemeği arasıdır diye düşündüm ama, eğer uygun değilsen ben daha sonra arayayım."

"Nasılsın? İyisindir umarım..."

"Ben de aynı şekilde. Koşturmaca bildiğin gibi...
Hani başımı kaşımaya vaktim yok derler ya...
Aynen öyle."

"Yo pek bir yere çıkmıyorum. Geçen akşam mı?
Ha evet evde yoktum.
Iıııım,şeyle. Sevil'le buluşmuştuk.
Yeni bir yer açılmış da; zorla oraya götürdü.
Cebimin de şarjı bitmişti."

---

"Şey,sen dün akşam beni mi aradın?Neden?
Ne diyecektin ki bana?"

"Yok canım,niye çekiniyorsun söyle tabii ki.

Hem sen söyle benim de vardır belki anlatacaklarım..."

"CD'lerin mi ? Ne CD'si...
Ha şeeyyy... Yok tabii,ne mahsuru olabilir.Onlar senin..."

"Yok canım buluşsak benim için zahmet olmazdı ama,nasıl istersen.
Zaten sen ayarlamışsın bile..."

"Yok, yok bir şey mırıldanmadım.
Tabii dedim, uğrasın Burak, veririm.
Rica ederim lütfen dert etme.
Aslına bakarsan bir kere bile dinlememiştim onları..."

---

"Ben mi? Ben mi bir şey diyecektim?
Bilmem,unuttum valla. Kafa kalmadı.
İşler çok yoğun ya...
Şimdi de Müdür Bey çağırıyormuş beni..."

"Oldu,tabii söylerim selamını. Sen de lütfen bizimkilere söyle. Hoşça kal!"

"Estağfurullah, rica ederim.
Tekrar hoşça kal..."


Neona:
Üçüncü Mevsim.

"Cosi Fan Tutte"*

*Walfgang Amadeus Mozart & Lorenszo Da Ponte "Bütün Kadınlar Böyle Yapar..."


Yirmialtıncı Kadın;

Mektubumu burada noktalarken sevgilim,
Seni çok ama,çok sevdiğimi bir kez daha yazmak istiyorum.

---

Ne zaman öleceksem, en son bu iki kelimemin duyulmasını diliyorum.

İzin verirsen,bana çok uzaklardayken yazdığın bir şiiri ben de şimdi sana çok uzaklardayken iade edeceğim.
Okumayı en sevdiğim şairin hasretini belki de böyle gidereceğim..

Tabii ben ne Vera ne Pirayeyim.
Ama görüyorsun ya sevdiğim, seni hala hiç uzaklara gitmemişsin gibi sevmekteyim..

---

Kahveyle sigara kadar yakışırlardı birbirlerine
Sabah mahmurluğunda
Umuda bulanmak değildi dertleri
Telve karanlığında,
Ya da dumana dalmak değildi;
Şömine seyreder gibi...

Radyoda orta dalga, cızırtılı keman ağlamaları
Uzakta da yakın kalma çabaları
İncir çekirdeği dünyalarını sarmaş dolaş doldurmaya çalışırken
Bir hiç için rest
Bir hiç için hep
Bir hep için hiçe sayacak kadardı,
Rengarenk,
Dehşetli, korkulasıydı aşkları...

Hiç bir zaman emin olmadılar hiçbir şeyden
Reddetseler de
Yalnız bile kalamamaktı
Kendi alınlarına kazıdıkları

Sarajevo!!



Yirmiyedinci Kadın;

Artık belki de sana beni ne kadar sevdiğini hatırlatmanın vakti geldi!
Zaman Tanrıysa sevgilim; ben bugün kafirim.

---

İçimden bir ses yanlış yolda olmadığımı söylüyor.
Seni ilk gördüğüm gün duyduğum o ses şimdi de git, onu bir daha gör diyor.

Hep bana zamandan söz ederdin.
Bense seni, sorunlarımızı çözmek konusunda iştahsızlık göstermekle;
Bir şeyleri örtbas etmeye çalışmakla suçlardım.
Oysa şimdi anlıyorum ki, meğer gerçektende zamana sığınmak aşkımızı en az zedeleyecek yolmuş.
Ben bir şeylerin hemen konuşulması,
Edilecekse kavgaların hemen edilmesini isterdim ki,
Bir an önce barışalım.
Sabırsızlığım yüzünden belki de az kaldı birbirimizi incitecektik,
Onarılmaz sözler söyleyip,
Sonra da o sözleri söyleyen dudakları bir daha öpmek istemeyecektik.


Otuzuncu Kadın;

"Neden hep sorun çıkartan ben oluyormuşum bakalım?
Zaten büyün ilişkimiz boyunca bana reva gördüğün sıfat bu oldu:
Huysuz!"

"Hatırlamıyorum,evet!
Söylediğin hiç bir sözün iyi olduğunu; bir günden bir güne de bana iltifat ettiğini hatırlamıyorum."

"Kavga istemiyorsan sen de adam gibi davranırsın!"

"Ne demek terbiyeli ol...
Eskiden terbiyesiz olursam severdin ama...
Hangi Leyla'yı istediğine karar ver."

"Bana bak,ben hiç değişmedim tamam mı?
Değişen,sonra da çekip giden sensin.
Ben duranım, bıraktığın yerde kalanım."

"Ne demek olmadığı için gittin...
Olmayan neydi?
Bana bunu açıkla, bunu bana açıklayacaksın."

"Ben bağırmıyorum sesim öyle benim.
Ama sen bana bağırdın işte...
Hem de nasıl bağırdın.
Tabii bağırdın, bak yan masadaki kız bile bakıyor."

"Yani senin bağırdığına değil de benim ağladığıma bakıyorlar, öyle mi?
Yani utanıyorsun artık benden.
Eskiden ağladığımda gelip sarılırdın.
Şimdi en azından senin aşkından ağlayan bir kadının gözyaşlarına bile katlanamıyorsun."

"Hayır artık özür dilemenin bir manası yok.

Ben anlayacağımı anladım.
Bir daha görüşmek istemiyorum seninle.
Kalkalım artık."

Otuzikinci Kadın;

"Üzerinden aylar geçmesi de çok önemli değil aslında...
Önemli olan ilk kırılış.
Biz kadınlar fay gibiyizdir...
Bir kırıldık mı sallan dur ondan sonra..
Yıllarca artçımız sürer."



Neona:
Dördüncü Mevsim.

"Willkommen Unglück Wenn Du Alleine Kommst"*

*Johann Wolfgang Von Goethe "Felaket; tek başına geldiysen,hoş geldin!.."




Otuzdördüncü Kadın;

Tanrım size soruyorum,
Gördüklerim doğru muydu?
O benim canım, o benim erkeğim..
Söyleyin artık başkasının mı oldu?

Bu aklıma hiç gelmemişti.
Herkes söyledi ama, o söylemediği için bir an bile inanmamıştım.
Ben sadece ona inanırım Tanrım...
O bana yalan söylemez.
Niye söylesin?
Zaten gitti, bir de niye alsın kardeşliğimizi...

---

Unutmak için neler denedim siz biliyorsunuz?
Hatta gitmek zorunda olduğunu bile kabul ettim.
Yine de bir ümit bir türlü bırakmadı yakamı...
Tanıyan birini görsem onu sormamak için hep savaş verdim ve hep yenildim.
Herkese unuttum nutku çekerken bile kulağım telefondaydı.
Her sokağa çıktığımda gözüm yollarda onu aradı.
Yazdığı toplasanız bir kaç satır...
Belki bin kez okudum.
Fotoğraflarını kokladım, ellerini sevdim fotoğraflarda...
Bir anahtarlığı kalmıştı bende...
Öptüm öptüm yastığımın altında sakladım.
Birlikte gittiğimiz yerlerden o görmeden aldığım peçeteler şimdi benim en değerli hazinem.
Siz tanıksınız Tanrım,kaç gece ağlarken uyuya kaldım.
Sonra o kabuslar bitmek bilmedi.
Bir oraya, bir buraya dön, aylar geçmedi.

---

Ne acılar içinde yandım da kimseyi rahatsız etmedim.
Bir sizin kapınıza vardım her gece, bir de ay ışığımızın.
Onunla gönderdim sevgimi, hasretimi; sizden dilerim mutluluğunu sıhhatini...

Otuzbeşinci Kadın;

Beni buralara; sevdiğim adamın şimdi bir kadınla olduğunu bildiğim bir evin önüne getiren aşk;
Senden nefret ediyorum!

Bu gece,bu yıldızlar,bu ay ışığı...
Hatırlıyorum sizi...
Siz ona vurulduğum ilk gece de yine böyle tepemdeydiniz.
Oysa tebessüm sanmıştım şu sırıtkanlığınızı;
Çocuk kalbimde ne çok sevilmiştiniz...

Kurnaz kuzey rüzgarı,
Sen de çok eğleniyor musun?
Eskiden şarkı söylerdin bize;
Şimdi ise duyuyorum, alay ediyorsun.

Ah anneciğim,dememiş miydim hayrıma okuduğun dualar havaya gider diye...
Ben artık kabul ettim sende et:
Tanrıyı da aşkı da insanlar yaratır.
İKisi de önce verir,sonra alır.

---

Ooo, arabamız da buradaymış.
Bakalımm, evet sıcak! Gezmeden yeni mi geldiniz?
Hala kapıda oyalanmakta mısınız acaba?
Küçükhanımcığım, beyefendiler sizinde ayakkabılarınızı eğilere çıkardılar mı?
Çok severler de ayakları...
Belki de çoktan...
Yoksa şimdi siz...
Ah belki şimdi onlar....
Belki de çoktan birbirlerine dokundular...

Bu ne rezalettir yaptığım..
Bu nasıl bir acı, bu nasıl bir gerçek...
Nefret bile duymaya hakkım yok ki gidip zarar vereyim üçümüze...
İçimdeki yanardağı patlatıp, hep birlikte sonsuz olalım bu gece.
Oysa kapılarını bile çalsam kaçarım.
Ağzımdan çıkacak ilk söz ne olacak ki,onları rahatsız edeceğim?
Orası dört duvar, dışarıda olan benim.

Otuzaltıncı Kadın;

"Hayır,aşkı bu işe karıştırmayın.

Bu mesele hayatla benim aramda

Terk edilmem, hayatın benim mutluluk ümidime verdiği yanıtıdır, o kadar.
Bu bir şamar çünkü, onu karşıma çıkaran hayat pekala beni ömür boyu sevecek birini de çıkarabilirdi.
Üstelik bu ilişki için inanılmaz fedakarlıklar yaptıktan sonra bana aşk acısını tattırdı.
Niye? Çünkü benimle uğraşıyor.
Beni ezmek için en güvendiğim insanları bile kullanmaktan kaçınmıyor."

---

"Peki öyleyse neden büyün insanlar her ortamda yaşayabiliyor?
Başlarına ne gelirse gelsin, insanlığın başına ne gelirse gelsin yaşamak onur kırıcı olmuyor da neden restleşmek onur kırıcı oluyor?
Saçma...
Yaşayanların ölümle ilgili ahkam kesmesi çok saçma...
hiç objektif değil!"

"Tabiiki milyonlarca hücrenin arasından sıyrılmanın bir bedeli var.
Daha o anda hayat, kulağımıza 'Öyleyse gardını al' diye fısıldıyor.
İşte bu sesten korkmuş embriyolar eksikli doğuyor ve onlardan o kadar çok var ki,
İlle de yaşamak için uydurdukları bahanelere mantık deniyor.
Mantıkmış..."

Otuzyedinci Kadın;

"Selvi boylum al yazmalım" mı daha güzeldir,
"Muhsin Bey" mi?
Ben,
"Devlerin Aşkı"nı seçtim.
Yaşadığım en güzel aşk;

Sana çok teşekkür ederim.

Ve fakat benim bu aşkım, küçük dünyamı aştı.
Seninle birlikte olabilme umudum zamanla
Hayat efendiyle bir müsabakaya
dönüştü.Yenilen çekip gidecekti.
Cahildim,bilmiyordum kimsenin kazanamadığını...
Anlayacağın gitmek bana düştü.

Şimdi içinde helezonarına kapıldığım boşluk,
Benimle semahını dönmekte.
Bilirsin hayatımda hiç dans etmedim ama,ilk dansım için çoktan kara elbiseli adama "evet" dedim.
Oysa şimdi seninle bir el tavla atmayı ya da bir bardak çay daha içmeyi ne çok isterdim...

Fakat Jean Sibelumo genç kızın ölümle dansını çalmak için sabırsızlanıyor;
Artık gitmeliyim.
Zaten tüm gücümü şu notu bırakıp, senin içini rahatlatmaya harcadım.

Sakın unutma;

Sen,beni bir zamanlar vazgeçemeyeceğim kadar mutlu etmekten başka hiçbir kötülükten mesul değilsin!


Sadece bir küçük kalp kırıklığım var:
Sokaklarda dolaşırken keşke benimle daha çok el ele yürüseydin.

Hadi şimdi bana şans dile!



Neona:
Beşinci Mevsim.

"Ârif ol sevdâ-yı ışk inkârın etme ey hakîm
Kim vücûd-ı halkdan ancak bu sevdâdır garaz"*

*Fuzuli "Ey bilge kişi!Aşk sevdasını inkar etmemekle arif olduğunu göster.
Çünkü yaratılış varlığının amacı sadece bu sevdadır..."



Otuzdokuzuncu Kadın;

İnsanlar başladığımızı, terk edilmeyi, evlerden işlerden ayrılmaları,
Göz yaşlarını, incinmeleri, bir daha duyulmasına yürek dayanmayacak o kötü sözleri
P*ç gibiliğimi, avuç avuç ilaçları biliyorlar.
Bunları Allah kahretsin ki herkes biliyor.
Artık birbirimizin iyileri olmadığımızı...
Artık tarzımız değilmişizliğimizi...

Ama bir şeyi biz ve de sadece biz bildik.
Ömrümüz boyunca birbirimizden bile saklayacağımız bir sırrı...
Hem bu sırrı hem de neye benzediğini beraber öğrenmeye çalıştık.
Her şey yalan tek gerçeği;

Biz sevdik...


Bu sevgi koca bir yolculuktu, sanki bana kendiimden gelen bir mektuptu...
sonunda ben ben'den gayrı bir ülkeye vardım.
Pasaportum Aşk Konsolosluğu'ndan...
Bak mührün de de Edgar Morin'in hangi sözü yazıyor:

"Bilgeliğe ihtiyaç duyarız.O da bizden ihtiyat,itidal,had bilme ve vazgeçme ister."

Yeni ülkemin tarihe ve coğrafyaya yayılmış bilge çocukları;

Bu defa kapınıza ben geldim!



İşte son Elektra söylüyor şifreyi:

Her şey için af diliyorum..

Ve her şeyi affettim.

Devrim Sevimay

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...