Deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2023

DEPREMDE GÖRDÜKLERİM

1- Kiracısını beş bin, on bin gibi rakamları veremediği için çıkaran ev sahibiyle kiracısını aynı çorba kuyruğunda gördüm.

2- Erzak dağıtırken “bu bana yeter, biraz benden sonrakilere ver diyen köylüler gördüm.

3- Dağıtım sırasında bizi zorla evine götürüp yemek yediren, evde yiyecek namına ne varsa sofraya getiren depremzede gördüm.

4- Allah’tan şer gelmez, Allah’tan ne gelirse hayırdır. Bu depremde de hayır var diyen depremzede gördüm. 

5- Arabasının çalıştırıp uyuyunca arabasının ekzozundan zehirlenip ölmek üzere iken komşusu tarafından fark edilip zehirlenmiş halde uyandırılan aile gördüm.

6- AVM’si yıkılmış, arabaları enkazın altında kalmış, bizden bulgur alacak kadar sıfırı tüketmiş iş adamları gördüm.

7- 20 saat uğraşıp kolu kesilmesin diye sütunu/kolonu kesip kurtardığımız 24 yaşındaki kızımızın üç saat sonra öldüğünü gördüm.

8- Annenin önce beni kurtarın, kızının önce beni kurtarın diye yalvardığı mahşer alanını gördüm.

9- Nesi var nesi yoksa bırakıp Şehri terk etmek isteyen genç jenerasyonla, buraları bırakmayın, şehrinize sahip çıkın, terk etmeyin diye yalvaran yaşlıları gördüm. 

10- Kilometreyi daha önce bir kere sıfırlamış Suriyelileri, bu ikinci kilometre sıfırlama olayında daha rahat, şerbetli, daha kabullenici, daha mütevekkil görürken, Anadolu insanının kafasını daha karışık gördüm.

11- Depremden kocasının ölmüş cesedi çıkınca “Depreeem Allah senin belanı versin” diyerek kendini paralayan kadınlar gördüm. 

12- Hiç kızı olmayıp dört oğlu da enkaz altında kalan, ama hiç birisine ulaşmadığımızda babanın gözümüzün içine bakıp ağlayarak “en azından bir oğlumu kurtarın” diye yalvardığını ama bizim de aciz olduğumuz anları gördüm.

13- Alt, üst, yan komşusunun kim olduğunu bilmeyen komşular gördüm.

14- Termal kameranın arama kurtarma ekiplerinin işlerini ne kadar hızlandırdığını, eğer yoksa iğne ile kuyu kazmaktan beter olduğunu gördüm. 

15- Bir insanın hayatının senin ellerinde olduğunu, sen yardım etmezsen öleceğinden emin olduğun yüzlerce yalvarma arasından hangisini seçeceğini, hangisini çabuk kurtarırsam diğerine çabuk varırım kararsızlığı yaşadığımı gördüm.

16- Her insanın hiç bir şey yapmasa bile bir deprem bölgesini ömür boyu ibret olabilmesi adına ziyaret etmesinin zaruri olduğunu gördüm.

17- İnşaatını iyi mühendislere yaptıranla kötü mühendise yaptıranların elde ettikleri kârı hayatlarıyla ödediklerini gördüm.

18- Dışı cancanlı olan binaların yıkılınca ne kadar da malzemeden çaldıklarını, elimizde ufalanan duvar parçalarının aslında elimizden dökülen birer insan karakteri olduğunu gördüm.

19- Talan edilmemiş tek bir zincir market şubesi, bir bakkal, bir çerezci, sanayide yedek parçacı, bir AVM’nin olmadığını görünce ahirete tehir edilen hesaplarımızın çok daha büyük olduğunu gördüm.

20- Hz Adem dünyaya nasıl sıfırdan başladıysa yöre insanının da sıfırdan başlamaktan başka çaresinin olmadığını, halka verilecek telkinlerin bu yönde olması gerektiğini gördüm. 

21- Bir hafta boyunca para harcayacak bir şeyin olmadığını, cüzdanımı çıkarmadığımı, satın alınacak bir şeyin olmadığını gördüm.

22- İlk defa bir hafta boyunca ezan okunmayan bir İslam şehrinin olduğunu gördüm. 

23- Habib-i Neccar camisinin yıkılmasıyla en eski tarihi bir eserimizin daha yok olduğunu gördüm.

24- İnsanoğlunun yatay mimariye geçmesinin, en fazla üç kat olması gerektiğinin gerekirse dinî bir fetvayla farz haline dönüşmesinin zorunlu olduğunu gördüm.

25- Olası bir İstanbul depreminde arama kurtarma ekiplerinin hayatî önem taşıdığını, her Türk vatandaşının hilti, matkap, spiral çeşitlerini kullanacak, enkazda koridor açacak kadar deprem bilgisine sahip olması gerektiğini, evlatları içeriden bağrışırken ne yapacağını bilmeyen abiler ve babaların olduğunu gördüm.

26- Bu topraklarda yaşamayı göze alanların depremi de göze almaları gerektiğini; Allah’ın yerleşimcilerin dinine göre yer altı tabaklarının rotasını değiştirmeyeceğini, tedbirimizi Allah’ın değil bizim almamız gerektiğini gördüm.

27- Bölgeye gelen yabancı arama kurtarmacıların risk alma noktasında çıtkırıldım olup, enkazda %1 risk bile varsa enkazın altına girmediklerini ama termal kamera ve köpekleriyle kısmen bu açıklarını kapattıkları gördüm.

Alpaslan Arslan

09 Şubat 2023

ACIMIZ VE KEDERİMİZ GİDEREK YOĞUNLAŞIYOR

Utancın bin bir türlüsünü yaşıyoruz. Evde ekmek biraz kuruyunca "tazesini alalım" dedik. Çocuklara bisküvi beğendiremedik. Eşyalara, teknolojik ürünlere neler ödedik. Kıyafet desen biri geldi, biri gitti. Aman en iyisi olsun, beğenen fiyatını da sorsun. Şimdi hepimiz utanç içindeyiz.

Çocuklarımıza en iyi planları yaptık, neredeyse kaderlerini inşa etmeye kalktık. Şunu giysin, bunu yesin, orada okusun, burada yüzsün. Her şeyin en iyisini hak ettiğini düşünen, şımarık, kimseyi beğenmez, muhabbet ve merhamet nedir bilmez bir nesil çıkarttık ortaya. Ellerimizle inşa ettik. Şimdi hepimiz utanç içindeyiz.

Günlerdir pek çoğumuz içtiğimiz kahveden, yediğimiz yemekten, tıkındığımız abur cuburdan, sıcak duştan, rahat yataktan utanır olduk. Utanç galip geldi. Utanç şimdi bize bir şey hatırlatıyor. Gelip geçicisin, çık kibrinden, benliğe lanet de, vicdanını kuşan, merhametini göğsüne kat diyor. Bir defa daha değil, milyon milyar kez o eski zaman büyüklerinin öğüdü çınlıyor içimizde şimdi: Sana dünyada ne aldın, bize ne getirdin, ne yedin içtin, nereleri gördün diye sormayacaklar. Kimin göz yaşını sildin, kime iki çift sözle bile olsa ferahlık sundun, kimin omzuna elini koyup ayağa kaldırdın, bir insan kardeşine kendinden, bütünüyle kendinden olan ne verdin? Her şeye cevap verebiliyoruz değil mi, hazır cevap olmakla övünüyoruz, zekamız büyük, benliğimiz kabarık. Takır takır konuşuyoruz. O adaletinden şüphe olunmayacak terazinin meydana serileceği gün de takır takır konuşmak nasip olsun o zaman.

Velhasıl, afetin ilk dakikalarından itibaren, emir komuta dinlemeden, insan oluşunu bir vazifeye çevirip, alkış tebrik beklemeden, her kim bir başkasını çekip çıkarmak için ufacık taşları dahi yerinden kıpırdattıysa Hakk ondan razı olsun. Her kim bir başkasını o buz gibi soğukta ısıttıysa dünya sıkıntısı hissetmesin. Her kim o kapkaranlık geceye işık tuttuysa ömrü de ahiri de nur olsun.

Şurayı da geçmek içimden gelmiyor: Şimdilik yumruğumuzun içine közü kattık, bir yere sallayıp vurmuyoruz. Vakti geldiğinde konuşacak çok şey var. Zamanı değil deyip susuyoruz. Ama hatırlatıyoruz: "Susulunca tutulan çetele simsiyahtır/o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir."
Baştan anlaşalım; acımız ve kederimiz giderek yoğunlaşıyor. Haliyle sözün de kılıca dönmesi muhtemel. Bir şeyden rahatsızım, onu paylaşmak istiyorum.

İki gündür aman çocukları televizyondan uzak tutalım, sakin çocuklara bir şey demeyelim, çocuklar bu olanlara dair bir şey bilmesinler diyenleri görüyorum. Size saygı duyuyorum. Siz makamlı, unvanlı, okullu, ilim sahibi, güçlü insanlarsınız. Biz bilmeyiz. Devam ediyorum. Yine iki gündür, çocuklar tatilin -ne tatili, zorunlu ara değil mi?-tadını çıkarsın, onlar hayata hep güzel tarafından baksin, nefes alsınlar, gülsünler, eğlensinler diyenler de var. Size de saygı duyuyorum. Ama iki tarafı da kabul etmiyorum, etmeyeceğim.

Ey güzel kardeşim, hocam, profesörüm, üstadım. Siz tam olarak nerede yaşıyorsunuz? Finlandiya'nın bir nahiyesinde mi? Avustralya'nın bir köyünde mi? Bizim toprakların çocukları, ölümü çok iyi bilir ve en erken yaşlarda öğrenir. Bir gün eşikte ters çevrilmiş ayakkabıdan anlar, başka bir gün anasının çığlığından anlar, öbür gün evine yanaşan siyah bir arabadan anlar, başka bir gün köyden gelen mektuptan anlar, karşı komşunun astığı bayraktan anlar. Ve çocuk yaşta gasilhaneye de girer, kabre de girer. Yetmez bir de mevlid okur. Burası böyledir.

Bu topraklar acıyla mayalanmıştır güzel kardeşim, sevgili büyüğüm. Savaşla, yıkımla, yoklukla, yoksullukla kanılmıştır buralar. Hani bugün televizyona bakıp "Ya ne büyük milletiz, nasıl da yardımlaşıyoruz, birlik oluyoruz' diyorsun ya, onun kaynağı acı. Acı bizi böyle etti. Acı bizi büyüttü. Ve maalesef acı bizi yılgın, yorgun yaptı. Bunca gerçeği ben elbette çocuğuma anlatacağım. Bugün gözlerimin içine bakıp hadi baba, kar topu oynamaya çıkalım diyen oğluma elbette biraz hava alalım, eğlenilecek zaman değil, insanlar çok zor durumda diyeceğim. Depremi, yıkımı, zorluğu anlatacağım. Yüzümdeki mutsuzluğu görecek, ben ne yapabilirim diyecek, haline şükredecek.

Şu fotoğraftaki baba, vefat eden kızının elini bırakamıyor hani, hepimiz onun elinin üstüne elimizi koyduk. Böyle gördük çünkü çocukken de.

Bizim artık travma yenecek, acı unutacak hâlimiz kalmadı. Biz böyle devam edeceğiz. Travmanın da acının da ta kendisi olarak. Mayamız bu bizim. Vesselam.

Yağız Gönüler

07 Şubat 2023

İNSAN HİÇ KEPÇE OLMAK İSTER Mİ?

“Hadi uyu “ demek kolay.
Yanıbaşımda yardım edemediğim göz göre göre ölümü bekleyen çocuklar var anneler babalar var.
Olmuyor işte uyuyamıyorsun.

İnsan ne olmak ister?
Hiç kepçe olmak ister mi?
Şu an olsam keşke.
Tek tek enkazların üzerini açsam.

Haluk Levent