Ana içeriğe atla

Rüya Görüntüleri

1
Bir zaman düşlerimde çılgın, ateşli aşklar,
Güzel saçlar,- mersinler, muhabbet çiçekleri,
Tatlı dudaklar, acı sözler,
Yaslı şarkıların üzgün ahenkleri.

Soldu sarardı, uçup gitti o düşler,
Savruldu rüzgârda rüyalarımın sultanı!
Bana yalnız, o günlerde yumuşak şiirlere
Alevli, çılgın ne döktümse o kaldı.

Sen kaldın öksüz şarkı! Sen de uç git şimdi,
Ara o hayali, düşlerde çoktan silik,
Bulursan selâm söyle
Ey havalı gölgeye gönderdiğim hafif soluk!

2
Garip, korkunç bir rüya
Hem ürktüm, hem sevindim;
Dehşetli sahneler gözümün önünde,
Çırpınmada kalbim.

Bir bahçe, güzel mi güzel,
Şen rahat dolaşayım dedim;
Baktılar hoş çiçekler,
Hazla doldu içim.

Minik kuşlar cıvıldaşır,
Neşeli aşk ezgileri;
Rengârenk çiçekler, güneşin
Kızılı altınla çevrili.

Otlardan sızan ıtır, koku
Bir tatlılık, esen ılık rüzgârda;
Her şey parlıyor, her şey gülümsüyor,
Gösteriyor güzelliğini dostça.

Bu çiçek ülkesinin ortasında
Mermer bir çeşme, arı duru;
Güzel bir kız gördüm hamarat,
Bir beyaz giysi yıkıyordu.

Yanakları hoş, gözleri tatlı.
Sarı bukleleriyle bir küçük melek;
Baktım yüzüne, hem yabancı,
Hem bildiğim biri olsa gerek.

Güzel kız aceleci, telâşlı,
Dilinde bir garip türkü:
"Dökül su, dökül, dökül,
Yu keteni, yu, yu!"

Yürüdüm, vardım yanına:
"Söyler misin, güzeller güzeli!”
Dedim yavaşça,
"Kimin bu ak giysi?"

Söyledi hemen: "Senin! Hazırlan,
Yıkıyorum kefenini!”
O böyle der demez
Dağıldı görüntü, bir köpük gibi.

Aldı götürdü birden sanki bir büyü
Karanlık, gür bir ormana beni.
Ağaçlar boy atmış göklere doğru,
Kalakaldım şaşırmış, düşünceli.

Fakat o ne? Bir boğuk yankı
Sanki uzak balta seslerinden;
Çıktım açıklık bir yere
Çalılar, ağaçlar arasından.

Yeşil alan ortasında
Bir koca meşe.
Fakat o ne? Benim kız, baltayı
İndirmede gövdesine.

Vurur, ha vurur, vurur;
İnip kalkar balta, bir türkü ağzında:
“ Demirim parlak, demirim çıplak,
Sandık yap meşeden, elin çabuk tutarak!”

Yürüdüm, vardım yanına:
“Güzeller güzeli, söyler m isin?”
Dedim yavaşça,
“Bu sandık ne, kimin için?”

Söyledi hemen: "Bir tabut.
Senin için. Vaktim az!”
Dağıldı görüntü bir köpük gibi,
O böyle der demez.

Solgun, sararmış, geniş,
Çıplak kır, birden, çevre;
Bilmiyorum bu ne hal,
Kaldım ürpertiler içre.

Dolaştım işte öyle,
Derken beyaz bir çizgi;
Yürüdüm, koştum, durdum,
Ne mi gördüm? O güzel kız, deminki.

O beyaz kız geniş kırda
Kazıyor toprağı elinde bel.
Pek bakamıyordum yüzüne,
Hem o kadar korkunç, hem öyle güzel.

Güzel kız, aceleci, telâşlı;
Dilinde bir garip türkü:
“Kazmam sivri, kazmam keskin,
Aç çukuru geniş, derin!”

Yürüdüm, vardım yanına,
Dedim yavaşça: “Söyler misin,
Güzeller güzeli,
Bu çukur ne için?”

Söyledi hemen: “Sana serin
Bir mezar kazıyorum, sus!"
Çukur birden açıldı derin,
Böyle der demez güzel kız.

Bakınca oyuğa irkildim,
Yuvarlandım gecesine mezarın,
Bir soğuk ürperti iliklerimde
Ve uyandım ansızın.

3
Siyah frak, ipek gömlek, kolluklar
Kendimi gördüm düşte gece;
Bir törendeymişim, tatlı dost
Sevgilim önümde.

Eğildim önünde: Demek sîzsiniz gelin,
Ay, ay, tebrik ederim gülüm!
Sesim uzadı gitti soğuk kibar,
Boğazımda bir düğüm.

Acı yaşlar boşandı yârimin gözlerinden
Ve yaş sellerinde eridi aktı sanki
O güzel portre.

Çok yalan söylediniz uyanıkken, düşte
Ey tatlı gözler, masum yıldızları aşkın,
Olsun, inanırım size gene de!

4
Rüyamda bir adam: gülünç, bücür,
Tahta bacaklar takınmış, adımları uzundu;
Giyinmiş beyazlar, şık kibar,
Fakat kirli, kaba ruhu.

Ruhu biçare, boş,
Gösterişli, vakur dışı.
Yiğitlik, mertlik dilinde,
İnatçı, mağrur davranışı.

“ Bilir misin kim bu? Gel, bak!”
Dedi rüya tanrısı, gösterdi kurnaz, bana
Görüntüler selini, yansımış bir aynaya.

Durmuştu bir kürsü önünde cüce,
Yanında sevgilim. Evet! dedi ikisi birden,
Gülüştüler: "Âmin!” binlerce şeytan.

5
Çılgın kanımı azdıran,
Bağrımı tutuşturan ne benim?
Bir ateş dağlıyor kalbimi,
Kaynıyor, kabarıyor, köpürüyor kanım.

Kabarıyor, köpürüyor kanım çılgın,
Çünkü bir düş gördüm kötü;
Karanlık oğlu geldi gecenin,
Soluyarak beni alıp götürdü.

Aydınlık bir eve iletti beni,
Saz sesleri, bir şenlik,
Yanan mumlar, meşaleler,
Vardım salona, girdim içeri.

Sofrada konuklar güle oynaya,
Cümbüşlü bir düğündü bu;
Gelinle güveye baktığımda
Eyvah, sevgilim gelin olmuştu.

Bir yabancı adamdı güvey,
Gelinse dilber sevgilim;
Koltuğunun hemen gerisinde
Durdum, ses etmedim.

Müzik çalıyor, ses yok bende,
Hüzün veriyor şenlik sesleri.
Çok mutluydu gelin,
Güvey sıktı elini.

Kadehini doldurdu güvey,
İçti biraz, uzattı kadehi,
Aldı, gülümsedi, teşekkür etti gelin
Eyvah! Kızıl kanımdı içtiği.

Güzel bir elma aldı gelin,
Güveye verdi,
Elmayı kesti güvey
Eyvah! Bu benim kalbimdi.

Tatlı, uzun bakıştılar,
Kucakladı güvey, gelini;
Öptü pembe yanaklarından
Eyvah! Soğuk ölüm öptü beni.

Dilim kurşun gibi ağzımda,
Bir dalgalanma, dans başladı;
Tek söz söyleyemiyorum,
Süslü gelin güvey yaptı ilk dansı.

Ben bir ölü gibi donmuş kalmış,
Uçtu dans edenler, etrafımda.
Yavaşçacık bir şey söyledi güvey,
Kızardı gelin, kızmadı ama.

6
Sakin gece, tatlı düşte
Bir büyü gücüyle çıka geldi,
Bir büyü gücüyle sevgilim
Küçük odama geldi.

Baktım yüzüne, tatlı, şirin!
Baktım yüzüne, güldü;
Kalbim sığmaz oldu göğsüme, sözler
Ağzımdan bir sel gibi döküldü:

“ Hepsi senin, sevgilim,
Al hepsini, neyim var
Yeter ki yavuklun olayım,
Gece yarısından, horoz ötene kadar.”

Bir tuhaf baktı yüzüme
Sevimli, üzgün, candan
Konuştu güzel kız:
“ Kalbindeki İlâhî mutluluğu ver!”

"Tatlı canımla genç kanımı
Vereyim seve seve sana,
Melekler gibi güzel, fakat
O en yüce mutluluğa dokunma!”

Çıka dursun hemen sözüm ağzımdan
Daha da güzelleşti genç kız,
Hep aynı şeyi söylüyordu:
“ Kalbindeki İlâhî mutluluğu ver!”

Beynimde boğuk boğuk uğuldayan söz
Boşalttı bir alev denizi
Ruhumun en uzak köşelerine,
Sanki soluğum kesildi.

Çevrili altın hâlelerle
Akpak melekler belirdi;
Derken siyah ifritler
Derinlerden çıka geldi.

Boğuştular, savaştılar,
Kovup kaçırdılar melekleri;
Sonunda o kara sürü de
Bir sis yığınında eridi gitti.

Kollarımda şirin sevgilim,
Eriyor gibiydim hazdan;
Fakat ağlıyordu acı acı,
Kucağıma sokulmuş ceylan.

Biliyordum neden ağlıyordu
Nazlı yâr, öptüm güzel ağzını.
“ Kendini alevli aşkıma bırak,
Ah, akıtma, nazlım, gözyaşlarını!

Kendini alevli aşkıma bırak!”
Dondu kanım, birden buz kesildi;
Ses titredi, derinlerde
Bir uçurum belirdi.

Çıktı dipsiz kuyudan o siyah sürü,
Sarardı sevgilim
Kayboldu kollarımdan,
Yapayalnız kaldım.

Hora tepti çevremde, tuhaf
Siyah sürü, hora tepti;
Alaycı gülüşleri çın çın
Yaklaştılar, kavradılar beni.

Daraldıkça daraldı çevre,
Boyuna o ses, o korkunç uğultu:
"Artık ebediyen bizimsin,
Çünkü verdin İlâhî mutluluğu!”

7
İşte paranı da aldın, ne duruyorsun,
Mel’un rezil, ne duruyorsun daha?
Nerdeyse yarı gece, bir sevgilim eksik,
Üzgün bekliyorum odamda.

Mezarlıktan korkulu esintiler,
Rüzgârlar, gördünüz mü nişanlımı?
Sırıtıp eğiliyor, baş sallıyorlar: Evet!
Beliren yüzler solgun, sarı.

Dök ortaya getirdiğin haberi,
Ateş kılıklı kara maskara!
"Sayın baylar, bayanlardan size bildiri:
Binmiş geliyorlar ejder atlara.”

Sen ey dertli adamcağız, nedir arzun?
Benim ölü ustam, çeken ne seni buraya?
Bakarak yüzüme üzgün, suskun
Sallıyor başını, gidiyor yavaşça.

Neden sallar kuyruğunu, inler bu tüylü ahpap?
Kara kedinin gözleri neden parlar?
Sütananın ninnileri ne böyle; niçin
Saçları uçuşarak, höykürür bu kadınlar?

Uyu yavrum'lar bitti çoktan,
Mıymıylarınla, sütana, sen evde kal!
Ben bugün düğünümü kutluyorum,
Bak, göründü kibar, zarif konuklar.

Hele hele, baylar bu ne şıklık!
Ellerinizde kelleniz, şapka yerine!
İp kaçkını sarsak titrek kuklalar,
Rüzgâr da yok, bu ne gecikme böyle?

Şu gelen süpürge sapına binmiş nine.
Ah, kutla beni, oğlunum ya senin!
Beyaz yüzde titriyor bir ağız,
Diyor ki: “ Dâim olsun, âmin!”

Çiroz gibi on iki muzıkacı da geldi;
Kör kemancı kadın, peşlerinde sekerek,
Soytarı, sırtında alacalı ceketi,
Mezarcıyı apartopar çekerek.

Kafile başında şaşıgöz bohçacı
Geldi on iki rahibe, zıplaya oynaya;
Peşlerinde on iki zampara papaz, ıslıkları
Âdi rezil bir şarkı, kilise tonunda.

Bay soytarı, mosmor oldun bağırmaktan,
Ne yapayım gocuğunu, Araf'ta?
Yanan odun değil, dilenci ve prens kemikleri
Isınmak her zaman, orda bedava.

Çiçekçi kızlar çarpık, kambur
Dolanırlar odayı, taklalar atarak.
Kesin artık bu kaburga takırtısını,
Hey, sizler, baykuş yüz, çekirge bacak!

Doluşmuş cehennem toptan buraya,
Bir patırtı, büyür de büyür;
Cehennemde vals müziği hattâ
Susun, susun! Nerdeyse sevgilim gelir.

Reziller, ya susun, ya basıp gidin!
Duymaz oldum kendi sözlerimi de.
Aşçı kadın, nerdesin? Koş, aç kapıyı,
Bir araba mı geldi, ne?

Hoş geldin güzelim, nasılsın sevgilim?
Hoş geldiniz bay rahip, yerleşin!
Ey beygir-ayak, at-kuyruk rahip,
Kulunuz, kölenizim ben sizin!

Gülüm, neden durgun solgunsun?
Bay rahip, nikâhı hemen kıyar;
Pek de fazla imiş gerçi ücreti,
Sana kavuşmak'çin ne önemi var!

Diz çök, sevgilim, yanıma diz çök! —
Çöküyor, eğiliyor-ah ey mutluluk!
Yaslanıyor kalbime, göğsüm dalga dalga,
Kucaklıyorum, körkütük.

Dalgalı sırma saçlar oynaşır çevremizde.
Çarpan kalbi sevgilimin, kalbime bitişik.
Kanat çırparak göklere doğru
Hazda, elemde birlik.

Bir sevinç denizinde yüzüyor yüreklerimiz,
Kutsal göğünde Tanrının, yukarda;
Birden başlarımızda cehennemin eli,
Bir felâket, bir belâ.

Gecenin karanlık oğludur bu,
Kutsayan rahip pozunda;
Kanlı bir kitaptan okuyor, basmakalıp
Duası küfürdür, rahmeti beddua.

Takırtı, gümbürtü, kükreyiş,
Çakıyor ansızın mavimtrak bir ışık,
Çatlıyor dalgalar, gürlüyor gökler —
“ Dâim olsun, âmin!” diyor ninecik.

8
Kalbimde yarı gece korkuları,
Sevdalı dönüyordum sevgilimin evinden.
Ağır durgun el salladı
Mezarlar, geçerken önlerinden.

Titreşti bir işaret gibi,
Çalgıcının mezarında ay ışığı.
Bir fısıltı: Hemen geliyorum, kardeş!
Ve mezardan bulanık bir hayal çıktı.

Yükseldi çukurdan çalgıcı,
Oturdu mezar taşına.
Tıngırdatıp gitarını
Başladı cırlak şarkısına:

“Çalgımın telleri hey, aklınızda mı
O eski dertli şarkı,
Bir zamanlar kalpler yaktı,
Şeytanlarda adı: cehennem azabı,
Meleklerde: cennet bahtiyarlığı,
İnsanlarda: aşk, aşk!"

Açıldı bütün mezarlar
Erirken son sözün yankısı;
Hayaletler çıktı apartopar,
Çalgıcının çevresini sardı.

Başladı cırlak koro:
“Aşk! Aşk! Senin gücün bizi
Bu yataklara düşürdü,
Kapadı gözlerimizi —
Ne bağırırsın gece vakti, hey!"

Karman çorman bir bağırış, inilti,
Öter, tıslar, gaklar gibi;
Sarmış çılgın sürü, çevresini
Tıngırdattı delice, çalgıcı tellerini:

"Bravo! Bravo! Hep böyle taşkın, deli!
Hoş geldiniz!
Çınladı, yankılandı afsunum,
İşittiniz hepiniz!
Buradayız yıllar yılı,
Miskin sessiz tabutlarda;
Şenlenelim, eğlenelim
İzin verin de bugün.
Bir bakın yalnız mıyız?
Ne aptallık, yaşarken
Kendimizi kör körüne
Çılgınlığına aşkların, bırakmışız'
Tam eğlenmek bugün bizim hakkımız,
Anlatsın açıkça herkes
Neden öldü, niçin geldi buraya,
Nasıl düştü tongaya,
Yakalandı, parçalandı nasıl
Çılgın aşk avlarında.

Hopladı topluluktan tüy gibi ince biri,
Başladı anlatmaya, bir kemik bir deri:

"Ben bir terzi kalfası,
Elimde iğne, makas;
Hamarat, çalışkan,
Elimde iğne, makas;
Geldi ustamın kızı,
Elinde iğne, makas;
İğneyi, makası
Yüreğime sapladı.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Sakin ciddî, bir ikinci çıktı ortaya:

"Rinaldo Rinaldini,
Schinderhanno, Orlandini,
Hele hele Carlo Moor
Olmak istedim onlar gibi.

Abayı da yaktım izninizle.
Bu yiğitler örneği;
Döndürmüştü başımı
O güzeller güzeli.

İç çektim, dem çektim
Aşktan şaşkına dönünce
Sokuverdim elimi
Zengin komşumun cebine.

Özlem gözyaşlarını
Komşumun mendiliyle
Silecektim dedim ya,
Yutmadı bekçi.

Süt kuzusu zaptiyeler raconunca
Aldılar beni ortaya;
Mapusane, aman ne büyük,
Ana kucağını açtı bana.

Sürüp sefasını aşk hayallerinin
Eğirdim orda yünümü,
Derken geldi Rinaldo’nun gölgesi
Aldı canımı götürdü."

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Düzgünlü pudralı üçüncü çıktı ortaya:

"Sahneler şâhıydım ben,
İhtisasım âşık rolleri;
Kükrerdim bazan: Tanrılar!
İnlerdim bazan içli.

En çok Mortimer'i oynardım,
Maria her zaman güzeldi!
Halimden açıkça belliydi ya.
Hiç anlamak istemezdi beni.

Bir gün oyun sonunda perişan
Haykırdım: "Maria, kutsal kadın!”
Aldım hançeri hemen,
Kendime biraz derin sapladım.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Dördüncü, beyaz abalı, çıktı ortaya:

"Kürsüde kesiyordu profesör,
O keserken ben de kestiriyordum:
Fakat tabiî çok daha kekâ,
Sevimli kızının yanında olsaydım.

Pencereden az mı selâm vermişti,
Çiçekler çiçeği, ömrümün nuru!
Sonunda kopardı o sultan çiçeği
Zengin bir şapşal, bir hödük kara kuru.

Lânet olsun paralı rezillere, kadınlara
Deyip kattım şaraba şeytan otu;
Merhaba, ben Ölüm Birader, dedi ölüm,
İçtik kardeşliğe, perçinledik dostluğu!

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Boynunda ip, beşinci çıktı ortaya:

"Kızıyla elmasları... övünüyordu,
Atıp tutuyordu şarap masasında;
Boş ver mücevherleri Kont! dedim,
Benim gözüm yalnız senin kızında!

Paralı adamları kontun bir sürü,
Kız da, elmaslar da kilit altında;
Pöh, kilit kafes, adamlar umurumda mı?
Tırmandım parmaklıklara.

Tırmandım çekinmeden yârimin penceresine,
Öfkeli homurtular, küfürler aşağıda:
"Yavaş ol, delikanlı, neciyim ben,
Ben de elmas severim, bilirsin ya!”

Kont benimle matrak geçti, yakalattı,
Gülüşerek uşaklar sardı çevremi.
Hay Allah, yahu, hırsız değilim ben,
Aşırmak istedim sadece sevgilimi.

Etmeyin eylemeyin, kâr etmedi hiç biri.
Bir ip buldular şipşak;
Güneş doğdu geldi, darağacında beni
Görünce baka kaldı şaşarak."

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Kellesi koltuğunda, altıncı çıktı ortaya:

“Sevda kahrından oldum avcı,
Dolaşırken kolumda tüfek,
Ağaçtan bir karga gakladı:
Kelle gider! Kelle gider! diyerek.

Ah, yârime götürsem,
Bir güvercin bulsam da!
Bakınırdım böyle düşünerek,
Avcı gözüyle çalılara.

Vermiş gaga gagaya kim bu sevişenler?
İki yavru kumru belki de!
Yavaşça sokuldum, tetik hazır;
Sevgilim değil mi, bak hele!

Güvercinim, nişanlım bir yabancı adamla
Sarmaş dolaş, aşnafişne —
Ey emektar silâh, hedefini şaşma!
Erkek yere devrildi, kanlar içinde.

Derken bir kafile, cellât dahil,
Kahraman da benim aralarında —
Geçtik ormanı. Kelle gider! Kelle gider!
Diye bağırıyordu ağaçta karga."

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Bu sefer de çalgıcı çıktı ortaya:

“ Bir küçük şarkı okudum,
Güzeldi, erdi sonuna;
Döner yerli yerine şarkılar,
Göğüslerde kalpler parçalanınca.”

Koptu çılgın kahkahalar iki kat,
Solgun yüzlerde dalgalanma;
Kilise kulesinde “ Bir”i vurdu saat,
Koşuştular bağrışarak, mezarlara.

9
Uyurken tatlı, rahat
Unutmuş tasayı, kederi;
Bir hayal belirdi rüyamda:
Güzeller güzeli.

Mermer gibi solgun,
Çekici, esrarlı;
Gözlerinde inciler,
Saçları tuhaf dalgalı.

Kımıldadı usulca
Mermer solgunu güzel,
Yaslandı bağrıma
Mermer solgunu güzel.

Çılgınca öptü, kucakladı,
Kar beyaz göğsü;
Sevgiyle, candan sardı,
Mutluydum, hem de çok üzüntülü.

Acıdan, hazdan titriyor nasıl,
Çarpıyordu kalbim, ateşler içinde!
Onun göğsü buz gibi,
Ne çarpıntı, ne titreme.

“Soğuktur buz gibi,
Çarpmaz, ürpermez kalbim,
Fakat aşkın kuvvetini,
Hazlarım bilirim.

Dolaşmaz yüreğimde kan, açmaz
Pembeler dudağımda, yanağımda;
Fakat dostunum senin,
İrkilme, korkma!”

Daha da çılgın kucakladı beni,
Âdeta acıtıyordu;
Derken bir horoz öttü - kollarımdan
Kaydı gitti güzel, mermer solgunu.

10
Çektim aldım, sözün büyüsüyle
Solgun, sarı ölüleri;
Gitmezler artık eski geceye,
Dönmezler geri.

Unuttum korkudan, dehşetten,
Üstadın afsunu etkiliydi;
Şimdi sisler içindeki eve,
Kendi hayaletlerim çeker beni.

Bırakın, karanlık cinler!
Düşmeyin üstüme, ardıma!
Daha bazı mutluluklar olabilir,
Bu güllerin parıltısında.

Güzeller güzeli o çiçeğe
Benim bütün çabam;
Onu sevmedikten sonra
Neye yarar yaşamam?

Yalnız bir kere, sarmak isterim,
Bastırmak yanan bağrıma!
Dudakları, yanakları; en mutlu acıyı
Öpmek onlardan, bir defa!

Ağzından bir kerecik
Tatlı bir söz duymak isterim —
Sonra, o karanlık yere gelmeye,
Ey ruhlar, peşinizdeyim.

Salladılar başlarını korkunç,
Duydu ruhlar söyleneni.
Sevgilim, işte geldim yanma,
Seviyor musun beni?

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigil

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...