Ana içeriğe atla

ÇOCUK VE ALLAH

ÇOCUĞUMA SÖYLEDİĞİM HERHANGİ BİR AKŞAM SERENADI

Sana büyük bir mezar hazırlayacağım,
Benden ve ölümden sonra.
Ve oradan efsaneler vereceksin,
Sen bütün çocuklara.

Allah'a karşı güzelliğim devam eder,
Göklerden avuçlarıma düşen renk.
Uykular içinden hatıraları,
Şehri nasibine terk ederek.

Koyunlara ve büyük ağaçlara
Dağılan akşamlar vakti.
Sezilir ki sularda parıltılar,
Ve gecelerden yıldızlar gitti.

Babam, bir hikmet gibi beni uyandırır,
O karanlıklardan ki ruhumun.
Beklerim aşkın selametini,
Bir zafer kadar yorgun.

Dağlara, gölge vurmayan dağlara,
Akşamı götüren kuşlarım.
Benim gelmeyen sarhoşluğumdur,
Bağlarda kalan salkım.

Meçhulün hayatına kalbi misafir eder,
Evlerde güzel çeşmelerin suları.
Uzaklaşır gemiler gibi sahilden,
Varlığın yelken arzuları.


SİYAH MERMERLERDE KALAN

Tanrım izin verecek,
Kaybedilmiş geceler hakkı için.
Seni azat edeceğim
Ellerimde bir çiçek.

Oynamaktan çocuğum, sade ve sonsuz,
Kuşlar uçarken mesela.
Karanlıklarda yeniden tesadüf edecek,
O zaman ruhumuz.


NASİHAT

Senin saçların varsa altın gibi,
Benim de vardı eskiden.
Çocuğum uyuma geceleri
Saçlarındır karanlıklarda giden.

Senin ellerin varsa nur dolu,
Benim de vardı uzaklarda.
Seyret geceleri çocuğum
Ki nur dolu başaklarda.

Senin kirpiklerin varsa rüyadan,
Benim de vardı uyku gibi.
Yum gözlerini geceleri çocuğum
Ki rüyalar bırakmaktadır kalbi.


ÇOCUĞUM

Sen benim uzaklara yolladığım,
Hayata, enginlere ve nasibe.
Ey şehzademin mavi bahçeleri
Ve ey en güzel salkım.

Sen, bana gerilerden gelen,
Geceler ve nedametler arkası.
Ey sessizlikler ki davet eder,
Saçaklara serçelerim inmeden.

Kalbe selametlerle doldu,
Göklere hücum etti vakitler.
Belirdi, abdest alır gibi, vücudumuza
Ağaçların ve Allah'ın yurdu.

Geçti kapılardan serinlikler,
Parıltılarıyla meçhullerin.
Yalnız aşka ve felakete ait
Komşulardan gelen haber.

Sen benim aşka ve felakete yolculuğum,
Ey altın ve karanlık.
Ölüyor gibi dinliyorum yaşamayı
Ey benim çocuğum.


KALBE VE ÖLÜME DAİR

Yok senden başka inandığım
Kalbe ve ölüme dair.

Dağlar ve saadetler üstünden
Vaktim, sulara inmiştir.

Sahillerinde beyaz gemileri
Gemiler ki uzaktan işaret verir.

Dinlenirken ağaçlar toprakta
Kalbe ve ölüme dair.

Ülkemde kapılar kapandı
Kalbe ve ölüme dair.

Allah'ın kuşları semalarımdan
Kazasız geçebilir.


SAKLAMBAÇ

Şu anda mesela bir saklambaç oyunu var,
Kuşlar gibi, saklanıyorum senden. 
Görünmemek, bilinmemek, meçhul olmak arzusu,
Parlayan dağlardan, düşüncelerden.

Şu anda mesela bir saklambaç oyunu var,
Ebe benim ve arıyorum, seni.
Görmek, bilmek, sırrına varmak,
Bahtın kokularını, denizlerini.


RAHATLIK

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine çiçekler açacak dallarda.
Dallarda açan çiçekler gibi,
Yine çocuklar uyuyacak masallarda.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine uykular havuzda dibe gidecek.
Havuzlarda kaybolan uykular gibi,
Yine çocuklar mektebe gidecek.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine göklerden mavi gölgeler inecek yere.
Toprağı nurlandıran mavi gölgeler gibi,
Yine çocuklar gülümseyecek, askerlere.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine meltemler geçecek denizlerden. 
Denizlerden geçen meltemler gibi,
Yine çocuklar olacak, rahatlık veren.


NEREYE

Nereye sevdiğim benim, inandığım nereye,
Rüyaların yarasalar gibi uçuştuğu geceler içinden.
Dalgınlığımla hareketlerini seçemiyorum,
Varlığının altın kafiyesini arıyorken ben.

Hangi dünyaları dolaştıktı bilmiyorum,
O nasıl bir adaydı, nasıl bir deniz.
Gök, bir söğüt dalı gibi eğilmişti sulara doğru,
Ve eğilmiştik o dal gibi hayata doğru ikimiz.

Kim ellerini alnımda gezdirirken o ten sesiyle,
Bana kalbin musikisini verecek, haberi olmadan.
Geceyi avuçlarımda siyah bir gül gibi duyuyorum,
Ve sen misin bilmiyorum bu gülü bırakan.

Nereye, ey gözyaşlarımın sıcaklığı,
Ki başka birisi yok beni duyan.
Rüyalar nereye gidiyor, anlamıyorum;
Ve sen nereye gidiyorsun, hatıralardan.


RABBİM MERHAMETİN VARDIR

Rabbim merhametin vardır,
Hülya ver şu lezzete karanlıklardan.

Akşam dualarından sonra
Kanımın hayvanlığı avuçlarımda kalan.

Ya düşünmek olsun hep,
Asil bahçelerde heykeller gibi.
Ahmak kuşlar gibi göklerde arayalım
Baştan başa nasibi.

Ya sarılmak olsun hep,
Nedametsiz ve murdar;
Şehrin ve dağların sessizliğinde
Aşka, ölüler kadar.


CAHİL

Her nimetin sonu nedamet,
Ben istemiyorum sizi, istemiyorum.
Ürkmüş ve çekilmiş güneşten
Yılanlarla beraber ruhum.

Bahçelerinizde bahar durmaz,
Dursa da neye yarar.
Görünmeyen hudutlar arasında,
Gaipten haber verir yaşamalar.

Ne yüzüm ak, ne aşka doymuşum
Gençliğim parça parça, arzu ve hülyada.
Artık bulunmamak istiyorum,
Hiç bir dünyada.


YAŞADIKTAN SONRA

Nedametlerle terk ettik Allah'a
En yakın hislerimizi sormadan.
Uykular ki garip mezarlar gibi
Varmadık bahsedilen sabaha.

Çirkin zevklerin uzak aşinalığı
Kalbi rahatsız etmekte her an.
Bir insan gibi hayata iştirak eder,
Gecelerin üvey analığı.

Nasibi akar sularla sezdik,
Düşünmez kuşlar uçtu, düşünmez ağaçlardan.
Bahçelerin en güzel yerinde
Heykeller gibi durdu, gençlik.

Baksak ki lahzalara görünür mü,
Saadeti nesillere kalan?
Rabbim, o ne güzel düşüncelerdi, Rabbim,
Merak ederdi gönlümüz ölümü.


İKİ AKŞAM ARASINDA BENZERLİK

I

Ağaçlar ki uykuda gezer gibi
Bütün hayatı unutmuşlar.

Kimbilir kondu nerelere,
Günü selametleyen kuşlar.

II

Güller aydınlandı, uzaklarda,
Yapraklar dolusu akşam vakti.

Sesler kesildi ansızın
Ağaç burda, kuşlar nereye gitti?


ESKİ

Bunlar ihtimal hiç okunmayacaktır,
Günahkâr ölülerin Fatihaları gibi.
Allah'a, denizlerle beraber, terk ediyorum,
Benim olan nasibi.

Vaktin nedameti indi karanlığa,
Aşka ve göklere, kuşlar.
Kim der ki gemiler, kendiliğinden,
En güzel sahillerde durmuşlar.

Aydınlıklar ki eşyadan uykuya doğru;
Ve çocuklara doğru inen selamet.
Şarkılar gibi yanım sıra
Bitmez tükenmez memleket.

Kalbe ihtiyarlığıyla aşina olur
Komşularımın çirkin kapıları.
Ah ben nasıl terk edeceğim,
Bir sabah vakti suları.

Sana, ey çocuklarımın en sonsuzu, sana,
Şarkılar, nur gibi ve ayıp.
Beni felaketler gibi yad edeceksin,
Bir gün Allah'ı anlayıp.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
Çocuk ve Allah

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra  Sana bir daha rastlarsam Seni nasıl selamlamalıyım  Susarak mı, ağlayarak mı? Lord Byron “Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,” Sürgünlerin uzmanlığını. Bir vapur nasıl kalkar bir limandan. Tren nasıl acı acı öter, öğrendim. Cevat Çapan Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir Büyük istasyona benziyor artık bu ev Tren bir yolcu daha edinecek demektir Abdülkadir Budak Son Tren sessizce perondan ayrılırken, Baş öne eğilir hafiften, Umuda veda, Köksal Özyürek O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Nazım Hikmet Elveda gençlikte geçen günüme Ezirâil el atıyor canıma Yanarım gençlikte, o zamanıma Acı tatlı günler hep hayâl oldu Nerde gençlikteki geçen çağlarım Sustu bülbül gazel döktü bağlarım Her gün hatırlarım her gün ağlarım Veysel ağ...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

Şiir/lerde Çocukluğumuz

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Necip Fazıl Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar. Nazım Hikmet çünkü Zeynep diye bir kız çocuk “canavarın zamanı yoktur” demişti yıllarca araştırdım bulamadım aslını belki de haklıydı, kimbilir Turgut Uyar Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Murathan Mungan “Dostça gülümsedi. Bu gülümseme sanki bana değil de çocukluğuma gitmiş gibiydi.” Romain Gary özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini dokunuşunu çocukluğum büyüyor içimde günden güne. göz kulak oluyorum kendime ölürsem çünkü utanırım annemin gözyaşlarından Mahmut Derviş başını cama dayayan çocuk hoşçakal ben burada kalıyorum güneşin altında anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma Ahmet Güntan kocadım, geri ver çocukluğumu anne eşlik edebileyim diye küçük serçelere …dönüş yolunda senin bekleyiş yuvana. Mahmut Derviş Çocukluklardı bilincimin iskeleti ...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

İnsanın sabır kuvvetini zayıflatan geçmiş ve gelecek zorlukları gereğinden fazla düşünmek, onu güçsüz zavallı ve ümitsiz kılar.

 Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham (gerçek dışı düşünceler) yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir. Fakat vehmin (asılsız düşüncelerin) tahakkümüyle (baskısıyla) ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle (sanmasıyla), sabır kuvvetini mazi [geçmiş) ve müstakbele (geleceğe) dağıtıp, halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvâya (şikâyete) başlar.“ (Lem’alar, 2. Lem’a, 4 Nükte) Asıl sorun, baştaki dertlerin büyüklüğü değil, sabrın o dertlere yetmiyor olmasıdır. İnsan sabır kuvvetini gereksiz işlere dağıtmış, şimdi ihtiyacı olan sabrı geçmişe ve geleceğe pay etmiştir. Ordusunun yarısını sağ cepheye, diğer yarısını sol cepheye göndermiş ve düşman karşısında yapayalnız kalmış bir kumandan gibi, daha savaş başlamadan yenilmiştir. Kaderindeki musibetlere tahammül edebileceği güç ona verilmişken, bu gücü israf edip, dayanıksız bir biçimde musibetlerin karşısına çıkmıştır. Çekilen en ağır acıların, yaşanılan vakte düşen miktarı, t...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser