25 Nisan 2012

Tanrım ! müsait bir yerde inebililir miyim artık ?

Arz-ı Hâl

Bir ömre yetecek kadar ihanet gördüm
Bin ömre yetecek kadar yalan duydum
Sade "arka bahçelerini" değil
Talan edilmiş bahçelerini de gördüm "iki adımlık yerküre”nin..

Bir adam boyu adamlık yoktu
Yazanı çok okuyanı yoktu aşkın
Ateşi oyuncak sanan çocuklar vardı Tanrım
Saçlarım tutuştu..
Kaşlarım tutuştu Tanrım !
Ellerim
Gözlerim
Kirpiklerim tutuştu..

Kalışın, bir "ben" hâli vardı bildiğim
Gidişin bir "O" hâli..
Ve bir bilmediğim hâli vardı yanışın
Kaskatı kesildi ruhum, dondum..

Yüzleri üstünde, yüzsüzce raks ederken birileri
Birileri sevip
Birileri ölüp
Birileri ölüp ölüp dirilirken,
Kesilmedik ahkâmı kalmamışken Adem’e öğrettiğin isimlerin
Aşkın en korkunç cellâdı aşkını bilenlerse,
Göz bebekleri bile titremiyorsa yalan söylerken.

Av postuna bürünmüşse avcılar
Fiil bırakmışsa failini
Söz düşmemiş, çelme takılıp düşürülmüşse mahsus
Gece saklıyorsa hâlâ cinnetleri, cinayetleri
Ay,
Çıldırıp da düşmüyorsa gök kubbeden,
Yüzü bile kızarmadan doğabiliyorsa Güneş – arsız-
Dünya, dönecek mecali bulabiliyor
Yağmur, rahmet olup yağabiliyorsa

Ve Sen Tanrım!
Hâlâ çağırmadınsa İsrafil’i…

İşine karışacak değilim
Ben
Yoruldum sadece
Müsait bir yerde inebilir miyim….

Dilek Kartal

Ayrılık Şiiri


Her satırı
Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
Bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan

Bütün yolcularını
Boğaz köprüsünün çaldıgı
Araba vapurunun
boş seferleri
gibi yanlızca rüzgâr
gezinir sensiz
yüreğimde

Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazıdıgım
ayrılık siirini okudukca
dalgalanır...

Sunay Akın

Ölüme Dair Konuşmalar

2

İşte günlerden bir gün Ela gözlüm,
Yeni bir başlangıçta bitecek ömrümüz.
Amenna ve Saddakna,
Bari hoşça geçse günümüz…


Hangisine tasa edeceği, şaştık.
“Ölüm derdi, kalım derdi” derken
Dimyata pirince giden misali,
Yolun ortasına ulaştık…


Ölüm bir hatıra gibidir insanda,
Kah hatırlanır, kah unutulur.
Fakat bir gün, bir gün nihayet
Gözle görülür elle tutulur..


Şimdi taştan çıkardığım ekmekle,
Çorba içmekteyiz sıcak sıcak.
Fakat kim diyebilir ki Turgut,
Hatıra olmayacak?


Unutmak istiyorum zaman zaman,
Ne yapsam, ne etsem olmuyor,
Kabulleniyorum,
Kabulleniyorum da- gelgelelim
İçim içimi yiyor..
Nasıl ki, unutamaz insan

Bir kez gerçekten sevdi mi..

……………………

Senin anlayacağın Ela gözlüm şimdiden
Alıştırıyorum kendimi…

Turgut Uyar

24 Nisan 2012

Ben Senden Ölürdüm

ben senden ölürdüm
oysa sen benim yaşamımdın

sen benimle giderdin
sen bende okurdun
ben caddeleri
başıboş dolaşırken
sen benimle giderdin
sen bende okurdun

sen, ulu çınarlar ortasından sevdalı serçeleri
pencerenin gün ışımasına çağırırdın
gece yinelendiğinde
gece bitmediğinde sen
ulu çınarlar ortasından , sevdalı serçeleri
pencerenin gün ışımasına çağırırdın..

sen ışıklarınla gelirdin sokağımıza
sen ışıklarınla gelirdin
çocuklar gidince
ve akasya başakları uyuyunca
ve ben aynada yalnız kalınca
sen ışıklarınla gelirdin..

sen ellerini bağışlardın
sen gözlerini bağışlardın
sen sevecenliğini bağışlardın
ben açken sen
hayatını bağışlardın
ışık misali bonkördün

sen laleleri toplardın
ve örterdin saçlarımı
saçlarım kendi çıplaklığında titrediğinde
sen laleleri toplardın

sen yanaklarını yaslardın
memelerimin acısına
ve ben
söylemeye başka bir şey bulamadığımda
sen yanaklarını yaslardın
memelerimin acısına
ve dinlerdin
ağlayarak akan kanımı

ve ağlayarak ölen aşkımı

sen dinlerdin
görmezdin beni ancak..

Furuğ Ferruhzad

Ben Senden Ölürdüm


ben senden ölürdüm
oysa sen benim yaşamımdın


sen benimle giderdin
sen bende okurdun
ben caddeleri 
başıboş dolaşırken
sen benimle giderdin
sen bende okurdun


sen ulu çınarlar ortasında, sevdalı serçeleri
pencerenin gün ışığına çağırırdın
gece yinelendiğinde
gece bitmediğinde sen 
ulu çınarlar ortasında, sevdalı serçeleri
pencerenin gün ışığına çağırırdın.


sen ışıklarınla gelirdin sokağımıza
sen ışıklarınla gelirdin
çocuklar gidince
ve akasya başakları uyuyunca
ve ben aynada yalnız kalınca
sen ışıklarınla gelirdin...


sen ellerini bağışlardın
sen gözlerini bağışlardın
sen sevecenliğini bağışlardın
ben açken sen 
hayatını bağışlardın
ışık misali bonkördün


sen laleleri toplardın
ve örterdin saçlarımı
saçlarım kendi çıplaklığında titrediğinde
sen laleleri toplardın


sen yanaklarını yaslardın
memelerimin acısına 
ve ben 
söylemeye başka bir şey bulamadığımda
sen yanaklarını yaslardın
memelerimin acısına 
ve dinlerdin
ağlayarak akan kanımı
ve ağlayarak ölen aşkımı


sen dinlerdin
görmezdin beni ancak.


Furuğ FERRUHZAD
Çeviren : Haşim Hüsrevşahi

Kışın Bana Yaptıkları...


I

Seni bir boşluğa attım
gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık
boşluk sesi ol..
hoşluk sesi ol..

sonra dönüp üz beni.

Yüzüm yüzünü terk edeli kıştı.
Yeni yeni kıştı. Kollarım kendi
bacaklarımı sarmıştı. Fotoğrafta görünmeyen
ışıklar vardı. Sandalyenin ucuna oturmuştum.
Gözlerim bacaklarıma dolanan kollarıma ,
sonra bacaklarıma , sonra daha uzağa , salondan
da uzağa ,
o yok yere bakıyordu.

seni bir boşluğa attım
gitmek üzereydim kalktım
boşluk sesi ol..
hoşluk sesi ol..

Gözlerimdeki ay ışığı
gözlerinin körlüğü içindi.

II

Hadi benim umarsızım
ben ölmek üzereyim
yorgunluğum da öyle
sabrımın son parçasını da yedim
az önce.

Hadi benim suskunum
geçtiğim yılları yaktım ardımda
çocukluğumdan gelirken düştüğüm
o keskin virajdan
sürüklendiğim bu vakte dek
sıkıca tuttuğum
kırık dökük inançlarım bile
ölmek üzere.

hadi benim kırgınım
kışın bana yaptıklarından ,
yazın beni öldüren yıldızlarından sonra
yitirdiğim mevsimler değil ,
vaktim yok,
baktığım yerleri yaktım
içime ağladığım suları da içtim
az önce.

III

Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana.

Yılları ve yolları , limanları ve fırtınayı
ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü ,
artık sonsuza dek yitirdiğimizi
büyünün bitişini ,

hiç gerekmeyen yıllarda huzur ,
çok gereken yıllarda da fırtına
nasıl yaşanır onu anlatacağım.

Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü ,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu,
bütün bunları sana
nasıl anlatacağım ?

IV

Kalbim
ölü mevsimler gibisin
bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi
ama bitti mevsim,
bir başka yolcu yok sana
fark etmez gibisin.

Kalbim
demir masanın küfü, örtünün yırtığı
camın kırığı, patlayan freni hayatımın
kalbim, anla, bitti mevsim
bir başka yolcu yok sana.

Birhan Keskin

Tuttum, Sevdim

karanlık sularımı çoktan terkettim
bağışlamayın beni

bir çocukla geçirdim
en son gecemi
yağmurun şarkısını öğretti bana
kayanın yalın ışıltısını

eprimiş yıldızlara tutundum
ilk kez not almadım hatalarımı
geceler aşkların kurtuluş günü

çağırmadım kimseyi
hem bayrağımda yoktu
örümcek ağlarına düş eklediğim
görülmesin diyedir bunca duvarlar

kimliğimi bir yolcuya bıraktım
sesimi ölülerin suskun ağızlarına

camgöbeği
hüzünlerim de oldu
haritasız acılarım da

göz notlarında kaldı
yüzümün son mevsimi

tuttum, sevdim. bağışlamayın beni

Zeynep Köylü


eğer bir gün susarsam

Eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir; her şey söylenmiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile.

Kendimi öldürmeyi hiç düşünmedim ama, sessizce yok olup gitmeyi hayal ettim defalarca. İşte öyle anlarda sözcüklerim gözyaşlarım oldular. Ertelenmiş umutların arasında ne kadar dayanabiliyorsa insan ben de o kadar dayandım. Varoluşu düşünüp dururken anladım ki, düşünerek değil, acı çekerek varolabiliyor insan..

Samuel Beckett