27 Temmuz 2012

Hatırlatan

Hicran, gün ortasında öten bir horoz gibi,
Seslendi pek vakitsiz... İçim yandı ansızın.

Mazi yosunla örtülü bir göl ki yok gibi,
Mevsim serin ve bahçede yaprak yığın yığın.

Hicran gün ortasında neden böyle seslenir,
Birden hatırlatır unutan kalbe sevgiyi?

Keskin bir özleyişle hayal ettiren nedir.
Bir devre varsa insanın ömründe en iyi?

Ey sevgi anladım bu uzakta seda ile,
Ömrün yegâne lezzetidir hatıran bile.

Yahya Kemal Beyatlı

Şişedeki

Şişede durduğu gibi durmaz ki kafir
Tutar insana yaşamayı sevdirir

Metin Eloğlu

Gizli Oda

Gizli bir oda buldum kendi içimde
çok uzak çok öte boyutlar içinde
hiç konuşmadan ayan beyan oluyordu her şey
bir göle dalıyorduk
hayat açılıyordu derinlerde
ışıltılı cam odalarda
kaygıların kaynağı olan her şey

Sen beni sarıyordun hiç dokunmadan
içimin sesini işitiyordun büyüyle
birbirimize bakıyorduk
düşünmeler nasıl görürse birbirini
öyle bir bakış işte
anlamanın gizli sezgisi içinde

Ben söylemiyordum hiçbir şeyi
sözcükler yanıltan oklarını saplamasın diye
bir nur içinde izliyordum seni
gövdem yumuşacık ilerliyordu
senin akıntının sihrinde

Sen o odalara girecektin
ve keşf edip birer birer beni üzen şeyleri
düğümlenmiş damarlarımı çözecektin
usta bir ten dokunmacısı gibi

Orada öylece yüzüyordum
Senin sevincinin inanılmazlığıyla
bin yıldır aradığım birşey varmış da
kavuşmuşum gibi sisler ardında

Ve ömür
kimbilir kaç gündüz kaç gece
zamanın ev ödevleri
o bitmek bilmez telaş
tembel, suçlu bir öğrenci gibi oturuyordum dünyada
öfkeyle bağırıyordu öğretmen hayat

Birden fark ettim bekliyordun beni
dersliğin çitlerinin yanında
kaçıp gitmek için çok uzaklara
o sonsuz rüzgar tarlalarına

Şimdi ben senin kollarındayken
yaramaz bir yasa kırıcı gibi
çırpınan kanatların arzularında
vurulup düşene dek uçarız belki
fısıltılarımızın ormanında

Sevgilim ruhumda bekle beni
hayatın böldüğü her noktamı
öpüp birleştirsin diye
dudaklarının sırlı iksiri


Neşe Yaşın


Aşk Sarkacı

Beni böldün
kanarken kırılıyordum gecenin ortasında
içimin şehrinin köprüleri yıkıldı
kağıttan bir kadındı Eleni
bir tutam boya, biraz hüzün
ve basit hikayesi kadınlığın

Sen bir aşk sarkacıydın
bir ona bir bana dokunan
sonra onda durdun
yenilginin seçimi
(büyü hareketteydi oysa)

Gidip geliyordun
bir o bir ben
acıyarak her dokunuşta

Beni böldün
kendi acını sapladın bıçak gibi
sonra yas tuttun ölümüme

Gözlerine bakıyorum
hangi uzaklara gittiler
sen bana akan aşk damlası
bitti diyorsun
dikenli teller düşsün araya

Boşluğuna bakıyorum
öksüz aşkının acıyan yankısına
asla galip yok bu savaşta
Eleni bir yıkımdır benden beter

Sevmek mi?
ben de çok erkekler sevdim
ve seviyorum hala
mucize başka yerde
sevmenin öte şehri
seni bulduğum ışık
içimin içimin içinde

Ayrılık deyince
ayırdına vardım birden
varlığın ne derin
bu şehir nasıl da kalabalık
bu bağ nasıl kıskıvrak

İçimi çekince
yangın başladı her bir hücrede
anımsadım bir geçmişim vardı benim
anımsadım bir dünya içindeyim
gecede çırılçıplak bir iç sızısı

Şimdi sanıyorum ki herşey bir yalan
bölünmüş bir şehir
hala ulaşır kendi kendine

Mezarımda uyuyorum
avuç avuç ihanet atıyorsun üzerime
bekliyorum o an gelsin
ve herşey değişsin diye
kolların beni sarsın
ve herşey bir oyun işte
Bağışla sevgilim bağışla

Şehir uyanıyor
ve yolunda gidiyor herşey
arabalar ve hayatın arkası yarını
ben delirmeye kalkıyorum
ve boşalttığın zamana bakıyorum
havada asılı duran acıtan sözlere

Bu evde bu an yaşanan
kimin umurunda
ben yılları tırmıklamışım
ve kanıyor gökyüzü
yitirdiğim müzigi arıyorum
ikimizin gövdesinde

Aşk bir kurgudur
öyle diyecekler
herkes konuşabilir ve bu herkesin başında
oysa ne garip
tattığım zehirle yalnız ölüyorum
ve benzersiz bir çiçek soluyor yanıbaşımda

Bekliyorum
sanki herşey değişecek
Bağışla sevgilim bağışla
seni seçtim bu dünyada
rezalet pahasına

Ne uzak ne uzak bakıştı o
gözlerinin önünde duvarı
kanlı savaşların
Ne çok doğru söyledin
tıpkı öteki kadınlar gibiydim
gözlerine çarptıkça ruhum
parçalandıkça
acıdıkça tenim

Uğultularını duyuyorum
o kaskatı sözlerin
yokolmak için bir böcek değilim
içim öyle sonsuz öyle derin

Ne garip
insanın arınması
kederin şiddetiyle
böylesine masum muyum, belki hayır
kimbilir nasıl da acıttım seni
ki beni böyle ezip geçtin.

Neşe Yaşın

Orada Duran

Dün gece gördüm seni
Ay doğarken oradaydın
Bir içim suydu çocukluğun
Keşke o gün içseydim seni

Dün gece ay doğarken
Ormanda ışıkla oynaşan
Bir mor menekşeydi çocukluğun
Keşke o gün koklasaydım seni

Ay ışığı saçılırken geceye
Oradaydın saçların omuzlarında
Fırınlanmış bir meşe tahtasında
Yıkasalardı seni yeşerirdi

Keşke o gün öpseydim seni

Vecihi Timuroğlu

Gül Artık

penceremde bu gülen gün
teli duvaklı bu güzel aydınlık
serçe kuşun bu her zamanki telaşı
gül diyorum
gül hele şöyle
aç avcunu
saklama benden seni çok göresim geldi
gül artık.

Müştak Erenus

Bak Fena Olur

bir gün ayrılırsak
sevilmekten eskimiş bir renk sanırım kendimi
gözbebeğime bakarım senin yüzüne özgü
gece gece
abone olduğumuz o parkta bulurum kendimi
köşe bankta sırt üstü yatıyorumdur
söylemem gerek mi bilmem, zırlıyorumdur
rıhtımlar dolusu narçiçeği sen
birkaç ton körkütük ben
bir öyle bir böyle sanıyorumdur kendimi

bir gün ayrılırsak
gülkurum, çılgın diye an beni
de ki bulutlanarak, onu sevdim gibi
kellesi kulağı düşüktür şimdi ayrılmışlıktan
göğün beline keman teli sarıyordur
her zamanki gibi
de ki
kulağına doldurduğu denizler seslenip gidiyordur
sözcükleri muz gibi soyuyordur ortalık yerde
yine Şiirzade Akgün Efendi sanıyordur kendini

bir gün ayrılırsak
dövünen çok olur, sevinen daha da çok
takla atanlar olur haber üstüne
göbek atanlar
ülseri azanlar olur
bir gün ayrılırsak
bak fena olur


Akgün Akova