Yağmurdan fazlasıdır bu gece kutlamalarımızın üzerine yağan
Şimşekten fazlasıdır
Bu saçma sapan kart oyunundaki kandırmacadan fazlasıdır
Hüzünlü zamanlardan fazlasıdır
Cceplerimizin hiç biri altınla dolu değil
Kimse gelin çiçeğini yakalayamamış
Üstüne yığılacağımız ölü bir başkan yok
Hiçbir şey yolunda gitmiyor...
Kuru bir elvedadan fazlası var sana söylemek istediğim
Kırık kalbine sıkıştırılmış sıkıntıdan fazlası
Tom Waits
Çeviren: Elvan Okaygün
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
28 Ekim 2016
26 Ekim 2016
Ağrıyınca Kar Yağıyor
Ağrıyınca kar yağıyor bu seziş saatinde
parmaklıklar sessiz ve ıslakken tüm solgunluklar
uzaktı oyunların sonuna zaman
yaratılmışı kullanan saklı gözlerinden biriyle
yol aralarına gizlenmişi düşürüyor yavaştan.
Bu nehir sürükleyişiyle
ve o ince ıslaklıkla yaşama
rengarenk karartılardan
ve bir sonbahar ölüsünden tırmana tırmana
yüzleri yüzlere gizleyip bir bakıvermekti uzaktan
soluk soluğa kapanan gölgelerin
aralanmadan yığılan yankısında içten içe -
bir denizse kırılıverdi gözlerimde.
Geldiğim yer yürürdü
ve artık pek dönmeyen göktendi
kayıklara çözülüverdiğim külrengi sabahları
ertelenen düş gezilerinde ağlarken yazsonları
bahçelerden bahçelere sessizlik bırakan
bakışın başlayıp tükeniverdiği bir ağaçkabuğunda
ismini bulmaktı yazdığın
ve durmadan şaşırmaktı
yakarışların hertürlü ellerinde
bir duygu gibi değişmiyor anlamsızlığı.
Herşeyin aranmasında ben bulunmaktım
ama bir telaştan gizlenmiştim de
korkulu bir yağmur sonrası
geçemiyordum birinden diğerine.
Tüm şapkaların altındaki iç çekişler
biraz yaşanıyorsam şimdiki bir düşten
yana eğilmiş kaskatı bakan
ölülerden biriydim pencereden.
Şule Gürbüz
parmaklıklar sessiz ve ıslakken tüm solgunluklar
uzaktı oyunların sonuna zaman
yaratılmışı kullanan saklı gözlerinden biriyle
yol aralarına gizlenmişi düşürüyor yavaştan.
Bu nehir sürükleyişiyle
ve o ince ıslaklıkla yaşama
rengarenk karartılardan
ve bir sonbahar ölüsünden tırmana tırmana
yüzleri yüzlere gizleyip bir bakıvermekti uzaktan
soluk soluğa kapanan gölgelerin
aralanmadan yığılan yankısında içten içe -
bir denizse kırılıverdi gözlerimde.
Geldiğim yer yürürdü
ve artık pek dönmeyen göktendi
kayıklara çözülüverdiğim külrengi sabahları
ertelenen düş gezilerinde ağlarken yazsonları
bahçelerden bahçelere sessizlik bırakan
bakışın başlayıp tükeniverdiği bir ağaçkabuğunda
ismini bulmaktı yazdığın
ve durmadan şaşırmaktı
yakarışların hertürlü ellerinde
bir duygu gibi değişmiyor anlamsızlığı.
Herşeyin aranmasında ben bulunmaktım
ama bir telaştan gizlenmiştim de
korkulu bir yağmur sonrası
geçemiyordum birinden diğerine.
Tüm şapkaların altındaki iç çekişler
biraz yaşanıyorsam şimdiki bir düşten
yana eğilmiş kaskatı bakan
ölülerden biriydim pencereden.
Şule Gürbüz
Kesmedim ümmîd vaslından, kesildi her emel / Havf-ı firkatte kalıp nâdâna minnet etmedim
Nâre yanıp aşk-ı pâkinden ferâgat etmedim
Mahvolup cânân yolunda cânâ rağbet etmedim
Kesmedim ümmîd vaslından, kesildi her emel
Havf-ı firkatte kalıp nâdâna minnet etmedim
Çektim el benden, bana benlik veren bildimki Sen,
Benliğimde kaldığımca zerre rahat etmedim
Bir zaman sen, ben, gönül, sevdâ, elem, derd var idi
Hiçbirinden bir zaman kalben şikâyet etmedim
Zu’m-i zâhiddir mükâfat ü mücâzat-i ibâd
Bilmedim havf ü recâ zanna ibâdet etmedim
Hâmil-i bâr-ı emânet olduğum günden beri
Hamdülillâh âcizim da’va-yı kudret etmedim
Sa’yisiz kalmış fakir, erbâb-ı sa’y olmuş gâni
Bu fikir belki cünûndur öyle cinnet etmedim
Bî-şerîk bir mülkte mümkün mü da’va-yı vücûd
Düşmedim şirk-i vücûda öyle gaflet etmedim
Zevk u ekdâr-ı cihânı serbeser gördüm velî
Hiç biriyle kalmadım nefse sahabet etmedim
Elde her nem var ise fazl u rezaletten eser
Anlamam fazlı KEMÂLİ sarf-ı himmet etmedim
Osman Kemâlî Efendi
Mahvolup cânân yolunda cânâ rağbet etmedim
Kesmedim ümmîd vaslından, kesildi her emel
Havf-ı firkatte kalıp nâdâna minnet etmedim
Çektim el benden, bana benlik veren bildimki Sen,
Benliğimde kaldığımca zerre rahat etmedim
Bir zaman sen, ben, gönül, sevdâ, elem, derd var idi
Hiçbirinden bir zaman kalben şikâyet etmedim
Zu’m-i zâhiddir mükâfat ü mücâzat-i ibâd
Bilmedim havf ü recâ zanna ibâdet etmedim
Hâmil-i bâr-ı emânet olduğum günden beri
Hamdülillâh âcizim da’va-yı kudret etmedim
Sa’yisiz kalmış fakir, erbâb-ı sa’y olmuş gâni
Bu fikir belki cünûndur öyle cinnet etmedim
Bî-şerîk bir mülkte mümkün mü da’va-yı vücûd
Düşmedim şirk-i vücûda öyle gaflet etmedim
Zevk u ekdâr-ı cihânı serbeser gördüm velî
Hiç biriyle kalmadım nefse sahabet etmedim
Elde her nem var ise fazl u rezaletten eser
Anlamam fazlı KEMÂLİ sarf-ı himmet etmedim
Osman Kemâlî Efendi
Aşkın kime yâr olur dâim işi zâr olur
Aşkın kime yâr olur dâim işi zâr olur,
Dinmez gözünün yaşı yanar içi nâr olur.
Sevdâ‐yı zülfün kimin takılsa gerdanına,
Mansûr gibi âkibet yolunda ber‐dâr olur.
Leylâ‐yı aşkın senin her kimi mecnun eder,
Firkât oduna yanup her gice bîmâr olur.
Varlık cibâlin kesüp dost iline yol eder,
Ferhatleyin gözünün yaşları pınâr olur.
Şol İbrahim Edhem’i derviş eden aşkındır,
Derdine düşen şâhın tahtı târümâr olur.
Ben de ârı terkedip girdim bu dervişliğe,
Her kim senin aşkına düştüyse bi‐âr olur.
Bu yolda cânın veren cânân alur yerine,
Aşk dükkânında anın canıyla bazâr olur.
Ey dilber‐i rûhânî al koma işbu cânı,
Sevdâna düşeliden dünyâ bana dâr olur.
Terk et Niyâzî seni, bul anda o Sultanı,
Her kim canından geçer ol vâsıl‐ı yâr olur.
Niyâzî-i Mısrî
Dinmez gözünün yaşı yanar içi nâr olur.
Sevdâ‐yı zülfün kimin takılsa gerdanına,
Mansûr gibi âkibet yolunda ber‐dâr olur.
Leylâ‐yı aşkın senin her kimi mecnun eder,
Firkât oduna yanup her gice bîmâr olur.
Varlık cibâlin kesüp dost iline yol eder,
Ferhatleyin gözünün yaşları pınâr olur.
Şol İbrahim Edhem’i derviş eden aşkındır,
Derdine düşen şâhın tahtı târümâr olur.
Ben de ârı terkedip girdim bu dervişliğe,
Her kim senin aşkına düştüyse bi‐âr olur.
Bu yolda cânın veren cânân alur yerine,
Aşk dükkânında anın canıyla bazâr olur.
Ey dilber‐i rûhânî al koma işbu cânı,
Sevdâna düşeliden dünyâ bana dâr olur.
Terk et Niyâzî seni, bul anda o Sultanı,
Her kim canından geçer ol vâsıl‐ı yâr olur.
Niyâzî-i Mısrî
Yeter çalındın ey hâce fenâ mülkün metâına,
Nazar kıldıkça insâna gönül hayrâna dolanur,
Acebdir kimi Hakk ister, kimi butlana dolanur.
Gel ey dertsiz kişi dervişliğe duruş sâ’y eyle gel bunda
Bu hâl ile olursan bil işin hüsrâna dolanur.
Nedendir kani olmuşsan murad‐ı nefse dalmışsın,
İçine hırsı almışsan işin şeytâna dolanur.
Yeter çalındın ey hâce fenâ mülkün metâına,
Çok uzatma ki Azrâil gelür bu cânâ dolanur.
Gönül verme bu dünyâya başını verme kavgâya,
Kazandığın amel bir gün gelür mîzâna dolanur.
Başı devletlû kul oldur Hakk’ı bulmuş ola seri,
Gözü gönlü dil u cânı kamu Subhâna dolanur.
Niyâzî kulunun yâ Râb vücûdu zenbini mahv et,
Mülâzimdır kapunda ol heman ihsâna dolanur.
Niyâzî-i Mısrî
Kaynak: niyaziimisri.blogspot.com.tr
Acebdir kimi Hakk ister, kimi butlana dolanur.
Gel ey dertsiz kişi dervişliğe duruş sâ’y eyle gel bunda
Bu hâl ile olursan bil işin hüsrâna dolanur.
Nedendir kani olmuşsan murad‐ı nefse dalmışsın,
İçine hırsı almışsan işin şeytâna dolanur.
Yeter çalındın ey hâce fenâ mülkün metâına,
Çok uzatma ki Azrâil gelür bu cânâ dolanur.
Gönül verme bu dünyâya başını verme kavgâya,
Kazandığın amel bir gün gelür mîzâna dolanur.
Başı devletlû kul oldur Hakk’ı bulmuş ola seri,
Gözü gönlü dil u cânı kamu Subhâna dolanur.
Niyâzî kulunun yâ Râb vücûdu zenbini mahv et,
Mülâzimdır kapunda ol heman ihsâna dolanur.
Niyâzî-i Mısrî
Kaynak: niyaziimisri.blogspot.com.tr
Şöhretim isyan benim sen afv ile meşhûrsun
Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun
Mihr-i âlem-gîrsin başdan ayağa nûrsun
Târik-i gülzâr-ı âlem mâlik-i mülk-i adem
Münkirîne mahz-ı mâtem mü’minîne sûrsun
Sensin ol şâh kim Süleymanlar kapında mûrdur
On sekiz bin âleme hükmetmeğe me’mûrsun
El benim dâmen senin ey rahmeten li’l-âlemin
Şöhretim isyan benim sen afv ile meşhûrsun
Padişah-ı evvelîn ü kıblegâh-ı âhirîn
Evvel ü âhir imâmu’l-enbiya mezkursun
Ya Resûlallah umarım diyesin rûz-ı cezâ
Gerçi cürmüm çoktur ammâ, “Itrî’ya mağfûrsun!
Itrî
Mihr-i âlem-gîrsin başdan ayağa nûrsun
Târik-i gülzâr-ı âlem mâlik-i mülk-i adem
Münkirîne mahz-ı mâtem mü’minîne sûrsun
Sensin ol şâh kim Süleymanlar kapında mûrdur
On sekiz bin âleme hükmetmeğe me’mûrsun
El benim dâmen senin ey rahmeten li’l-âlemin
Şöhretim isyan benim sen afv ile meşhûrsun
Padişah-ı evvelîn ü kıblegâh-ı âhirîn
Evvel ü âhir imâmu’l-enbiya mezkursun
Ya Resûlallah umarım diyesin rûz-ı cezâ
Gerçi cürmüm çoktur ammâ, “Itrî’ya mağfûrsun!
Itrî
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






