25 Nisan 2026

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES
I

'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim 
Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim 
Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim 
Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim
"Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim 
Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim"

II

Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık 
Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ
Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ 
Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ
"Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim 
Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim"

III

Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb 
Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab
Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb 
Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb 
"Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim 
Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim"

IV

Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin 
Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ
Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ 
Ne özge çillesi var [hecr] semtine gidenin 
"Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim 
Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim"

V

Ġarib-i kūyun olup ġayri mültecā bilmem 
Yem-i firāķa düşüp lutf-ı nāhudā bilmem 
Neler çeker bu göñül söylesem edā bilmem 
Ne hale uğradı Esrar-ı bi-nevā bilmem 
"Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim 
Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim"

Esrâr Dede

BENİ HİCRĀN İLE DİL-ḪASTE VÜ ZĀR U GİRYĀN

I

Beni hicrān ile dil-ḫaste vü zār u giryān
Bıraġıp gitdi o bı ̇̄-raḥm u mürüvvet el-ān

Āteş-i ḳahr ediyor cism-i niżārım sūzān
Lebime geldi mülākāt ümı di ile cān ̇̄

Bir ṭarafdan elem-i cism ü ża‘ı ̇̄f ü ḥayrān
Bir ṭarafdan da hücūm etmede ża‘f-ı hicrān

DÎVÂN 

Bāri yā Rab ten-i efsürdemi bı ̇̄-cān eyle
Beni ḫāk eyle raḳı bānımı ̇̄ ḫandān eyle

II

Aġla eydı de hemān ġayrı ne kārıñ vardır ̇̄
Giryeden ġayrı bu ‘ālemde ne vārıñ vardır

Aġla kim elde hemān nāle vü zārıñ vardır
Aġla aġla ki o zālim gibi yāriñ vardır

Mest ol ḫūn-ı ciger iç ki ḫumārıñ vardır
Ṣanma bı ̇̄-çāre seniñ yār u ararıñ
vardır

Künc-i ḥasretde enı si̇̄ ñ kederiñdir ancaḳ
Saña hem-derd olan eşk-i teriñdir ancaḳ

III

Düşdügüm dem reh-i hicrāna perı şān gezerim ̇̄
Kendi kendimden o demden beri yoḳdur ḫaberim

Bend edeli ser-i gı sūsuna tār ̇̄-ı naẓarım
Ejder-i aşḳ urup pāreledi tā cigerim

Ṣanma ḳandır bu gözümden dökülen eşk-i terim
Dı deden geldi derūnumdaki zehr ̇̄-i kederim

Hānmān-ı dilimi yaḳdı ḫarāb etdi firāḳ
Ṭutuşup cismimi yek-pāre kebāb etdi firāḳ

IV

Çünkim ol āfet i cān dil-ber-i fettān gitdi
Gūyiyā ḳāleb-i zārı bıraġıp cān gitdi

Zülfünü görmeyeli ‘aḳl-ı perı şan gitdi ̇̄
Yüzüne baḳmayalı dı dė̄ -i giryān gitdi

Ṭāḳatim ṭāḳ olup ṣabr ile sāmān gitdi
Şeb-i ġam geldi yine mihr-i diraḫşān gitdi

Sā‘at-i leyle-i ġam bı ̇̄-‘aded efgān efġān
Bilemem neyleyeyim el-meded efġān efġān

V

‘Acabā sende biraz luṭf u mürüvvet yoḳ mu
Bu cefākārlıġa semt-i nihāyet yoḳ mu

Saña ‘āşıḳ olana naẓra-i raḥmet yoḳ mu
Yoḫsa benden daḫı ümmı ḋ̄-i ṣadāḳat yoḳ mu

Ey cefā-pı şe ̇̄ ‘aceb fikr-i ḳıyāmet yoḳ mu
Ḫaste-i ‘aşḳa bu ḥālinde de şefḳat yoḳ mu

Bir ramaḳ ḳaldı ki Esrār-ı perişān gidecek
Bir nefes ḳaldı hemān cānını teslim edecek

Esrâr Dede 

AÑLADIM CEVRİÑE PĀYĀN U NİHĀYET YOḲDUR

I

Añladım cevriñe pāyān u nihāyet yoḳdur 
Bende de ẕerre ḳadar ṣabra liyāḳat yoḳdur

II

Kıldıġın gün nigehiñ āfet-i dı n ü ̇̄ ı mān ̇̄
Kākülüñ eyledi kālā-yı şuʻūrum tālān 

Ḥālime ṣoñra cihān ḫalḳını etdiñ ḫandān
Ne o fitne ne bu bı ̇̄-gāne teġafül el-ān

Bu tecāhüllere hep şimdi nedir bā’is̠olan
Bir gün ġarażıñ ḳatlim ise ḳıl fermān

Niçe bir ‘āşık-ı nā-çāra bu kec-ṭavr u
edā
Merḥamet ḳanda be-hey ḫusrev-i iḳlı ṁ̄ -i cefā

III

Ġam-ı ‘aşḳıñla beni ‘āleme rüsvā etdiñ
‘Aḳl u nāmūsumu temkı nimi yaġma etdiñ ̇̄

Aşḳ nāmında bir āşüfteye hem-pā etdiñ
Reh-i kūyuñ şaşırıp bādiye-peymā etdiñ

Sūziş-i cānı dönüp nār-ı tecallā etdiñ 
Ṣubḥ-ı vaṣlı şeb-i hicrānda ı mā etdiñ ̇̄

“Len-terānı ”̇̄yle edip ṣoñra yine ‘atf-ı ḫitāb 
Eylediñ ‘āşıḳı biñ nāz ile zār u bı ̇̄-tāb

IV

Öyle mest-i elem oldum ki şu‘ūrum yoḳdur 
Neylesem ẕerre ḳadar şevḳ ü sürūrum yoḳdur

Zülf-i dildār hevāsıyle ḫużūrum yoḳdur
Baña luṭf eyle deyü ḳudret-i zūrum yoḳdur

Gerçi icrā-yı şikāyetde ḳuṣūrum yoḳdur
Cevriñi çekmede bi‘llāh fütūrum yoḳdur

Sen de bir kerre tefekkür edip inṣāf eyle
Ḳanġı ‘āşıḳ dayanır böyle cefāya söyle

V

Çeşm-i mestiñden alıp neş’e-i zehr-āb-ı ġazāb
Şimdi nūş etdigimiz ḫūn-ı cigerdir her şeb

Ne belā-yı siyehe uġradı göñlüm yā Rab
Baḫtdan mı bu siyeh-rūzluġum yoḫsa ‘aceb

Dūd-ı āhım ile mi tırelenir bu kevkeb ̇̄
Hele bildim ne ḳadar olsa da nā-ḥadd-i edeb

Ne bu iş nāle vü āhıñ ne de baḫt-ı siyehiñ
Ancaḳ Esrār’ı perı ş̇̄āne eden yek nigehiñ

Esrâr Dede 

22 Nisan 2026

BENDEN KEDERİ,TASAYI VE HÜZNÜ GİDER EY RABBİM

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namazdan sonra, sağ eliyle başlarını meshederler ve:

"Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'ın adıyla. Rahman ve Rahîm ancak odur. Benden kederi, tasayı ve hüznü gider ey Rabbim!" derlerdi.

BEYAZ CAMLAR

Beni bu sabah iri anla
Taşıp

Deli deli dağlardan inerek
Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi
Yekpare bir suyum ben
Kocaman sev

Şikayetim gözlerimden kim
Ayetlerden ayırdın

Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin

Bilirem aydınlık için
Karanlık da gerekli

Bazan var'ı
Anlarsın yok ile
Sevgilim
Vazgeçilmez malzemem aletim
İhtiyar cam bakıcısı
Söyle nerde kaybuldu
Bizi mi onları mı ayırırken tuttuğun yargı

Bilmedin bile nasıl gelindi
Birkaç yüz sene yollar

Tırnak kadar plaka
Programın yazıldığı

Ucunda bir kılıç
Sonra bir kılıç ucunda bir plaka

Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince
Programlanmış Ve Bunlar Gibi
Terzide murdar kafa biçildi
Silindir bir şapka
     için yontulup
Traşlandı

Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit
Gerdir yüreğinin kirişini

Fakat beni bu sabah yakın anla
Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında
Sesim yeleleri parlar bir at
Paslı dilini çarpan

Sen ki şimdi hele
Duayı erteledin
Akşamı aradançıkardınsa bile

Çocuğuna bakmadın
Un-ufak yapayalnız karın
Önünde bütün varlığın bir diz'inin

Terziden sen de sen de
murdar bir baş edindin
Camlar daha da kıvrak
Kalb hor..

Cahit Zarifoğlu 

"Zarifoğlu pankreas kanseri olduğunu öğrenir. Günden güne erir, bir süre sonra yatak şairin meskeni olur. Sık sık dostları gelir ziyarete… Onlara durumunun kötü olduğunu belli etmek istemez. Zarifoğlu, Rasim Özdenören’den fıkra anlatmasını ister, çocuklara gülümser. Ölümün yaklaşmasının verdiği hüzünle ona refakat eden Erdem Bayazıt’ın elinden tutar bir gün, “Erdem” der “Kırlarda çiçekler artık bensiz açacak.”

KAYBOLAN ŞİİR / HAYRETLERİMİZ

İlim diye bağlansa boynun
Secdeye gecikir alnın

Konuşan dilin uzar
Yalan olur gıybet yürür

Elde asa giydi çarık
De hangi günah beldesinde

Alnını yere koydunsa bile
Acep yakın mısın gaflet misin

Say boynunu vuruyorlar
Zebaniler bir takım

Bir zaman böyle geçti
Geldin sona, tıkandı nefes borun

Bu son güneş bu ilk adım
İkisi de malın hangisi kararın

Bil tefekkür koruna düşsen
Ödün kopmaz zalimden, dersin Allah daim

Elin şakaklarında yangın
Öyle fikret çatlasın başın

Doğrul! belin iki kat yüzün solgun
Sarılık değilsin mağlup mu oldun

Toprak yer seni, etini kemiğini
İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili

Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet

Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret

Her sözün zarara
Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna

Her haykıranın takıldın ardına
Eğildin her rüzgarda

İster misin makam rütbe ölümden sonra
Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh

Gitti haznedar
Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara

Cahit Zarifoğlu 

BİLİYORUM ÇOK GEÇ OLDU

Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona
Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa
Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa
Ne hah yerleşip oturdum
Ne bir ayak yeri eşeledim
Ne bir dam aradım başımda

Perişan toztoprak içinde eşyam
Yanlardan
Arkadan otların arasından
Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına

Yerim ve yurdum belli değil
Yeni atamdım aşkın tıpanlarına
Neyin memuruyum ben nerdeyim

Artıyor çizgi çizgi
Fahrenayt ellidokuz atmışbir

Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
Çatıda alnımın

Hüznüm ağam oldu eyvah
Bir şey yap silkip at

Çare ne – herneyse
Titrek elime zor
Çalkalanıyorsa bir yerde
Ölüyorsa bir yerde
Bağlantılarım tam otomatik
Arzı mıyım ben
Tırnak arlarına kıymık giren ellerin

Hadi düşün beni
İçim otursun aklım
Durulsun diye

Ankara gölü gören bir dağ
Sisler ve katran
Ruhum
Bir iki yaşımda
Aynı boyda çam ağaçları

İki titrek ışık’ız
Güneş altında iki insan gövdesi
Bir gün yağmurlar
Açlıklar perişan saçlar dudaklar

Daima biraz fazlasıyla önünde
Dalgakıranların

Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsemiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın

Cahit Zarifoğlu