Ana içeriğe atla

Friedrich Rückert Şiirlerinden Seçmeler

Binbir dilde konuşan şiir, arif olana 
Sadece tek bir dildir, sade tek bir lisandır.

***

Aciz gibi hem şair, hem filolog olanlar, 
Benim gibi sadece tercüme yapmalıdır...
Şiirdeki suçumu filolojiye yükler,
Dildeki noksanı da şairliğe verirsin.

***

Araplar bazan yemek yemez, oruç tutarmış, 
Başka zamanlar ise bol bol ziyafet varmış,
Çorak çöllerden geçer, sonra dinlenmek için, 
Yeşil vahalıklara varıp konaklarlarmış, 
Yüklerini taşıyan, iş gören develermiş, 
Bindikleri atlarsa sanki birer rüzgârmış, 
Bunların hepsini ben, tefsirlerle beraber
Hamasa'dan öğrendim okuyup karış karış.

***

Görünüşte maddiyat üstü şeyler söylerken,
Bahseder büyük Hafız yalnız maddi şeylerden.
Yahut o sade maddi şeylerden söz açınca,
Bahsettiği hep madde üstü müdür acaba? 
Düşünceyle çözemez ondaki sırrı insan, 
Zira onun maddesi, madde üstü her zaman.

***

Okumaya başladım, Allah adın anarak, 
Yabancı bir dilden bir kitap ele alarak; 
Harfleri tanıyordum, yazı Tamil yazısı, 
Fakat sesler mânasız, yabancıydı yapısı, 
Biliyordum, gözlerim hep o adı arardı, 
Bu karışık harflerin içinde mutlak vardı; 
Yani Allah'ın adı! Onu bulduğum zaman, 
Aydınlığa kavuştum, kurtulup karanlıktan; 
Bu adın yardımiyle yazıyı incelerken,
Muammayı hem çözmüş, hem de bağlamıştım ben.

***

Ey kalbim, pek yaşlandın ve akıllanmadın hâlâ 
Günden güne ümit etmektesin, 
Açan baharın getirmediğini sana,
Sonbahar getiriversin.

***

Zavallı ben, tek şahsiyette filolog ve şair,
Tercümeden daha iyisi gelmez elimden…
Filolojik hatayı, şiirsel serbesti hatırına affedersin.
Şiirsel borcu filolojiye hediye edersin.

***

İstemiyorum hayata veda etmeyi
Bu şehre ettiğim gibi,
Gözü arkamda kalanın olmadığı yer,
Kimsenin [beni] anmadığı.

***

Kabirdeyken ona teşekkür etmeliyim,
Ki şiirimi
Hiçbir zaman anlamadı, 
yine de hiçbir zaman engeller koymadı 
onu yasaklamak için.

***

Ne yazıyor yüzlerce yaprağında
Bir gülün?
Ne duyulur binlerce feryadında
Bülbülün?
Hepsinde o, ne varsa tek bir yaprak
Üstünde,
Her şarkıda duyulan ilkindeki
İlk nağme:
Hüsn hep kendi içinde döner, çizer
Bir halka,
Aşk kimseyi bulamaz sevmeye
Ondan başka.
Onun için dönüyor yüz yaprağı
Bir gülün,
Ve onun etrafında bin feryadı
Bülbülün.

***

Birbirinden ayrılmış olmak
Birbirine yakın olduktan sonra
Çok daha kötüdür kesinlikle
Hiç yanyana gelmiş olmamaktan. 

***

Gökten bir gözyaşı düştü 
Denizde kaybolduğu sanılıyordu
Midye geldi ve onu içine aldı
Artık sen benim incim olacaksın 
Dalgalardan korkma
Seni aralarından sessizce taşıyacağım 
Sen benim acım sen benim sevincim
Sen göğsümdeki göksel gözyaşı 
İzin ver gökyüzü, saf yüreğimde 
Saklayayım en saf damlacığını

***

Hangi kaba ayak bastı benim çiçek bahçeme,
Hangi gizli dehşet girdi benim tatlı nağmeme; 
Ölüm birden ve habersiz çıktı hayat içinden, 
Meyve nasıl çıkıyorsa yaprakların süsünden; 
Ölüm hayatın tohumu, çiçekle meyve gibi,
Önce içinde gizliydi meydana çıktı şimdi;

***

Kelime oyununa çatanlar da var ama, 
Gelişmesi tam olan bir dile uygun gelir.
Dil ilkin sır dolu bir kelime oyunuymuş,
O zamanlar bilmezmiş, şimdi bunu biliyor. 
Herkesin bilmeksizin yaptığını yapalım, 
Gelin, kelimelerle bizler de oynayalım!

***

Şunu iyi öğrenin! Dünya edebiyatı, 
Dünyanın anlaşması, dünyanın barışıdır.

***

Dünyadaki anlaşmayı dil bilgisi sağlayacak,
Onun için sen hiç durma dile hâkim olmaya bak!

***

Terennüm etmediğimi yaşamış da değilim.

***
Kırk Yaşında

Kırk yıl engebeli dağa tırmandığımızda,
    Durup geriye bakarız;
  Çocukluğumuzun huzurlu pınarını hâlâ görüyoruz orada,
    Ve coşan gençlik başıboş geziyor.

  Arkasına bir kez daha baktıktan sonra, yeni bir güç kazanarak,
    Asa kavradı, artık kalmadı;
  Bak, bir başka yokuş, uzun bir yokuş, hâlâ inen
    Ere yolu aşağı doğru çeviriyor!

  Cesur, uzun bir nefes al ve zirveye doğru--
    Hedef seni çekecek;
  En azından düşündüğün zaman, kader sana yakındır--
    Aniden, yolculuk bitti!

***

Çocukluk Günlerimden

Çocukluk günlerimden, çocukluk günlerimden,
    Çınlıyor eski bir şarkının hüzünlü tonu--
  Ah, ne uzun yollar, ah, ne uzun yollar
    katettim o zamandan beri!

  Kırlangıç ​​ne şarkı söyledi, kırlangıç ​​ne şarkı söyledi,
    İlkbaharda ya da sonbaharda ılık--
  Asılır mı yankıları, yankılanır mı
    çiftlik hakkında?

  "Gittiğimde, gittiğimde,
    Dolu kasalar, sandıklar vardı;
  Bugün geldiğimde, bugün geldiğimde,
    Her şey bomboştu!"

  Çocuksu dudaklar çok bilge, çocuksu dudaklar çok bilge,
    Altın kadar zengin bir irfanla,
  Tüm kuşların çığlıklarını bilmek, tüm kuşların çığlıklarını bilmek,
    Eski bilge gibi!

  Ah, sevgili eski yer - ah, sevgili eski yer 
    Tatlı teselli edici parıltısı
  Yüzümde parlasın, yüzümde parlasın,
    Bir kez rüyada!

  Ben gittiğimde, ben gittiğimde,
    Dünya neşe içinde uzanıyordu orada;
  Bugün geldiğimde, bugün geldiğimde,
    Hepsi, hepsi çıplaktı.

  Yine de gelir kırlangıçlar, yine gelir kırlangıçlar,
    Ve dolu boş sandık--
  Ama bu hasret dilsiz, ama bu hasret dilsiz
    Durdurulmayacak asla.

  Hayır, hiçbir kırlangıç ​​getirmez, hayır, hiçbir kırlangıç
    ​​seni daha önce olduğun yere geri getirmez--
  Kırlangıç ​​şarkı söylese de, kırlangıç ​​şarkı söylese de,
    Hala eskisi gibi.

  "Gittiğimde, gittiğimde,
    Dolu kasalar, sandıklar vardı;
  Bugün geldiğimde, bugün geldiğimde,
    Her şey bomboştu!"

***

Akşam Şarkısı

Dağın zirvesinde durdum,
Güneşin battığı saatte;
Ormanda nasıl asılı durduğuna dikkat çektim
Akşamın altın ağı.
Ve çiy inerken,
Yeryüzüne bir barış geldi--
Ve doğa sessizliğe büründü,
Akşam çanının sesiyle.
Dedim ki, "Ey gönül, düşün
her şey nasıl bir sessizliğe bürünüyor,
Ve çayırdaki her çocukla
Hazırla kendini uykuya! "
Çünkü her çiçek sessizce
kapanıyor küçük gözü; 
Ve deredeki her dalga 
Daha yumuşak bir şekilde mırıldanır. 
"Yorgun tırtıl 
Otların altına yuva yaptı; 
Çiyden ıslanmış, şimdi uyukluyor.

Sazlıktaki yusufçuk.
"Altın böcek yatırdı onu
Gül yaprağından bir beşikte kayaya;
Şimdi gittiler gece barınaklarına
Çoban ve sürüsü.
"Yukarılardan gelen tarla kuşu
nemli çimenlerde yuvasını arıyor;
Geyik ve geyik onları
ormanlık barınaklarına dinlenmeleri için yatırdı.
"Kulübesi olan,
uyumak için onu yatırmıştır;
Ve rüyalarında yabancılar arasında dolaşan,
kendisininkini görecektir."
Ve şimdi bir özlem sarıyor beni,
Bu barış ve sevgi saatinde, 
Yukardaki meskene, 
Benim olan eve
ulaşamayacağım.

***

Şark'ın Gülü deniyor Celâleddin'e,
Benim şiirimse yansıtıyor onun bir suretini.
Sabah seninle uyandım, ey Mevlâna
Gözlerimin yaş yerine gök şarabıyla dolduğunu gördüm.
Mevlâna Celaleddin! Senin ağzın öğretti bana bu kelimeyi,
Ne zaman dostuna yalnız gitmek isterse kalbim yanılıyor
Åh Celâleddin! Bu engin denizde erimiş ruhun senin.
Sen sırdaşsın, sır veren değilsin.
Kalbim, maden ocağı ve darphanedir
Kalbime saf ve gerçek altınlar basıyorsun, ey Celâleddin!
Bir tanrı adamı derinliklerde gizlidir; sen de
Bir tanrı adamısın, Doğu'da, ey Celâleddin!
Neysem, ne değilsem; ben oyum. Sen bilirsin ben neyim.
Söyle Celaleddin, ben her şeyde ruhum!
Eğer güzelliğine parlak bir ayna ararsan, Mevlâna Celâleddin!
Bak buradaki parlak aynaya.
Karşı gelemeyeceğin davet ey sevgili
Celaleddin'in şiiridir, uzaklaşma, gel ondan uzaklaşma!
Selamımı söyleyin Mevlana'ya, onu çok seviyorum.
Acaba ne der bana, onu çok seviyorum.
Biz baharın kurtarıcı nefesini bekler dururduk,
Ey Celâleddin! Seninkisi Doğu'dan Batı'ya geliverdi.
Ey Celaleddin, bunu sen gerçekleştirdin
Bu sihirli oyundan daha sihirlisi nedir? Söyle!
Ey Mevlâna, seni canlandıran, sana hayat veren
Yüksek ruha şaşıyorum, hayretler içindeyim.
Ey Mevlâna, seni neşidelerimde "Celâleddin" diye övdüm,
Senin Ebû Talib'in oğlu Ali'yi övdüğün gibi.
Ey Celaleddin! Eğer O'nu bulursan,
Onu arıyorum, n'olur söyle! O nerededir?
Ey Celaleddin, sen şarkın merhem tüccarısın,
Ben de Batıda bir dükkân açtım, bilesin.
Bütün bölgelerin azizleri arasında neredesin? Selam sana!
Ey Mevlâna Celaleddin! Hatıran mübarek olsun bana

Friedrich Rückert

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2023 - MART 2022

MART 2023 Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz. * Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. * Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya'ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski'ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim. -Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek... * İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır. * Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz “Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz * göz ardı edilmemesi gerekir gizlice yapılan kötülüğün de  kesilen ağaç sanırsınız ki kârlı kereste kader, âşık olacağınız kişiyle karşılaşmak demektir  hastalı...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...