Ana içeriğe atla

Tanklar Kabe’ye dayanmadan, Mekke Savaşı başlamadan…

“Müslümanlar kendi içinde savaşacak” sözü, “Savaş İslam'ın kalbine yerleşecek” sözü, “İslam iç savaşı” söylemi nasıl da adım adım gerçekleştiriliyor.

Coğrafyamıza yönelen paylaşım şehir şehir, bölge bölge, ülke ülke yayılırken, bu coğrafyanın ülkeleri, yönetimleri, kendi doğrularına, ülkelerinin çıkarlarına göre hareket ettiklerini sanarak aslında bu büyük paylaşımın önünü açtıklarının farkında bile değiller. Dışarıdan gelen istila dalgaları bölgenin zaafları üzerinden gerekçeler üretirken, bu coğrafyadaki ülkelerin ihtirasları, yayılma hayalleri kimlik savaşları üzerinden gerekçe üretiyor.

Geçmişe ve bugüne takılıp kalmak yerine, bir adım sonrasını, bir yıl sonrasını, on yıl sonrasını öngöremiyorsak, hepimiz bu çatışmaların, cepheleşmenin kurbanları olacağız.

Mekke Savaşı hazırlıkları var

İki yıl içinde Basra Körfezi karıştığında, hemen ardından Suudi Arabistan savaşla yüzleştiğinde, Türkiye hem Doğu'dan hem de Batı'dan gelen tazyiklerle sarsıldığında aynı şaşkınlığı yaşayacağız. Müslüman coğrafyanın en büyük zaafı siyasi öngörüsüzlüğü, basiretsizliğidir. Bazı ülkelerin en büyük ihaneti, coğrafyamıza yönelen yüzyıllık istila hesaplarının arkasına gizlenip, bu çirkinlikten pay kapma ahlaksızlığıdır.

Coğrafyanın başına ne gelmişse ülkelerin yönetimleri yüzünden gelmiştir. Bu uğursuz ayrışma, çözülme ve çatışma rüzgarlarını tersine çeviremediğimiz müddetçe her birkaç yıl içinde bir ülke daha parçalanacaktır. Suriye bu yüzden küresel bir savaştır. Asla rejim-muhalefet savaşı değildir. Sadece bölgesel bir savaş da değildir. Bölgesel olsaydı sadece bölge ülkelerinin müdahalesiyle sınırlı olurdu, Rusya bütün askeri gücü ile burada yer almazdı.

Suriye savaşı bittiği anda, o uğursuz dalgalar Basra Körfezi'ne yönelecek, Körfez ülkeleri çok ciddi bir İran tehdidiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Savaşın Körfez'e yerleşmesi ise İran-S. Arabistan savaşı demektir. Tahran'ın nihai hesaplaşmasının Riyad yönetimiyle olacağına, belki İran tanklarının Kabe kapılarına dayanacağına inanıyorum. İşte size İslam iç savaşı dedikleri büyük felaket!

Şii Hilali değil, Fars yayılma haritası..

Her ne kadar Batı müdahalesi, ABD işgalleri olsa da coğrafyadaki savaşların asıl sebebinin Arap-Fars savaşı olduğuna inanıyorum. 1991 Körfez Savaşı'ndan başlayın, 2003 Irak işgaline ve bugünkü Suriye savaşına kadar hepsi Arap-Fars savaşıdır. Irak'ın işgali, ülkenin İran'a teslim edilmesiyle sonuçlanmıştır. Suriye'de Rus-İran işgali başarılı olursa Akdeniz'e kadar bütün bölge Tahran'ın denetimine geçecektir.

Dikkat edin; Arap-Fars sınırı önceleri İran-Irak sınırıydı. Ardından Irak-Suriye sınırına geriledi. Suriye işgali başarılı olursa Arap dünyası Akdeniz'e kadar geriletilecektir. Bütün bunlar İran'ın yayılma alanını da genişletiyor olacaktır. Ardından Lübnan tam anlamıyla İran denetimine girecektir.
Kuveyt'ten Katar'a kadar çok ciddi bir İran baskısı hissedeceğiz. Bu, bir süre sonra bu ülkelerin istikrarsızlaşmasıyla sonuçlanacaktır. Tahran'ın kontrolündeki Bağdat, belki ikinci kez ama bu sefer İran adına Kuveyt'e yönelecektir.

1979 İran devrimi ömrünü tamamlamış, yerine Fars yayılmacılığı ikame edilmiştir. Bütün bu savaşlar, Tahran'ın nüfuz alanını genişleten gelişmeler hep Fars yayılmacılığının uzantısıdır. Şiiliği bir kimlik olarak bu yayılma haritasının siyasi söylemi olarak kullanan Tahran yönetiminin bütün hesapları jeopolitiktir. Pakistan'dan Lübnan'a, Yemen'e kadar yayılan İran etkisi, bir Şii yayılmasından çok bir Fars yayılmasıdır.

Tahran'ın Türkiye'nin güneyinde ne işi var?

İran'ın Rusya ve Çin ile geliştirdiği ortaklıklar, son olarak Moskova'yı Suriye'ye yerleştirip onu bütün Müslüman dünyanın karşısına dikip kendisi için bir kalkana dönüştürmesi, Suriye halkını Rusya'nın eliyle dövmesi akıllıca bir stratejidir.

Yine İran'ın PKK ve PYD'ye Rusya üzerinden destek verip kendini gizlemeye çalışması da oldukça zekice görünmektedir. Türkiye'yi Suriye'den uzak tutmak için iki strateji izlenmektedir: PYD üzerinden Kuzey Suriye Koridoru ve PKK üzerinden Türkiye içindeki şehir işgalleri. Bunların ikisinde de İran bir şekilde yer almaktadır. Kuzey Suriye'deki İran varlığı, Yemen'deki İran varlığına benziyor. Oradaki Zeydiler üzerinden Kızıldeniz'e açılmaya çalışan, S. Arabistan'ın güneyine yerleşmeye çalışan, bu yüzden de savaşa neden olan Tahran, Suriye üzerinden de Akdeniz'e ulaşmaya çalışmaktadır.

Tahran'ın S. Arabistan'ın hemen dibinde ne işi olabilir? Tahran Türkiye'nin güneyine, sınırın sıfır noktasına neden yerleşmeye çalışır? Kendini Rusya'nın arkasına gizleyip güneyden Türkiye'yi neden vurur? Yine Tahran, yörüngesine girmeyen Mesut Barzani'yi neden hedef alır? Neden Türkiye'ye yakın duran herkes İran'ın hedefi haline gelir? Karadeniz-Doğu Anadolu hattında PKK'yı ve diğer örgütleri kim harekete geçirir?

Mesele idamlar değil, büyük savaşa hazırlık

Mesele idam kararları değildir. S. Arabistan da İran da her yıl çok sayıda insanı idam etmektedir. Tahran Sünni kökenlileri idam ederken kimlik hesabı yapılmaz ama Riyad Şii din adamını idam edince neden kimlik meselesi olarak görülür? Riyad'ın idam ettiği 47 kişiden 45'i Sünni kökenlidir ve ona niye bir şey söylenmez? Çünkü İran, S. Arabistan'ın Doğu bölgesindeki, petrol zengini alanlardaki Şiileri harekete geçirip Riyad'ı istikrarsızlaştırmak istemektedir.

İran ve Rusya'nın Kuzey Suriye'ye yönelik saldırıları, Türkiye'ye felç etmeye dönüktür. Ankara'nın Arap/İslam dünyasıyla bütün bağlantıları kesmeye, daha sonra başlayacak Basra Körfezi savaşlarında Türkiye'yi hareketsiz bırakmaya dönüktür. Bu, Türkiye'yi boğmaya dönük bir çabadır. Hemen ardından PKK/PYD üzerinden hem güneyden hem doğudan çok daha kapsamlı saldırılar gelecektir. Arkasında yine aynı ülkeler olacaktır.

Yeni Pers imparatorluğu

Rusya, kendi heveslerini Tahran'ın Fars yayılma hırsıyla birleştirip Müslüman dünyanın ezici çoğunluğunu kaybetti. İran, son birkaç yılda Müslüman ülkelerdeki sempatisini neredeyse yok etti. Dahası, aşırı silahlanmanın, Batı ile ilişkileri yumuşatmanın verdiği rahatlıkla bir tür emperyal güç, tehdit haline geldi. Her ne kadar Şiileri bir nüfuz gücü gibi kullansa da bir süre sonra Tahran'ın asıl derdinin Şiiler olmadığı, yeni bir Pers imparatorluğu macerası olduğu anlaşılacaktır.

Ve bu durum, Azeriler gibi, İran'daki Kürtleri, Arapları, Türkmenleri de rahatsız edecektir. Bölgede her ülkenin içişlerine bir şekilde karışan İran'ın etnik zaaflarının birçok ülkeden daha kırılgan olduğu bilinmektedir.

İran bu bölgelerden çekilmeli

Açık söyleyeyim; İran-Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler çok daha kötüye gidecek. S. Arabistan ve Körfez ülkelerine yönelik tehdit arttıkça Ürdün, Mısır ve Kuzey Afrika ülkeleri de İran karşıtı bir tavır alacaktır.

İran; Yemen'den çekilmezse, Suriye'den çekilmezse, Türkiye'nin güney sınırlarından çekilmezse, Basra Körfezi'ni tehdit etmekten vazgeçmezse, bu savaş önlenemez hale gelecektir.
Türkiye; Şii-Sünni savaşı adıyla servis edilen bu bölgesel savaşın kapılarını kapatacak güçte tek ülkedir. Kimlikler üzerinden başlatılacak bir savaşı önlemek için azami çaba göstermelidir. Ama Türkiye, Suriye ve güney ilçelerimizdeki “iç işgal”in arkasındaki güçlerin kimler olduğunu da asla unutmamalıdır.

Tanklar Kabe'ye dayanmadan..

Son bir yıldır, hep bu büyük kapışmanın alt yapısının hazırlandığına dair endişelerimi paylaştım. Adım adım bir felaketin geldiğini görüyoruz çünkü. Acil bir müdahale yapılamazsa, S. Arabistan ve Körfez ülkelerinin de Suriyeleşeceğini, bütün kutsalların ayaklar altına alınacağını, Türkiye'nin de bu büyük felaketten ağır yaralar alacağını düşünüyorum.

Evet, yüz yıl sonra bölgenin haritası yeniden çiziliyor. Bu haritaya müdahil olamazsak Anadolu'nun haritası da yeniden çizilecektir. Ve bu harita, bizim basiretsizliklerimiz üzerinden çiziliyor.
Bugün idamlar üzerinden izlediğimiz gerilim, Suriye üzerinden izlediğimiz sıcak savaş, yarın bütün bölgenin iki cepheye bölünmesiyle, İran-S. Arabistan savaşıyla devam edecektir. Tahran hem Körfez ülkelerini hem de S. Arabistan'a bir şekilde vuracaktır. İşte o zaman bütün ülkeler bu savaşın içinde olacaktır.

Tanklar Kabe'ye dayanmadan yapacağımız çok şey var. Yeter ki, işin vahametini kavrayalım…


İbrahim Karagül / Yeni Şafak Gazetesi



Beyaz Saray Terör Uzmanı Richard A. Clarke’tan Sıradışı Bir Politik Kurgu.Akrep Kapısı’nın belki de en çok öne çıkan yönü, kendisi de bir analist olan Clarke’in istihbarat ve politika kulvarlarında yaşanan akıl oyunlarını romanın içinde ustalıkla sergilemesi. Öte yandan mizansenler, karakterler ve diyaloglardaki gerçekçilikte de dikkat çekici. Nitekim yazarın kendisi de “bazen kurgu yoluyla daha fazla gerçek anlatırsınız” diyor. 30 yıl boyunca Beyaz Saray’da güvenlik-istihbarat analizleri yapan Richard Clarke’in son kitabı Akrep Kapısı, 2005 yılında ABD’de yayınlandığında epeyce tartışmaya sebep olmuştu. İstihbarat uzmanları tarafından "alabildiğine gerçekçi ve inandırıcı" bulunan roman TİMAŞ Yayınları tarafından Türk okuruyla buluşturulmuştu.

Yıl 2010...
Sünni ve Şii gruplar, ortak bir darbeyle Suudi Arabistan′daki krallık rejimini yıkıp "İslamiye Cumhuriyeti"ni kurarlar. Suudi ailesi ABD′nin Houston kentine sürgün edilir. Suudilerle çıkar ilişkisi kuran Savunma Bakanı Henry Conrad, İslamiye′yi işgal edip petrole el koymak düşüncesindedir. Çin ise petrol karşılığında İslamiye′yi savunmak için gönüllü olur. İki Çin gemisi, İslamiye′nin petrol rezervlerini korumak üzere nükleer başlıklarla yola çıkar. Nükleer silaha sahip olan İran da fırsatı değerlendirip Körfez′de Şii egemenliği kurmak için kolları sıvar.

Clarke, Akrep Kapısı’nda, olağandışı heyecanlı bir jeopolitik öykü içerisinde anlattığı olaylarla okuyucuları birkaç sene ileriye götürüyor ve Asya’ya yayılması söz konusu olan nükleer bir savaştan söz ediyor.

Bir hükümet darbesi ile Suudi Arabistan’daki şeyhler tahtan indirilmiş, yerine kararlı bir İslam hükümeti gelmiştir. Petrolün kokusu etraftaki akrepleri çekmeye başlar; bunların başında Washington ve başka bir başkentte Orta Doğu’nun haritasını temelinden sarsacak şeytani bir pazarlığa girmeye hazır kişiler bulunmaktadır. Planları -aralarından bazıları aynı olduğunu düşünse de- aynı değildir. Gizli gündemler, önü alınamaz bir hırs, farklı yerlere duyulan sadakat hisleri, hatalı istihbarat, felakete sürükleyen yanlış hesaplar sonucunda bir süre sonra domino taşları düşmeye başlar.

ABD İstihbarat servislerinin en tepe noktalarında bulunmuş bir analistin 2005 yılında yazdığı bu kurgu romanını aklımızda tutarak konumuza devam edelim.

Sanki bu romanı okuyup ciddiye almışcasına yeni Suudi hükümeti Yemen'de İran etkisindeki Şii Husilere karşı askeri harekata başlar. Suriye'de ise anti Esad karşıtı harekete destek verir. Ocak ayında ölen Kral Abdullah'ın Mısır diktatörü Sisi'ye verdiği desteği yeni kral Selman yavaş yavaş çekmeye başlar. Bunların ardından Suudi Arabistan'da ilginç olaylar başgösterir.

Kaynak: stratejikhaberanaliz

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...