Ana içeriğe atla

Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde

Aşk imiş her ne vâr âlemde
İlm bir kîl ü kâl imiş ancak

Fuzûlî


Sâlik-i râh-i hakikat aşka eyler iktidâ

Fuzûlî


Vâdî-i vahdet hakikatte makam-ı aşktır.
Kim müşahhas olmaz ol vâdîde sultândan gedâ

Fuzûlî


Cevherinden eylemek cismi cüda âsân değil.
Cisimden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değil.

Fuzûlî


Âlemi pervâne-i şem'-i cemâlün kıldı ışk.
Cân-ı âlemsin fedâ her lahza min cândır sana

Fuzûlî


Aşk derdinin devâsı kabil-i derman değil
Terk-i can derler bu derdin mu’teber dermânına

Fuzûlî


Reh-güzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen bana

Fuzûlî


Aşk bir şem-i ilâhîdir benim pervânesi

Hayâlî


Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey


Fermân-ı aşka cân iledür inkiyâdımız.
Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız

Bâkî


Men eyleyemez mes'ele-i aşkı müderris

Bâkî


Meftûhdur erbâb-ı dile bâb-ı mahabbet

Şeyhülislâm Yahyâ


Bîgânedir muâmeleniz akl u hûş ile.
Gûyâ derûn-ı sînede mihmânsın ey gönül

Nedîm


Kimden istifsar idem keyfiyyet-i aşkı aceb
Ârif-i agâh serhoş vâkıf-ı esrar mest

(Meçhûl)


Ta kıyâmet fasl olunmaz şûriş-i bilir âşık

Hızırağazâde Fehîm


Bir şu'leye can vermede pervâne-mizâc ol

Yenişehirli Avnî


Lisân-ı aşkı bilir terceman bulunmadı hiç

Neccar Zade Şeyh Rıza


Eğerçi söylemez ammâ neler bilir âşık

Hızırağa Zade Said


Gûyâki Padişâh olurum milk-i âleme
Meşgûl-i şerh-i aşk ü garâm olduğum zeman

Yenişehirli Avni


Gönlüm belâ-yı aşkı hem ister, hem istemez

Hâzım


Ben derd-i aşkı söylemesem başka derd olur

Fâik Memduh


Bir istiyor insan onu bir istemiyor, âh
Sevmek dahi doğmak gibi, ölmek gibi bir şey

Cenâb Şehâbettin


Her derde çâre var güzelim, aşka çâre yok

Abdülhak Hâmid


Fânilere bir ömr-i müebbed yaşatan aşk

Abdülhak Hâmid


Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ söyler

Yahyâ Kemâl


Ehl-i akl anlamaz efsûs lisân-ı dilden
Zanneder âşık-ı divâne muammâ söyler

Yahyâ Kemâl



HÜSN Ü ÂN


Esrâr-i kâinata ezel cür'adan iken
Ben hânkah-i aşkta hayrân idim sana

Hayâlî


Göz ucuyla âşıka geh lûtf eder gâhî itâb

Nef'î


O şûh âyinede aksiyle eyler güft ü gû Nâbî
Bilen söyler nikât-ı râz-ı hüsnü bilmeyen söyler

Nâbî


Çıkmış henûz hâne-i âyineden o mah
Esrâr-ı hüsn ü ânına hayrân olup gelir

Nedîm


Ben bugün bir nevbahâr-ı hüs nü ân seyreyledim

Nedîm


Baharı neyleriz ol gülizâr-ı gonce femin
Gülüb açılması bin nevbahâra değmez mi?

Nâilî’i Kadîm


Lâl olur bülbül iştse râz-ı güftârın senin

Nâilî-i Kadîm


Güzel tasvîr idersin hâl u hatt-ı dilberi ammâ
Füsûn u fitneye geldikde ey Behzâd n'eylersin

Bahaî


Bir az gel bağa, bülbül dinle, gül seyret, açıl cânâ
Ki sen dâhî henüz âçılmamış bir gonce-i tersin

Nedim


Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dili bî-karâra düşdü

Gâlib Dede


Süzme çeşmin, gelmesün müjgân müjgân üstüne

Râsih


Hüsn olur kim seyr iderken ihtiyâr elden gider

Ziya Paşa


Ne zaman istese güzeldir o

Abdülhak Hâmid


Her âh bir hitâb idi körfez'de dün gece
Bin mâh içinde bir meh-i tâbân olan sana

Yahyâ Kemâl



HEVÂ VÜ HEVES


Yetmez mi temâşâ-yı cemâl el de sunarsın
Ey âşık-ı mihnetzede, buldukça bunarsın

Sâmî Mustafa


Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim
Ârzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni

Fuzulî


Secdedir her kande bir büt görsem âyinim benim
Hâh kâfir, hâh mü’min tut budur dinim benim

Fuzûlî


Hunkâr şehre geldi deyü seyre çıkdılar
Her güşe mehlikâ dolu, Hunkâra kim bakar

Vizeli Behişti


Uyduk dil-i dîvâneye dil uydu hevâya

Rûhî-i Bâğdâdî


Mecnûn ne bilir kaide-i nâz ü niyâzı
Âşık mı sanır kendin o mecz^b-i mahabbet

Nef'î


Hevâyı aşka uyub kûy-i yâredek gideriz
Nesim-i subha refîkız bahâradek gideriz

Nâilî-i Kadim


Bir âşina nigâha da mı fırsat olmasın

Nedîm-i Kadîm


İnsâf olunsa biz de rakibin rakibiyiz

Nâbi


Bahâne-cûy-i vuslat oldugum yâre duyurmuslar
Nifâk etmişler ammâ mânevî himmet buyurmuşlar

(Meçhul)


Açılır elbet nesîm-i nev-bahâr essin hele
Bend-i dîl muhkem değil bend-i nikâbından senin

Nedim


Ol perçemin nazîrini, hâtırdamı gönül
Görmüş idin geçen sene, sünbül zemanları

Nedim


Bakılmaz hâtır-ı ahbâba hiç dilber hususunda

Ragıb Paşa


Ruhsat bulunur dâmen-i canân ele girmez
Canan bulunur gûşe-i imkân ele girmez

Haşmet


Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil
Kim derdi ki bir gün bana divane desinler

(Meçhul)


Ne anlıyor acabâ sevdiğim meâlimden

Nigâr Osman



AYŞ Ü NÛŞ


Ben vâr iken gerek bana bû zevk ü bû safâ
Bir gün gele ki görmeye kimse turâbımı

Adnî (Bâyezid-i Sânî)


Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir
Ben kimem sâki olan kimdir mey ü sahbâ nedir

Fuzûlî


Etse ger Nef’î nola gönlüyle dâim bezm’i hâs
Hem kadeh hem bade, hem bir şûh sakidir gönül

Nef’i


Geh câm-ı bâde nûş ideriz, gâh hûn-i dil
Biz ruhsat-ı zemâna göre işret eyleriz

Sabri-i Şakir


Bir elinde gül, bir elde câm geldin sâkiyâ
Kangısın alsam gülü, yâ câmı, yahud ki seni

Nedim


Ayağın sâkınarak basma aman sultânım
Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun

Nedim


Bezm o bezm, ahbâb o ahbâb, işret o işret değil
Mey o mey, sakî o sakî, hâlet o hâlet değil

Pertev


Meyhâne yıkıldı, mest ayakda

Abdülhak Hâmid


Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde
Bir sofrada içdik ikimiz aynı emelde

Yahya Kemal



AŞK Ü GARÂM


Hâlini bilmez perişanın perişan olmayan

Bursalı Ahmed Paşa


Cânıma bir merhabâ sundu ezelden çeşm-i yâr
Öyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim

Bursalı Ahmed Paşa


Ben âşıkım, hemişe sözüm âşıkânedir

Fuzûlî


Aşkında mübtelâlığımı ayb iden sanur
Kim olmak ihtiyâr iledür mübtelâ sana

Fuzûlî


Göklere âçılmasın eller ki dâmânındadır

Fuzûlî


Sûfî mecâz anladı yâre mahabbetim
Âlemde kimse bilmedi gitdi hakikatim

Emri


Senin mahzunun olmak bâna şadan olmadan yeğdir
Gamınla ağlamak ellerle handan olmadan yeğdir

Nev’î


Gönüldendir şikâyet, gayrdan feryâdımız yokdur

Nev’î


Yâreb ne vâdîdir bu kim can teşne cânân teşnedir

Bâki


Bileli kendimi ben gönlümü âşık buldum

Nef’î


Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur

Nef’î


Ne şeb ki kûyine yüz sürmesem ölürüm
Ne gün ki kametini görmesem kıyamet olur

Nef’î


Bir cebinin, bir dahi zülf-i siyehfâmın bilür
Dil ne subhun fark ider Billah, ne akşâmın bilür

Nedim


Sinede bir lahza ârâm eyle gel cânım gibi
Geçme ey rûh’i revân ömr-i şitâbânım gibi

Nedim


Candan geçer de ben yine geçmem niyâzdan

Abdülhak Hâmid



YÂR İLE CÂNÂN


Yârsız kalmış cihanda aybsız yâr isteyen

Bursalı Ahmed Paşa


Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn itdi felek

Yavuz Sultan Selim


Kudretim yok hâlimi arzitmeğe canânıma

Usûlî


Küfr-i zülfün salalı rahneler imânımıza
Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perişanımıza

Fuzûlî


Sergeşteliğim kâküli müşkinin ucundan
Âşüfteliğim zülf-i perîşanın içündür

Fuzûlî


Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletlü sultânım

Fuzûlî


Kâşkî sevdiğimi sevse kamu halk-i cihân
Sözümüz cümle heman kıssa-i canân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey


Dikkatler ile seyr ideriz yâri serâpâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı

Bâki


Geh âlem-i müşâhade, geh âlem-i hayâl
Bir lahza yârsız kalamam, âdetim budur

Sâlih


Bu gün şâdım ki yâr ağlar benimçün

(Meçhul)


Görmemek yeğdir, görüb divâne olmakdan seni

Sâbit


Nesin sen, ben de bilmem, canmısın, cananmısın kâfir

Nedim


Nâzdan hâmûşsun, yoksa, zebânın duymadan
İstesen bin dâsıtan söylesin ebrûlerle sen

Nedim


Sevdiğim meşk-i nigâh eylersin âhûlarla sen

Nedim


Nigehin böyle neden hastadır ey şûh senin
Gözlerin bezm-i ezelden beri mahmur gibi

Nedim


Mest-i nâzım kim büyütdü böyle bî pervâ seni
Kim yetişdirdi bu gûne servden bâlâ seni

Nedim


Yârimi gördüm, bu gün dünyâ görünmez dîdeme

Hayri


Çeşmini gördüm, unutdum derdi de, dermânı da

Gâlib Dede


Gizlesem de, âşikâr itsem de, cânımsın benim

Gâlib Dede


Kâilim didârını rüyâda olsun görmeğe

Pertev


Mâhitâba bakamam yâr gelür hâtırıma

Zekâî


Görsem seni helâk olurum, görmesem helâk

Vâsıf-ı Enderûnî


O gül endâm bir âl şâle bürünsün, yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün, yürüsün

Vâsıf-ı Enderûnî


Biz âleme bir yâr içün âh itmeğe geldik

Yenişehirli Avni



ÂH MİN EL-AŞK


Bende Mecnûndan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Aşık’ı sâdık benim, Mecnûnun ancak âdı var

Fuzûlî


Cânı cânan dilemiş, vermemek olmaz ey dil

Fuzûlî


Âşık oldur kim kılur cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesün her kim ki kıyamaz cânına

Fuzûlî


Cânımı cânan eğer isterse minnet cânıma
Can nedir kim anı kurbân itmeyem cânânıma

Fuzûlî


Min cân olaydı kâş men-i dilşikestede
Tâ her birile bir gez olaydım fedâ sana

Fuzûlî


Gönül derler ser-i kûyünde bir divânemiz kaldı

Hayâlî


Biz ol âşıklarız kim dâğımız merhem kabûl itmez
Ol gülzarız ki âteşdir gülü şebnem kabûl itmez

Râmî Mehmed Paşa


Böyle bî-hâlet değildi gördüğüm sahrâ-yı aşk
Anda Mecnûn bîdler divâne cûler vâr idi

Nedim


Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş
Tek zülfünü göreydim, bahtim siyâh olaydı

Bayburtlu Zihni



KELÂL Ü MELÂL


Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dilber, Nedim
Bir peri-rüret görünmüş, bir hayâl olmuş sanâ

Nedim


Derd oldu şimdi bâşıma dermân sandığım
Bir âfet oldu cânıma cânân sandığım

Halimgiray


Gönül mahabbetli bir âdet eylemiş yoksa
Ne bende aşk, ne sende cemâl kalmışdır

(Meçhul)


Güller âhir râm olur ammâ hezâr elden gider

Ziya Paşa


Sende mi hâlâ esir-i zülf-i yâr olmakdasın
Uslan ey dil, uslan artık, ihtiyâr olmakdasın

Recâi zade Ekrem



KÂM Ü VUSLAT


Gel, gel ki cümle savm ü salâtın kazası var
Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazası yok

Nesîmî


Arzû-yi vasl-ı cânân câna âfetdir gönül

Fuzûlî


Yakmağa beni yeter hayâlin
Yokdur bana tâkat-ı visâlin

Fuzûlî


Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
Sorsa canân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir

Fuzûlî


Yâr ile hem-halvet ol cisminde cânın duymasın
Hâlet-i aşkı hikâyet kıl zebânın duymasın

Hayâlî


Kadem kadem, gice, teşrîfi, Nâilî, o mehin
Cihan cihan elem-i intizâre değmez mi

Nâilî-i Kadim


Gelmez hayâl-i vuslat ile hâb bir yere

Fasîh Dede



Şâm-ı vasla ne kadar dense sezâ Şâm-ı şerîf

Nâbî


Lal-i yâr ağzında ammâ vâ-pesin olmuş nefes
Âşık-ı bîmârı gördüm cân verip c^n almada

Nedîm


Bûs-ı la'lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni
Kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni

Nedîm


Bakıp o şûh ile nâz û niyâza meşk ederiz
Gülün tebessümüne bülbülün terânesine

Nedîm


Şöyle pinhân gidesin kûyıne cânânın kim
Râh ola hemdemin ammâ o da hâbîde gerek

Nedîm


Cânâ sabâh eriştiği hâtır-nişan mıdır
Senden Nedîm-i zâr dahi kâmın almadan

Nedîm


Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr ateş

Gâlib Dede


Dil-i gam-didenin bir kerre handân olduğun gördük
O naşâdın hele bir kerre şâdan olduğun gördük

(Meçhul)


Yâre faş'it râzını amma zebanın duymasın
Güftü gûyi vuslat-ı ruhi-î revanın duymasın

Yenişehirli Avnî


Öyle bî-hûş ol kemâl-i mestî-i vuslatla kim
Yâr âgûşunda yatsun cism ü cânun duymasun

Yenişehirli Avnî


Birlikte öyle tatlı zamanlar geçer ki rûh
İster seninle bir ebedî zevk-ı imtizâc

Tevfik Fikret


Hoş geçen her dem-i sevdâ ebediyyet sayılır

Tevfik Fikret


İşveyle, fısıltıyla, gülüşle
Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb

Ahmed Hâşim


Uçmakta bu âteşli havâda
Vuslat demi, bir kuş gibi bî-tâb

Ahmed Hâşim


Hayât-ı vaslını görmekle kanmıyor nazarım
Hayât-ı vaslının üstünde bir hayât ararım

Cenâb Şehâbettin


Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez,
Gül solmayı mehtâb azalıp bitmeği bilmez

Yahyâ Kemâl


Ömrün bütün ikbâlini vuslatda duyanlar

Yahyâ Kemâl


Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Yahyâ Kemâl



FİRÂK VE HİCRÂN


Vâızın nâr-ı cehennem dediği firkat imiş

Usulî


Nezr etmişim firâkına kim yok nihâyeti
Nakd-i sirişkimi ki tükenmez hizânedir

Fuzûlî


Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ beni

Fuzûlî


Gözü yaşlıların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil
Kevâkib seyrini şeb-tâ-seher bîdâr olandan sor

Fuzûlî


Zulmet-i hicr etdi çok mübhem işi rûşen bana

Fuzûlî


Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden

Selîmî ( Selîm-i Sânî)


Dâr-ı dünyâ deli gönlüm gibi virân olsa
Ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey


Güşad-ı gonce-i dil kaldı bir bahâra dahi

Zâmîrî


Şayet görüp terahhum ede hâksârını
Ömrüm geçince bekleyeyim reh-güzârını

Cevrî


İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile

Neşâtî


Sen gelmeyince hâtıra görsen neler gelir

Nâbî


Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at

Sâbit


Ey şâm-ı hicr hiç seherin yok mudur senin

Çelebizâde Âsım


Belâ-yi keşmekeş-i intizârı benden sor

Nedim


Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne

Râsih


Mir'ata bakma bir iki gün eyle tecrübe
Sabreylemek firâkına müşkil değil midir

Nahîfî


Bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler

Râgıp Paşa


Gören sanur ki safâdan semâ-ı râh iderim
Döner döner bakarım kû-yi yâre âh iderim

Esrar Dede


Ağlatmayacakdın, yola bakdırmayacakdın
Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma

Esrar Dede


Su uyur, düşman uyur, haste-i hicrân uyumaz

Gâlib Dede


Değil vuslat murâdı firkati tecdîde gelmiştir

Gâlib Dede


Yârin bize bir selâmı yok mu

Gâlib Dede


Banâ duzehden ey meh dem urur gülzârlar sensiz
Diraht âteş, nihâl âteş, gül âteş, berk ü bâr ateş

Gâlib Dede


Görsem tahammül eyleyemem bâri görmesem

Vâsıf-ı Enderûnî


Bana bin saat olur bir şeb-i yeldâ sensiz

Şeref Hanım


Kış geldi firâk açmadadır sîneme yâre
Vuslat yine mi kaldı güzel fasl-ı bahâre

(Meçhul)


İmkân yoğimiş çünki telâkiye bütün gün
Göndermeliyim almalıyım bir haber olsun

Recâizâde Ekrem


Geldi ammâ neyleyim, sensiz behârın şevki yok

Recâi Zade Ekrem


Hicrân biter mi, girye-i hicrân diner mi hiç

Tevfik Fikret


Eyvâh ne yer ne yâr kaldı
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı

Abdülhak Hâmid


Ötme ey bülbül-i avâre ki hicran uyusun

Fâik Âli



YÂD VE TAHATTUR


Hayfâ ki geçdi bilmedik ol hoş zamân idi

Şehzâde Cem


Hâb-ı gafletde geçen ömrümü rü'yâ gördüm

Zâtî


Hayâlile tesellidir gönül meyl-i visâl itmez
Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl itmez

Fuzûlî


Geçmiş zemân olur ki hayâlî cihan değer

Hayâlî


Hayâl-i yâr gibi varmı bir refik-i şefik

Ruhi-i Bağdâdî


Gözümde kaldı o demler misâl-i hâb ü hayâl

Nazîm


Gel söyleşelim cümle geçen demleri cânâ

Sâmî


Kani ol gül gülerek geldiği demler şimdi
Ağlarım hâtıra geldikçe gülüşdüklerimiz

Şinâsi-i Kadim


Ömr âhir olur sohbet-i dildâre doyulmaz

Yenişehirli Avni


Civanlık âlemin yâd etmeyen bir pîr yokdur yok

Hersekli Ârif Hikmet


Ağlarım, ammâ niçün, bilmem kiminçün ağlarım

Recâizâde Ekrem


Seni söyler bana dağlar, dereler

Recâizâde Ekrem


Yâd et beni gizli gizli yâd et

Recâizâde Ekrem


Bize bir zevk-i tahattur kaldı
Bu sönen gölgelenen dünyâda

Ahmed Hâşim


Gel söyleşelim seninle ey yâr
Geçmişdeki mâcerayı tekrâr

Abdülhak Hâmid


Mâzim ile âşinalığın var

 Abdülhak Hâmid


Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazân bağçelerinden

Yahyâ Kemâl


Yâd et ki sevişdikti ilâhî adalarda

Yahyâ Kemâl


Sen nerdesin ey sevgili, yaz günleri nerde

Yahyâ Kemâl


Mehtâb iri güller ve senin en güzel aksin
Velhâsıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde

Yahyâ Kemâl


Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde
Aşka Dair Seçilmiş Mısralar ve Beyitler
Abdülhak Şinasi Hisar / YKY Yayınları 2012
(İlk Baskı 1955)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

2026-2023 GÜVERCİN GERDANLIĞI'NDA YAYINLANAN PAYLAŞIMLAR ARŞİVİ

MAYIS 2026 HAYDİ GÜL KEDERLİ AŞIK Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i) ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİ... TARAFE ŞİİRLERİ Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA G... BİR ŞAKA YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM GÜZ ORMANI ZEYTUN, DÖNÜŞ KADER DENİZİ SENİN OMUZUNA YASLANMAK GÜNEŞ YARASI YÜREĞİNİ YEME DENİZLER DÖRT DUVAR DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ AŞIRI DÜŞÜNMEK Mahya Papağan Tebessüm MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım NİSAN 2026 Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de... PARILTI KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAY... ...

Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de şikayettir.

Merhabalar. Duygularımız üzerinde konuşmaya devam ediyoruz. Bugün üzerinde duracağımız duygumuzun adı şikayet. İnsan bu hastalığa tutulduğu zaman her şeyden şikayet ediyor. Havadan bile şikayet ediyor, güneşten şikayet ediyor, var olmaktan şikayet ediyor, yaşıyor olmaktan şikayet ediyor. En küçük rahatsız edici konuları şikayet etmeden atlatamıyor. Başkalarından şikayet ediyor, kendi kaderinden şikayet ediyor. Cenabı Allah'ın takdir ettiği gelişmelerden şikayet ediyor. Dolayısıyla kaderden şikayet ediyor, kaderin onun hakkında indirdiği rahmetlerin miktarlarından şikayet ediyor. Büyük bir hastalık, isyanla akraba bir hastalık diyebiliriz. Her şikayet isyana akrabadır ve şikayetler birike birike insanı bir gün Allah'a isyana kadar taşıyabilir. Şikayet aslında şükür kavramının tam ters terazisine koyacağımız bir şeydir. Şükür varsa şikayet yoktur, şikayet varsa şükür yoktur. Her şükür bir şikayeti ortadan kaldırmaktadır, her şikayette bir şükre engel olmaktadır. İnsan bu manada a...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

おしまいにするはずだった恋なのにしりきれとんぼにしっぽがはえる

「寒いね」と話しかければ「寒いね」と答える人のいるあたたかさ (『サラダ記念日』) Soğuk, değil mi? Diye  Seslenince,  ‘Soğuk (Ben de üşüdüm.)!’  diye  Cevap veren bir insanın olmasının  Verdiği sıcaklık.  Machi Tawara Çeviri: Ayşe Nur Tekme 

İsa çarmıhta boşuna öldü

Kalmak     -evet!- Ve kendi hüznünü       akşamları Terkedilmiş kuyulara bırakmak, Kendi acının feryadını  Fırtınanın kükreyişine             koyvermek,  Yerinde duramayan ruhunun inleyişini  Yağmurun gürültüsüne     katmak.   Kalmak          evet    kalmak  Seyre koyulmak       evet              seyre koyulmak  Yalanı:  Riyayı kimsenin gizlemediği şehirde  Ömür ne şâhâne geçiyor  Ve hemşehrilerimin sadâkati       yalnızca         bunda Ahmed Şâmlu Artık yer yok Kalbin hüzünle dolu Sıcak mavi rengini yitirdi senin göklerin.

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

KENDİ İÇİNE DÖNENLERE

Sonra üzerime bir tat geldi, hâlimi kabul geldi, hafriyatla ilgilenmez oldum. Çok da umursamaz oldum. Bu hayatı beğenir oldum, bu hayatın kendisi bana olabilecek hayatların en mânalısı geldi. Şule Gürbüz Kendini, herkesten ve her şeyden nasıl soyutladığını görüyorum. Tüm dost meclislerinden, arkadaş buluşmalarından, hafta sonu gezmelerinden kaçmak istediğinin farkındayım. Birçok ortamda nezaketen bulunuyorsun ya da iş icabı. Zihninde o anlarda dolanan tek şey, bir an önce eve gitme isteği oluyor. O ortamlarda konuşulan şeylerin artık dikkatini çekmediğini fark ettin. Sahi, bu ne zaman başlamıştı? O boş, gereksiz, dedikodudan öteye gitmeyen cümlelerden ne zaman sıkılmıştın ilk? Sanırım yaşadığın o ilk sahici sarsıntıdan sonra. İnsan, başına gelen o sahici yıkımlardan sonra, dünyada neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlıyor ve yaşamını buna göre kurguluyor. Kendisine yük olan, zamanını ve hayatını bereketlendirmeyen beyhude insanlardan ve eylemlerden uzaklaşmaya başlayıp kendi hakikatini...

Şiirlerden yağan yağmurlar

Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü… Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Özkan Mert Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne Mevlana İdris Zengin Üzünçlerle dolu yağmur gözyaşları gibi düşüyor acıklı dünyanın üzerine Jorge Luis Borges sana yaz yağmurlarından selâm getireceğim Bünyamin Durali iyi şeyler de vardır hayatta iyi şeyler de… karın yağması, yağmurun ıskalamaması gibi iyi şeyler… Beşir Sevim Size kendimden bahsediyorum doktor Biraz yağmur kimseyi incitmez. Kemal Sayar Ustaların bir kaçı atladıktan sonra, tüm korkularını bir kenara bırakıyor acemi yağmur damlaları.. Sen hala düşmekten korkuyorsun.. Düşsel yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa kökleri toprağı saramaz olur üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan Ahmet Erhan yitirdim cebimdeki bütün adresleri yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım aklımı boğacak o selleri ben kendi damarlarımda yarattım Ahmet...