Ana içeriğe atla

Hâfız-ı Şirâzi'nin Gazellerinden Seçme Beyitler

Aşk kolay göründü ilkin ama,
ne güçlükler çıkmadı ki sonra.
Umut içindeydi aşıklar
sabâ dağıtacak sevgilinin zülfünü,
getirecek misk kokusunu diye.

*

Gece karanlık;
Dalgalar ürkütüyor,
Girdap korkunç!
Ne bilir halimizi sahilde olanlar!

*

Nereye gidersin gönül böyle acele nereye?
Geçti gitti vuslat zamanı; hey gidi hey!

*

Bırakmadılar gönlümde sabır;
hân-ı yağmâya döndüm!

*

Çalgıcıdan, meyden dem vur,
Arayıp durma feleğin sırrını.
Hikmetle çözen çıkmadı;
çıkmayacak zira bu muammayı

*

Güzelliğine bulunur şu kusur ancak:
Olmaz güzellerde sevgi ile vefa.

*

Halden anlayanlar, size diyorum:
Gidiyor gönlüm elimden.
İçimdeki sırlar çıkacak ortaya, eyvah, eyvah!
Parçalandı gemimiz;
Ey uygun rüzgar; es haydi;
Olur ya,
görürüm yine sevgilimin yüzünü.
On günlük dünya hevesi
bir masal
bir yalan

*

Hey gönül,
gitti gençlik elden.
Dermedin hayattan bir demet gül.
Yaşlandın artık,
gösterme hüner ar namus adına.

*

Hafiz,
katlanıver gece gündüz sıkıntıya.
Bir gün
-nasıl olsa-
ereceksin muradına.

*

Son yatağı bir avuç toprak olan zâta de ki:
Sarayının eyvanının göklere kadar
yükseltmenin mânâsı ne?

*

Bu yolun meyhanesinde biz de yurt tutalım.
Çünkü yazgımız ezelden beri böyle yazılmış.
Akıl bir bilse ki gönül onun zülfünün hevesiyle
nasıl da mutludur; akıl sahipleri onun zincire
benzeyen zülüflerini koklamak için deli
divane olurlardı.

*

Gönlü aşk ile dirilen ölmez asla
Alem ceridesinde yazılıdır bizim aşk
meyhanesine devamımız.

*

Ey rüzgâr,
Düşerse yolun dostların gül bağına
Unutma aman,
ilet haberimizi cânana.
Deyiver bizden sevgiliye;
Unutmaya çalışmasın adımızı.
Unutkandır; biliriz;
Zaten anmaz ki adımızı.
Gönül verdik dilbere;
hoş olur mestlik gözünde.

*

Dinle bak, Hafiz dua ediyor. Dinle ve âmin de.
Şeker gibi tatlı dudağın bize kısmet olur inşallah.

*

Ey derviş;
ne halden anladığın var,
ne hal hatır sorduğun.
Bana kalırsa,
ne affedilmek umurunda
ne sevap düşüncesi.

*

Su başı çok uzak bu çölde.
Gulyabanî aldatmasın serapla seni
aman aman!
Pîrlik yolunda neyinle gidersin be gönül!
Gençliğin geçmiş hatâ ile,
heder olmuş.

*

Kaderde varmış
Lâl renkli şarapla hırka yıkamak.
Mümkün mü hiç değiştirmek!
Harap olmaktaymış Hafiz’ın baht açıklığı
Ezelî takdir atmış onu meyhane meyine.
Dönüyor şimdi devran muradımca.
Kul etti felek şimdi beni Hâce-i Cihân’a.

*

Masalı bırak Hafiz; biraz da şarap iç. Zaten gece
boyunca uyumadık; mum ise masal dinleye
dinleye yandı.

*

Gönlüm ve dinim gitti elden.
Yine de sevgilim azarladı beni:
Oturup kalkma bizimle!
Güvenilir biri değilsin sen!
Bu mecliste biraz olsun güzel güzel oturan gördün mü?
Oturup da, sohbet sonunda pişman olmadan kalkan gördün mü?

*

Görüyor musun? Bir taş gibi sağlam görünen
tövbenin temeli, bir cam kadehle nasıl da kırılıverdi!

*

Vara yoğa incitme kalbini; mutlu olmaya bak.
Çünkü her olgunluğun sonunda nasıl olsa yokluk var.

*

GAZEL 26

Zulf âşufte vu hey kerde ve handân leb u mest
Pîrehen çâk u GAZELhân u surâhî der dest

Nergiseş arbedecûy u lebeş efsûskunân
Nîmşeb-i düş be bâlîn-i men âmed benişest

Ser ferâgûş-i men âvurd, be âvâz-i hazin
Goft: Ey âşık-ı dîrîne-i men! Hâbet hest!

Âşıkî râ ki çonin bâde-i şebgîr dehend
Kâfir-i aşk buved, ger neşeved bâdeperest.

Boro ey zâhid u ber dordkeşân horde megîr
Ki nedâdend coz in tuhfe be mâ rûz-i elest

Ançi û rîht be peymâne-i mâ, nûşîdîm
Eğer ez hamr-i bihiştest veger bâde-i mest

Hande-i câm-i mey u zulf-i girihgîr-i nigâr
Ey besâ tövbe ki çun tovbe-i Hâfiz beşikest


Gazel 26

Saçları dağılmış, hafiften terlemiş, dudaklarından
gülücükler saçılıyor; çakır keyif olmuş.
Gömleğinin yakasım açmış, GAZEL okuyor; elinde
şarap sürahisi.
Nergis gibi mahmur gözleri kavga arıyor sanki.
Dudakları hayıflanmakta, işte dün gece bu halde
iken baş ucuma gelip oturdu.
Başını kulağıma yaklaştırdı ve hazin bir sesle
dedi ki: “Benim eski âşğım! Uykun mu var?”
Âşığa böyle gece şarabı verilir de bâde düşkünü
olmazsa, aşk kâfiri olur çıkar!
Git be sofi işine! Tortulu şarap içenleri eleştirip
durma. Elest günü bize bundan başka armağan
vermediler ki.
Kadehimize ne koyduysa, onu içtik; ha cennet
şarabı, ha üzüm şarabı.
Mey kadehinin gülümseyişi ve sevgilinin düğüm
düğüm saçları Hafiz’ın tövbesi gibi nice tövbeyi
bozdu.

*

Âhir be çi gûyem “hest”? Ez hod haberem çun nîst.
Vez behr-i çi gûyem “nîst”? Bâ vey nazarem çun hest
Şem’-i dil-i demsâzem benşest çu û berhâst
V’efgân zi nazarbâzân berhâst, çu û benşest


Peki, ne diye “var” diyeyim? Çünkü kendimden
haberim yok. Niçin “yok” diyeyim? Gözüm ona
çevrili çünkü.

O kalkınca, gönlümün kafadar mumu söndü.
O oturunca, ona hayran hayran bakanların feryat
figanı yükseldi.

*

Be cân-i hâce vu hakk-i kadîk u ahd-i dürüst
Ki mûnis-i dem-i subhem duâ-yi devlet-i tust

Hâce (Kıvâmuddin)’nin canına, aramızdaki eski
hak hukuka yemin ederim; sabahlan, en yakın
dostun olarak benim işim, senin devletine dua etmektir.

*

Efsûs ki şud dilber u der dîde-i giryân
Tahrîr-i hiyâl-i hatt-i û nakş ber âbest!

Yazık ki dilber gitti; yaşlı gözlerimle onun ayva
tüylerinin hayalini düşlemek suya yazı yazmaya benzer.

*

Hâfiz her an ki aşk neverzîd, vasi hâst
İhrâm-i tavf-i ka’be-i dil bîvuzû bebest

Hafiz, âşık olmadan vuslat isteyen kişi gönül
Kâbesini tavaf etmek için abdestsiz ihrama bürünen kişi gibi olur.

*

An şeb-i kadrî ki gûyend ehl-i halvet imşebest
Yârab in te’sîr-i dovlet der kudâmîn kevkebest?

Sevgiliyle baş başa kalman bu geceye kadir gecesi derler.
Tanrım, böyle bir devlet hangi yıldızdan gelebilir ki!

*

Tu hod visâl-i diğer bûdî ey nesîm-i visâl
Hatâ niger ki dil ummîd der vefâ-yi tu best
Zi dest-i covr-i tu goftem zi şehr hâhem reft
Be hande goft ki hâfiz boro! Ki pây-i tu best?


Ey vuslat rüzgârı! Vuslaat vaadin başkasınaymış!
Şu hataya bak! Gönlüm kalktı, senden vefa umar oldu.
“Bana çektirdiklerinden dolayı şehri terkedeceğim” dedim.
Güldü de “Hafiz! Git hadi; seni tutan mı var!?” dedi.

*

Ey muddeî boro ki merâ bâ tu kâr nîst
Ahbâb hâzirend, be a’dâ çi hâcetest?

Hey iddiacı; git işine! Seninle alışverişim yok.
Dostlarım burada; düşmana ne gerek var!

*

Hemçu gerd in ten-i hâkî netevâned berhâst
Ez ser-i kûy-i tu zanrû ki azîm uftâdest

Şu toprak bedenim senin sokağına çakılıp kaldığı
için toz gibi havalanamıyor.

*

Nasihati kunemet; yâd gîr u der amel âr
Ki in hadîs zi pîr-i tarîkatem yâd est

Gam-i cihân mehor u pend-i men meber ez yâd
Ki in latîfe-i aşkem zi rehrovî yâd est

Rızâ be dâde bedih vez cebin girih bugşây
Ki ber men u tu der-i ihtiyâr negşâdest

Mecû durustî-i ahd ez cihân-i sustnihâd
Ki in acûz arûs-i hezâr dâmâdest

Nişân-i ahd u vefa nîst der tebessum-i gul
Benâl bulbul-i bîdil ki cây-i feıyâd est

Hased çi mîberî ey sustnazm ber Hâfiz?
Kabûl-i hâtir u lutf-i suhen hodâdâdest

Bir öğüdüm var; dinle ve uygula.
Bu söz tarikat pirinden aklımda kalmış.
Dünya gamı çekme ve öğüdümü aklından çıkarma.
Şu aşk latîfesini de bir yoldaşımdan duydum.
Sana verilene razı ol ve alnındaki hoşnutsuzluk ifadesini sil.
Çünkü seçenek kapısı ne senin ne benim yüzüme açılmıştır.
Karaktersiz dünyadan ahde vefa arama.
Çünkü bu kocakarı bin damada gelin olmuştur.
Gülün tebessümünde ahit ve vefa işareti yok.
Aşık bülbül, inlemeye bak sen.
Çünkü feryadın tam zamanı şimdi.
Ey şair bozuntusu! Niye kıskanırsın Hafiz’ı!
Şiir gücü ve söz güzelliği Allah vergisidir çünkü.

*

Yek kıssa bîş nîst gam-i aşk vin aceb
Kes her zebân ki mîşinevem nâmukarrer est

Aşk gamı dediğin, olsa olsa, bir hikayedir; ama
şuna şaşıyorum: Kimin ağzından dinlesem, hiç
tekrar edilmemiş gibi geliyor bana.

*

Der âstîn-i murakka’ piyâle pinhân kun
Ki hemçu çeşm surâhî-i zemâne hûnrîz est

Şarap sürahisi ile adam gibi adamı bir arada
buldun mu akıllıca içki iç; çünkü zamane çok fitneci.

*

Irâk u fârs girifti ki be şi’r-i hoş Hâfız
Biyâ ki novbet-i bağdâd u vakt-i tebrîz est

Hafız, güzel şiirlerinle Irak’ı, Fars’ı fethettin.
Haydi bakalım; şimdi de Bağdat ile Tebriz’e sıra geldi.

*

Hâfizâ terk-i cân goften tarîk-i hoşdilîst
Tâ nepindârî ki ahvâl-i cihândârân hoş est

Hafiz, candan vazgeçmek mutluluğun yoludur.
Sanma ki dünyaya hâkim olan hükümdarların hali pek hoştur.

*

Behâh defter-i eş’âr u râh-i sahrâ gîr
Çi vakt-i medrese vu bahs-i Keşf-i Keşşâf est

Fakîh-i medrese dey mest bûd u fetvî dâd
Ki mey harâm velî bih zi mâl-i evkâf est

Şiir defterini iste ve kırların yolunu tut. Ne
medreseye gitmenin, ne Keşf-i Keşşâf okumanın
zamanı şimdi.
Dün medresenin fikıhçısı sarhoşken fetva verdi:
Şarap haram olsa da, vakıf malından iyidir.

*

Hadîs-i muddeiyân u hiyâl-i hemkârân
Heman hikâyet-i zerdûz u bûriyâbâf est

Hamûş Hâfiz u in nuktehâ çun zer-i surh
Nigâhdâr ki kallâb-i şehr sarrâf est

Bir tarafta şair taslağı olan iddiacılar, öbür tarafta
meslektaşımız olan şairlerin hayal güçleri.
Sırmacı ile hasırcıyı kıyaslamaya benzer bu durum.
Hafiz; sus ve hâlis altın değerindeki bu özlü
sözleri korumasını bil. Çünkü şehir kalpazanları
aynı zamanlıda sarraftır; şiirin iyisini kötüsünü
birbirinden ayırırlar.

*

Ey tevânger mefurûş in heme nahvet ki turâ
Ser u zer der kenef-i himmet-i dervîşân est

Bir ufuktan öbür ufka kadar her yerde zulüm
orduları var ama, ezelden ebede kadar da
dervişlerin zulme engel olma firsatları vardır.

*

Anki der tarz-i GAZEL nükte be Hâfiz âmûht
Yâr-i şîrînsuhan-i nâdiregotâr-i men est

Hâfiz’a GAZEL tarzında incelikler öğreten, benim
tatlı dilli, az ve öz konuşan yârimdir.

*

Günâh egerçi nebûd ihtiyâr-i mâ Hâfiz
Tu der tarîk-i edeb bâş, gû “gunâh-i men est”

Hâfiz, kabahat etmek bizim elimizde olan bir şey
olmasa bile, sen yine de edep yolundan ayrılma
ve “Kabahat benim” deyiver.

*

Bâ ki in nükte tevan goft ki an sengîndil
Kuşt mâ râ vu dem-i îsî-yi meryem bâ üst

Bu derdimi kime açabilirim? O taş yürekli
sevgilim öldürdü beni! Ama ölüleri dirilten İsa
nefesi yine onda!

*

Dârem umîd-i âtifetî ez cenâb-i dûst
Kerdem cinâyetî yu umîdem be afv-i üst

Sevgilimin katından şefkat umuyorum. Bir
kabahatim oldu; şimdi umudum onun affında.

*

Omrîst tâ zi zulf-i tu bûî şenîde’em
Zan bûy der meşâm-i dil-i men henüz büst

Uzun zaman önce zülfünün kokusunu almıştım.
Hâlâ o koku gönül burnumda durmakta.

*

Düşmen be kasd-i Hâfiz eğer dem zened, çi bâk!
Minnet hudây râ ki niyem şermsâr-i dûst

Düşman Hâfiz’ı kötülemek için konuşursa, bundan niçin korkayım?
Tanrı’ya şükür; dosta karşı utanacak bir şey yapmadım.

*

Men-i gedâ vu temennâ-yi vasl-i û heyhât
Meğer be hâb bebînem hiyâl-i manzar-i dûst

Ben yoksul nerede, ona kavuşma arzusu nerede!
Sevgilinin yüzünü görsem, ancak rüyada görebilirim.

*

Râhîst râh-i aşk ki hîçeş kenâre nîst
Ancâ cuz anki cân besipârend çâre nîst

Hergeh ki dil be aşk dehî, hoş demî buved
Der kâr-i hayr hâcet-i hîç istihâre nîst

Aşk dediğin yol, sonu olmayan bir yoldur.
O yolda can vermekten başka çare yoktur.
Aşka gönlünü teslim edersen, hoş vakit geçirirsin.
Hayırlı işlerde istihârede bulunmaya gerek yok.

*

Devlet ân est ki bî hûn-i dil âyed be kenâr
Veme bâ sa’y u amel bâğ-i cinân in heme nîst

Devlet dediğin gönül kam dökülerek elde edilir.
Yoksa, çalışıp iyi amel ile kavuşulan cennet
bahçeleri sadece bunlar değil.

*

Mebâş der pey-i âzâr u herçi hâhî, kun
Ki der şerîat-i mâ gayr ez in gunâhî nîst

Aman kimseyi incitme de, ne yaparsan yap.
Dinimizde bundan başka günah yok.

*

Kadem diriğ medâr ez cenâze-i Hâfiz
Ki gerçi gark-i günâh est mîreved be behişt

Hâfiz’ın cenazesine katılıp yürümeyi esirgeme ondan.
Çünkü günaha batmış olsa da, cennete gidecektir.

*

Dey goft tabîb ez ser-i hasret çu merâ dîd
Heyhât ki renc-i tu zi kânûn-i şifâ reft

Ey dûst be porsîden-i Hâfız kademî nih
Zan pîş ki gûyend ki ez dâr-i fenâ reft

Dün doktor beni görünce iz geçirip “Vah vah vah!
Senin hastalığının tedavisi İbni Sînâ’nın
Kânûn ve Şifâ kitaplarında da yok!” dedi.
Ey dost! “Hâfiz bu fânî dünyadan göçtü gitti”
denilmeden önce bir hal hatır sormaya gel.

*

Şud çemân der çemen-i husn u letâfet liken
Der gulistân-i visâleş neçemîdîm u bereft

Hemçu Hâfız heme şeb nâle vu zârî kerdîm
K’ey dirîgâ be vidâeş neresîdîm u bereft

Güzellik ve hoşluk çimeninde salındı ama daha
biz onun vuslat gülistanında dolaşamadan çekti gitti.
Hafiz gibi gece gündüz ağlayıp inledik.
Eyvahlar olsun; vedalaşmamıza fırsat kalmadan çekti gitti!

*

Ber berg-i gul be hûn-i şakâyık nuvişte’end
K’ankes ki puhte şud mey-i çun ergavân girift

Gelincik kanıyla gül yaprağına şöyle yazmışlar:
Pişip olgunlaşan kişi erguvan renkli meye sarıldı.

*

Der râh-i aşk merhale-i kurb u ba’d nîst
Mîbînemet iyân u duâ mîfiristemet

Aşk yolunda uzak, yakın davası olmaz.
Seni apaçık görüyor ve dua gönderiyorum.

*

Tâ dâmen-i kefen nekeşem zîr-i pây-i hâk
Bâver mekun ki dest zi dâmen bedâremet

Ey gâyib ez nazar, be hodâ mîsipâremet
Cânem besûhtî yu be dil dûst dâremet

Ey gözlerden uzak olan sevgili; seni Tann’ya emanet ediyorum.
Canımı yaktın ama ben seni gönülden seviyorum.

Toprağın altına kefenimin ucunu çekmedikçe,
elimi eteğinden çekmeyeceğim; inan buna.


Hâfız-ı Şirâzi
Çeviren: Prof. Dr. Mehmet Kanar


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

2026-2023 GÜVERCİN GERDANLIĞI'NDA YAYINLANAN PAYLAŞIMLAR ARŞİVİ

MAYIS 2026 HAYDİ GÜL KEDERLİ AŞIK Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i) ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİ... TARAFE ŞİİRLERİ Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA G... BİR ŞAKA YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM GÜZ ORMANI ZEYTUN, DÖNÜŞ KADER DENİZİ SENİN OMUZUNA YASLANMAK GÜNEŞ YARASI YÜREĞİNİ YEME DENİZLER DÖRT DUVAR DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ AŞIRI DÜŞÜNMEK Mahya Papağan Tebessüm MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım NİSAN 2026 Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de... PARILTI KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAY... ...

Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de şikayettir.

Merhabalar. Duygularımız üzerinde konuşmaya devam ediyoruz. Bugün üzerinde duracağımız duygumuzun adı şikayet. İnsan bu hastalığa tutulduğu zaman her şeyden şikayet ediyor. Havadan bile şikayet ediyor, güneşten şikayet ediyor, var olmaktan şikayet ediyor, yaşıyor olmaktan şikayet ediyor. En küçük rahatsız edici konuları şikayet etmeden atlatamıyor. Başkalarından şikayet ediyor, kendi kaderinden şikayet ediyor. Cenabı Allah'ın takdir ettiği gelişmelerden şikayet ediyor. Dolayısıyla kaderden şikayet ediyor, kaderin onun hakkında indirdiği rahmetlerin miktarlarından şikayet ediyor. Büyük bir hastalık, isyanla akraba bir hastalık diyebiliriz. Her şikayet isyana akrabadır ve şikayetler birike birike insanı bir gün Allah'a isyana kadar taşıyabilir. Şikayet aslında şükür kavramının tam ters terazisine koyacağımız bir şeydir. Şükür varsa şikayet yoktur, şikayet varsa şükür yoktur. Her şükür bir şikayeti ortadan kaldırmaktadır, her şikayette bir şükre engel olmaktadır. İnsan bu manada a...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

おしまいにするはずだった恋なのにしりきれとんぼにしっぽがはえる

「寒いね」と話しかければ「寒いね」と答える人のいるあたたかさ (『サラダ記念日』) Soğuk, değil mi? Diye  Seslenince,  ‘Soğuk (Ben de üşüdüm.)!’  diye  Cevap veren bir insanın olmasının  Verdiği sıcaklık.  Machi Tawara Çeviri: Ayşe Nur Tekme 

İsa çarmıhta boşuna öldü

Kalmak     -evet!- Ve kendi hüznünü       akşamları Terkedilmiş kuyulara bırakmak, Kendi acının feryadını  Fırtınanın kükreyişine             koyvermek,  Yerinde duramayan ruhunun inleyişini  Yağmurun gürültüsüne     katmak.   Kalmak          evet    kalmak  Seyre koyulmak       evet              seyre koyulmak  Yalanı:  Riyayı kimsenin gizlemediği şehirde  Ömür ne şâhâne geçiyor  Ve hemşehrilerimin sadâkati       yalnızca         bunda Ahmed Şâmlu Artık yer yok Kalbin hüzünle dolu Sıcak mavi rengini yitirdi senin göklerin.

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

KENDİ İÇİNE DÖNENLERE

Sonra üzerime bir tat geldi, hâlimi kabul geldi, hafriyatla ilgilenmez oldum. Çok da umursamaz oldum. Bu hayatı beğenir oldum, bu hayatın kendisi bana olabilecek hayatların en mânalısı geldi. Şule Gürbüz Kendini, herkesten ve her şeyden nasıl soyutladığını görüyorum. Tüm dost meclislerinden, arkadaş buluşmalarından, hafta sonu gezmelerinden kaçmak istediğinin farkındayım. Birçok ortamda nezaketen bulunuyorsun ya da iş icabı. Zihninde o anlarda dolanan tek şey, bir an önce eve gitme isteği oluyor. O ortamlarda konuşulan şeylerin artık dikkatini çekmediğini fark ettin. Sahi, bu ne zaman başlamıştı? O boş, gereksiz, dedikodudan öteye gitmeyen cümlelerden ne zaman sıkılmıştın ilk? Sanırım yaşadığın o ilk sahici sarsıntıdan sonra. İnsan, başına gelen o sahici yıkımlardan sonra, dünyada neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlıyor ve yaşamını buna göre kurguluyor. Kendisine yük olan, zamanını ve hayatını bereketlendirmeyen beyhude insanlardan ve eylemlerden uzaklaşmaya başlayıp kendi hakikatini...

Şiirlerden yağan yağmurlar

Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü… Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Özkan Mert Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne Mevlana İdris Zengin Üzünçlerle dolu yağmur gözyaşları gibi düşüyor acıklı dünyanın üzerine Jorge Luis Borges sana yaz yağmurlarından selâm getireceğim Bünyamin Durali iyi şeyler de vardır hayatta iyi şeyler de… karın yağması, yağmurun ıskalamaması gibi iyi şeyler… Beşir Sevim Size kendimden bahsediyorum doktor Biraz yağmur kimseyi incitmez. Kemal Sayar Ustaların bir kaçı atladıktan sonra, tüm korkularını bir kenara bırakıyor acemi yağmur damlaları.. Sen hala düşmekten korkuyorsun.. Düşsel yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa kökleri toprağı saramaz olur üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan Ahmet Erhan yitirdim cebimdeki bütün adresleri yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım aklımı boğacak o selleri ben kendi damarlarımda yarattım Ahmet...