Ana içeriğe atla

KÜÇÜK TRAGEDYALAR

Kızım Zeynep için.


“Kilimanjaro 6500 metre
yükseklikte karlı bir dağdır...
Tepeye yakın bir yerde kurumuş
ve donmuş bir pars iskeleti
vardır. Bu kadar yüksek
yerde pars ne arıyormuş kimse
akıl erdiremiyor.”
ERNEST HEMİNGWAY
"Kilimanjaro'nun Karları"



ÖNDEYİŞ

Bedenim üşür, yüreğim sızlar.
Ah kavaklar, kavaklar!

Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular.


Orda kaldı yanağımın yarısı,
Kendini boşlukla tamamlar.

Omuzumda bir kesik el,
Ki hâlâ durmadan kanar

Ah kavaklar, kavaklar!
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.


Bir çakal uluması kulaklarımda,
Çocukluğumun hasat gecelerinden kalma
Göçtüğümüz tarlada, yıldızlı gök altında
Yorganı başıma çekerdim korkuyla.
Ben çok küçük tanıştım, kervan kıran acıyla.


— Bilici hadi söyle beni bekleyen ne?
Suya bak, aleve sor, göçebe rüzgârı dinle.
Yeni bir kente gideceğim burdan.
Ne uğurlayan olacak beni,
Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle.

— Su bulanık, duman alevi boğuyor.
Rüzgâr suskun bu gece.
Uzun uzun uluyor
Bir çakal paslı sesiyle.

Ben eski bir çakalım,
Kovuldum taşlandım bunca sene.
Suç bende değil, bildiğim yok.
Anımsanırım nedense
Hep karanlık çökünce.


— Bilici hadi söyle beni bekleyen ne?
Ak kemikler serp kara toprağın üstüne.
Yakında gideceğim burdan,
Hiç bir sokağından geçmediğim
Anım olmayan bir kente.

— Ay buluta giriyor,
Kemikler seçilmiyor yerde.
Uzun uzun uluyor
Bir çakal paslı sesiyle.

— Ben eski bir çakalım,
Çocukluğundan kalma herkesin.
Ulumaktan yoruldum.
Ama dönmüyor dilim
Bir tek heceye bile.


— Hey yolcu kurtulmayı düşünme benden,
Unutmayı deneme.
Seninle geleceğim gittiğin yere.
Çık yola boşuna yanıt bekleme
Acıyım ben, hem biz hısım sayılırız seninle.

— Öyleyse hiç durma düş peşime.
Pusatsız, silâhsız ve yaralı bir yürekle,
Gidiyorum burdan
Anım olmayan bir kente.

— İşte rüzgârın çözüldü dili, duyuyorum.
Alev sardı odunları,
Kara toprak aydınlandı, görüyorum.
Ama giden gitti, ne gelir elden!
Acı, ah acı; acımasız biliyorum.



YOL ŞARKISI

— Eskiden bir sesim
Vardı benim;
Şimdi uzakta.
Çınlar belki
Bir köprünün altında.
Yitirdiklerim de oldu
Kazandıklarımın yanında

Eskiden bir yüreğim
Vardı benim;
Şimdi uzakta
Çarpar belki
Bir çocuğun odasında.

Yitirdiklerim de oldu
Kazandıklarımın yanında.
Bir ben kaldım şimdi
Tek yakın bana.
Ama ben eskiden de
Hep böyle
Yalnız çıkardım yola.


Soyunun mutlaka son temsilcisiydi,
Zaman zaman aynaya bakan hüzünle.
Tuğralı alnıyla eski bir berat gibi
Avunan solgun yüzüyle.
Geçmişe tahta kapılardan geçerdi
Kuş tokmaklı, asma kilitli.

Onunla iki kişiydik
Daha doğrusu bana öyle gelirdi.
Tam olarak bilmiyorum
İlk ne zaman seslendi.
Sanırım bir akşam durup dururken
Apansız çağırdı beni.

- Hey ahbap; niye düştün yollara,
Kaçılacak yer yok ki


- Olmasın ne çıkar,
Yoruyorum ya peşimdekini.

Muhacirlik günlerinden kalma
Sanki yetim biriydi,
Oluruna bırakmış her şeyi.
Kararsız ve tedirgin
Boğazımda raslantıyla
İsimsiz bir ot gibi bitiverdi.

Bazen karıştırırdım
Onunla kendi sesimi.
Susar yeniden başlardım söze
Çünkü yüzüme uygun değildi.
Ama o kurnaz ve çocukca biraz da
Hep benim sesime gizlenirdi.

Bir ses ki için için
Diplerde derinlerde şimdi.
Bekliyor sırasını sabırla,
Seçerek sözcüklerini.
Çıkmak için gün ışığına
Hazırlıyor konuşmaya kendini.

- Hey ahbap; bu acı var ya,
Kuş olsan kaçırmaz seni.


- Öyleyse biri eski yazıyla
Sağdan sola yazsın beni.

Onunla bir kişiydik, iki kişi gibi.
Benden ona, ondan bana
İnce bir kanalla geçilirdi.
Biledi paslı direncimi
Umutsuzlukla
Ve beni hiç terketmedi.

Kar yağdı durmadan üç gün üç gece
Tıkandı geçitler, yollar kapandı.
Yalnızlığın buzdan çetelesinde
Kimseler umursamadı karı,
Yüzlerinde iğreti bir kibirle
Hep düşürmekten korktukları,
Dalıp gittiler gündelik işlerine.

Diz boyu birikmiş kar içinde
Yürürdük uzatarak açtığımız kanalı,
İki kar güvesi gibi sokaklarda seninle
Anardık bütün yitik aşkları
Bu karlı kış gününde.
Güngörmüş dağlara karşı
Sımsıcak öpüşürdük sarılıp birbirimize.

- Sevgilim, yanımda olsaydın keşke!

Şölensiz, sevinçsiz yaşıyoruz şimdilerde,
Bir iğdiş ve buruşuk zamanı.
Kimsenin türküsü yok dilinde
Karşılayacak yağan karı
Coşkulu ve sarhoş sesiyle.
Bıçak açmıyor ağızları;
Acı, yalnız acı var yüreklerde.


Kar yağdı durmadan üç gün üç gece,
Yaslandı duvarlara, kapıları zorladı,
Pencerelerden baktı ev içlerine.
Kar hiç böyle kimsesiz kalmadı
Kendi özgül tarihinde.
Çıngırakların, kızakların kan
Yağdı herşeyin üstüne sessiz bir öfkeyle.

Birikti bir çamaşır ipine bile.
Saçaklardan sarktı,
Attı kendini gürültüyle yere.
Kimse sahip çıkmadı;
Yığıldı kaldı duvar diplerine.
Yalnız kuş ayakları
Bastılar incelikle göğsüne.

- Sevgilim, yanımda olsaydın keşke!
Kar var yaşadığımız günlerde.

Umutsuzluk çevremizi kuşattı,
Kıtlık, kıran gündemde.
Yine de ele güne karşı,
Özenle saklıyorum yüreğimde
Sana duyduğum aşkı,
Dört yanım kar içinde.


Yalnızlık belki de gece yarısı
Işık sızan bir penceredir ama.
Kimi zaman da bozkırda
Çıplak dağlarda,
Yerde yatan bir taştır
Yorgun ağırlığıyla.

Yalnızlık kale kapısında,
Fındık kabuğunda,
Atılmış bir ayakkabıda çöpler arasında,
Kozasında ipek böceğinin,
Gergin bir örümcek ağında,
Ama daha çok oteldedir
Küçük bir taşra kasabasında.

- Hey yolcu; acıyım unutma,
Ben de varım orda.


Akan sudadır yalnızlık,
Adak ağacında;
Issız bir yamaçta
Sallanan renkli çaputlarıyla.
Her biri bir başka dert simgesi.
Sessiz yatırdadır yalnızlık,
Devrik bir mezar taşında.

Eski bir konsolda, kendine aşık
Ve saat tıkırtısında,
Uğuldayan rüzgârdadır
Dallar arasında,
Bir kadeh rakının
Puslu beyazlığında,
Yalnızlık asıl yürektedir ama.

— Hey yolcu; acıyım unutma,
Ben de varım orda.

Işık sızan bir pencere olabilmişsen,
Bozkırda çıplak dağlar,
Fındık kabuğu, kale kapısı,
Yerde duran kara taş
Ve atılmış ayakkabı çöpler arasında;
Hem kalabalık,
Hem de yalnızsın bana kalırsa.

Saymaya gerek yok gerisini,
Söylendi ve kesildi.
Ama ben tarttım kendimi,
Bastırdım elimi göğsüme;
Kentleri düşündüm, yoksul köyleri
Ve kendimi biraz da
Pıhtı bir gecede dostlardan uzakta.


Uzak, solgun çocukluğum;
Akşam alacası, kasaba,
Çatılarda kargalar.
Hüzünlü gençliğim;
Sabahçı kahveleri,
Umutsuz aşklar.
Bir anı tüneği şimdi
Yaşadığım geçmiş yıllar.


Ben derim ki;
Ömrüm, ömrüm!
Mumlar neden eriyip sönerler de
Tersine doğru yanmazlar
Uzayarak yeniden
Ve insan doğmak ister mi
Bir daha ölmek için?

Ölümü arayarak geçti
Bunca yılım.
Kötü annem
Beni komşunun oğlu kadar seven,

Yok olan babamdı belki
Ölüm tutkumu pekiştiren.

Elbet bir gün ölürüm.
Ömrüm, ömrüm
Ve yanan mum
Kara bir fitil bırakan ardında
Ne kadar benziyor birbirine.

Zifiri karanlıktı gece.
Mum bitti yanmadı tersine
Beyaz mürekkeple yazdım
Bu şiiri karanlığın üstüne.

Ben derim ki;
Geçip gider zaman.
Geri alınmaz bazı şeyler.

Ömrüm, ömrüm
Ve yanan mum biter.

Soğur cehennem bile!


Su gibi aydınlık döşeğimde akardı.
Ay vururdu ak göğsüne,
Bir dal usulca inip kalkardı.
Öt ishak kuşu öt;
Bizim payımıza bir âvaz kaldı.

Acı, ey suskun yol arkadaşı anlatsana!
Nerelisin, oğlun kızın var mı,
Sağ mı annen baban?
Senin de yüreğin kanar mı,
Uzaktayken yakınlarından?



- Bak yolcu bir sır vereyim sana;
Yılan bile arar yavrusunu, eşini.
Ama ben beslenirim ayrılıkla.
Acının gurbettir memleketi.

- Yılan derler adıma,
Düşman bellemişler beni.
Bir garip sürüngenim dünyada.
Acı, ah acı; sokabilseydim seni,
Zehirim bu kadar yük olmazdı bana.


— Acı, ey suskun yol arkadaşı anlatsana!
Bilici de yok çakal da.
İşte yine düştük yollara.
Yok konuşacak kimse
Kavaklardan ve senden başka.

— Yolcu bir sır daha vereyim sana;
Kandırdık biz seni aslında.
Bakma ardından sızlandıklarına,
Ortaktı benimle bil ki, bilici de, çakal da.

— Yılan derler adıma,
Bir kara suyum akarım yerde.
Kaynağımı da taşırım yanımda.
Acı, ah acı; sokabilseydim seni,
Zehirim bu kadar yük olmazdı bana.

- Avdım avlandım; düştüm tuzağa.
Ay; tanık ol sen de buna.
Dönüş yok biliyorum;
Hem olsa da.
Önümdeki yol daha kısa.


- Hey yolcu; boş yere bakma ardına,
Anılarla avunma.
Acıyım ben, unutma sakın,
Borcun bitmedi bana.


- Dolanır dururum gökyüzünde,
Eksilir tamlanırım.
Ben de bağlıyım yazgıma ama;
Vah şu garibe,
Acıyla çıkmış yola.


YOL ŞARKISI

— Akşamdan kararlıydım
Sabah yola çıkmaya
Ne kadar yutkunsam
Boğazımda
Yutulmayan bir lokma.

Bunu unutamam,
Aklımdadır hâlâ

Bir hoşcakal bıraktım
Ardımda,
Sarsak bir yatak
Ve yarım bardak su
Yatağın başucunda.

Bunu unutamam,
Aklımdadır hâlâ.

Adın ne idi unuttum.
Yüzün silindi belleğimden.
Ama ellerin;
Bir su gibi akışkan
Ezberimdedir hâlâ.


S0NDEYİŞ

Dolaştım yıllardır şurda burda.
Ucuz otellerde kaldım.

İplik iplik taşıdım yanımda,
Bir düzen tutturamadım.

Kadınlar da oldu elbet yaşamımda,
Biri hariç hepsini bağışladım.

Sınadım kendimi karşılıklı acıyla,
Ben hep ölüme ve aşka inandım.

Bir şey var dokunur bana;
Yüzüme uymayan iğreti adım.

Metin Altıok

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA GEÇEN ŞİİRLER

Bende olan aşk taşta olsa ikiye ayrılırdı. Rüzgarda olsa, esintisi duyulmaz olurdu. Allah’a tevbe edersem seni her andığımda; Yazılmaz bana artık hiçbir günah. Sonra bitecek... O bir saatçik idi ancak, işte bu da tümden gidecek ve zail olacak. *** Arzusunun çokluğundan seven, tadar teselliyi Ben Leyla’dan bunu tatmadım. Onun vuslatından en fazla ulaştığım Şimşeğin çakması gibi gerçekleşmeyen beklentilerdir. *** Onlar için ağlıyorum için için, ne garib, Ve soruyorum her gördüğüme, onlarsa yanıbaşımda Arıyor gözlerim onları oysa gözbebeğimdeler Kalbim onlara iştiyak duyuyor onlarsa göğsümde. *** Ey kalbimde ve ruhumda kaim olan Gözümden ve nazarımdan uzak olan Ruhumu göremezsem bile evet sen osun Ey bana her yakından yakın olan. *** Hayalin gözümde zikrin dilimde Mekanın kalbimde, nereye kayboluyorsun? *** Aşk, yeretti bende, sen değilken benim için Aşktan ne önemli ne de önemsiz Beni küçümsedin Çabaladım ben de nefsimi küçümsemeye Seni hakir gören ikram edilenlerden değildir Düşmanlarım...

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

KEDERLİ AŞIK

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır Dünyadan bunun ile razı olurum ben Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam Bana seslense dahi işitmem Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir? Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün İşte bugün de dördüncü gün Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum Lütfedersen ey habercim ona söyle “Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye Yemin ederim ne kavrulan kalbimin ...

HAYDİ GÜL

“Gök bile tasalı” deyip astı suratını Dedim: “Haydi gül, yeter gök için bu kadar somurttuğun Dedi: “Gençlik de geçip gitti.” Dedim: “Haydi gül! Bu hüznün geri getirmez ki akıp giden o yılları Dedi: “O ki aşkımın göğüydü Ama cehennem oldu artık sevdalı ruhuma Kalbimin sahibi kılmışken ben onu, tutmadı ki sözlerini Şimdi nasıl tebessüm edebilirim ben? Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın Dedi: “Korkunç bir savaş anında ticaret, Susuzluktan ölmek üzere olan yolcuya benziyor Ya da kana muhtaç, veremli, zarif bir kadına Her soluk alış verişinde kan kusmakta Dedim: “Haydi gül, sen değilsin ki hastalığının kaynağı, ne de şifası Sen gülersen belki de... Nasıl oluyor da suçlu bir başkası iken? Sen dehşet içerisinde sabahlıyorsun, sanki sensin kabahatli Dedi: “Düşmanlar sardı etrafımı, katlandı nâraları Kuşatmışlarken beni kendi yurdumda, sevineyim ben öyle mi? Dedim: “Haydi gül, düşmanlar seni hor görmeyecekti ki (onlardan) daha saygı...

Şiir/lerde Çocukluğumuz

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Necip Fazıl Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar. Nazım Hikmet çünkü Zeynep diye bir kız çocuk “canavarın zamanı yoktur” demişti yıllarca araştırdım bulamadım aslını belki de haklıydı, kimbilir Turgut Uyar Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Murathan Mungan “Dostça gülümsedi. Bu gülümseme sanki bana değil de çocukluğuma gitmiş gibiydi.” Romain Gary özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini dokunuşunu çocukluğum büyüyor içimde günden güne. göz kulak oluyorum kendime ölürsem çünkü utanırım annemin gözyaşlarından Mahmut Derviş başını cama dayayan çocuk hoşçakal ben burada kalıyorum güneşin altında anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma Ahmet Güntan kocadım, geri ver çocukluğumu anne eşlik edebileyim diye küçük serçelere …dönüş yolunda senin bekleyiş yuvana. Mahmut Derviş Çocukluklardı bilincimin iskeleti ...

DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT

İKİNCİ AĞIT Her melek korkunçtur. Heyhat, yine de  şarkılarla seslenirim size, ruhun âdeta ölümcül kuşları,  bilerek sizleri. Nerede Toviya'nın günleri,  en nurlulardan birinin, basit bir evin kapısında durduğu o günler, yolculuk için azıcık kılık değiştirmişti de korkunç değildi artık;  (delikanlıydı, merakla bakınan delikanlının yanında).  Şimdi çıksa başmelek, o tehlikeli melek, yıldızların arkasından,  tek bir adım atsa aşağıya, bu tarafa: yerinden sıçrar  çarparak öldürürdü bizi kendi kalbimiz. Kimsiniz siz? Erkenden talihe kavuşanlar, sizler ki kâinatın baştacısınız,  dağ silsileleri, şafak kırmızısı dorukları  tüm yaratılışın, - çiçeklenmiş tanrının polenleri,  uzuvları ışığın, geçitleri, merdivenleri, tahtları,  varlıktan mekânları, hazdan kalkanları, kargaşaları  şahlanmış duyguların ve aniden, birer birer,  aynalar : dışa yansıttığı güzelliği  yine kendi yüzünde toplayan. Oysa bizler, ne zaman hissetsek, buh...

AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR

Bu kitabın okuyucularından, vatanından uzakta, kitaplarının yokluğu, yorgun hafızası ve gayretli çabasıyla, sahibi hakkında “Muaydi’yi uzaktan uzağa işitmen, görmenden iyidir” sözü söylenebilecek kadar az ilmi sermayesi ile umduğu kadarını yazdığı için, yazarını mazur görmeleri dilenir. *** Bu kitap, her sınıftan insan için uygun bir kitaptır. Din ve dünya için yardımcı, dünyevî ve uhrevî lezzetler için bir basamaktır. Aşkın türleri, hükümleri, ona ilintili şeyler, doğrusu ve yanlışı, afetleri ve felaketleri, sebepleri ve engelleri gibi konular; münasip âyet-i kerîmeler, nebevî hadisler, fıkhî meseleler, selefin sözleri, şiirlerden örnekler ve gerçek hikâyelerle süslenerek, okuyucuyu doyuracak, değerlendireni rahatlatacak bir tarzda kitapta yer almaktadır. *** “Muhabbet”, sevgiliye kavuşma heyecanı esnasında kalbin galeyana gelmesi ve çalkalanmasıdır. Âşığın kalbi, bir anlamda sevgilisini gereksinmekte, ona bağlanmakta ve ayrılamamaktadır. Muhabbet kelimesinin, “yerinde duramayıp harek...

şair, dünya sana küsmüş diyorlar

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar Sen barışamazken kendinle bile Her varlık beyninin bir uzantısı olsa neye yarar Çığrından çıkmış bu evrende? Doğanın bir anlık dalgınlığından doğdun Suyun ve toprağın yalnızlığından Hep kendi içinde yürür durursun Tanrılarının gücenik kalması bundan Kumdan kaleler yapıp bozmakta üstüne yoktur Beş duyunu yüzle çarptığın görülmüştür Şimdilik yirmi dört bilinmeyenli bir denklem yaşamın Bir gün elbet aylara, günlere de bölünür Şair, dünya sana küsmüş diyorlar Enlemleri, boy lamları birbirine karıştırdığın için Bizimle uzlaşmadı, diye bağırıyor dinibütün olanlar Sonun kötüye varacak, bildiririm... 1982 Ahmet Erhan