Ana içeriğe atla

İNTİHARI SEÇMİŞ ŞAİRLERDEN ÖLÜM VE YOKOLUŞ DİZELERİ

İntiharın Edebî Temsili Üzerine

Bu antoloji, intiharı bir eylem olarak değil; edebiyatta nasıl temsil edildiği, hangi dilsel ve tematik eşiklerde görünür hâle geldiği sorusu etrafında şekillenmiştir. Çalışmanın amacı, biyografik sonuçlara odaklanmak değil; şiir dilinde yıpranma, tükeniş, sessizlik ve anlam kaybı gibi ortak izlekleri ortaya koymaktır.

Edebiyat tarihinde intihar, çoğu zaman metnin dışına taşan bir bilgi olarak ele alınmış; metinler, yazarın yaşamındaki bu sonla geriye dönük biçimde okunmuştur. Oysa bu yaklaşım, şiirin kendi iç gerilimini ve dilsel yoğunluğunu gölgede bırakma riskini taşır. Bu seçki, tam da bu nedenle, intiharı nedensel bir açıklama olarak değil; şiirsel üretimin belirli bir aşamasında ortaya çıkan dilsel daralma ve varoluşsal baskı bağlamında ele alır.

Bu kitapta yer alan alıntılar, intiharı doğrudan betimleyen dizelerden özellikle kaçınır. Bunun yerine, yaşam deneyiminin kırılganlaştığı, öznenin dünyayla kurduğu ilişkinin zayıfladığı, zaman ve mekân algısının parçalandığı metinler tercih edilmiştir. Böylece intihar, metnin teması değil; şiirsel söylemin arka planında belirginleşen bir sınır durumu olarak okunabilir hâle gelir.

Seçkiye dâhil edilen şairler, farklı dönemlere, dillere ve estetik yönelimlere ait olmalarına rağmen, ortak bir poetik gerilimde buluşur: Dilin taşıma kapasitesinin zorlandığı anlar. Bu anlarda şiir, çözüm üreten bir yapı olmaktan çıkar; daha çok, tanıklık eden, kayda geçen ve suskunluğun eşiğinde duran bir forma dönüşür.

Antolojinin amacı, intiharı estetikleştirmek ya da romantize etmek değildir. Aksine, bu tür bir yüceltmenin hem etik hem de eleştirel açıdan sorunlu olduğu bilinciyle hareket edilmiştir. Metinler, dramatik anlatılardan arındırılmış; ölçülü, yoğun ve mesafeli bir editoryal süzgeçten geçirilmiştir. Okurun karşısına çıkarılan şey, bir eylemin cazibesi değil; şiirsel ifadenin sınırlarıdır.

Bu bağlamda kitap, bir anma ya da yas metni olarak değil; edebiyatın karanlık alanlarını soğukkanlı bir dikkatle inceleyen bir poetik arşiv olarak düşünülmelidir. Amaç, açıklamak değil; görünür kılmak, sınıflandırmak değil; ilişkilendirmektir.

Sonuç olarak bu antoloji, okuru hüküm vermeye değil, dikkat kesilmeye davet eder. Çünkü bazı şiirler cevap sunmaz; yalnızca, insan deneyiminin en kırılgan noktalarına dair sessiz ama kalıcı bir kayıt bırakır.



İNTİHARI SEÇMİŞ ŞAİRLERDEN
ÖLÜM VE YOKOLUŞ DİZELERİ
 
Sessizlik büyür, adımı bilir.
— Sylvia Plath
 
Yaşamak bazen çok gürültülüdür.
— Cesare Pavese
 
İnsan kendine çarpar en çok.
— Vladimir Mayakovski
 
Gelecek puslu, ışık kararsız.
— Ryūnosuke Akutagawa
 
Rüya ile gerçek aynı yüzü taşır.
— Gérard de Nerval
 
Hüzün erken gelir, geç gitmez.
— António Nobre
 
Sesim yankı olur, duyan olmaz.
— Vachel Lindsay
 
Gece uzar, düşünce ağırlaşır.
— José Asunción Silva
 
Her yer geçici, ev yok.
— Klaus Mann
 
Şehir içimde yanar.
— Georg Heym
 
Gerçeklik keskin, zihin yorgun.
— René Crevel
 
Gölgem uzar, ben azalırım.
— Sadakichi Hartmann
 
Sessizlik kar gibi bastırır.
— Antonia Pozzi
 
Deniz dinler, cevap vermez.
— Alfonsina Storni
 
Dünya sert, sevgi geç.
— József Attila
 
Akşam morlaşır, ruh ağırlaşır.
— Georg Trakl
 
Ufuk kırık, umut titrek.
— Hart Crane
 
Kaybolmak sessiz bir iştir.
— Weldon Kees
 
Aynalar çoğalır, yüzler dağılır.
— Leopoldo María Panero
 
Akşam iner, ışık yabancılaşır.
— Boris Ryzhy
 
Bir gün ölmek kolay, her gün zor.
— Cesare Pavese
 
Camdan bir hayattı bu.
— Nilgün Marmara
 
İnsan olmak ağır bir yüktür.
— Osamu Dazai
 
Yalnızlık her gün sınırdan geçer.
— Forugh Farrokhzad
 
Sessizlik son duraktır.
— Sándor Márai
 
Dil güvenli değildir.
— Ingeborg Bachmann
 
İnsan yarım bir cümledir.
— Georg Büchner
 
Zaman erken, ben geç.
— Delmore Schwartz
 
Zihin dalgalı, gece uzun.
— Robert Lowell
 
Akşam içime doğru iner.
— Ivan Bunin
 
Işık sert, gölgeler net.
— Zinaida Gippius
 
Gece dua eder, söz çekilir.
— Max Jacob
 
Toprak susar, anı derinleşir.
— Isaac Rosenberg
 
Birden çok yalnızlık taşırım.
— Fernando Pessoa
 
Bakmak yeter, düşünmek fazla.
— Alberto Caeiro
 
Dünya hızlandı, ruh geride kaldı.
— Stefan Zweig
 
Sessizlik derindir, kelimeler sığ.
— Klaus Merz
 
Gürültü yorar, düşünce kaçar.
— Bohumil Hrabal
 
Şimdi keskin, gelecek bulanık.
— Rolf Dieter Brinkmann
 
Gece kazanır, düş dağılır.
— Vítězslav Nezval
 
Dünyaya yabancıyım.
— Sadegh Hedayat
 
Dil tökezler, anlam düşer.
— Ernst Jandl
 
Zaman kaygan, tutmak zor.
— Louis MacNeice
 
Kaygı gündelik bir eştir.
— Mihail Sebastian
 
Beden çığlık, dil yetersiz.
— Antonin Artaud
 
Kalp geniş, dünya dar.
— Herman Gorter
 
Acı yalın, söz kısa.
— Sarah Kane
 
Yalnızlık derin, gece uzun.
— Gustav Sack
 
İnsan acele, ruh geride.
— Georg Kaiser
 
Taş konuşur, insan susar.
— Eugène Guillevic
 
Dünya parçalı, zihin yorgun.
— Ivan Goll
 
Güzellik uzak, yorgunluk yakın.
— Nikolay Zabolotsky
 
Sessizlik artar, söz çekilir.
— Vera Pavlova
 
Akşam ağır, umut susar.
— Léon Deubel
 
Geçmiş ağır, gelecek belirsiz.
— Ugo Foscolo
 
Şehir çatlak, yol kayıp.
— Jáchym Topol
 
Kış içimde konuşur.
— Sarah Kirsch
 
Yara konuşur, dünya susar.
— Fadwa Tuqan
 
Belirsizlik kader gibidir.
— Ettore Majorana
 
Gölge çoğalır, gerçek çekilir.
— Bruno Schulz
 
Sessizlik keskin bir ışıktır.
— H.D. (Hilda Doolittle)
 
Karanlık öğretir.
— Vladimír Holan
 
Akşam yumuşak, kalp hassas.
— Eugénio de Andrade
 
Soru sessizdir, cevap eksik.
— Miroslav Holub
 
Yalnızlık kalıcıdır.
— Paul Léautaud
 
Gece yoğun, beden ağır.
— Hans Henny Jahnn
 
Gece dirençtir.
— René Char
 
Taşlar hatırlar.
— Yannis Ritsos
 
Deniz karanlık, ufuk belirsiz.
— Herman Melville
 
Onur ağır bir yüktür.
— Jean Améry
 
Sessiz tanıklık kalır.
— Charles Reznikoff
 
Zaman çatlak, dünya keskin.
— Mina Loy
 
Benlik çatlar, zihin yorulur.
— Viktor Tausk
 
Akşam durur, zaman bekler.
— Leopold Staff



İntiharın Edebî Temsili: 
Şiir Dilinde Sınır, Sessizlik ve Tükeniş


Özet
Bu makale, intiharı bir eylem olarak değil; şiirde nasıl temsil edildiği, hangi dilsel ve poetik eşiklerde görünür hâle geldiği sorusu etrafında inceler. Çalışma, intiharı seçmiş şairlerin metinlerinden oluşturulmuş seçkileri, romantizasyonu dışlayan bir editoryal çerçeve içinde ele alır. Amaç, biyografik determinizmden kaçınarak şiir dilinde daralma, sessizlik, zaman algısının bozulması ve öznenin çözülmesi gibi izlekleri görünür kılmaktır.
Anahtar Sözcükler: İntihar, şiir, temsil, sessizlik, poetik sınır, modern edebiyat


1. Giriş
Edebiyat tarihinde intihar, çoğu zaman metnin dışına taşan bir biyografik son olarak okunmuş; metinler bu sona geriye dönük biçimde bağlanmıştır. Bu yaklaşım, şiirin iç dinamiklerini açıklamakta yetersiz kalır. Zira şiir, çoğu örnekte, intiharı doğrudan konu edinmekten ziyade; yaşantının taşınamaz hâle geldiği eşikleri kayda geçirir. Bu makale, söz konusu eşikleri, şiirsel söylemin sınır deneyimleri bağlamında ele almayı önerir.[^1]

2. Biyografik Determinizmin Eleştirisi

Yazarın yaşamıyla metni arasında ilişki kurmak kaçınılmazdır; ancak bu ilişki nedensel bir açıklamaya dönüştüğünde, şiirin özgül dili gölgelenir. Barthes’ın “yazarın ölümü” tezi, metnin anlamını biyografik otoriteden kurtarma yönünde önemli bir eşik oluşturur.[^2] İntihar söz konusu olduğunda bu uyarı daha da kritiktir; zira metni yalnızca sonla açıklamak, şiirin çok katmanlı gerilimini tek bir nedene indirger.

3. Şiir Dilinde Sınır Deneyimi

Bu seçkide yer alan metinlerde intihar, tematik bir merkez olmaktan çok, şiirsel dilin taşıma kapasitesinin zorlandığı bir arka plan olarak belirir. Dil, kimi zaman kısalır; kimi zaman tekrar eder; kimi zaman suskunluğa yaklaşır. Blanchot’nun edebiyatı “sınırda duran bir deneyim” olarak tanımlaması, bu metinler için açıklayıcıdır.[^3] Şiir, çözüm üretmez; tanıklık eder.

4. Sessizlik, Zaman ve Öznenin Çözülmesi

Seçkilerde sıkça karşılaşılan izleklerden biri, zaman algısının bozulmasıdır: Akşamlar uzar, gelecek belirsizleşir, tekrarlar artar. Bu durum, modern şiirde öznenin parçalanmasıyla doğrudan ilişkilidir.[^4] Sessizlik burada bir eksiklik değil; anlamın askıya alındığı bir alandır. Şiir, suskunlukla konuşur.

5. Romantizasyonun Dışlanması: Etik Bir Editorya

İntiharı estetikleştiren ya da yücelten yaklaşımlar, hem etik hem eleştirel açıdan sorunludur. Bu çalışma, Sontag’ın “acı imgelerinin tüketimi”ne yönelik uyarısını dikkate alır.[^5] Bu nedenle metinler, dramatik anlatılardan arındırılmış; ölçülü, mesafeli ve yöntemsiz alıntılarla sunulmuştur. Amaç, okuru kışkırtmak değil; dikkatini keskinleştirmektir.

6. Tartışma: Şiir Bir Çözüm Sunar mı?

Bu metinler, intihara dair bir “anlama modeli” önermez. Aksine, şiirin çoğu zaman anlamı askıya aldığı, belirsizliği muhafaza ettiği görülür. Bu durum, şiiri yetersiz kılmaz; tersine, onu insan deneyimine daha sadık hâle getirir. Şiir, burada bir cevap değil; kayıttır.

7. Sonuç

Bu makale, intiharı seçmiş şairlerin şiirlerini, biyografik sonuçlara indirgemeden; şiir dilinin sınırları, sessizlik ve tükeniş bağlamında okuma önerisi sunar. Antoloji, bir anma ya da yas kitabı değil; edebiyatın en kırılgan alanına tutulmuş soğukkanlı bir bakış olarak konumlanır. Okurdan beklenen, hüküm vermek değil; tanıklık etmektir.

Dipnotlar
[^1]: Durkheim’ın sosyolojik yaklaşımı, edebî metinler için açıklayıcı olmakla birlikte, şiirin dilsel özgüllüğünü açıklamada sınırlıdır. Bkz. Émile Durkheim, Le Suicide, 1897.
[^2]: Roland Barthes, “La mort de l’auteur”, Le Bruissement de la langue, 1968.
[^3]: Maurice Blanchot, L’Espace littéraire, 1955.
[^4]: Theodor W. Adorno, Noten zur Literatur, 1958.
[^5]: Susan Sontag, Regarding the Pain of Others, 2003.
Kaynakça
Adorno, T. W. (1958). Noten zur Literatur. Frankfurt am Main: Suhrkamp.
Barthes, R. (1968). Le Bruissement de la langue. Paris: Seuil.
Blanchot, M. (1955). L’Espace littéraire. Paris: Gallimard.
Durkheim, É. (1897). Le Suicide. Paris: Alcan.
Foucault, M. (1969). “Qu’est-ce qu’un auteur?”. Bulletin de la Société française de philosophie.
Sontag, S. (2003). Regarding the Pain of Others. New York: Farrar, Straus and Giroux.
Steiner, G. (1967). Language and Silence. New York: Atheneum.


İntiharı Seçmiş Şairlerden – Ölüm ve Yokoluş Üzerine Seçkiler

Yaşamak iki uç arasında gerilmek,
gitmek de kalmak kadar zor.
Sesim boşlukta çoğalıyor,
yorgunluk dilim oluyor.
— Marina Tsvetaeva

Sessizlik büyür,
zaman içime çekilir.
Adımı biliyor karanlık,
geri vermiyor.
— Sylvia Plath

Her gün sürer asıl zorluk,
son kolaydır.
Sabahlar tekrar eder,
yük artar.
— Cesare Pavese

Kalabalık gürültü,
içim sessiz.
İnsan kendine çarpar,
en sert.
— Vladimir Mayakovski

Gelecek puslu,
ışık kararsız.
Belirsizlik ağırlaşır,
zihin durur.
— Ryūnosuke Akutagawa

Rüya gerçeğe karışır,
ayna bulanır.
Yol kaybolur,
gece kalır.
— Gérard de Nerval

Hüzün erken gelir,
gitmez.
Çocukluk uzak,
kalp yorgun.
— António Nobre

Sesim yankı olur,
duyan yok.
Şehir geçer,
ben kalırım.
— Vachel Lindsay

Gece uzar,
düşünce çoğalır.
Söz daralır,
sessizlik çöker.
— José Asunción Silva

Ev yok artık,
her yer geçici.
Zaman aceleci,
insan yavaş.
— Klaus Mann

Şehir içimde yanar,
gökyüzü ağır.
Gece serttir,
taş gibi.
— Georg Heym

Gerçeklik keskin,
zihin yorulur.
Düşünceler daralır,
nefes kısalır.
— René Crevel

Gölgem uzar,
ben azalırım.
Akşam yaklaşır,
zaman ağır.
— Sadakichi Hartmann

Sessizlik kar gibi,
bastırır.
Kelimeler çekilir,
kış içimde.
— Antonia Pozzi

Deniz dinler,
konuşmaz.
Yorgunluk yükselir,
söz susar.
— Alfonsina Storni

Dünya serttir,
sevgi geç.
Kalp çabuk yorulur,
yük ağır.
— József Attila

Akşam morlaşır,
ruh ağırlaşır.
Şehir susar,
gece derin.
— Georg Trakl

Ufuk kırık,
umut titrek.
Deniz konuşur,
insan susar.
— Hart Crane

Kaybolmak sessizdir,
iz bırakmaz.
Zaman siler,
boşluk kalır.
— Weldon Kees

Aynalar çoğalır,
yüzler dağılır.
Gerçek parçalanır,
zihin yorulur.
— Leopoldo María Panero

Akşam iner,
ışık yabancı.
Yaşamak alışkanlık,
yorgunluk kalıcı.
— Boris Ryzhy

Camdan bir hayattı bu,
dokunuşta çatlar.
Dünya kırılır,
rüzgâr dinmez.
— Nilgün Marmara

İnsan olmak zor,
gülümsemek daha.
Boşluk kalabalıkta büyür,
alışkanlık olur yorgunluk.
— Osamu Dazai

Yalnızlık bir ülke,
her gün geçilir.
Ses duvara çarpar,
geri döner.
— Forugh Farrokhzad

Sessizlik son duraktır,
söz iner.
Zaman bakmaz,
insan bakar.
— Sándor Márai

Sözler yanar,
anlam geride.
Dil güvenli değil,
dünya da.
— Ingeborg Bachmann

İnsan yarım cümle,
devamı eksik.
Zihin aceleci,
beden yorgun.
— Georg Büchner

Zaman erken,
ben geç.
Hayat hızlı,
adımlar kısa.
— Delmore Schwartz

Zihin dalgalı,
gece uzun.
Düşünceler çarpışır,
uyku kaçar.
— Robert Lowell

Akşam içime iner,
ışık azalır.
Anı çoğalır,
hüzün kalır.
— Ivan Bunin

Işık sert,
gölgeler net.
Ruh huzursuz,
dünya dar.
— Zinaida Gippius

Gölge dua eder,
söz çekilir.
Gece ağır,
yol belirsiz.
— Max Jacob

Toprak susar,
anı derin.
Zaman ağırlaşır,
adımlar kısalır.
— Isaac Rosenberg

Birden çok yalnızlık,
tek beden.
Yüzler başka,
hiçbiri tamam.
— Fernando Pessoa

Bakmak yeter,
düşünmek fazla.
Dünya olduğu gibi,
insan yorgun.
— Alberto Caeiro

Dünya hızlandı,
ruh geride.
İnsan kendine yetişemez,
veda sessiz.
— Stefan Zweig

Sessizlik derin,
kelimeler sığ.
Gece genişler,
ben küçülürüm.
— Klaus Merz

Gürültü yorar,
düşünce kaçar.
Dünya dolu,
insan boş.
— Bohumil Hrabal

Şimdi keskin,
gelecek bulanık.
Zihin hızlı,
kalp yavaş.
— Rolf Dieter Brinkmann

Düş kırılgan,
gerçek sert.
Gece kazanır,
yorgunluk kalır.
— Vítězslav Nezval

Yabancıyım kendime,
dünya uzak.
Söz eksik,
bakış boş.
— Sadegh Hedayat

Dil tökezler,
anlam düşer.
Ses parçalanır,
gece kalır.
— Ernst Jandl

Zaman kaygan,
tutmak zor.
Günler geçer,
iz bırakmaz.
— Louis MacNeice

Kaygı gündelik,
umut geçici.
Zihin dolu,
gelecek boş.
— Mihail Sebastian

Beden çığlık,
dil yetersiz.
Acı açık,
dünya sert.
— Antonin Artaud

Kalp geniş,
dünya dar.
Duygu taşar,
söz yetmez.
— Herman Gorter

Acı yalın,
söz kısa.
Gerçek çıplak,
bakmak zor.
— Sarah Kane

Yalnızlık derin,
gece uzun.
Düşünce yorulur,
umut susar.
— Gustav Sack

İnsan acele,
zaman hızlı.
Ruh geride,
çatlak büyür.
— Georg Kaiser

Taş konuşur,
insan susar.
Zaman ağır,
beklemek derin.
— Eugène Guillevic

Dünya parçalı,
zihin yorgun.
Görüntüler çakışır,
gece kazanır.
— Ivan Goll

Dünya sert,
insan kırılgan.
Güzellik uzak,
yorgunluk yakın.
— Nikolay Zabolotsky

Ten hatırlar,
zihin unutur.
Sessizlik artar,
gece yaklaşır.
— Vera Pavlova

Akşam ağır,
düşünce yavaş.
Işık azalır,
umut susar.
— Léon Deubel

Anı yakıcı,
zaman sert.
Geçmiş ağır,
gelecek belirsiz.
— Ugo Foscolo

Şehir çatlak,
sesler kesik.
Zihin dolu,
yol kayıp.
— Jáchym Topol

Kış içimde,
sözler donuk.
Zaman yavaş,
sessizlik beyaz.
— Sarah Kirsch

Yara konuşur,
dünya dinlemez.
Acı kalıcı,
gece uzun.
— Fadwa Tuqan

Belirsizlik kader,
zihin sınır.
Sorular artar,
sessizlik ağır.
— Ettore Majorana

Gölge çoğalır,
gerçek çekilir.
Zaman eğrilir,
yalnızlık büyür.
— Bruno Schulz

Sessizlik derin,
ışık keskin.
Zihin açık,
beden yorgun.
— H.D. (Hilda Doolittle)

Karanlık öğretir,
sözler geç.
Zaman ağır,
insan sessiz.
— Vladimír Holan

Akşam yumuşak,
kalp hassas.
Zaman yavaş,
dünya uzak.
— Eugénio de Andrade

Soru sessiz,
cevap eksik.
Bilgi soğuk,
insan sıcak.
— Miroslav Holub

Yalnızlık kalıcı,
insan geçici.
Zaman acımasız,
sessizlik rahat.
— Paul Léautaud

Gece yoğun,
beden ağır.
Zihin karanlık,
yol kapalı.
— Hans Henny Jahnn

Gece direnç,
söz keskin.
Zaman zor,
sessizlik güçlü.
— René Char

Taşlar hatırlar,
insan unutur.
Zaman ağır,
yol uzun.
— Yannis Ritsos

Deniz karanlık,
ufuk belirsiz.
Yol uzun,
insan küçük.
— Herman Melville

Onur ağır,
yaşamak zor.
Zihin net,
sessizlik seçilir.
— Jean Améry

Sessiz tanıklık,
sözsüz kayıt.
Zaman geçer,
iz kalır.
— Charles Reznikoff

Zaman çatlak,
dünya keskin.
Beden düşünür,
yalnızlık kalır.
— Mina Loy

Benlik çatlar,
zihin yorulur.
Gerçek sert,
gece büyür.
— Viktor Tausk

Akşam durur,
zaman bekler.
Düşünce yavaş,
sessizlik gelir.
— Leopold Staff

Not: Bu metin ChatGPT tarafından hazırlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA GEÇEN ŞİİRLER

Bende olan aşk taşta olsa ikiye ayrılırdı. Rüzgarda olsa, esintisi duyulmaz olurdu. Allah’a tevbe edersem seni her andığımda; Yazılmaz bana artık hiçbir günah. Sonra bitecek... O bir saatçik idi ancak, işte bu da tümden gidecek ve zail olacak. *** Arzusunun çokluğundan seven, tadar teselliyi Ben Leyla’dan bunu tatmadım. Onun vuslatından en fazla ulaştığım Şimşeğin çakması gibi gerçekleşmeyen beklentilerdir. *** Onlar için ağlıyorum için için, ne garib, Ve soruyorum her gördüğüme, onlarsa yanıbaşımda Arıyor gözlerim onları oysa gözbebeğimdeler Kalbim onlara iştiyak duyuyor onlarsa göğsümde. *** Ey kalbimde ve ruhumda kaim olan Gözümden ve nazarımdan uzak olan Ruhumu göremezsem bile evet sen osun Ey bana her yakından yakın olan. *** Hayalin gözümde zikrin dilimde Mekanın kalbimde, nereye kayboluyorsun? *** Aşk, yeretti bende, sen değilken benim için Aşktan ne önemli ne de önemsiz Beni küçümsedin Çabaladım ben de nefsimi küçümsemeye Seni hakir gören ikram edilenlerden değildir Düşmanlarım...

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

KEDERLİ AŞIK

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır Dünyadan bunun ile razı olurum ben Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam Bana seslense dahi işitmem Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir? Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün İşte bugün de dördüncü gün Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum Lütfedersen ey habercim ona söyle “Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye Yemin ederim ne kavrulan kalbimin ...

HAYDİ GÜL

“Gök bile tasalı” deyip astı suratını Dedim: “Haydi gül, yeter gök için bu kadar somurttuğun Dedi: “Gençlik de geçip gitti.” Dedim: “Haydi gül! Bu hüznün geri getirmez ki akıp giden o yılları Dedi: “O ki aşkımın göğüydü Ama cehennem oldu artık sevdalı ruhuma Kalbimin sahibi kılmışken ben onu, tutmadı ki sözlerini Şimdi nasıl tebessüm edebilirim ben? Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın Dedi: “Korkunç bir savaş anında ticaret, Susuzluktan ölmek üzere olan yolcuya benziyor Ya da kana muhtaç, veremli, zarif bir kadına Her soluk alış verişinde kan kusmakta Dedim: “Haydi gül, sen değilsin ki hastalığının kaynağı, ne de şifası Sen gülersen belki de... Nasıl oluyor da suçlu bir başkası iken? Sen dehşet içerisinde sabahlıyorsun, sanki sensin kabahatli Dedi: “Düşmanlar sardı etrafımı, katlandı nâraları Kuşatmışlarken beni kendi yurdumda, sevineyim ben öyle mi? Dedim: “Haydi gül, düşmanlar seni hor görmeyecekti ki (onlardan) daha saygı...

Şiir/lerde Çocukluğumuz

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Necip Fazıl Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar. Nazım Hikmet çünkü Zeynep diye bir kız çocuk “canavarın zamanı yoktur” demişti yıllarca araştırdım bulamadım aslını belki de haklıydı, kimbilir Turgut Uyar Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Murathan Mungan “Dostça gülümsedi. Bu gülümseme sanki bana değil de çocukluğuma gitmiş gibiydi.” Romain Gary özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini dokunuşunu çocukluğum büyüyor içimde günden güne. göz kulak oluyorum kendime ölürsem çünkü utanırım annemin gözyaşlarından Mahmut Derviş başını cama dayayan çocuk hoşçakal ben burada kalıyorum güneşin altında anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma Ahmet Güntan kocadım, geri ver çocukluğumu anne eşlik edebileyim diye küçük serçelere …dönüş yolunda senin bekleyiş yuvana. Mahmut Derviş Çocukluklardı bilincimin iskeleti ...

DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT

İKİNCİ AĞIT Her melek korkunçtur. Heyhat, yine de  şarkılarla seslenirim size, ruhun âdeta ölümcül kuşları,  bilerek sizleri. Nerede Toviya'nın günleri,  en nurlulardan birinin, basit bir evin kapısında durduğu o günler, yolculuk için azıcık kılık değiştirmişti de korkunç değildi artık;  (delikanlıydı, merakla bakınan delikanlının yanında).  Şimdi çıksa başmelek, o tehlikeli melek, yıldızların arkasından,  tek bir adım atsa aşağıya, bu tarafa: yerinden sıçrar  çarparak öldürürdü bizi kendi kalbimiz. Kimsiniz siz? Erkenden talihe kavuşanlar, sizler ki kâinatın baştacısınız,  dağ silsileleri, şafak kırmızısı dorukları  tüm yaratılışın, - çiçeklenmiş tanrının polenleri,  uzuvları ışığın, geçitleri, merdivenleri, tahtları,  varlıktan mekânları, hazdan kalkanları, kargaşaları  şahlanmış duyguların ve aniden, birer birer,  aynalar : dışa yansıttığı güzelliği  yine kendi yüzünde toplayan. Oysa bizler, ne zaman hissetsek, buh...

AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR

Bu kitabın okuyucularından, vatanından uzakta, kitaplarının yokluğu, yorgun hafızası ve gayretli çabasıyla, sahibi hakkında “Muaydi’yi uzaktan uzağa işitmen, görmenden iyidir” sözü söylenebilecek kadar az ilmi sermayesi ile umduğu kadarını yazdığı için, yazarını mazur görmeleri dilenir. *** Bu kitap, her sınıftan insan için uygun bir kitaptır. Din ve dünya için yardımcı, dünyevî ve uhrevî lezzetler için bir basamaktır. Aşkın türleri, hükümleri, ona ilintili şeyler, doğrusu ve yanlışı, afetleri ve felaketleri, sebepleri ve engelleri gibi konular; münasip âyet-i kerîmeler, nebevî hadisler, fıkhî meseleler, selefin sözleri, şiirlerden örnekler ve gerçek hikâyelerle süslenerek, okuyucuyu doyuracak, değerlendireni rahatlatacak bir tarzda kitapta yer almaktadır. *** “Muhabbet”, sevgiliye kavuşma heyecanı esnasında kalbin galeyana gelmesi ve çalkalanmasıdır. Âşığın kalbi, bir anlamda sevgilisini gereksinmekte, ona bağlanmakta ve ayrılamamaktadır. Muhabbet kelimesinin, “yerinde duramayıp harek...

şair, dünya sana küsmüş diyorlar

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar Sen barışamazken kendinle bile Her varlık beyninin bir uzantısı olsa neye yarar Çığrından çıkmış bu evrende? Doğanın bir anlık dalgınlığından doğdun Suyun ve toprağın yalnızlığından Hep kendi içinde yürür durursun Tanrılarının gücenik kalması bundan Kumdan kaleler yapıp bozmakta üstüne yoktur Beş duyunu yüzle çarptığın görülmüştür Şimdilik yirmi dört bilinmeyenli bir denklem yaşamın Bir gün elbet aylara, günlere de bölünür Şair, dünya sana küsmüş diyorlar Enlemleri, boy lamları birbirine karıştırdığın için Bizimle uzlaşmadı, diye bağırıyor dinibütün olanlar Sonun kötüye varacak, bildiririm... 1982 Ahmet Erhan