Ana içeriğe atla

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi 
ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın

Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa
Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini

Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin
Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda

Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce
Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını

İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu
Hem de ihsanında pek cimri davrandı

Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha)
Me'zimân sabahında büyük yeminler etti

(Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği
Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece

Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve
Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece"

Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi
Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi

Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca
boyun eğmediği bir felaket

Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan
coşkunun ve de cehaletin sürüp gittiği

Laf taşıyanlar ondan neden ayrıldığımı sorarsa
Dersin: “Özgür biridir o, teselli buldu da avundu”

Terk ettiği gün bir sağır taşa sesleniyor gibiydim,
Öyle sert ki, üstüne basan dağ keçileri bile tökezlerdi

Yüz vermez, visalinde de cömert değildir
Üstelik onu seven bu visalden usanırsa, o da usanır

Otlatılmayan mahrem araziyi kendine hak bildi
Daha önce yerleşilmemiş tepelere yerleşti

Keşke Azze’nin yanında çürük bir iple bağlansaydı
devem de; ipi kopsa da kaybolsaydı

Semeri de sevgilinin mahallesinde kalsaydı
Bir başkası sahiplenseydi de, gözden uzaklaşsaydı

O gün ben sanki bir ayağı sağlam diğeri;
Feleğin okuyla felç geçirmiş biri olsaydım

Bir aksak deve gibi; topallığına katlanan
Düştükten sonra kalkıp yol almaya çalışan

Onun yanında kalmak istiyorum ancak
Sanıyorum yanında kalışım uzarsa sıkılacak

O soysuz beni şetmetsin diye zorladı Azze’yi
Hakîr görmez Azze beni, ancak sahibine boyun eğdi

Bedenimi saran bu illet dışında
Helal olsun Azze’nin bize tüm yapıp ettikleri

Allah şahit ki ben yaklaştıkça o uzaklaştı
firak ile; ben istedikçe geri çekti kendini

Sürüp giden âhlarım öldürür beni bu gidişle
Peşpeşe gelen arzular döndü gerisin geriye

Halbuki aşkın yokuşunda mesafeler almıştık biz,
Tam kavuşunca ben tutundum, o ise kayıp gitti

Ve visal düğümünü atmıştık aramızda;
Tam uzlaşınca düğümü sıktım, o ise çözüp gitti

Eğer istediği gönlünü almamız ise, seve seve
Hakkıdır hoşnut etmemiz, hatta az bile

Yok eğer bu değilse, döner ve aşarım arkamdaki
Soylu develeri dahi güçten düşürecek mesafeleri

Dostlarım Hâcibiyye [Azze] yordu develerinizi
Benim devemin de zaten dermanı tükendi

Umarım Azze’yle bağım sonunda yitip gitmez,
Zaten vuslat bağları bu denli kopmuşken

İster tatlı davran, ister kötülük et; laf etmem
Cimri davranırsan da düşmanlık beslemem sana

Ancak vuslat et ve muhabbetimiz hatırlatsın
Eskiden sendeyken şimdi yok olan sadakati

Şimdi beni reddetse bile onu övgüyle yâd ederim,
Bir zamanlar bize ihsan etmişliği vardı

Azze’nin ölümünü isteyecek değilim asla
Alay edecek değilim eğer, taş değerse ayağına

Dedikodumuzu yapanlar da sanmasınlar ki
Bendeki bu meftunluğun günden güne azaldı etkisi

Sanmasınlar ki bu müzmin illet beni terk etti
Durumum bir ayılıp bir bayılan susuz deve misali

Vallahi de billahi de ne ondan sonra
Ne de ondan önce bir sevgili böylesi yer edindi

Onunla geçirdiğim zaman gibisini yaşamadım hiç,
Başkasıyla geçirdiğim nice ışıltılı günlere rağmen

Yüreğimin en yüce doruğunda taht kurdu
Ne ruhum usandı ondan, ne de kalbim onu unuttu

Hayret kalbime, nasıl da sabretti? Ve hayret;
Nasıl alıştı bu duruma ruhum ve sükunet buldu

İkimiz de yüz çevirince aramızdakilerden,
Ben ve Azze’ye olan bu kara sevdam oluverdik;

Kaylule için bulduğu bulut gölgesine her yerleştiğinde,
Gölgenin dağılmasına şahit olan ümitvâr gibi

Sanki çorak arazideki buluttu o, yağmurunu beklediğim,
O ise üzerimden geçtikten sonra yağdırdı rahmetini


Azze bir şikayetini arzetmek için, kendisinin Azze olduğunu henüz bilmeyen halife Abdulmelik’in yanına vardı.
Abdulmelik onun konuşmasına hayran kaldı. Bunun üzerine mecliste bulunan biri ona: “Bu Küseyyir’in Azze’si” dedi. Bunun üzerine Abdulmelik, Azze’ye: “Şikayetini değerlendirip
gereğini yapmamı istiyorsan, Küseyyir’in senin hakkında söylediği şiirleri söyle,” dedi. Azze utandı ve şöyle dedi; “Vallahi ben Küseyyir’i tanımıyorum, ama onun hakkımda şöyle
söylediğini anlattılar.

Hem borçlu borcunu ödedi de alacaklısını rahatlattı
Azze ise hâlâ ertelemekte, alacaklısını tutsak yapmakta.

Bunun üzerine Abdulmelik şöyle dedi: “Bunu sormuyorum. Ancak bana şu şiirini söyle:

Benim ardından değiştiğimi söylemiş
Ey Izz (Azze) kim değişmez ki?
Bedenim zayıfladı huyum ise bildiğin gibi
Senin halini ise hiç kimse haber vermiyor.”

Azze şöyle dedi: “Bunu işitmedim. Ancak insanlar bana, onun hakkımda şöyle söylediğini anlattılar:

O sağırcasına benden yüz çevirdiğinde,
Sanki bir kayaya seslenir gibi oluyorum
Ayakları şekilli bir hayvan onunla yürüse düşerdi
Aşırı yüz çevirici; onunla ancak cimri haliyle karşılaşırsın
Her kim buluşmadan usanırsa o çoktan usanır.”

***

Azze Haccac’m huzuruna çıktığında, Haccac’ın; “Ey Azze, Allah’a (c.c.) yemin olsun ki sen, Kuseyyir’in seni övdüğü gibi değilsin,” sözüne, Azze: “Ey emir, o beni senin gördüğün gözle görmedi ki,” diye karşılık verdi.

***

Zübeyr b. Bekkâr der ki: Bana Said b. Yahyâ b. Said el-Emevî, babasının ona şöyle anlattığım söyledi: Kadının biri, Azze’nin aşığı Küseyyir’le karşılaştığında ona: “Muaydiyy’i* uzaktan işitmen (uzaktan onun haberlerini alman) onu görmenden daha hayırlı dedi. Küseyyir şöyle dedi: “Sus, Allah (c.c.) sana rahmet etsin! Ben şu şiiri söyleyen kişiyim:

Ben kemikleri kuru ve zayıf biri isem de
Bir topluluğu diğeriyle tarttığımda tartılırım.”

Kadın da: “Sen nasıl olup da bir toplulukla boy ölçüşeceksin? Oysa sadece Azze ile tanınıyorsun,” dedi. Bunun üzerine Küseyyir dedi ki: Vallahi sen bunu söylüyorsan, Allah (c.c.) onunla benim değerimi yükseltti, saçımı süsledi. Hakikaten o benim şiirimde söylediğim gibidir.

*Bu bir darb-ı meseldir. Bu sözü ilk defa, Muaydiyy hakkında uzaktan övgü dolu sözler işitip, sonra onu görünce öyle olmadığını gören birisi söylemiş, bu daha sonra darb-ı mesel olmuştur. (Mütercim)

İbnül Kayyım el Cevziyye 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şiirlerden yağan yağmurlar

Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü… Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Özkan Mert Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne Mevlana İdris Zengin Üzünçlerle dolu yağmur gözyaşları gibi düşüyor acıklı dünyanın üzerine Jorge Luis Borges sana yaz yağmurlarından selâm getireceğim Bünyamin Durali iyi şeyler de vardır hayatta iyi şeyler de… karın yağması, yağmurun ıskalamaması gibi iyi şeyler… Beşir Sevim Size kendimden bahsediyorum doktor Biraz yağmur kimseyi incitmez. Kemal Sayar Ustaların bir kaçı atladıktan sonra, tüm korkularını bir kenara bırakıyor acemi yağmur damlaları.. Sen hala düşmekten korkuyorsun.. Düşsel yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa kökleri toprağı saramaz olur üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan Ahmet Erhan yitirdim cebimdeki bütün adresleri yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım aklımı boğacak o selleri ben kendi damarlarımda yarattım Ahmet...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

sarıp sarmaladı bizi kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik * kadınlar az şey beklemiyor sizden * Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça; insan unutur kendini; ayrımında olmaz... * ne ki, yürekli bir insan son vermek isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye. * Ve sen öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla * Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan. Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba; yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara; dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla. * Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan. * Cendere altında gibi yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki. İşte geçip gi...

PARANIN ROMANI VE GERÇEĞİ ÜZERİNE

Diyelim şöyle bir cümle yer alsaydı bir romanda: "O ay ev kirasını veremediği için, eski bir arkadaşından borç istemişti …" Bu cümleyle karşılaşan roman okurları, sanırım etkilenirlerdi. Ve büyük bir olasılıkla kirasını veremeyenden yana çıkarlardı. Hatta ilerki satırlarda zengin eski arkadaşın bu parayı vermediğini okuduklarında, ona kızabilirlerdi de. Ama paranın romanı ve gerçeği her zaman farklı oluyor. Bunu bana altmış bir yıllık yaşamımda en iyi öğreten de, yine para oldu. Hiç bir zaman yeterince sahip olamadığım o nesne, insanoğlu denen canlının karakterinin binbir rengini tanıtma konusunda bana gerçekten çok iyi rehberlik yaptı. Evet, insanlar yukarıdaki gibi bir cümleyi romanlarda okuduklarında, anlatılanları kolayca paylaşabiliyorlar. Buna karşılık aynı cümleyi kitaptan okumak yerine bir "canlıdan" duyduklarında, rahatsız oluyorlar. İçlerini bir tedirginliktir alıyor. Bu, çoğunlukla karşılarındakinin zor durumundan değil, fakat sıkıntısını onun ağzından d...

Z'ORDA ÇOK KALIRSAM,ÖLÜRÜM

Sesinin üstünde yüzdü güz Yüzün süzdü gözümün sapağını S'oluklarca kanadı aklım dudağının kenarına, ... Sen hiç konuşmadın.. Gönlü düz yazılı Kadınlar sessiz kalınca şiire uyak uyarlar.. Soruldukça yoruldum ben Yoruldun mu diye sormadığından Ağıt ve kalemle Kına'dım bu sensizliği ellerime, Sen hiç susmadın.. Tenin temin ederken tuzlu terleri Terimsizdir ve bu yüzden acıtır gece Ki sıfatı kayıp her cümlede Özenle özne gizleyenin adı olur adın yine.. Tenimde İzli öznesin.. Gizli özlerim Uzatmasak iyi olacaktı belki,yürek.. Gelmedin.. Artık yağma aklıma din.. Susmak tutsak kalır ağzımda Seni yanıma istiyorsam şimdi Yalnızlığıma da yakıştıramadığımdandır Sensizliği.. Emre GÖKCE 

Taşra Kızının Deliceleri

gözlerim seni görünce güzel saçlarım senin için uzun tenim seninle sıcak böyle sakınmaklar gereksiz bunu yeni anladım kırıp dikenli telleri geldim yanına dört tarafımda elle tutulan karanlıktı -bilirsin raylarca uzuyordu yalnızlığım körkandil kısır anlayışlara bir kinim vardı, zamanın eritemeyeceği bir sancım vardı öylesine belirgin yokluğun özlü çıbandı sanki duramadım duramadım dayanılmaz isteklere bütün bağlardan kurtulup bir an gözlerinin büyüsüne geldim ellerinin ateşine yak beni sen uykusun vazgeçilmiyorsun seni kendim kadar seviyorum günlerden bir gün duysam da acısını beni ilk öpenin sen olmasını istiyorum beni ilk öpenin sen olmasını Türkan İldeniz

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...