Ana içeriğe atla

ÖLÜM ORDA ONU GÖRÜYORUM

Son iki yılı içinde Dağlarca'yla başka çalışmalar da yaptık. Bütün dosyalarını, yazmalarını gözden geçirip dosyaları ayırdık. Uzun ve zor çabaydı. Dosyaların bir bölümü kitaplaşmak üzere Yapı Kredi'ye gitti. Daha büyük bölümü, evde, o içerideki, kilitli odada kaldı.

Son aylarda, sağlık sorunları artmıştı. Bir ilk kez, nisan 2008'de Marmara Hastanesi'ne kaldırıldı. Çok önemli bir sorunu yok görünüyordu. Hemen yanına gitmiştim. Morali iyiydi, rahat ve her zamanki gibi zekâ kıvılcımlarıyla konuşuyordu. Ben Spinoza üstüne çalışıyordum. Biraz bu felsefeciden söz ettim. Yanımda Etika'nın Fransızca cep baskısı vardı. Benden istedi ve hastane yatağında kitabı iki eliyle tutup yüzüne götürdü. Kutsuyordu. Sonra, yine bu sayıda yayımladığım sözleri yazdırdı bana, "dua" ve felsefe konusunda. Ölümün karşısında bir tin insanıydı. Yaşamın tinsel sonsuzluğunu kutsuyordu. Güveniyordu, ölümün ötesinde, tinsel söze, ki yaşamın sözüydü. Buydu bizi birleştiren de, bizi birleştirmiş olan da, ayırmayacak olan da. Birbirimize dolaysız olarak söylemediğimiz söz. Yazılara, şairlere, felsefecilere, düşüncelere, şiirlere olan inancımız ve tutkumuz aracılığıyla birbirimize söylediğimiz söz. Bu aynı zamanda insanlığa, insanlığın tinsel yaşamına, bütün yaşamın ve varlığın tinselliğine olan inançtı. Yaşamın şairi Dağlarca'ydı, karşımda, hastane yatağında, Spinoza'nın kitabını öpen.

Hastaneden çıkmıştı, ama artık haftada iki kez özel bir ambulansla taşınıp diyaliz makinesine bağlanıyordu. Bu, çok sıkıntı verici bir şeydi. Bir gün beni aramıştı, anlatmıştı, çok sıkıcı demişti, "yolun bütün kaldırımlarını sırtımda hissediyorum" demişti. Sonra, bir gün, haziran ayında, bir kez daha hastaneye kaldırıldı. Bu kez durumu çok ciddiydi. Diyaliz makinesine bağlanırken enfeksiyon kapmış, zatürre olmuştu. Aradığımda, hastaneye yeni gelmişti, Ömür cep telefonunu ona verdi, Dağlarca vedalaşıyordu: "Şiirlerim sana emanet" dedi bana. Hemen yanına koştum. ilk kez böyle kötü gördüm onu. Telaşlı ve aşırı yılgın gibiydi. Konuşuyorduk, ölümü belki ilk kez yakından seziyordu, ve ölmek istemiyordu, aşırı hüzün vardı halinde. Konuşması zorlaşıyordu. Yemeğini yememişti. İki köfte sanırım. "Yemek yer misiniz" diye sordular (ya Ömür ya "hoca", artık sonuna kadar her gün onlar olacak yanında, Dağlarca'ya ölüm yolculuğunda eşlik edenler, sadık gölgeler). "Birini Ahmet yesin, birini ben" dedi. Yaşama tutunmaya çalışıyordu. Son bilinçli gördüğüm güne kadar bu böyle sürdü. İki üç gün çok kötü durumda olduktan sonra biraz iyileşir gibi oldu ama artık çok zor konuşuyordu. Zar zor söylediğini ona çoğu kez tekrarlatarak, ya da söylediğine tahminî karşılıklar söyleyip ona doğru olanını onaylatarak anlıyordu Ömür ya da "hoca". Yine de bu günlerde biraz "mutlu" gibi görünen anları oluyordu, espriler yapıyordu bazen. Ölümünden yaklaşık iki hafta önce uykuya daldı, bir hafta sonra uyandı. Uyandığından az sonra yanındaydım. Yine biraz uyumuş, sonra uyanmıştı. Üstünde bir şaşkınlık vardı. Birdenbire, yatağının sol köşesini göstererek "ölüm orda, onu görüyorum" dedi. Sonra biraz toparlandı, bir şeyler yedi, yaşama yine biraz bağlandı. Bana, "Türk şairleri nasıllar?" diye sordu. Ben biraz konuştum. Önceden tanımış ve sevmiş olduğu Sébastien Labrusse'ün on gün sonra İstanbul'a geleceğini, onu ziyaret edeceğini söyledim. Sébastien'i anımsıyordu. Beni her zamanki dikkatiyle dinliyor, başını sallıyordu. Ertesi gün Çırağan Otel'in sanat galerisinde, Acıbadem Hastanesi'nde onunla ilgilenmiş olan Şebnem hanımın düzenlediği, benim konuşacağım, Rüşen Eşref'in de söz alacağı bir Dağlarca toplantısı olacaktı. Dağlarca'nın haberi vardı. Birdenbire uyanması, toplantıya olumlu bir anlam yüklemişti. O gün salıydı. Bir hafta sonra öldü. 15 ekim 2008 günü. Sabah Rüşen Eşref aradı, Dağlarca'nın çok kötüleştiğini, yoğun bakıma kaldırıldığını söyledi. Hemen hastaneye koştum. Yoğun bakımın önünde Rüşen Eşref ile Şebnem hanım bekliyorlardı. Ben de onlarla durdum. Hastabakıcılar, bir kişinin yoğun bakım odasına kabul edilebileceğini söylediler, Ben girdim. Bir köşedeydi, makineye bağlı, uyuyordu, düzenli soluk alıyordu. Bu beni umutlandırdı. Hastanede biraz kaldık. Egemen Berköz ve Yaşar Miraç geldiler. Onlar ve Rüşen Eşref ile çay içtik. Dağlarca o sıralar yeniden diyaliz makinesine bağlanacaktı. Ben ve o gün tanıştığım Yaşar Miraç dönmek üzere taksiye bindik. Köprünün oralarda, Şebnem hanım beni arada, Dağlarca'nın öldüğünü söyledi.

Doğru, sözde kalacak... Hep söylenmemişin komşuluğundaki söz... Unutulmuş, ya da itiraf edilmemiş olarak söylenmemiş, hep sözün çevresindeki kara alan... Ve hepsi birden, söylenmiş, söylenmemiş, daha söylenebilecek olan: hepsi birden şu an bende özel bir dünya, düşüncelerden, anılardan, duygulardan oluşmuş; bir gücül alan... Hepsi birden, aydınlık, karanlık, yarı aydınlık... Hem sözlerin de karanlığı, bana yansımalarında, başkalarına yansımalarında... Sözler bile, sözler de, göreceli bir aydınlık, devingen bir aydınlık, öyleyse karanlık da... İlginç bir biçimde, Dağlarca'nın son şiirlerinde bu karanlık söz konusu oluyor. Doğru, sözde kalacak... Oysa, doğru da, söz de, sözün doğrusuna inanç da, şiir sözünün doğrusuna inanç da çok fazla şey değil, mutlak karanlık karşısında... Bendeki özel bir dünyayı anlatıyorum, kaç sayfadır, Dağlarca'yı mutlak karanlıktan çıkarmıyorum, çıkardığımı düşünmüyorum. Belki bendeki özel dünyada bütün doğru, sözün aydınlığına çok azı erişen... Buna razı olmalıyım. Doğru olmaya çalıştım, ama yeterince doğru olamadığımı biliyorum. Belki tam elimden geleni yapmadım. "İlk ve son kez", Dağlarca'dan, tanıdığım Dağlarca'dan söz ettim. Yazımı bitiremiyorum. Olsun, son eksik kalsın. Eksik sözün eksik doğrusunun sonu eksik kalsın. Dağlarca'nın yapıtı da eksik kaldı. Hiç yazmamış gibi yazıyordu, son şirlerini yazdığında bile. Hep yazacak biri olarak yazıyordu. Şiir bitince, başka şiire bakıyordu. Geleceğin yazısıydı. Son sözü aramıyordu, hep ilk sözü arıyordu. Şiirin sonunu "bulunca", başka bir şiire geçebilirdi artık. Çok şiir olsun istiyordu, niceliğe önem veriyordu. Çünkü yazacağı her şiirin bir özelliği, diğerlerinden bir farkı olacağını biliyordu. Nicelik, çünkü nitelik olanaklılığı, fark olanaklılığı. Çünkü yeniye inanıyordu. Sözü hep. bu yeni'nin öte konumundaydı. Ölümü yüz kez, bin kez sözlerle yendi, daha ilk şiirlerinden beri. Ölüm bir şiirde adlandırılıp, geçmişte kalıyordu; ama elbette yeniden beliriyordu, ve yeniden alt edilmesi gerekiyordu. Ama mutlak karanlığı biliyordu, çoktan sezmişti, sonunda yatağının bir ucunda, kendisini bekler durumda, "gördü" onu. Artık şiir ile onu yenmek, ona dokunup onu yenmek söz konusu değildi. En son, anımsıyorum, bize, odadakilere bir şey yazdırmak istedi, "kâğıt kalem alın" işareti yaptı, hiç gücü yoktu, anlaşılması çok zordu: "Kader yoktur..." dedi. Sonra devamını söyleyemedi. Öyle bekledi, bekledik, sessizlik oldu, sonra geri çekildik, konu değişti... Bir kez daha, öbür hastanede, bundan yaklaşık iki ay önce, kâğıt kalem istemişti, bu kez eline almıştı, bir şeyler yazmak istemişti, çizgiler çıkmıştı kaleminden, yazamamasının yazısı. Zaten iyi olsa da yazamıyordu, göremediği için, yazmaya çalışınca yarısı okunmaz harflerden bir yazı ortaya çıkıyordu, bu yüzden söylemekten, söyleyerek yazdırmaktan başka çaresi yoktu. Son kitap imzası bana, bu yanı okunmaz yazıyla, ama okuyabiliyorum: "Kaç okumadan sonra sözcük sesleri" (Orda Karanlık Olurum, 2007).

Ahmet Soysal
Dağlarca, Dün, Yarın
Beyaz özel Dağlarca / hayykitap



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Francesco Petrarca AŞK HÜKMEDİYOR BURADA

124 Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran gördüğü şeyden ve geçmişe dönen, öyle üzüyorlar ki beni, bazen kıskanıyorum öteki kıyıdakileri. Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır her avuntudan, bu yüzden budala zihnim dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle yaşamam gerek mücadele ederek. Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden, beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün, ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun. Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden elmastan değil, camdan her umudun ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden. 125 Se 'I pensier che mi strugge Bu düşünce, bana elem veren, keskin ve yoğun olduğunca bürünseydi uygun bir renge,       belki de beni yakıp kaçan payını alırdı sıcaktan ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;      daha az yalnız olurdu izleri bitkin ayaklarımın kırlar ve tepeler boyunca, daha az yaş olurdu gözlerimde, ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Edalı Zihin

             “Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir”                Bir haydar vardır heveste döner döner söylenir Zihin kekre meyvedir kurtlar da yer onu insanlar da kuyumcular nakış işler bakmazlar kimin bileğine dar gelir kimin kalbi dar gelir ona Antikadır zihin kimi zaman açık artırmalara çıkar düşer kimi zaman ihtiyar-kadınlar bileğinden bit pazarlarına Zihin gönülsüzdür otuz dört yıl odun hamalı eğri arar doğru arar söze bulaşır on yıl dağda gezer geyikler ile sonra geyikleri köye taşır şehre taşır Uzaklaştırır zihin mesafeyi sever ölçüler alır denge bulur ağırlık hesap eder urganda derisini yüzer içlenmelerin köpürdüğünü söyler insanın bir damla kanda Zihin konuşmak ister inci takar boynuna ayağına halhal dolaşır çarşı pazar ev içlerinde perde bilmek ister deva nedir eski derde yeni derde Şaşıdır zihin iki testisi vardır hep su isteyene soru sorar cevabı saklar Tatlısından mı vereyim ekşisinden mi? “B...

Ölmeden Önce Bir Kez Olsun

Ömründe bir kez olsun, sokaklarda çığlıklar atarak koşabilmeli insan kaydıraktan kayarken, yuvarlanıp düşebilmeli Tahteravallinin tepesinde asılı kalıp, arkadaşına yalvarabilmeli Bir kez olsun, avuçlarının içine sığmayan bir papatya demetini uzatabilmeli annesine Arkadaşları için kavga edip ,dayak yiyebilmeli bir kez olsun, mahallenin oğlanlarından, sonra bir kez daha bu kez annesinden ama; kavga ettiği için.. İnsan , ömründe bir kez olsun, okulu kırıp, Heybeliada’ya gidebilmeli Vapurun güvertesinde, yüzünü rüzgara serebilmeli Hiç bir zaman itiraf edilmemiş aşkın muhatabıyla, göz göze gelebilmeli Sonra kaçırabilmeli gözlerini güneşi bahane edip.. Kopya çekmeli ya da kopya vermeli arka sıradaki arkadaşına, Sözlüye kalkıp, tek söz söylemeden oturabilmeli yerine İddiadan bir kola kazanabilmek için sadece.. Aşık oldum sanabilmeli bir kez olsun.. Öyle gecenin bir vakti, herşeye dönüp sırtını Bütün herşeye, herşeyi sandığı herşeye dönüp sırtını Peşine düşüp gidebilmeli, ...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Gidiyorum. Beni Affetme

Biliyorum sen kalbime düşen en güzel ateşsin.. Ben senin kalbinde aşka düştüm.. Günahını sevabını kabul ettim, sevdim.. Seni üzmeyi göze alamam. Sensiz ben iyi olmayacağımı bilirim. Ama zaten ben çok az zamanlar iyi olurum. Sensiz biraz daha az olacak..o kadar.. Ama seni değişemem. Seni, iyiliğime değişmem.. ve sen benimle iyi değilsin Bensiz sen de belki iyi olmayacaksın ama bu az sürecek. Sende güzel kalmak istiyorum. Seni tüketmek değil. Beni güzel hatırla dedim, sende tükettiklerimle değil.. Şimdi burda ayrılıyor ya yollarımız. Senden sonsuz kere özür dilerim. Bundan sonra tutamayacağım ellerinden özür diliyorum. Göğsümde uyutamayacağım başından özür diliyorum. Her telini aşk'la öpemeyeceğim saçlarının her bir telinden özür diliyorum. Seni Seviyorum.. Gidiyorum.. Beni affetme.. Günyeli

Monogami

Kalın bir sicim bulundururdu yanında Ne zaman asacağını bilemezdi insan kendini, Bir şişe viski de vardı çantasında, her an sarhoş olmak gerekebilirdi İki paket sigara da vardı, her zaman yeniden başlamak mümkün Diye düşünürdü, Tek gidiş bir de tren bileti vardı Gitmeyi düşündüğünden değil, ama kaçmak zorunda kalabilirdi Bunların dışında normal biriydi Her sabah işine gider, akşam evine dönerdi Hiç anahtar taşımamıştı yanında Mevsimler geçti Bir gün öldü karısı ve kapıda kaldı. Otele gitti o gece Sabah işe telefon etti, “ Karım vefat etti. Bugün beni beklemeyin.” Dedi, kapattı işitmeden yanıtı, sonra çilingir açtı kapıyı, karısı soğuk yüzüyle koltukta ölü duruyordu elbette kımıltısız bir sürahi su ve akşam yemeği sofrada hareketsiz parlak bıçaklar, iki çanakta toprak ve tabaklar işlemeli bardaklar coca-coladan, tuzluklar hiltondan aşırılmış ev düzgün ve ölü kadar sessiz... Polis geldi, savcı da ardısıra ve morga kaldırıldı ceset “ Otelde mi kaldınız dün gece?” s...

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Dost Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Leopardi   Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar ...