Ana içeriğe atla

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek "Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve "Peki, sen ne diyorsun bu işe?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- "Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş.

Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır.

Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yorulabilecek şekilde bize ulaşır. Meseleleri hayra yorarak yorumlayanlar süreçten kârlı çıkar.

Bazen kötü bir rüya görür, onu kalbi güzel bir insana tabir ettiririz. O, öyle bir yorum yapar ki biraz önce canımızı sıkıp içimizi daraltan rüya bizde yaşam sevincine bile sebebiyet verebilir.

Yaşayıp geride bıraktığımız hadiseler bir bakıma rüyalarla eş değerdedir. Çünkü rüya da yaşadığımız olay da geride kalmıştır. İkisi de gerçeklikten hafızaya geçmiş ve aralarında bu açıdan bir fark kalmamıştır. Artık ikisinin de fiziksel varlığına ulaşamaz durumdayız. Ancak zihnimizdeki etkileriyle yaşamaktayızdır. Hafızada rüya ile geçmiş aynı yerde durmuyorlar mı? Haddizatında hayat da bir açıdan rüya değil mi?

Hadiseleri yorumlama biçimleri konusunda insanlar birbirinden ayrılır, tıpkı rüya tabiri bilenler ile bilmeyenlerin ayrılması gibi... Rüya tabirlerindeki hayra yorma prensibini başımızdan geçmiş olaylara uyguladığımızda isabetli bir yaklaşım sergilemiş oluruz.

Rüya, üzerinde yapılan yorumlara göre insan hayatına etki de edebilir. Bu sebeple onu iyimser ve faydalı bir biçimde yorumlamak önemlidir. İnsanlara kasvet veren, onların direncini kıran rüya tabirleri İslamiyet'te uygun görülmemiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle geçer: "İslâm'da teşeʼüm (uğursuzluk) yoktur fakat tefe'ül (iyiye yorma, hayır dileme) vardır." (Buhârî, Tıb, 54).

Olumsuz gibi görünen bazı hadiseler doğru yorumlanırsa onların geçmişe dönük bir tebrik ya da geleceğe yönelik bir müjde olduğu anlaşılabilir. İnsana yıkım yaşatacak gibi görünen bir meselenin hakikatte onu ayağa kaldıracak bir gelişme olduğu tespit edilebilir. Bazı rüyaların tersine çıkmasına benzer bir şekilde olayların görünüşü, manasının tam tersine göre tasarlanmış olabilir.

Bir hadis-i şerifte geçen dikkat çekici bir tavsiye şöyledir: "Rüya, ilk tabir edenin yorumu üzere gerçekleşir." (Tirmizî, Rü'yâ, 4; İbn Mâce, Tabîr, 7). Buna göre bir rüya, onu ilk yorumlayan kişinin niyetine ve bakışına göre şekillenebilir. Dolayısıyla rüyalarımızı iyimser düşünen ve salih kimselere anlatmamız daha uygundur. Aynı prensip, başımıza gelen olayların değerlendirilmesi hakkında da geçerlidir. Zira karamsar/kötümser bir yorum, olayların gidişatını olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle yaşadıklarımızı paylaşırken olumlu düşünce üreten insanlarla istişare etmek hem psikolojik hem de manevi açıdan daha faydalıdır. İşin varacağı yerin yapılan yorumlardan etkileneceğinden endişe ederek bu konuda dikkatli davranmalıyız. Hadiselerin güzele doğru yol almasını istiyorsak iyimser yorumlarımızla akışa katkıda bulunmalıyız.

Kur'an-ı Kerim'de olayların yorumunun özel bir ilim olduğu, "te'vîl-i ehâdîs" kavramıyla ifade edilmiştir. Bizler de yaşam rüyamızı -uyanık olduğumuz hâlde- güzel tabir etmenin yollarını öğrenmeliyiz.

"Mutludur o kimseler ki rüyaları rüyada tabir edildi!"

(Kanatlarını Arayanlar, Arif Nihat Asya)

İyimserlik yalnızca bir kanaat değil, aynı zamanda hadiselerin güzel bir yere bağlanması talebini içeren bir duadır da... Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hasta ziyaretiyle ilgili şöyle bir hatırlatmada bulunmuştur: "Hastaya iyi şeyler söyleyin çünkü melekler sizin söylediklerinize 'amin' diyorlar." (Müslim, Cenâiz, 919).

Hadiselerden uğursuz sonuçlar çıkarmak, onları kötüye yormak psikolojik olduğu kadar manevi de bir sorundur. Bir mesele hakkında "Bu iş olmaz, düzelmez, artık bu böyle kalır." dediğimizde bu, bir dua hükmüne geçer ve bunun birtakım olumsuz tezahürleri meydana gelebilir.

Bir olayı uğursuzluğa ve kötüye yormak dinen sakıncalıdır. Hadiseleri değerlendirirken güzel yorumlar yapmak ise ahlaki faziletlerden biridir. Hayra yormak "İnşallah en iyisi olur!" manasında bir dua ve bir çeşit ibadettir.

Ancak iyimser olacağız diye gerçekleri görmezden gelmemeli, avunma yolunu seçerek kendimizi kandırmamalıyız. Gelgelelim Allah'ın kudretini ve dilediği anda bizi problemimizden kurtarabileceğini bilerek "meseleyi hayra yorma duası"nı ihmal etmemeliyiz.

Zor süreçler yaşayan bir insana en gerekli yaklaşım, yaşadıklarını öncelikle hayra yormaktır. Ümidi diğer hislerine galip getirmektir.

Yaşadığımız bir hadiseye atfedilmesi gereken tek ve zorunlu bir mana yoktur. Çünkü her hadise görelidir. Kalbimize hayırlı bir yorum yerleştirdiğimizde o, kabul edilmeyi bekleyen bir dua niteliğine bürünmüş olarak gerçeklik süreçlerine etki edecektir.

"Anladım ki dünya bir ayna... Biz iyi, biz güzelsek o da iyi, o da güzel. Biz çirkin, biz kötü isek o da çirkin, o da suratsız. Sana yemin ederim, bu böyle."

(Mesihpaşa İmamı, Sâmiha Ayverdi)

"Ama ben, dünyayı korku duygusuyla değil, güzellikle tanıyorum. Benim ona baktığım gibi dünya da bana bakıyor ve gülümsüyor, ben ona neden gülümsemeyeyim?"

(Efrasiyab'ın Hikâyeleri, İhsan Oktay Anar)

Bir hadis-i kudsîye göre Yüce Allah şöyle buyurur: "Ben kulumun bana olan zannının yanındayım. Kulum beni nasıl düşünürse ona öyle muamele ederim." (Buhârî, Tevhîd, 15; Müslim, Zikr, 2). Bir başka rivayette bu hadisin ikinci cümlesi, "Kulum benden hayır beklerse onu görür, şer beklerse onu görür." şeklindedir (Müsned, II, 391). Bu ilahi beyan, insanın iç dünyasındaki değerlendirmelerin hadiseler üzerinde etkin bir rolünün olduğunu göstermektedir.

Allah hakkında hüsnüzanda bulunmanın ve O'nun rahmetinden ümit kesmemenin hayatımıza pek çok olumlu yansıması olacaktır. Rabbimizi nasıl tanıyor, O'ndan nasıl bir muamele bekliyorsak yaşadığımız olaylar da bu kanaatin dokusunu taşıyacaktır. Yorumlarımız yönümüzü belirler, umutla ve iyimser bakmak bizi lütuflarla karşılaştırır.

"Bu mesele beni tarumar etmek için meydana çıktı." diye düşünen biri, hadisenin akış yönünü kendi aleyhinde olacak şekilde yönlendirme hamlesi yapmıştır. Bu zararlı hamlenin sonuçlanıp sonuçlanmayacağı Allah'ın takdirine kalmıştır.

Hasılı yorumlar dualar gibidir. Bir icabet vaktine denk gelenleriyse hayatımızın yönünü temelden değiştirebilecek bir etkiye vesiledir.

Sıkıntılı zamanlarında Rabbine güvendiği ve "Allah bana muhakkak bir çıkış kapısı gösterecektir." diye düşündüğü için çözümü imkânsıza yakın problemlerden kurtulan pek çok kimse olmuştur.

Şu da var ki karşılaştığı hadiseye kötümser bir biçimde yaklaşan insan, kurtulma duası ve çabası konusunda isteksiz kalacaktır, kendini zorlamayacaktır.

İyimser yorumlarımız, kudret tarlasına ektiğimiz tohumlar gibidir. Toprağa ekilenlerin yeşerip ortaya çıkması gibi onlar da gidişatı değiştirebilecek vasıtalardır. Karamsar yorumlarımızın kendimize kurduğumuz birer tuzak oldu-ğunu hatırdan çıkarmamalıyız.

"Böyle sürekli mutsuzluktan söz açıp durman, korkarım ki bir gün seni gerçekten mutsuzluğa uğratacak."

(Yüzbaşının Kızı, Aleksandr Puşkin)

"Şaka maksadıyla bile bıkıp pes ettiğini söylememelisin çünkü bi bakarsın senin bu sözünü ciddiye alan birileri çıkar."

(Yaşama Uğraşı, Cesare Pavese)

Mecit Ömür Öztürk 
Mutluluğun İnşası
Timaş Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

DİVAN ŞİİRİNDE ÖLÜM KARŞISINDA ÂŞIKLARIN İSTEKLERİ

Divan şiirinin temel mazmun çerçevesini âşık-maşuk arasındaki ilişki şekillendirir. Şiirlerde en fazla işlenen konuların başında, sevgili ve ona ait güzellik unsurlarıyla bunlara karşı âşıkların yaklaşımı gelmektedir. Divan şiirinde âşık, daima şairin kendisidir. Bu yüzden her şey sonuçta aşk ile ilgili görülür. Onun aşkı, mücerret güzelliğe duyulan bir aşktır. Âşığın gıdası üzüntüdür. Sevgiliden daima lütuf bekler. Sevgilisiyle asla bir araya gelemez. Onunla olan beraberliği daima hayalîdir. Âşık sevgilisinden beklediği ilgiyi görmek şöyle dursun, ondan daima işkence ve eziyet görür . Bu durum karşısında bile sıkıntılara tahammül etmesini bilen, hâline şükreden âşığın sevgilisine karşı olan aşkı daha da artar. Hatta sevgilinin sahip olduğu güzellik karşısında canını, ona verecek kadar cömerttir. Ancak o, bir türlü sevgiliden beklediği ilgiyi göremez. Sevgiliden daima ayrı kalır. Bu da âşık için bir ölümdür. Bu nedenle hayat ile ölüm arasında bir bocalayış içindedir. Ölüm, insanoğlun...

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...

Big Bang

Sözlerimi çok kısa tutacağım Kementler atacağım cümle kaygan akıl istihsâline Bozmak pahasına tüm iyi niyetli tertiplerini iyi olmayı becerebilenlerin Sözlerimi çok kısa tutacağım Farkedeceğim taacüple örtünen tüm ayıpları Yansıtarak Şeytanın yangınından aldığım ışığı sevaba Kısılmış gözlerimde görmeye çalışanlar ruhumu Yılgınlığa düşecek küfrümün tınmayan kayıtsızlığıyla Düşlerinde gezeceğim iyi hesap yapabilen herkesin Kimin yoksa dişe dokunur bir endişesi Bir kez daha kanacak o doğru söyleyeceğim yalana Gizli gizli sileceğim noktalarını tüm ف ‘lerin Toz alıyordum diyeceğim gözü açılanlara Bir aşırılığa mecbur etmek için tüm mutedil iyilikleri, kötülükleri Kolay unutulan bir pişmanlık planlayacağım Butonlar koyacağım eylemekten alıkoyan rengarenk butonlar Aklı kalkacak kim varsa aklı sürünen fikirlerle dolu Kolay kopan bağlar kuracağım Anbean hayal kırıklıklarıyla sınayacağım tüm zayıf imanlıları Suyun şeffaflığıyla sırlayarak tüm anlamları Akıtacağım zevk seylab...