Ana içeriğe atla

KALP DERSLERİ

İnsan görüşmediği ama kalbinde yer ayırdığı, kalben hemhâl olduğu, onun da kalbinde yerinin olduğundan şüphe etmediği kimseyi ne zaman görse sevinç duyar, onu uzun bir zaman sonra da görse ona soğukluk hissetmez ama kalp selâmı kesmişse onu her gün de görse artık bir önemi kalmaz.

 
Kalp, insanın âlemi, kâinatıdır. İnsanın yeri yurdu, içyüzüdür. Duygu ve düşüncelerin bağlı olduğu mihraktır. Hislerin uyandığı, serpildiği, olgunlaştığı makamdır. İnsanın hâl ve tavırlarına yön veren, onları biçimlendiren ve kişiyi kendisi kılan, kendine has güzelliklerini aşikâr eden, yüzüne, bakışına, sözüne bir ifade olarak yerleşendir.

Kalp, fiil olarak bir şeyi değiştirmektir. Bir insana/nesneye etki ederek onu bulunduğu durumdan başka bir hâle/yöne doğru değiştirmektir. Bu nedenle “kalbetmek” yani değiştirmek, çevirmek, dönüştürmek diye bir fiil türemiştir. Gün değişirken kalbeder, gece gündüze, gündüz geceye döner. İnsan yolun başında başka, ortasında başka, sonunda bambaşkadır. İnsanın yüzü, karakteri ve dünyası da kalbeder, değişir, dönüşür. Değişmeyenlerin kalbi pas tutar, katılaşır, taşlaşır.

DAİMİ BİR DEĞİŞİM

Kalp, insana âczini bildirir. İnsanlığın en güzeli, “Yâ mukallibe’l-kulûb” diye aman dilemiştir çünkü her yaratılan âcizdir, muhtaçtır. Kalp sürekli değişim içindedir, hâlden hâle geçer. Kalp ışıldar, yeşerir, perdelenir, mühürlenir, kilitlenir, marazlanır, körleşir, kurur, çürür. Hiç kimse olduğu hâl üzere kâim değildir. Kalpleri evirip çeviren, onu değiştiren ve dönüştüren yegâne güç onu yaratandır. Kimi kalpler vardır, değişirken bozulur. Kimi kalpler vardır, aslına rücu eder, tabiatına döner. Kimi kalpler de mühürlüdür; hayata, yağmura, berekete, tohuma, toprağa, güneşe, ırmağa rağmen etkilenmezler, onlara ne güzellikler tesir eder ne de dikenler onları gafletten uyandırır.

Kalbi karşılayan birçok kelime kullanırız. Hissettiğimiz duyguya ve acıya göre kalbimizde olan biteni anlatmak için bu kelimelerden birini seçeriz. Bazen gönül deriz ona, bazen tahammül mülkü deriz, bazen yürek, bazen sîne, bazen can evi deriz. Bir insanın kalbindeki sezgi kuvvetini ifade etmek için onun, gönül gözünden baktığını, basiret sahibi olduğunu söyleriz.

KUR’AN’IN KELİMELERİ

Kur’an’a göre kalbin çok geniş ve başka kelimelerle ifade edilen anlamları vardır. “Sadr”, kalbin yeri/mahalli anlamına gelir. Elmalılı, sadr kelimesinin kalpten kinaye olduğunu belirtir. Sadr, insanın ruh hâline göre genişler ve daralır. Müfredat’ında Ragıp El-İsfahanî, Kur’an’da her nerede kalp kelimesi geçiyorsa orada muhakkak akla ve ilme işaret edildiğini ve ancak kalbi olanlara bir öğüt olduğunu söyler.

Sevgi, ıstırap ve acıdan yanıp tutuşan kalbe “fuâd” denir. Fuâd, kalbin samimiyeti ve içtenliğidir. “Dost yüzünü görmesem şu gözlerim nemdir benim” diyen Yunus, hasretle yanıp tutuşan bir kalbin dosta bakışını anlatır. Kur’an’da fuâd, kalbin gördüğünü yalanlamaması, ihlâsla onu anlamasıdır. Her şeyin özünü, en iyisi ve seçkin olanını ifade eden “lübb” kelimesi de Kur’an’daki kalp kavramını karşılayan başka bir kelimedir. Lübb olarak nitelenen kalp, insanın özüdür. Akletme, doğru düşünebilme ve idrak edebilme kabiliyetidir. Kur’an akletme ve kavrama yetisi yüksek olan insanları “Ulu’l elbâb” olarak niteler. Ulu’l elbab, akleden, fikreden, idrak eden şahsiyetlerdir. Onların kalp işleri tefehhüm, tefekkür, tezekkür ve tedebbürledir. Hisleri düşüncelerinden, düşünceleri hislerinden ayrı değildir.

Kalbin hududu ne kadar da geniş… Kalp, aklı da kuşatacak denli “akletme” marifetine sahip. Çünkü kalp, Rahman’ın hiçbir yere sığmam ama oraya, kulumun kalbine “sığarım” dediği yerdir. Bir işi kalp ile kalpten gelerek yaptığını söylemek, o işe ruhunu vererek, bütün içtenliğiyle yaptığının beyanıdır. Birine kalp ile yönelmek, Tanpınar’ın ifadesiyle bütün kâinatınla ona taşınmaktır. Onunla hemhâl olmaktır. İnsan görüşmediği ama kalbinde yer ayırdığı, kalben hemhâl olduğu, onun da kalbinde yerinin olduğundan şüphe etmediği kimseyi ne zaman görse sevinç duyar, onu uzun bir zaman sonra da görse ona soğukluk hissetmez ama kalp selâmı kesmişse onu her gün de görse artık bir önemi kalmaz.

ŞAHSİYETİN ESAS GÖSTERGESİ

Gerçekte “kör” olan gözler değil, sînelerdeki kalplerdir. Kalp bir kez çürümeye, kurumaya ve bozulmaya yüz tutsun, insanın gözünün feri gider, hayatının ışığı söner. Nuri Pakdil “İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Ne emek ne ekmek, önce kalbimiz bozuluyor çünkü” diyerek kalbin merkezi önemine ve insana şahsiyet kazandırmasına işaret eder. İnsan hata eder, yanılır, yanlış yapar, kötü düşüncelere kapılır. Kalp temizliği insanın kötülüğe ve yanlışa hiç bulaşmamış olması değil, gidişatını düzeltme gayreti içinde olmasıdır.

Gazali “Kalp, şahsiyetin esas göstergesidir” der. Kalp manevi açısını yitirirse insanın şirazesi dağılır, yoluna sis çöker, görüş açısı bozulur, ruhu karanlıklarda kalır. Gazali’ye göre kalbin maddi yönü hayvanda da vardır insanda da. Bu nedenle Gazali, kalbi ruh ile eş anlamlı kullanır. Mühim olan kalbin mahiyetine yaraşır şekilde davranmaktır yani insanın kalbine/manevi yönüne eğilmeyi ihmal etmemesidir. İnsan ruhunun ihtiyaçlarını karşılayabildiği ölçüde hakikate yürür. Emaneti yüklenen insanın anlam arayışı, varlığını ilim ve marifetle çiçeklendirerek, ilimle yolunu bulmaya çalışarak, kalbine eğilerek cevaplanabilir.

HERKESLE HEMRÂH OLUNMAZ

Ataullah İskenderî Tasavvufî Hikmetler’de, faydalı ilmin ışıklarının, insanın göğüs ve gönlünde yayılıp kalbinin üzerindeki madde ve masiva örtüsünü kaldırdığını söyler. İlmi artan insan, küstahlaşmaz, kalbi incelir, kavrayışı yükselir, içi haşyetle dolar. Haşyet, insanın âcizliğini ve yaratılmışlığını bilmesi, yaratan karşısında kalbinin titremesi, ürpermesidir. İlim, kalp derslerini talim eden ve kendini bilenlerin yolculuğudur. İskenderî’ye göre bir eşyadan diğer eşyaya koşan, maddede takılıp kalan yüzeysel insan, bir yol katedemez ve kısır bir döngüde sıkışıp kalır. Kalp, maddi olanın esaretinden kurtuldukça, eşya ile ünsiyetini de mana üzerine kurdukça anlama ve idrak kabiliyeti bakımından da gelişir.

İnsanın kendisiyle, başkalarıyla, sevdikleriyle, yaratanla kurduğu bağın mekânı kalptir. Kalp bazen ansızın bir şeye ısınır veya bir şeyden soğur, niye öyle olduğunun esas sebebi de çoğu zaman bilinmez. Kalp sezgiyle ısınır, sezgiyle soğur. Kalbin kendine göre akıl almaz, açıklanamaz, izah edilemez gerekçeleri vardır. Kalp bazen neyi neden seçtiğini, onu niçin istediğini bilmez. İnsan belki de en çok kalbinden yanılır ve gariptir ki insan, birine güvenmeyi, ona itimat etmeyi, ondan emin olmayı kalbiyle bilir, hisseder. İnsan kalbî yakınlık kurduklarıyla yürümek, yol almak, kendini değiştirmek ister. Hemrâh aynı yol, istikamet ve niyet üzere olunan kişidir. Herkesle hemrâh olunmaz. Her yoldaş aynı izi bırakmaz, herkesle aynı mesafe yürünmez. Yalnız kalp bağı sağlam olanlar birbirinin gönlündedir, onlara ayrılık olmaz.

Hatice Ebrar Akbulut 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...