Ana içeriğe atla

Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir.

Bu millet çok acılar çekti. Çokça darlıklar nice işgaller gördü. Vuruldu, yandı, sele kapıldı. Bunların çoğunu tarih kitaplarında görüyoruz. Bazılarına bizzat şahit olduk. Bugün ise canımız tarifsiz yanıyor. Bugün tarihin kendisiyiz. Çaresizliğin tam ortasındayız. Şimdi çocuklarımıza onurla okuyacakları yeni bir tarih yazma zamanı.

Toprağımız sarsıldı fakat aziz milletimiz sarsılmadı. Unutmayalım ki insanlığımızın sarsılması, inancımızın sarsılması, yeryüzünün sarsılmasından daha yıkıcıdır. Yüreklerimizi parçalayan bu acı bizi yekpare yaptı, yekvücut olduk. Derdimizden inşallah devalar çıkaracağız. Sancılarımızdan şifalar bulacağız inşallah.

Hayatın kaçınılmaz acıları, umulmadık kederleri, tahmin edilemez kırıklıkları karşısında kendi içimize döndük. Aramızdaki yabancılıklar kalktı, sınırlar eridi. Artık aynı duanın avuçlarında birer can olduk. Bir olduk, birlik olduk. Birbirimiz için varolmayı öğrendik. Tanımadığımız insanların nefesleriyle nefes alır olduk.


ÖLÜDEN DİRİ ÇIKARAN YARATAN BUNCA ÖLÜMDEN NİCE DİRİLİŞLER ÇIKARACAKTIR

Can bahşedilenlerin haberleriyle heyecanlanıyoruz bir haftadır. Bakın enkaz altından çıkan her canla nasıl da seviniyoruz. Bebeklerin o şaşkın bakışları sona erince, çocukların masum bekleyişleri bitince, yetişkinlerin acı çaresizlikleri kurtuluşa erince ne kadar da seviniyoruz. Hiç tanımadığımız insanların nefes alışıyla sevinmeyi öğretti bütün bu olanlar. Öyleyse şimdi aldığımız bu dersi bitirme zamanı… Gelin hep birlikte birbirimize teselli olalım.

Betonların üzerimize devrildiği bugün kardeşliğimizi ayağa kaldırma zamanı. Şehirlerin yıkıldığı bugün merhametimizle yeni şehirler kurma vaktidir. Yolların kesildiği bugün gönüllerden gönüllere gizli yollar kurma vaktidir. Bugün diriliş günüdür. Ölüden diri çıkaran Yaradan bunca ölümden nice eşsiz dirilişler çıkaracaktır. Buna imanımız tamdır. Gün iyilikle ve merhametle yeniden ayağa kalkma günüdür. Yüreklerdeki umudu tekrar yeşertme zamanıdır. Yaraları şefkatle sarma günüdür. Gün toplumsal birliğimizi dosta düşmana gösterme zamanıdır. Gün yaralı yürekleri, imanlı gönülleri birleştirme zamanıdır.

PEYGAMBERİMİZİN (ASM) KURDUĞU MEDENİYETİNİ MODEL ALALIM

Böylesi vakitler kıyamet aşısı aşılanmak vaktidir. Öğrendiklerimizi hep birlikte gözden geçirelim. O ertelediklerimizi, sona bıraktıklarımızı, ihmal ettiklerimizi, önemsiz sandıklarımızı, kenara ittiklerimizi bugün önceleyelim.

Betonla yükselen şehirler yerine sevgi ve şefkatle genişleyen merhamet ve rikkatle enginleşen şehirler inşa edeceğiz inşallah. Aziz Peygamberimiz (asm) kurduğu Medine medeniyetini model alıp birbirimize nezaket ve incelik, lütuf ve kardeşlik borçlu olduğumuzu bugün bir daha hatırlayacağız.

Bu soğuk günlerde bedenimizin bağışıklık sistemini güçlü tutmak ne kadar önemliyse, ruhi, manevi ve toplumsal bağışıklığımızı güçlendirmek bir o kadar ehemmiyetlidir. Bir taraftan ekmeğimizi bölüşürken toplumsal birliğimiz ve dirliğimiz için azami çaba göstermeliyiz. Bir taraftan gönülleri birleştirirken diğer taraftan her türlü ötekileştirici dil ve söylemden uzak durmalıyız. Toplumsal barışımıza her zamankinden fazla önem göstermeliyiz.

Bu musibetler er ya da geç sona erecektir. Ancak bu tür dönemlerde açılan gönül yaraları var ya o yaralar kolay kolay iyileşmeyecektir. Bunu lütfen daima hatırda tutalım.

HERBİRİ MANEVİ ŞEHİT HÜKMÜNDEDİR

Onbinleri bulan merhumlarımız var. Onların her biri can Rahmana teslimdir. Herbiri manevi şehit hükmündedir. Onlar bir daha ölmeyecek. Ölecek olan biziz… Hepimiz onların gittiği yere gideceğiz. Gücümüzü hayatta kalanlara çevirelim. “Keşke olmasaydı!” dövünmek yerine “Bize düşen ne?” diye onarıcı ve umut verici tavrımızı ortaya koymaya devam edelim. Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamındadır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, devlete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. Ancak bu kırıklığı, burukluğu yüreklerine dokunarak, hayatlarına rahmetle şefkatle dokunarak gidermek bizim görevimizdir. Bu gibi durumlarda devletin konumu Hz. Süleyman kıssasındaki annenin konumudur gibidir. Hani meşhur hikayedir. Kaybolan çocuk üzerinde iki kadın aynı anda annelik iddiasında bulunur. Hz. Süleyman hükmünü verir çocuk ikiye bölünecek her biri yarısı bir kadına verilecek. Gerçek anne derhal atılarak, bütün davasından vazgeçer. Zira anne için asolan çocuğun yaşamasıdır. Devlet de anne gibidir. Devlet için aslolan Milet olduğu gibi, millet için de aslolan devleti yaşatmaktır. Bugün bütün siyasi düşüncelerimizi bir kenara bırakıp kenetlenmek günüdür.

TUŞLARA BASAN PARMAKLARIMIZA DA ŞEFKAT VE MERHAMET ÖĞRETME ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Her an, her dakika enformasyon ve dezenformasyon bombardırmanına maruz kaldığımız bugünlerde kusura bakmayın ama o çok bilmişlik vehmine kapılıp buyurgan bir üslupla sağa sola sahada başla canla koşuşturan kardeşlerimizi söylemlerimizle incitmekten korkalım. Medyayı, sosyal medyayı hakkı, sabrı, merhameti birbirimize tavsiye etme platformuna dönüştüremez miyiz? Dil ile kalp ile yaptıklarımızı parmaklarımızla yıkmayalım. Tuşlara basan parmaklarımıza da şefkat ve merhamet öğretme zamanı gelmedi mi?

Elbette el açıp Rabbimize dua etmek önemlidir. Ancak en kabule şayan dua fiili duadır. Rabbimizin inayetiyle bu sıkıntılar geçecektir. Ancak bugünlerde yapacağımız erdemli ve ahlaklı davranışlarımızla iyiliklerimiz kalıcı olacaktır. Bugünden itibaren dualarımızı büyük bir iyilik hareketine dönüştürelim…

Elbette el açıp en büyük ilticagâhımıza yönelmek, ona dua edip yalvarmak önemlidir. Ancak en kabule şayan dua fiilî duadır. Rabbimizin de inayetiyle yaşadığımız bu sıkıntılar geçecektir. Ancak bugünlerde yapacağımız erdemli ve ahlaki davranışlarımız kalıcı olacaktır. Bugünden itibaren dualarımızı büyük bir iyilik hareketine dönüştürelim. Bugün, iki evi olan herkesin, bir evini kardeşi ile paylaşma günüdür. Bugün, herkesin bir kardeşini misafir etmesi en büyük duadır. Bugün depremzedelerin değil, varlık ve servet sahiplerinin imtihan günüdür. Sahip olduğunuz servetlerin sizleri kurtaracağı gün, bugündür. İlahî rahmeti celp edecek, bela ve musibetleri defedecek en büyük dua, bu zor zamanlarda büyük bir iyilik hareketi başlatmaktır; herkesin birbirine iyilik yapmasıdır.

Bölgede gerekli olan şeylerin özellikle maddi boyutlarıyla yapılacağından kuşkum yok. Enkazlar kaldırılır, evler yeniden yapılır, hayat normale döner. Peki, işin insani-manevi yanını ne yapacağız? Millet olarak yapacağımız ikinci büyük vazife daha bizleri bekliyor: tüm ilmî, fikrî, düşünsel müktesebatımızla tek tek her acılı haneye, sadra şifa olacak bir seferberlik başlatmamız gerekiyor.

ŞEHİRLER KURULURKEN İŞLENEN HARAMLARI AÇIKÇA ZİKREDELİM

Depremin maddi yaralarını sarmak kolaydır. Asıl olan manevi yaralarına merhem olmaktır. Bu konuda konuşacak hocalarımızdan bir ricamız olacaktır. Bu konuda bir söz söyleyeceksek bin düşünelim. İlahi adalete gölge düşürecek, insanın sorumluluklarını yok sayacak, deprem şehitlerini itham edecek söylemlerden kaçınalım, risaleti rivayete feda edecek zayıf ve uydurma haberlerden uzak duralım. Hep beraber depremin manevi yaralarını nasıl saracağımızı öğrenmek için oturup ders çalışalım. Depremden sonra ilmihallerimizi yeniden gözden geçirelim. Artık binaya girmenin adabından önce bina yapmanın farzlarını konuşalım. Şehre girme duasından önce şehirler kurulurken işlenen haramları açıkça zikredelim.

BU TÜR MUSİBETLER BİRER İLAHÎ AFET DEĞİL, BİRER İLAHÎ AYETTİR

İlahî vahyi bir bütün olarak ele aldığımızda, insanı, vahyi ve kâinatı birlikte ele aldığımızda görürüz ki, her şeyden önce bu tür musibetler birer İlahî afet değil, birer İlahî ayettir. Bu büyük ayetleri ibareler üzerinden değil, ibretler üzerinden okumalıyız. Evreni, kâinatı, fizik âlemini bilmeyen bir kardeşimiz, depremin metafiziği üzerinde konuşmaya cüret etmemelidir. Ülkemizin yarınlarını inşa eden öğretmenlerimiz, bu büyük musibet umulmadık müfredatlar koydu önümüze. Acılarla yoğrulan coğrafyada yavrularımızın her birinin dimağına ve gönüllerine yeniden umut inşa etmek, sizlerin vazifesidir. Bugün, her birimizin birer umut muallimleri olması gerekiyor. Bugün, okulun yalnızca dört duvar arasında kırkar dakikalık fasılalarla koridorlara hapsedilemeyeceğini göstermek için hayatın kendisini okula, eğitime çevirecek metotlar bulmamız gerekiyor. Gün, her zamankinden daha çok çalışma, üretme ve fark etme günüdür.

Ülkemizin din gönüllüleri, emekli bir mesai arkadaşınız olarak size sesleniyorum: Bugün sizlere daha büyük görevler düşüyor. Bugün ezanınızın ulaştığı her kulağa kalbinizle de dokunma zamanıdır. Mihrap, Peygamberimizin, Muhammed Mustafa’nın makamıdır; o da âlemlere rahmettir. Âlemde ne varsa ondan sorumlusunuz. Madem onun makamındasınız bugün, o makamın hakkını verme zamanıdır, kadınlara hürmetkâr, çocuklara merhametli olma zamandır. Sokağı da ihmal etmeme vaktidir; solan çiçeği, üşüyen kediyi…

BUNDAN SONRA SONRAKİLERE İBRET OLACAĞIZ İŞ BAŞA DÜŞTÜ

Son olarak bir hususu ifade ederek sözlerimi bitirmek istiyorum.

Bu dünyaya kalmaya gelmediğimizi, buranın göçebesi olduğumuzu hatırlama vaktidir. Âlemlere rahmet Peygamberimizin (asm) kısaca dinlendiği, bir “ağaç gölgesi” saydığı bu dünyanın hakikatini anlama vaktidir. Benim ve dünyanın misali, bir ağaç gölgesinde kısa bir süre dinlenen bir yolcunun misali gibidir. Yolcu yolunda gerek; yolda kalmayalım artık, yol olalım, yol alalım kardeşlerim.

Yaşamak, acımaya razı olmaktır. Can taşımak acıtır. İşte tam buradayız. Bu ana kadar bizden öncekilerden ibret aldık. Bundan sonra sonrakilere ibret olacağız. İş başa düştü. Hayatın beklenmedik acıları, önlenemeyen kırıklıkları, aramızdaki yabancılıkları eritmek için, ötekileştirmeleri sonlandırmak için, bencillikleri onarmak için, uzaklıkları yakın etmek için eşsiz bir fırsattır. Bunca acının içinde güzel olanı, birbirimizin nefesiyle nefeslenmemiz, birbirimize bahşedilen canla ferahlanmamızdır. Maddi yıkımın getirdiği bu manevi onarım önemli… Betonların devrilmesiyle ayağa kalkan kardeşliği görmek önemli. Canlarımızın kaybıyla birbirimize can olmamız, birbirimizin sevinciyle sevinmemiz önemli.

Tekrar rahmet-i Rahmân’a kavuşan her kardeşimize rahmet diliyorum. Aziz Milletimize sabr-ı cemil niyaz ediyorum.

Rahmân ve Rahîm olan Allah;

Aziz Milletimizden hıfz u inayetini esirgemesin,

İmdat, diyen her canımıza ulaşmayı nasib eylesin,

Yaraları sarmak için milletçe seferber olmayı lütfeylesin.

Yardımcı kuvvetlerimizi Rûhu’l-Kuds ile teyit eylesin."



Depremzede “naz” makamındadır. 
          Alişan Hayırlı 

Bu söz Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez hocamıza ait… Bir depremzedenin içinde bulunduğu haleti ruhiye bu kadar mı veciz bir şekilde anlatılır. 
Ne demektir “naz”?
Yani depremzede artık nazlı bir makama yükselmiştir. Dün sağlıklı, huzurlu, mutlu, iş güç sahibi, hali vakti yerinde iken bir gecede, birkaç saniyede düştü, mağdur oldu, yakınlarını, evini, işini, ruh sağlığını kaybetti. Bu insanoğlunun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir. 
Cenazesine bile taziye veremedi, belki kefensiz defnetti, kimse kimseye başsağlığı bile dileyemedi, hayatı boyunca biriktirdiği maddi manevi her şeyini kaybetti. 
Can yakıcı bir travma! 
Yoksul değil mağdur!
“Yardım” edilmez, ona karşı borç ödenir. 
Deprem bölgesi dışındaki herkes “görevlidir” artık… 
Onun nazına, küsmesine, kaprisine katlanacaksınız. Çünkü enkaz altında kalmaktan kurtulsa da ruhen halen enkaz altındadır. Şöyle düşünün, enkaz altındaki bir depremzedeyi kurtarmak için nasıl canla başla çalışırsınız değil mi? İşte ruhen enkaz altında kalanlara da öyle davranacaksınız. 
Bugün 13 milyon insan köylere, ilçelere ve başka şehirlere zorunlu göç etti. Çocuğuna, annesine babasına, kardeşine, akrabasına, tanıdıklarına ya da hiç tanımadıklarına misafir oldu. 
O nazlı bir emanettir size artık. Onun nazı sizin için bir imtihandır. Ona of bile denmez. Kaşlar çatılmaz. Surat asılmaz. Varınızı yoğunuzu ona sunacaksınız. Bunu yardım adı altında değil görev şuuruyla yapacaksınız. Onu minnet altına sokmayacaksınız. “Sana sahip çıktım” demeyeceksiniz. Her şeyinizi bölüşeceksiniz. Ona kızarsanız Allah’a kızmış olursunuz. 
Çünkü o nazlı bir depremzededir. Gönlü kırıktır. İçi yanmıştır. Geleceği belirsizdir. Gözü yaşlıdır. Ruhen çökmüştür. Yarı ölüdür. Mazisi ve hayalleri yok olmuştur. Bu yüzden ondan sadır olacak her türlü nazlı davranışları sevap niyetine öpüp başınıza koyacaksınız. 
Çünkü unutmayın ki, sizler de potansiyel bir depremzedesiniz. Bugün onun başına yarın sizin başınıza (İnşallah gelmez) 
Şöyle düşünün, nazlı bir yâriniz var ve bir gün ona kavuşmuşsunuz. İşte o nazlı yâr gibi onu kucaklayacak, bağrınıza basacak, müşfik kollarınızla sarıp sarmalayacak, başınıza taç yapacaksınız. 
Hülasa; insan olmak böyle bir şey…

Alişan Hayırlı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

Francesco Petrarca UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ

249 Qual paura o quando mi torna a mente Nasıl korku duyarım anımsadığımda o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık. Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken güzel kadınlar arasında, bir gül gibi daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün, çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi. Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini, incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini, ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini. Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde; şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi! 250 Solea lontana in sonno consolarme Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni o tatlı melek görünüşüyle kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni, ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi; çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim gerçek merhamete karışmış ağır elemi, ve işitir gibiyim şeyleri...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan