Ana içeriğe atla

Kalp

“Risale” dergisinde kaleme aldığım “Kuvvet ve Zâfiyet Edebiyatı” başlıklı yazımda insanı zayıflatan, duyguları hastalıklı hale getiren edebiyatı; sönük, zayıf bir edebiyat olarak adlandırdığım için bir hanımefendi beni kalpsizlikle suçladı. Kalbim var ise de atmadığını söyledi.

Allah iyiliğinizi versin hanımefendi. Bilmez misiniz ki bir insana yöneltilebilecek en ağır hakaret kalbinin olmadığının söylenmesidir. Zira insan kalbinden ibaret değil midir?

İnsan içinde kalp barındıran bir vücut değil, aksine örtüsü vücut olan bir kalptir.

Denilir ki: “İnsan iki küçük et parçasıyla ölçülür: kalbi ve dili”. Fakat bu sözü söyleyenler dili kalp ile aynı kefeye koymak suretiyle dili yüceltmişler ve dille kıyaslayarak kalbi küçümsemişlerdir. Dil kalbin en ufak hareketlerini ve tepkilerini anlatan suskun bir anlatıcıdan başka nedir ki? Sonradan meydana gelmiş olan, ezeli olanı nasıl ifade edebilir? Yahut sınırlı olan sınırsızı nasıl kuşatabilir? Dilin sözlüğü, kainatın sözlüğüne kıyasla ne konumdadır?

Kalp, Allah’ın gökyüzüne ve yeryüzüne nakşettiği şiirleri okur. Dilin ise bu şiirlerden yalnız pek az ve ehemmiyetsiz bir kısmını okumasına izin verir. Duygularla hissedilen şiirin yanında lafızlara dökülen şiirin ne kıymeti vardır? 

Kalp asla yalan söylemez, dil ise nadiren doğruyu söyler. 

Allah’ın gökte ve yerde yarattıkları arasından en harikulâdesini ararsanız hanımefendi, belki de insan kalbinden daha müthiş, daha zarif ve daha güzelini bulamazsınız. Kalbin en hassas telleri kötülüklerden arındığında kalp şefkat, merhamet, muhabbet ve sevgiyle; nezaket ve ince duygularla çalkalanıp taşar. O vakit yüceliğinde Yaratıcıya yakınlaştırılmış melekleri bile geçer. Fesada uğrayınca da acımasızlığı ve kötülüğü kemale erer de kalp aşağıların en aşağısına yuvarlanır. 

İnceliğine rağmen alemin özünü içinde taşır; ne de güzel, ne de zariftir. Ne de ufak, ne de yücedir!

Büyür -büyüklüğünü görmeyiz- ve her büyük onun önünde ufalır. Küçülür -küçüklüğünü görmeyiz- ve tüm küçükler ona kıyasla büyük kalır. 

Kalplerin görünümü bir, vasıfları çeşitlidir. Kıymetli mücevherlere benzeyen kalpler vardır. Renkleri saf, suları berraktır, kendisine yansıyan parıltıyı alır da onu daha parlak ve ışıltılı bir halde aksettirirler. Kayalar gibi güçlü ve çetin kalpler vardır. Parıldamaz, fayda verirler. Kalpler vardır boştur. Ağırlıkları az, renkleri uçmuştur, Yaratıcısından başka kimsenin sayamayacağı kadar çok sayıda, nice kalp vardır. Eğer insanların gözleri, kulakları, yüzleri ve başları bir şekilde birbirine benzeyecek olsaydı dahi her insanın kendisine has bir kalbi olurdu. Diğer kalplerle paylaşmadığı bir tür sevgi ve nefretle, acımasızlık ve merhametle, yüceltme ve küçümseme, itibar ve alçaklıkla atan bir kalp… Bununla -sadece bununla- insanlar farklı değerlere ve çeşitli konumlara sahip olmuştur. 

Kalp ölür sonra dirilir; dirilir sonra ölür.  Zirveye yükselir ve derinliklere düşer. Mevkisinde yıldızlarla eş konumda iken bir de bakmışsınız zeminde sürünmektedir. Böylece bir anda gökyüzü ve yeryüzü, uzunluk ve genişlik arasında salınmaktadır. İnsanların en hayırlısı, kalbinin itibarını ve ruhunun yüceliğini muhafaza edebilen kimsedir.

O, dilersen Cennet-i Firdevs’tir, dilersen Cehennem. Dilersen bir melektir dilersen şeytan… Ve yine dilersen aşk ile tutuşmuş bir ateştir:

Sevda odur ki, kalbim kor ateşe
Mızrak boyu yaklaşsa, kor alev alır. 

Ve bir avuntu istersen, kalbin serinlik ve esenliktir:

Aşk kalbimi sarıp sarmaladığında
Ve kalbim takatimi aşan sevdaya
Düşürdüğünde beni, kalbime uyan dedim
Ey aşkın peşinden giden, gün görmeyesi kalbim

Duyguların merkezi kalp, aklın merkezi baştır. Duygular olmasaydı akıl ne işe yarardı? Akıl çoğu zaman yıkıma hizmet eder, kalp ise inşa etmeye. Kalp inanır, akıl inkar eder. Kalp sever, akıl ikaz eder.

Kalp dünyayı tesis eder, akıl onda yaşar. Kalp bir şeyi meydana getirir, akıl onu gasp eder. Tarihe sor; dünyanın en büyük kurucuları idrak kuvvetinden ve üstün bir akıldan daha çok ulvi bir kalbe, sahici duygulara, irade kuvvetine sahip olma ayrıcalığına haiz değil miydiler?

Kalp binayı inşa eder, akıl onu eleştirir. Kalp duyguları yaşatır, akılsa sınırlar. 

Bilir misiniz ki hanımefendi her şeyi bulmuş fakat kalbini kaybetmiş kimse aslında hiçbir şey bulmamıştır. Kalbinden soyutlanmış olan ne dostluk bilir, ne vatanseverlik duygusu taşır, ne şefkat hisseder, ne de içinde iman barındırır. 

Yahut bilir misiniz kalbi çekip alınan kimseden sanat ve edebiyat da alınmıştır. Çünkü sanatın dayanağı kalptir. İlmin dayanağı da akıl. Yetenekli bir ressama “Renklerinizi nasıl karıştırıyorsunuz?” diye sormuşlar. “Kalbimin kanıyla” demiş. Aynı şekilde hakiki edebiyat da kalbin erimesiyle ortaya çıkan edebiyattır.

Hanımefendi nişan aldınız ve isabet ettirdiniz. Kalbim bu kınamadan dolayı öyle şiddetle attı ki sanki bu atışıyla var olduğunu kanıtlamak istedi.

Ahmed Emin
Çeviren: Emine Sarı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...