Ana içeriğe atla

ARTIK VEDA VAKTİNİN GELDİĞİ İÇİNE DOĞMUŞTU

L’an neuf de l’hégire / Mahomet

        

Artık veda vaktinin geldiği içine doğmuştu.

Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu.

Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu.

Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu.

Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında.

Durup su içen develeri izliyordu arada sırada.

Böylece deve güttüğü zamanları hatırlıyordu…

Sanki cenneti görmüş, ilahî aşkı bulmuştu;

Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu.

Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi,

Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi,

Boynu gümüş bir testinin boğazıydı sanki.

Tufanın sırlarını bilen Nuh’un havası vardı.

Ona danışmaya gelenlere adil davranırdı,

Kimi itiraf eder, kimi gülüp inkâr ederdi;

Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi.

Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı.

Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.    

Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı.

Oturur yere, elbiselerini kendisi yapardı.

Artık genç değildi, eski gücü kalmamıştı;

Yine de herkesten daha fazla oruç tutardı.

Altmış üç yaşında bir ateş sardı vücudunu.

Kutsal kitap Kur’an’ı bir kez daha okudu;

Sonra sancağı, Said’in oğluna devretti;

Ona: “Artık aranızdan ayrılma vakti geldi,

Allah birdir, hep onun yolunda savaş” dedi.

Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki

Göçen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki.

Yine her günkü vaktinde mescide geldi;

Ali’ye yaslanmış, insanlar da eşlik ediyordu,       

Ve kutsal sancak rüzgârda dalgalanıyordu;

Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi:

“Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici;

Biz karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O’dur.

Ey insanlar, O’ndan başka rehberim yoktur;

Bu dünyada onsuz hiçbir kıymetim olmazdı.”

Bir zat ona: “Ey müminlerin gerçek Sultanı!

Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne,

Sen doğduğunda bir yıldız doğdu gökyüzüne,

Kisra Sarayı’nın üç kulesi birden yıkıldı” dedi.

O da : “Melekler ölümümü müzakere etti:

“Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize

Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde,   

Ben ölmeden gelsin intikamını alsın şimdi.

Kime vurmuşsam, o da bana vursun.” dedi.

Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.

Yaşlı bir kadın bir koyunu kırpıyordu eşikte,

Ona: “Allah yardımcın olsun!” diye seslendi.

Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi,

Ve birden şöyle seslendi: “Herkes duysun!

Allah benim adımı andı, bundan emin olun;

Ben topraktan bir can, nurdan peygamberim,

İsa’nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.

Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi;

Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi,

İsa benden önce, ama ne Tanrı’dır ne de oğlu;

O, gülü koklayan Bakire Meryem’den doğdu.

Unutmayın, ben de etten kemikten bir fâniyim,

Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim.

Şu hayatta başıma gelmeyen şey kalmadı,

Çektiğim çilelere yol olsa dayanmazdı;

Zulüm ve işkenceden şu bedenim çok çekti.

Şayet işlediğimiz her bir günahın bedeli

Korkunç bir haşere olsa, o karanlık mezarı

Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.            

Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli,

Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini;

Böylece defalarca tükenir ve yeniden dirilir,

Cezalarını çekince de yeniden huzura erişir.

Ben kutsal savaşların mütevazı meydanıyım;

Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim.

Kelamım çöldeki kumlar ve kuyular gibidir;

Bir sözüm korkutuyorsa, diğeri müjdecidir.

Ashabım! Çektiklerimi görüyorsunuz işte,

Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden dalalete

Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri

Engellemeye çalıştım, bağladım pis ellerini;

Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde,

Çarpıştım durdum görmediğim kimselerle;

Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi,

Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi;

Ben ise Hak davamdan hiç vazgeçmedim.

Onlarla savaştım, ama kimseye kin gütmedim.”

Savaşlarda: “Bırakın yapsınlar!” diyordum,

Benden başkası yaralansın istemiyordum.

Hepsinin derdi benimleydi, vazgeçmezlerdi;

Zira sağ ellerine ayı, sol ellerine ise güneşi

Versem de düşmanlarım inanmazdı asla,

Yine de saldırırlardı şu çileli yolculukta.

Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım,

Bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım.

Çile dolu şu ömrümü nihayet tamamladım.

Şimdi Hakk’a gidiyorum, dünyayı bıraktım.

Greklerin Hermes’i, Yahudilerin Levi’yi

Desteklediği gibi siz de bırakmadınız beni,

Çektiğiniz bu sıkıntılar mutlaka son bulacak;

Bu karanlık geceye elbet güneş doğacak.

Ashabım, asla ümidinizi kesmeyin O’ndan;

Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,

Denizleri incilerle, geceleri ise yıldızlarla

Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.

Sonra: “Yalnızca O’na güvenin” diye ekledi.

İnanmayan, ancak inkâr da etmeyenlerin yeri,

Cennet ile cehennem arası Araf, ne yazık ki!

Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri;

Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki,

Ama çabalayın ki, Allah da bağışlasın sizi;

Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere,  

Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece

O’nun için secdeye kapanmayanları yakar.

O, kapkaranlık dünyayı masmavi gökle açar.

Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin.

Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için:

Yedi göğü geçmek için, altın eğerli atlar,

Yıldırımları geride bırakan kanatlı arabalar,

Tertemiz huriler, hep terütaze ve neşeli;

İncilerle bezeli köşklerde oturur her biri.

Cehennem ateş ehlini bekler, vay hâllerine!

Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,

Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak;

Cennet ehli ise pek neşeli ve gururlu olacak.”

Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi,

Sonra ağır adımlarla yürümeye devam etti.

Ardından: “Ey insanlar! Size sesleniyorum,

Vakit saat doldu, ebedî yurduma gidiyorum.

Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin,

Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin;

Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin” dedi.

Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi,

Gitti ve Ebufleya Kuyusu’nda sakalını yıkadı.

Biri ondan üç dirhem istedi, çıkardı verdi.  

“Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi” dedi.

Bir güvercininki gibi ışıl ışıldı ashabın gözleri;

Bakıp kendilerini hep kollayan o yüce insana,

Ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona ;       

Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi,

Bütün geceyi orada taşların üzerinde geçirdi.

Sabaha doğru günün ağardığını fark edince:

“Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir’e,

Kur’an’ı götürüp sen kıldıracaksın namazı.”

Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı.

Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu,

Nihayet okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu.

O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu.

 

Ve Ölüm Meleği çıkageldi akşamüzeri:

“İçeri girebilir miyim” diye müsaade istedi.

“Buyursun” dedi. Dünyaya teşrif ettiği

O ilk günkü gibi yine ışıl ışıldı gözleri.

Ve Melek ona: “Allah seni bekliyor” dedi.

 - Seve seve, dedi. Şakakları şöyle bir titredi,

Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.

 

       La légende des siècles, L’Islam

       (Asırların Efsanesi, İslam)

Victor Hugo (1802-1885): Fransız şair, yazar ve dramaturg.

Hugo’nun 2 Ağustos 1883’te dostu Auguste Vacquerie’ye yazıp teslim ettiği vasiyeti:

“Elli bin frangı fakirlere bırakıyorum. Onların cenaze arabasıyla götürün beni mezarıma. Hiçbir kilisenin duasını kabul etmiyorum. Tek isteğim, tüm canlardan birer dua. Ben Allah’a inanıyorum” 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

Big Bang

Sözlerimi çok kısa tutacağım Kementler atacağım cümle kaygan akıl istihsâline Bozmak pahasına tüm iyi niyetli tertiplerini iyi olmayı becerebilenlerin Sözlerimi çok kısa tutacağım Farkedeceğim taacüple örtünen tüm ayıpları Yansıtarak Şeytanın yangınından aldığım ışığı sevaba Kısılmış gözlerimde görmeye çalışanlar ruhumu Yılgınlığa düşecek küfrümün tınmayan kayıtsızlığıyla Düşlerinde gezeceğim iyi hesap yapabilen herkesin Kimin yoksa dişe dokunur bir endişesi Bir kez daha kanacak o doğru söyleyeceğim yalana Gizli gizli sileceğim noktalarını tüm ف ‘lerin Toz alıyordum diyeceğim gözü açılanlara Bir aşırılığa mecbur etmek için tüm mutedil iyilikleri, kötülükleri Kolay unutulan bir pişmanlık planlayacağım Butonlar koyacağım eylemekten alıkoyan rengarenk butonlar Aklı kalkacak kim varsa aklı sürünen fikirlerle dolu Kolay kopan bağlar kuracağım Anbean hayal kırıklıklarıyla sınayacağım tüm zayıf imanlıları Suyun şeffaflığıyla sırlayarak tüm anlamları Akıtacağım zevk seylab...