Ana içeriğe atla

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır. 

1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ

Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yazar aşırı düşünme eylemini mayalanan ekmek hamuruna benzetmektedir; ekmek hamuru mayalanırken hacminin ikiye katlanması gibi aşırı düşünme sırasında da olumsuz düşünceler çoğalır ve zihnin tümünü kaplamaya başlar. Esasen üç tür aşırı düşünme olduğu belirtilmektedir.

Bunlardan birincisi, bize yanlış yapıldığı inancıyla intikam duygusunu besleyen ve karşı tarafın hikayesini dinlemeden kendimizi haklı görme haline dönüşen “isyanın eşlik ettiği aşırı düşünme”dir. İkincisi, yaşadıklarımızla ilgili ürettiğimiz açıklamalar ve olasılıkların en abartılı olanlarını bile eşit derecede mantıklı bulmaya başladığımız, aslında var olmayan problemleri zihnimizde yarattığımız ya da var olanları iyice felaketleştirdiğimiz “insanın kendi hayatı üzerine aşırı düşünmesi”dir. Üçüncüsü ise, pek çok olumsuz düşüncenin birbirinden alakasız şekilde zihnimizi işgal ettiği, bizi adeta hareketsiz kılan, duygularımızı ve düşüncelerimizi net bir şekilde tanımlayamadığımız “kaotik aşırı düşünme” halidir.

Aşırı düşünenlerin aynı zamanda oldukça endişeli olduğunu söyleyebiliriz ancak yaptıkları şey endişe etmekten daha fazlasıdır. Endişe hayatımızda olabileceklere dair tahminlerle ilgilidir, aşırı düşünme ise olabileceklerden ziyade geçmişte olanlara odaklıdır, daha önce yaşadıklarımız, yaptıklarımız ya da farklı gerçekleşmiş olmasını dilediğimiz şeyler gibi. Elbette olumsuz duyguları ve düşünceleri kronik şekilde görmezden gelmenin ve bastırmanın fiziksel ve ruhsal sağlığı olumsuz yönde etkilediğini biliyoruz. Ancak aşırı düşünme eylemi bize objektif bir bakış açısı sunmak yerine olumsuz duyguların etkisiyle dünyaya çarpık ve dar bir pencereden bakmamıza neden olur, yazar bunu “çarpık mercek etkisi” olarak tanımlamaktadır. 
Öncelikle aşırı düşünmek hayatımızdaki sorunları olduğundan daha fazla felaketleştirerek görmemize neden olmakta ve bu sorunlara sağlıklı çözümler bulmamızı zorlaştırmaktadır. Ayrıca çalışmalarda aşırı düşünenlerin kendi hayatlarını zorlaştırmakla birlikte sosyal ilişkilerinin de zarar gördüğü ortaya çıkmıştır. Son olarak aşırı düşünen bireylerin depresyon, anksiyete bozukluğu ve alkol bağımlılığı gibi ruhsal bozuklukları yaşama ihtimalinin diğerlerine göre daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Zihnimizin aşırı düşünmeyi kolaylaştıran bir yapısı vardır. En ufak bir düşünce ya da anı diğer düşüncelerden bağımsız değildir. Özellikle olumsuz bir ruh hali içindeyken zihnimizin olumsuz düşünce ve anıları çağrıştırması kolaydır. Kendimizi mutsuz hissediyorken geçmişte yaşadığımız kötü olayların -hiçbir alakası olmasa bile- zihnimize gelmesi daha kolaydır. Bu olumsuz bağlantılarla ilgili ne kadar çok düşünürsek bu bağlantıları o kadar güçlendiririz ve bir sonraki sefer aşırı düşünme olasılığımızı artırırız. Aşırı düşünmenin son birkaç nesildir gittikçe arttığı yönünde bulgularını paylaşan yazar, günümüzde çocukların bile (özellikle kız çocuklarının) aşırı düşünmeye eğilimli olduğunu söylemektedir ve nesiller arasındaki bu farklılığı dört kültürel değişimle açıklamaktadır. İlk olarak bizden önceki nesiller toplumun dayattığı katı kurallara göre seçimlerini yapar ve bunu sorgulamazdı, bizler ise seçimlerimiz konusunda daha özgürüz ve artık her şeyi sorguluyoruz. Kendimiz için en iyi kararı vermeye çalışırken seçimlerimize rehberlik eden bir "değerler boşluğu” bulunduğundan aşırı düşünmeye zemin hazırlıyoruz. İkinci olarak, önceki nesillere göre muazzam bir “hak sahibi olma takıntısı”na kapılmış durumdayız.

İstediğimiz her şeyi hak ettiğimize, kimsenin bize kendimizi kötü hissettirmeye hakkı olmadığına, daima kendimizi iyi hissetmeye hakkımız olduğuna inanıyoruz. Hayatın doğal akışında bu beklentilerimiz gerçekleşmediğinde bu durumu kabul edemiyor ve hakkımız olanı elde edememekle ilgili aşırı düşünmeye başlıyoruz. Bizden önceki nesillerden farklı olarak “hızlı çözümlere duyulan kompulsif ihtiyaç” hali bizi aşırı düşünmeye götüren bir diğer toplumsal değişimdir. Kendimizi kötü hissettiğimizde, moralimiz bozuk olduğunda hemen bir çözüm bulmamız gerektiğine inanırız. Sırf o an yaşadığımız olumsuz duygudan kurtulmak için bazen hatalar yapabiliriz (ilişkiyi bitirmek, istifa etmek, aşırı alkol almak gibi) ve bu hata yığını da bizi daha fazla düşünmeye itebilir. Son olarak günümüzde popülerleşen “içe dönük kültürümüz” bize duygularımızın her bir zerresini ve değişimini analiz etmeyi salık vermektedir. Bizler de ruh halimizdeki en ufak değişimlerin anlamı üzerinde düşünüp duran ve bunlara büyük anlamlar atfeden insanlara dönüştük. Yazar bu noktada özellikle kadınların aşırı düşünme eğilimlerinin kökenlerine de değinmektedir. Kadınların erkeklere göre düşük sosyal güçleri sebebiyle yaşadıkları kronik sıkıntılar, travmatik deneyimlere daha fazla maruz kalmaları, daha yoksul bir yaşam sürme olasılıklarının daha yüksek olması aşırı düşünme eğilimiyle bağlantılıdır. Ayrıca kadınların erkeklere kıyasla daha derin duygusal ilişkiler kurması, başkalarıyla duygusal açıdan aşırı ilgili olmaları, kendilerini çok fazla ilişki üzerinden tanımlamaları aşırı düşünmeyi tetikleyen unsurlardır.

2.BÖLÜM: AŞIRI DÜŞÜNMENİN ÜSTESİNDEN GELMEK İÇİN UYGULAYABİLECEĞİNİZ STRATEJİLER

Aşırı düşünmekten kurtulmak için öncelikle bu eylemin bir faydası olmadığını aksine var olan motivasyonu tükettiğini ve problemleri daha da çetrefilli bir hale getirdiğini fark etmek önemlidir. Yazarın önerdiği yöntemlerden ilki zihne dinlenmesi için fırsat vermektir. Kişinin keyif aldığı ve yaparken odaklanabildiği bir aktiviteye yönelmesi aşırı düşünme döngüsünü kıracaktır. Elbette sürekli oyalanacak bir şey bularak olumsuz düşünce ve duygulardan kaçmaya çalışmak sağlıklı değildir. Ancak burada kontrolsüz bir şekilde olumsuz düşüncelerin sarmalına kapılan kişilerden bahsediyoruz, bu kişilerin aşırı düşünme halinde dikkatlerini dağıtacak bir şey yapmaları o bataklıktan çıkmak için faydalı bir adım olacaktır. Özellikle hareket içeren dikkat dağıtıcı aktivitelerin aşırı düşünmekten uzaklaşmakta daha etkili olduğu söylenebilir.

Oturuyorsanız ayağa kalkmak, yürüyüşe çıkmak, arabayla dolaşmak kısa vadeli de olsa dikkatinizi başka yöne çekecektir. Yazarın bir başka önerisi aşırı düşünme halindeyken kullanabileceğiniz içsel bir “Dur!” işareti yaratmak; bu zihninize “Tamam, yeter!”, “Hayır!” demek, ellerinizi çırpmak veya mola işareti yapmak olabilir. Kendiniz için aşırı düşünme molaları planlamak da durumu kontrol altına almaya yarayabilir. Zihninize düşünceler üşüştüğünde bunları gün içinde belirli sakin bir zamana erteleyebilirsiniz, genellikle o zaman dilimi geldiğinde o korkunç düşünceler daha küçük ve daha az bunaltıcı görünmeye başlar. Düşünme molasının uykudan hemen önceki saatlere denk gelmemesine de dikkat etmek gerekir. Yapılan çalışmalarda birçok insanın sıkıntılarından ve aşırı düşünmekten kurtulmak için duaya ve maneviyata sığındığı bulunmuştur. Yazar, dindar olmasa bile çoğu insanın zor dönemlerde kendisine rehberlik edecek manevi bir güce ihtiyaç duyduğunu söylemektedir.

Dua, ibadet veya meditasyon yoluyla düşünce ve duygularla savaşmak yerine onları sadece bir duygu ve düşünce olarak kabul edebilir ve gelip geçmelerine izin verebilirsiniz. Aşırı düşündüğünüz konularla ilgili güvendiğiniz biriyle konuşmak sorunları çözmenize ve daha yüksek bir seviyeye çıkmanıza yardımcı olabilir. Ancak bu kişiyi titizlikle seçmeniz önemlidir, olumsuz duygularınızı ve düşüncelerinizi körükleyecek birine değil, sizi anlayan ve problemin çözümünde en doğru görünen seçeneği yapmanız için sizi cesaretlendirecek birine ihtiyacınız var. Olumsuz duygu ve düşünceleri yazmak da etkili bir yöntemdir. Bunları cümleler halinde bir kağıda yazdığınızda kontrolsüz şekilde zihninizde dağılmalarındansa sınırlandırmış olursunuz. Düşünceleri adeta sizi kontrol eden korkunç unsurlar olmaktan çıkarır ve kağıda nakşedilmiş sembollerden oluşan basit cümleler olarak görebilirsiniz. Anlık olumlu duygular yaratmanın yollarını bulmak genel anlamda zorluklarla daha iyi başa çıkabilmeyi ve aşırı düşünmenin önüne geçmeyi sağlayabilir. Kendinizi o anlık da olsa iyi hissettirmek için yapacağınız basit şeyler (kuaföre gitmek, eğlenceli bir film izlemek, yürüyüş yapmak, müzik dinlemek gibi) düşünce sisteminizi geliştirebilir ve sizi daha yüksek bir seviyeye çıkararak sorunlara daha geniş bir perspektiften bakmanıza yardımcı olabilir. 

Aşırı düşünme döngüsünden kurtulduktan sonra atılacak önemli adım üzerinde düşünüp durduğunuz sorunları çözüme kavuşturmaktır, aksi taktirde bu sorunlar sizi tekrar aşırı düşünmeye sevk edebilir. Yazar bu aşamayı “daha yüksek bir seviyeye çıkmak” olarak adlandırmaktadır. Aşırı düşünme halindeyken çarpık mercek etkisiyle sorunlarımızı en olumsuz ve umutsuz bakış açısından gördüğümüzü söylemiştik. Çarpık mercek etkisini düzeltmek için odağınızı olumsuz perspektifin dışına kaydırarak durumu iyimser bir gerçekçilikle ele alabileceğiniz bir bakış açısı bulmayı denemelisiniz. Bunu yapabildiğinizde sorunun çözümüyle ilgili daha doğru kararlar verebilirsiniz. Bazen bir duyguyu hissettiğimizde bunun haklı bir duygu olup olmadığına kafa yorarız. Bunu yapmak yerine bu duyguya sahip olduğumuzu ve bunun sadece bir duygu olduğunu kabul etmek gerekir. İkinci adım da duygularımızın eyleme dönüşmesinin bir tercih olduğunu, en uygun tepkiyi vermekte özgür olduğumuzu fark etmek olmalıdır. Hak sahibi olma takıntımız kendimizi başkalarıyla kıyaslamamıza yol açar ve bu da aşırı düşünmeyi besler. Mutsuz insanların sosyal kıyaslamayla daha fazla ilgilendiği, mutlu insanların ise daha çok içsel standartlara sahip olduğu belirtilmektedir. Sosyal kıyaslamayı bırakıp değerleriniz doğrultusunda kendi standartlarınızı belirlemeniz bu konuda aşırı düşünmenin önüne geçebilir. Bazen bizi huzursuz eden durumdan mucizevi bir şekilde kurtarılmayı bekliyoruz ve bu keşkelerle dolu aşırı düşünme döngüsü bizi mutsuzluğa sevk etmekten başka bir işe yaramıyor. Bu durumda iki seçenek görünüyor; mevcut koşullarımızdan hoşnut olmayı öğrenmek ya da bunları değiştirmek.

Aşırı düşünme döngüsünü kırdıktan sonra yapılacak bir diğer önemli şey de değerlerinizle bağlantı kurmaktır. Tamamen size ait bu değerleri bulmak için kendinize şu soruları sorabilirsiniz: “Gerçekten bu hayatı nasıl yaşamak istiyorum, öldüğümde insanlar beni nasıl hatırlasın istiyorum?”. Bu sorulara verdiğiniz cevaplar hayattaki seçimlerinizi dayandırabileceğiniz, gerçekçi ve kalıcı olduğuna inandığınız değerler olacaktır. Aşırı düşünme bataklığına çekilmemizin bir diğer sebebi sorunlarımızı hemen ve nihai bir şekilde çözmemiz gerektiğine inanmamız olabilir ve bu bizim harekete geçmemizi erteleyebilir. Çoğu zaman sorunu çözmek için küçük bir adım atmak o eşikten geçmeyi kolaylaştırır, sorunun üstesinden gelmekle ilgili motivasyonumuzu artırır.
Bazen diğer insanların davranışlarıyla ilgili aşırı düşünme döngüsüne kapılabiliriz, böyle durumlarda başkalarının bizim gibi olmadığını ve onların davranışlarının beklentilerimize uymayabileceğini kabul etmek önemlidir. Diğer insanların davranışlarıyla ilgili beklentilerimizi azalttığımızda aşırı düşünme döngüsüne girmeyebilir ve nasıl bir tepki vermemiz konusunda daha isabetli kararlar alabiliriz. İsyanın eşlik ettiği aşırı düşünmeden kurtulmanın bir yolu da affetmektir. Elbette başkalarını hatalı davranışlarından dolayı affetmek bu davranışları görmezden gelmek ya da onları sorumlu tutmamak anlamına gelmemelidir. Affetmek, intikam alma arzusundan vazgeçmek, öfke ve nefretin zihnimizdeki tahakkümünü bertaraf etmektir. Bazen utanç ve suçluluk duyduğumuz hatalarımızdan dolayı kendimizi de affetmemiz gerekir ki aşırı düşünmeye saplanıp kalmak yerine harekete geçip hatalarımızı telafi edelim. Eylemlerimizin değişmediği noktada kendimizi affetmek de anlamsız olacaktır. Çoğu zaman zihnimizdeki düşünceler başkalarının bize ne yapmamız gerektiğini söyleyen sesleridir. “Daha iyi bir anne olmalıyım, her zaman başarılı olmalıyım, daha çok para kazanmalıyım” gibi kural cümleleri bize “gerekliliklerin zulmü”nü yaşatır. Bu seslerin kaynağını tespit etmek ve hangilerinin gerçekte size ait olduğunu anlamak bunlar üzerinde aşırı düşünme eğiliminizi hafifletebilir. 

Nolen-Hoeksema, gelecekte aşırı düşünme tuzağına düşmemek için de bazı önerilerde bulunmaktadır. Aşırı düşünme döngüsünden kurtulup daha yüksek bir seviyeye çıkabildiğimizde zayıf yönlerimizi daha net bir şekilde görebiliriz. Bu noktada bizi o bataklığa tekraren çeken eksik becerilerimizi geliştirmek için adım atmamız gerekir. Aşırı düşünme döngüsüne kapılmak istemiyorsanız yapmanız gereken bir diğer şey imkansız ve sağlıksız hedeflerinizi fark etmek ve bunları gerçekçi ve ulaşılabilir hale getirmektir. Ayrıca kendinize iyi gelen ve yapmaktan keyif aldığınız eylemleri günlük rutininize dahil etmek olumlu duyguları daha sık deneyimlemenizi ve aşırı düşünmekten kaçınmanızı kolaylaştırabilir. Bazen aşırı düşünmemizin sebebi başımıza gelen yaşam olayları hakkındaki “Neden?” sorusudur. Bu soruya tatmin edici bir cevap bulmak ve kendi hikayenizi anlamak -ki bu noktada psikoterapi destekleyicidir- aşırı düşünmeyle mücadelenize yardımcı olacaktır. Özellikle kadınları aşırı düşünmeye eğilimli kılan bir diğer faktör benlik algılarını hayattaki rollerinden sadece birine çok fazla dayandırmalarıdır. Örneğin benliğinizi sadece annelik rolü üzerinden algılarsanız bu rolle ilgili problemler tüm benlik algınızı tehdit eder ve aşırı düşünme bataklığına çekilirsiniz. Hayatınızdaki tek bir role odaklanmak yerine olumlu benlik algınızı güçlendirecek yeni bir beceri kazanmayı, yeni ilişkiler kurmayı veya bir amaca hizmet eden faaliyetlere katılmayı düşünebilirsiniz. Ortak noktanızın aşırı düşünmek olduğu arkadaşlarınızla çok fazla vakit geçiriyorsanız bu herkes için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Aşırı düşünmeyi körükleyen değil sizi bu halden çekip çıkaracak arkadaşlar edinmeniz oldukça elzemdir.

3.BÖLÜM: AŞIRI DÜŞÜNMEYİ TETİKLEYEN UNSURLAR

Kadınların üzerinde aşırı düşündüğü en yaygın konulardan biri eşleri veya partnerleriyle olan romantik ilişkileridir. Bunu yapmak ilişkideki problemleri fark etmeye ve çözmeye katkı sağlıyorsa elbette mantıklı olabilir, ancak aşırı düşünmek çoğu zaman ilişkileri sabote eden bir eylem haline gelmektedir. Kadınların finansal veya psikolojik açıdan eşlerine bağımlı olma olasılığı erkeklere kıyasla daha yüksektir. Kendisini iyi hissetmek için eşinin onayına ihtiyaç duyan, tüm hayatını eşini memnun etmeye ve onunla ilişkisine dayandıran kadınların kendisine bakışı bu ilişkinin gidişatının insafına kalır ve ilişkideki en ufak problemde aşırı düşünmeye sürüklenebilir. Nitekim bu kadınlar ilişkileriyle ilgili yanlış kararlar vermeye ve yalnızlığa itilirler. Aşırı düşünmekten kurtulmak ve sorunlara daha yüksek bir seviyeden bakmak gerçekçi bir bakış açısı kazandırır, eşler arasındaki iletişimi kolaylaştırır ve gerektiğinde değişim için isabetli kararlar almayı sağlar. 

Ebeveynlerimiz ve kardeşlerimizle olan ilişkilerimiz de bize aşırı düşünmek için birçok sebep verebilir. Hak sahibi olma takıntımız burada da devreye girer ve ebeveynlerimizin geçmişte yaptığı en ufak hataları bugün kendi yaşamımızdaki sorunların kaynağı olarak görürüz. Yanlış seçimlerimize ya da zayıflıklarımıza geçerli mazeret bulmak için çocukluğumuzu irdeleyip dururuz. Gerçekten ebeveynlerimiz tarafından ihmal ya da istimara maruz kaldıysak, yine bunun üzerinde aşırı düşünmeye meyilli oluruz, öfke ve üzüntü gibi duyguların içinde boğuluruz. Elbette yaşadıklarımızı değiştiremeyiz ancak ebeveynlerimizin hangi yönünü benimseyip hangi yönünü reddedeceğimiz hususunda karar sahibiyiz. Geçmişin bataklığında çırpınmak bizi oraya mahkum eder ve kendi hayatımızı anlamlı ve kıymetli yaşamaktan alıkoyar. Ailenizle ilgili öfke veya üzüntü gibi duygular hissediyorsanız öncelikle bu duyguları hissettiğinizi kabul etmekle başlayın. İkinci adım bağışlayıcı olmaktır. Bu, aile bireylerinizin hatalı davranışlarını kabul ettiğiniz anlamına gelmez ancak böyle durumlarda intikam duygunuzu bir kenara bırakıp yolunuza devam etmek en iyi fikir olacaktır. Önemli bir adım da ailenizle ilgili beklentilerinizi azaltmaktır. Onların davranışlarının mizaçlarının ya da yetiştirilme biçimlerinin bir sonucu olduğunu kabul etmek aşırı düşünmenizin önüne geçebilir. 

Onların davranışları beklentilerimize uymadığında bu benlik değerimizi olumsuz etkiler ve kendimizi aşırı düşünme döngüsünde buluruz. Günümüzde ebeveynlik konusunda ahkam kesen ve ne yaparsak yapalım kendimizi yetersiz hissettiren popüler medya nedeniyle kendi ebeveynlerimizi suçladığımız gibi çocuklarımızın da bizi suçlayacağından korkar hale geldik. Oysa iyi ebeveynlik için kendimizi affedebilmek önemli bir adımdır. Suçluluk duygusuyla sergilediğimiz davranışlar çocuklarımızın ihtiyaçlarına yönelik olmaktan ziyade sırf kendimizi iyi hissetmek ve suçluluktan kurtulmak için yaptığımız şeyler olabilir. Elbette kendimizi affetme eylemine pişmanlık duygusu eşlik etmelidir, zira davranışlarımızda bir değişiklik olmazsa kendimizi affetmemizin de bir anlamı olmaz. Çocuğunuzla ilişkimizde odak noktanız onları kontrol etmeye çalışmaktan ziyade onları anlamak olmalıdır. Kendilik değerinizi özellikle onların başarısı üzerinden belirlerseniz, özlerinde kim olduklarına karşı duyarsızlaşabilirsiniz. Başarılı, uslu, yetenekli bir çocuğunuz varsa kendinizi iyi hissedersiniz, ancak herhangi bir konuda başarısız olduğu anda kendinizi suçlamaya ve aşırı düşünmeye başlamanız kaçınılmaz olacaktır. 

Mesleğimiz de benlik tanımımızın önemli bir parçasıdır. İşimizle ilgili aşırı düşünme döngüsüne girdiğimiz zaman çoğunlukla zihnimiz bulanır, motivasyonumuz azalır ve özgüvenimiz zedelenebilir. Bu yüzden harekete geçmek ve doğru kararlar vermek zorlaşır, kariyerimiz olumsuz etkilenebilir. Sağlık sorunları da (özellikle ciddi bir hastalıkla karşı karşıya kaldığımızda ya da bir yakınımız bunu yaşadığında) aşırı düşünmek için zemin yaratır. Elbette böyle bir kriz anında aşırı düşünme tepkisi son derece doğaldır fakat olumsuz sonuçları olabilir. Tedavi hakkında doğru kararlar vermeyi engelleyebilir, hastalıkla mücadele ederken üstüne bir de depresyon ya da anksiyete eklenebilir. Dolayısıyla aşırı düşünme halinden kurtulmak ve daha yüksek bir seviyeye çıkmak bu meselede de önem taşır. 

Bir kayıp ya da travma yaşadığımızda aşırı düşünmeye eğilimimiz önceki nesillere göre daha fazladır. Onların ölüm, sakatlık, kayıp gibi meseleleri hayatın doğal bir düzeni olarak kabul etmelerine yardım eden dini inançları güçlüydü. Ayrıca böyle zamanlarda maddi manevi destek alabilecekleri aile, akraba-arkadaş toplulukları vardı. Maalesef günümüzde bu iki güçlü teselli ve destek kaynağına çok fazla sahip değiliz. Aksine toplum, yaşadığımız yasın ya da travmanın bir an önce “üstesinden gelmemizi” bekler. Halbuki bir acı yaşadığımızda bunun hemen üstesinden gelmemiz değil, o acıyı yaşamaya izin vermemiz ve bu zorlu yolculuğu kabul etmemiz gerekir. 

Bizi aşırı düşünmeye sevk eden faktörler olduğu gibi oradan çıkmamıza yardımcı olacak pek çok yöntem de bulunuyor. Aşırı düşünme eğilimimizin üstesinden gelebildiğimizde davranışlarımızı o anlık gelip geçebilecek olumsuz düşüncelere göre belirlemek yerine kendi değerlerimiz doğrultusunda anlamlı bir hayat sürebiliriz.

Özetleyen: Kl. Psk. Aslıhan Erdal
Kaynak: kemalsayar.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

2026-2023 GÜVERCİN GERDANLIĞI'NDA YAYINLANAN PAYLAŞIMLAR ARŞİVİ

MAYIS 2026 HAYDİ GÜL KEDERLİ AŞIK Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i) ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİ... TARAFE ŞİİRLERİ Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA G... BİR ŞAKA YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM GÜZ ORMANI ZEYTUN, DÖNÜŞ KADER DENİZİ SENİN OMUZUNA YASLANMAK GÜNEŞ YARASI YÜREĞİNİ YEME DENİZLER DÖRT DUVAR DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ AŞIRI DÜŞÜNMEK Mahya Papağan Tebessüm MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım NİSAN 2026 Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de... PARILTI KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAY... ...

KEDERLİ AŞIK

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır Dünyadan bunun ile razı olurum ben Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam Bana seslense dahi işitmem Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir? Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün İşte bugün de dördüncü gün Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum Lütfedersen ey habercim ona söyle “Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye Yemin ederim ne kavrulan kalbimin ...

Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de şikayettir.

Merhabalar. Duygularımız üzerinde konuşmaya devam ediyoruz. Bugün üzerinde duracağımız duygumuzun adı şikayet. İnsan bu hastalığa tutulduğu zaman her şeyden şikayet ediyor. Havadan bile şikayet ediyor, güneşten şikayet ediyor, var olmaktan şikayet ediyor, yaşıyor olmaktan şikayet ediyor. En küçük rahatsız edici konuları şikayet etmeden atlatamıyor. Başkalarından şikayet ediyor, kendi kaderinden şikayet ediyor. Cenabı Allah'ın takdir ettiği gelişmelerden şikayet ediyor. Dolayısıyla kaderden şikayet ediyor, kaderin onun hakkında indirdiği rahmetlerin miktarlarından şikayet ediyor. Büyük bir hastalık, isyanla akraba bir hastalık diyebiliriz. Her şikayet isyana akrabadır ve şikayetler birike birike insanı bir gün Allah'a isyana kadar taşıyabilir. Şikayet aslında şükür kavramının tam ters terazisine koyacağımız bir şeydir. Şükür varsa şikayet yoktur, şikayet varsa şükür yoktur. Her şükür bir şikayeti ortadan kaldırmaktadır, her şikayette bir şükre engel olmaktadır. İnsan bu manada a...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

İsa çarmıhta boşuna öldü

Kalmak     -evet!- Ve kendi hüznünü       akşamları Terkedilmiş kuyulara bırakmak, Kendi acının feryadını  Fırtınanın kükreyişine             koyvermek,  Yerinde duramayan ruhunun inleyişini  Yağmurun gürültüsüne     katmak.   Kalmak          evet    kalmak  Seyre koyulmak       evet              seyre koyulmak  Yalanı:  Riyayı kimsenin gizlemediği şehirde  Ömür ne şâhâne geçiyor  Ve hemşehrilerimin sadâkati       yalnızca         bunda Ahmed Şâmlu Artık yer yok Kalbin hüzünle dolu Sıcak mavi rengini yitirdi senin göklerin.

おしまいにするはずだった恋なのにしりきれとんぼにしっぽがはえる

「寒いね」と話しかければ「寒いね」と答える人のいるあたたかさ (『サラダ記念日』) Soğuk, değil mi? Diye  Seslenince,  ‘Soğuk (Ben de üşüdüm.)!’  diye  Cevap veren bir insanın olmasının  Verdiği sıcaklık.  Machi Tawara Çeviri: Ayşe Nur Tekme 

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...