ben ve ellerim uzaklarda senden
kelimeler gözyaşlarında asılı
bilirim yollanımı gözetleyedururda
otururken köşesinde yalnızlığın iğreti
yüreğin ezik ezik olmasın anne.
sensiz sanadır içimde akşamlar
suskunluğun süren sorgusunda
az biraz morcadır ellerim anne.
ak bir yazmadır gece /örter başını
düşmüştür yollara yana yakıla
yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar
seherlere düşen ayrılıktır
kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne
benimse gözlerim akan sulardan.
Ahmet Veske
Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde:
“ben ve ellerim uzaklarda senden
kelimeler gözyaşlarında asılı
bilirim yollarımı gözetleye durur da
otururken köşesinde yalnızlığın iğreti
yüreğin ezik ezik olmasın anne”
Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa, böylece rahmete değmek, anne memesiyle can çeşmesinin musluğuna ağız dayamaktır. Ahmet Veske burada anne dizinde oturan çocuğun halini belli ki yaşamış ve bize aktarmış: Kelimeler gözyaşlarında asılı. Ve yalnızlık: Öyle bir yalnızlık ki, iğretisi de olan köşeleriyle çepeçevre bir fanus. Annenin köşesi: Ama hemen yanında umudu var. Gözetlenen umut bize bir ayağı yalnızlıkta, bir ayağı oğlunun kalabalığında bir özel durum tarifidir. Bu durumu tasavvufta “halvet der encümen” tabir edilen hülle izaha kalkışmak belki iddialı gelebilir; ama durumun giriftliği de bize hemen bir başka ışık göstermiyor. Çünkü burada iğreti duran hal yalnızlığa dair değildir. Annenin oturduğu söylenilen köşeyle birlikte, köşeye ait olmayan ama köşesiz de sabitlenemeyecek bir soyut alandır. Köşenin duvar köşesi olarak açıklaması yoktur. Ama maddi bir açıklaması olsa bile seçilen “köşe” kelimesi şiir içerisinde bir yalnızlığı belirten eden kavramdır. O zaman aynı anda köşesinden alınıp kalabalığa bırakılan annenin iğretliliği yine sürdüğüne göre, hem kalabalığı hem de yalnızlığı birbirine ilintili; ne ilintilisi birbirinden ayrılmayan iki durum olarak kabul etmemiz gerekir. (Gerçi kalabalıkları anlatan bir belirgin kelime yoktur, ama annede bir eylem olarak, yolların gözetlenmesi, içinin ihtimal ezik ezik olacağı gibi bilgileri ihtiva eden haberlerden çıkarıyoruz). Bir de asıl yalnızlık belirtisi olarak şairin elleri ve kendisinin uzaklarda olduğunun bilgisi var. İşte somut bir durum. Demek ki annenin yalnızlığı şiirde bazen izafi, bazen de gerçek bir yalnızlık olarak karşımıza çıkıyor . Bu durum dönüp, şairin kendisinde de belirebilir. Bir yalnızlık, bir annenin kalabalığı… Annenin yalnız olması bu kalabalığı eksiltmiyor. Şair annesine çeşitli yönleri olan bir köşe seçmiş zaten. Hem bu köşe şairin kendisinden doğup anneye aktarılmış; hem de şairde annesine ait bilgiler ortaya çıktığında ikinci üçüncü varlıklar eklenmiştir. Mesela kelimeler, gözyaşları. Bunlar şairin anne dediğinde hemen ortaya dökülen unsurlar olarak yukarıda ifade etmeye çalıştığımız duruma şairi de dahil ediyor sayabiliriz. Nitekim bu duyarlılık,” yürekleri hemen bir üst mısrada geçen “ak bir yazmadır gece” ile de gecenin morluğunda bir kaybolan, bir ortaya çıkan parmakların bitişiğindeki çeşitli vakitlerin (kuşluklar, seherler, gece) merkezine yerleştirilmiş bulunmaktadır.
Mehmet Ragıp Karcı

Yorumlar
Yorum Gönder