Ana içeriğe atla

Burada Kalamam, Başa Dönemem

Yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
Koşumun gıcırdar ölmek dilerim
Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır

Süleyman Çobanoğlu, Tekfurun Kızı.

 

Vuruldum. Kendi evimde vuruldum. Her şey yolunda ve hepimiz güvendeyken vuruldum. İki bıçak, bir tornavida, bir de mermi yarasıyla tanış olunca vurulmanın ne olduğunu az buçuk anlayabiliyor insan. Size yemin ederim ki vuruldum. Ellerimle kapatacak, akan kanı durduracak bir yaram yok ama vuruldum. Bu, vurulmaların en kötüsü. Tümden vurulmak, vücudunun her zerresinde o acıyı hissetmek, varlığının bütünüyle sarsılması, acıyla inlemek için bile ağzını açamamak, kalbine dünyanın tüm hüznünün yüklenmesi ama susmak, dudaklarını ısırıp parçalamak, öylece orta yere uzanıp Allah’ın çaresizlerinden olmak, dua etmeyi unutmak ve evini, kendini, tüm iyi günleri. Size yemin ederim ki vuruldum. Bakın işte karşınızda gördüğünüz bu adam bütünüyle bir yara. Vurulmanın ardından açan bir yara. Ölmekten ve vurulmaktan oluşan bir yara.

İnsan bu yarayla nasıl devam eder peki? Ona bakanlar ne görür; bir pazar yerinde, meyve tezgahlarının önünde, çalışırken, not alırken, ağaç gövdelerini dikkatlice izlerken, mecburen gülerken, nezaket gösterirken, halat düğümlemeyi öğrenirken? Oysa onlar aramızdalar, kantin sırasında, akraba düğünlerinde, Whatsapp gruplarında, belki de oturma odamızda, hep oradalar, yanı başımızdalar. Tümden vurulanları kolay fark edemezsiniz topluluklarda çünkü herkesten daha çok “her şey yolunda” mesajı verirler çevrelerine ve uyum içerisinde yaşamaya çabalarlar. Çünkü artık korkulan olmuş, kervan dağılmış ve ne şimdiden ne de gelecekten bir umut kalmamıştır. Yapılacak tek şey artık yaşamaktır; yemek yemek, okula gitmek, işten eve dönmek, kötü esprilere gülmek ve tekrar gülmek. Gülmek kısmı önemli çünkü ne kadar çok gülerseniz insanlar size o kadar az “iyi misin?” sorusunu yöneltiyor ve iyi olduğunuza kanaat getiriyorlar.

Tümden vurulmuşlar için hayat artık biriktirilecek güzel günlerden değil bir an önce bitirilmesi gereken günlerden oluşur. Saatlerin, günlerin, haftaların ve yılların anımsattığı tek şey sona yaklaşmak ve sonlanmak, belki de sırlanmaktır. Bir şey olur ve insanın zamanla kurduğu ilişki kopar, günleri değil de artık saçındaki beyazları, göz kenarlarındaki kırışıklıkları, ağrıyan kemiklerini saymaya başlar. Ne mutlu bize Tanrım, ne mutlu ki ölmek var, ağrıların, aşkların ve sevmelerin bir sonu var; yeniden ne mutlu bize Tanrım, bize bir ölmek yarattın ve üstelik bunun sorumlusu biz değiliz. Bir de şu yaşamak olmasa.

Peki nasıl devam edeceğiz şimdi? İnsan tepeden tırnağa, tümden vurulmuşken bu yara koleksiyonuyla nasıl devam eder? İnsan kendini teskin etmek için cevabını bilse de bazı soruları tekrar tekrar sorar, kendisine ve çevresine. Nasıl devam edeceğimizi elbette biliriz, sadece tetiği çeken o eli bir daha göremeyecek olmanın gerçekliğiyle yüzleşmek istemeyiz çünkü özleriz. İnsan en çok kendine tetik düşüren elleri özler ve unutmaz, o ellerin sahibini ömür boyu unutamaz. Unutmayalım. Hiç.

Kavga bitti ve de savaş. Façamız o biçim dağıldı. Dümdüz olduk. Şehrin orta yerine diz çöküp nereye döneceğimizi tartışıyoruz şimdi. Atlarımız ve taze meyvemiz yok, bitmeyen borçlar, hayal kırıklıkları ve alaycı gülümseyişler var üzerimizde. Bir savaştan daha mağlup ayrılmanın şerefli yalnızlığı. Tanrım yenilmek diye bir şey olmasaydı nasıl büyürdü insanın kalbi, nasıl şekil alırdık dövülmeseydik eğer hayatın demir örsünde ve ben kim olurdum, neyden yapılırdım olmasaydı yenilmek?

Nereye döneceğimi bilmiyorum. Kendime gelmek, ağzımdan akan kanı silmek ve aynaya yeniden bakabilmek için nereye gideceğimi bilemiyorum.

Kasımpaşa’da çorba içiyoruz Muzaffer Serkan Aydın ve Soner Karakuş’la beraber. “Efendim, duyamadım” diyorum dolu gözlerimi yerden kaldırarak. “Burada kalamazsın ve başa dönemezsin / Gitmek zorundasın. İsmet Özel, Of Not Being A Jew.” diyor Serkan Aydın. Babamın hastane raporunu ilk Serkan abiye atmıştım, kanserden ne yazık ki en iyi o anlar diye “anneye sahip çık Gökhan’ım, geliyorum hemen” demişti. Babam öldüğünde de ilk Soner abiyi aramıştım işten eve dönerken, ölümden en iyi o anlar diye. Neredeyse benimle beraber kavuşmuştu eve ve babamın cansız bedenini 5 kat indirirken cenaze arabasına, battaniyenin bir ucundan da o tutuyordu. Öğrendim ki edebiyat insana sadece estetik bir doyum sunmuyor, aynı zamanda sarsılmaz yol arkadaşları da kazandırıyor.

İşte yine beraberiz, peki ne için? Yıllardır beraberiz ve birbirimizi suskunluğumuzdan tanıyoruz. Ben anlatmasam da anlıyorlar bu sefer ne için sustuğumu. Serkan Aydın “yeni şiir var mı?” diye soruyor “var” diyorum başımı yerden kaldırmayarak. Üçümüz de biliyoruz ki insanın yaralandığı yerde mutlaka şiir vardır. Şöyle yazmıştı Soner Karakuş: “Yarayı aldık, kurşun içerde kaldı” ve Muzaffer Serkan Aydın: “Şimdi biri çıkıp vursa beni / İnan kendini daha çok yaralar”.

Sessizlik.

Hayat bazı anlarda fazlasıyla vazgeçilebilir gibi geliyor insana. O büyük idealler, öğretiler, sözler, hayaller hepsi önemini ve değerini yitirip koca bir boşluğa dönüşebiliyor. Bu fazlasıyla korkutucu çünkü elinizi atıp tutacak hiçbir şey kalmıyor ve zihninizde yankılanan tek şey gitmek oluyor. Gidersek her şey çözülecek ve her şey daha kolay olacakmış gibi hissediyor insan o anlarda. Oysa kalmak gibi gitmenin de bir bedeli vardır, bazen size bazen de sizden sonrakilere ödetilen bir bedel. Dünyada kalmak ve kalmaya devam etmek büyük bir meydan okuma ve cesaret isteyen bir iştir. Her şeye göğüs gerip her akşam o yatağa girmek ve tüm bu saçmalıklara rağmen her sabah uyanıp dünyaya koyulmak büyük bir kuvvet ve cesaret ister. Ama biliyorum ki insan bazen yorulur, hatta bazen yorgunluğun ta kendisi olur. Böyle anlarda devam etmek her şeyden daha zordur, biliyorum, ama bu zorluğa göğüs germek gerekiyor. Bazen bizi dümdüz etmesi, bazen de o zorluğun üstesinden gelmek için göğüs germek gerekiyor.

Bazen düşünüyorum, her şeyden vazgeçmek değil, her şeyden vazgeçebilme ihtimaline ve gücüne sahip olabilmek insana dayanma, devam etme gücü veriyor. Devam edeceğiz.

Devam edeceğiz çünkü bu aldığımız ilk yara değil ve son da olmayacak. O son yarayı alıp yerle bir olana kadar devam edeceğiz. Sokaklarda, yoksul kasabalarda, berbat otellerde, 2+1 giriş kat evlerin oturma odalarında paramparça olana kadar devam edeceğiz. Sana söz parçalanacağız.

Üzgünlük her zaman yavaşlatmaz ve hareketsizleştirmez insanı, bazen de üzüntü bitip tükenmek bilmeyen bir enerji verir insana, her yere koşturursun, her işi yaparsın, her yerde olmaya çalışırsın çünkü bilirsin ki durduğun an kendinle ve yaşadıklarınla baş başa kalacaksın, daha çok üzüleceksin, keşkeleri ve acabaları daha derin düşünmeye başlayıp derdine yeni dertler ekleyeceksin. İşte bu yüzden üzüntülü insanları bazen herkesten daha çok hareketli görürüz, yaşadıkları olayı atlattıklarını ve iyileştiklerini düşünürüz. Ama bu gerçek bir iyileşme değildir. Bilirsiniz, ölüm döşeğindeki hastalar ölümlerine yakın canlanır ve toparlanırlar, buna ölüm iyiliği denir.

Sevinebilirsin, şimdilik iyiyim.

Bazen tüm gücümüzü ve dikkatimizi biri olmak, bir şey olmak ve bir şeylerden uzak durmak için harcarız. Onun için çalışır, çabalarız, yıllarca. Fakat kaderin tuhaf bir oyunudur ki insan hep olmak istemediği o şeyle suçlanır, imtihan olur. Tüm hayatımızı harcadığımız ve bin kere düşünüp bir kere adımladığımız dünya, bizi bu kirli sokaklara mı getirecekti yani? Bunları mı duyacaktık yani filmin sonunda? Bu muydu uğruna yaşamayı göze aldığımız, canımızı peşimiz sıra sürüklediğimiz dünya?

Kaçtığın her şeyin seni eliyle koymuş gibi bulması ne tuhaf. Kaçmak üzerine düşünürken aklıma Deleuze’ün kaçış çizgisi kavramı geliyor. Diyaloglar’da şunu söylüyor Deleuze: “Kim bize bir kaçış çizgisi üzerinde bütün kaçtıklarımızı tekrar bulamayacağımızı söyleyebilir? Sonsuz ana babadan kaçarak, kaçış çizgisi üzerinde Oidipus oluşlarının hepsini tekrar bulmuyor muyuz? Faşizmden kaçarken kaçış çizgisi üzerinde faşist katılaşmalara yeniden rastlıyoruz. Her şeyden kaçarken, nasıl anavatanımızı, iktidar oluşlarımızı, alkollerimizi, psikanalizlerimizi, ana babalarımızı yeniden oluşturmadan kaçabiliriz?”1

Kaçamadık.

Dün sabah bir şiir okudum, erken vakitte. Osman Konuk: “Kendi en yükseğinden itilince herkes incinir” diyordu. Telefonu çıkartıp mesaj attım kendisine ve çok geçmeden cevap geldi, şöyle diyordu mesajın sonunda: “devam edeceğiz kardeşim”. Peki Çince’den bile zor olan bu yaşamaya nasıl devam edeceğiz Osman abi?

En derin oyuğu hep en sevdiklerimiz açar kalbimize çünkü aşkta olduğu gibi acıda da geçiş üstünlüğü vardır sevilenin. Ama yine kırılıyoruz, bir daha toparlanmamak üzere kırılıp dağılıyoruz. Üzüldüğümüz şey dağılmak değil de onun elinden dağılmak oluyor, keşke başkası yapsaydı bunları, keşke başkası söyleseydi de ondan duymasaydım deriz. İnsanı acıtan vurulmak değil, sevdiği tarafından vurulmak oluyor aslında. Ve bu vurgun, içinde en çok hayal kırıklığını barındırıyor, geçmişin ve gelecek güzel günlerin derin ve telafisi mümkün olmayacak hayal kırıklıklarını.

Ama olsun, biz, bize çatan belaya değil, belanın kimden geldiğine dönüp bakmayı çok önceden öğrendik. Belamızı yine çok güzel yerden bulduk, yaramızı o beyaz eller açtı. Hepsine kabul, hepsine olsun.

Senin güzel canın sağ olsun.

En çok da senin o güzel canın sağ olsun ulan.

İstanbul’un ve dünyadaki tüm İstanbulların bu eylül akşamına ve olanlara, maruz kaldıklarımıza: https://youtu.be/U5MlNk3LLaM

Gökhan Ergür 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...