Ana içeriğe atla

Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de şikayettir.

Merhabalar. Duygularımız üzerinde konuşmaya devam ediyoruz. Bugün üzerinde duracağımız duygumuzun adı şikayet.

İnsan bu hastalığa tutulduğu zaman her şeyden şikayet ediyor. Havadan bile şikayet ediyor, güneşten şikayet ediyor, var olmaktan şikayet ediyor, yaşıyor olmaktan şikayet ediyor. En küçük rahatsız edici konuları şikayet etmeden atlatamıyor. Başkalarından şikayet ediyor, kendi kaderinden şikayet ediyor. Cenabı Allah'ın takdir ettiği gelişmelerden şikayet ediyor. Dolayısıyla kaderden şikayet ediyor, kaderin onun hakkında indirdiği rahmetlerin miktarlarından şikayet ediyor.

Büyük bir hastalık, isyanla akraba bir hastalık diyebiliriz. Her şikayet isyana akrabadır ve şikayetler birike birike insanı bir gün Allah'a isyana kadar taşıyabilir.

Şikayet aslında şükür kavramının tam ters terazisine koyacağımız bir şeydir. Şükür varsa şikayet yoktur, şikayet varsa şükür yoktur. Her şükür bir şikayeti ortadan kaldırmaktadır, her şikayette bir şükre engel olmaktadır. İnsan bu manada aslında hem şikayet fabrikası hem şükür fabrikası. Karşısına çıkan herhangi bir olayı hadiseyi değerlendirerek, yorumlayarak ya şükür kutusuna yerleştiriyor veya şikayet kutusuna yerleştiriyor. 

Şikayet tabii ki gerekli bir merciye, bir problemi çözmek üzere onun yetkileri dahilinde bir konuda olduğunda bir mahsuru yok, oldukça da faydalı. Fakat genel olarak şikayetlerimiz böyle değil, yani şikayetlerimiz adeta laf olsun diye şikayet şikayet olsun diye şikayet. 

Şikayetçiler bu manada tefekkür aracını kullanmadığımızda genel olarak böyle bir
probleme düşüyoruz. Çünkü rahatsız olduğumuz, şikayet ettiğimiz olayın dış yüzüne odaklanıyoruz. Kur'an-ı Kerim'de "sizin şer gördükleriniz hayır olabilir" buyuruluyor, bu çerçeveden bakamıyoruz. Onun gelecekte bize getireceği katkıları ve şimdiki yaptığı katkıları geniş düşünmediğimiz için göremiyoruz. Bu manada dar düşüncenin sonucu genel olarak şikayetle bitiyor. Çoğu zaman şükre layık bir konuda şikayete düşüyoruz düşünce darlığı haricinde. 

Bir de bencillik meselesi var ki yani kişi ben merkezci konuları ele aldığı için, nefsine yönelik olarak konuları arzularına heveslerine göre değerlendirdiği için, başkalarının yararına bütün insanların yararına bir şey bazen onun biraz rahatını kaçırabilir. O herkesin yararına olsa da kendisinin rahatını kaçıran bu süreci şikayetle karşılayabiliyor. İşte bu zahirperest dediğimiz, sadece olayların görünen yüzüne bakmak. Bir de enaniyet dediğimiz bencillik. Bu iki çerçevede incelediğimizde her şey şikayete bizi götürebiliyor. 

Aslında biz bu şikayeti biraz da çevresel koşullardan öğreniyoruz. Adeta bir şikayet asrında yaşadığımız söylenebilir. Sanat eserleri şikayetlerle yazılıyor, edebi eserlerin içerikleri şikayet merkezli. Medya, şikayet merkezli bir yayın politikası tercih ediyor. Din anlatımları da şikayet merkezli. Bir din alimi başka bir din aliminden şikayet etmek için bütün mesaisini harcıyor. Ortaya pozitif bir şey koymak varken, müspet manada bir sürece efor ve emek sarf etmek varken değil mi ki müşterisi çok fazla, şikayet her zaman ilgiyle karşılanan bir konu. İnsanların şikayetlerini dinleye dinleye izleye izleye sosyal medyada takip ede ede, onları okuya okuya geniş çapta bir eğitim almış olduk. Artık şikayet etmeden duramıyoruz. Şikayet etmeden cümle kullanamıyoruz. Şikayet ifadesi barındırması hayata bağlanma biçimimizi ifade etmeye başlayan bir kavram olmaya başladı. 

Şikayet aslında biraz kökene inerek bakıldığı zaman her şeyi Allah idare ediyor ve her şeyin faili Allah'tır ve ahiret vardır. Dünyadaki geçim sıkıntılarının ahirette bir takım telafileri ve mükafatları vardır. İnsanın tek hayatı bu sınırlı dünya yaşamı değildir dediğimizde, dünyada şikayete şekva layık tek bir konu bile gösterilemez. Her biri ahiret inancı, Allah inancı, kader inancı çerçevesinde yerli yerine oturur. Her birinde şükredeceğimiz boyutlar ortaya çıkar.

İnançsızlık merkezli konuyu ele alacaksak yani ölümden öte hayat yok diyeceksen, haşa kainatı idare eden bir yaratıcı yok diyeceksen veya var ama bir müdahalede bulunmuyor karışmıyor gibi bir şey söyleyecek olursak, insanın yaşamı da eğer bu kadar kısıtlı bir yaşam, kader diye de bir şey yoksa bu manada hayatta şükre uygun hiçbir şey yoktur. Nimetler bile şikayete layıktır. Hayatın kendisi bile kendisinden şikayet edebileceğimiz
bir hayattır. Bir edebiyatçının ifadesiyle bu muydu annemin karnını tekmeleyip durduğum hayat denmeye layık bir hayattır. 

Bu kısa hayatı, rahatsız edici şeylerle hoşumuza gitmeyen meselelerle, musibetlerle, acılarla, sorumluluklarla, ibadetlerle idare ediyor olmanın hiçbir makul ve mantıklı bir açıklaması olmayacağından hayat şikayete layık bir hayat olur.

Gerçekten ahiret inancı olmayan yazarların hayatı ele alış biçimini de göz önünde bulundurursak, şikayet hayatın en merkezindeki kavram olur. Çünkü hayatın kendisi topyekün şükre layık olmayan, şikayete daha yakışan bir kavram olmuş olur. Ölümle biten bir hayata insanın getirilmesi adeta ona bir azaptır.

Sevdiklerinin de onun elinden telafisiz bir şekilde alınması bir azaptır. Telafileri olmayan bu kadar ağır acılar altında yaşanan bir hayatın bir şükür yönü yoktur. Bir çocuk diyelim ki annesini kaybetmiş. Annesini kaybetmenin acısını çocukluktan itibaren ömür boyu yaşıyor, katiyyen diyelim ki karşılaşmayacaksınız. Tesellisi yoktur. Toplamda bu manada şükür ancak imanla mümkün. İman merkezli bakıldığında şikayete layık bir mesele yoktur ama imansızlık penceresinden de şükre layık bir konu yoktur. 

Evet iman bir telafi. Bir meyve ağaçtan düştüğünde bu büyük bir kayıp değildir. Çünkü ağaç var olmaya devam ediyor, yaşamda bir nimet bizden alındığında bu bir problem değil, çünkü nimeti veren var olmaya devam ediyor. Onu iade edecek olan, daha güzeliyle insana verecek olan, bütün ayrılıkları kavuşmaya sonlandıracak olan varlık var olmaya devam ediyor. Bu manada her üzüntü her sıkıntı aslında bir müjdenin, bir ferahlamak, şükür ibadetine layık bir gelişme olmuş oluyor. 

Evet iman penceresinden konuyu değerlendirmeye biz devam edelim. İnsan aslında kendisine isabet eden nimetlerin bir kısmını musibet gibi yanlışlıkla yorumluyor acelecilikten ötürü, hızlı hüküm vermekten ötürü bir konuda şikayete düşebiliyor. 

Genel olarak şikayetlerimiz altında bir acelecilik var, acele hüküm verme var, sabırsızlık var. Bu manada hayatta şikayete layık bir şey yok dedik ama bunu tabii ki teennile, tefekkürle konuları karşılayan insanlar için söylemiş olduk. 

Evet şikayetin böyle mana alemine bakan sıkıntılı tarafları var ama bunu hiç hesaba katması kendisine yaptığı bir kötülüktür. Kendisine yaptığı bir zulümdür. Kendi iç dünyasına verdiği bir karamsarlık talimatıdır. Her şikayet hayatı bize biraz daha kötü gösterir. Çalışma azmimizi biraz daha kırar, şevkimizi kırar. 

Her şikayet, bütün varlıkları da şikayetçi varlıklarmış gibi görmemize sebebiyet verir ve içinde bulunduğumuz alemi karartmaya başlar ve bizde harekete geçme azmini ortadan kaldırmaya başlar. Şükretmek nasıl nimeti arttırıyordu, nimetlerden alınan mutluluğu arttırıyordu, nimetleri bereketlendiriyor ve çoğaltıyorsa ki Kur'an-ı Kerim'in de vaadi bu yöndedir, "şükrederseniz arttırırım" buyuruluyor bir ayeti kerimede. Evet, şükrün karşı terazisindeki kavram olan şekva, nimetleri azaltır, nimetlerden alınan lezzeti azaltır. kişi aslında şikayetle rahmet olan, nimet olan bir şeyi azalmış gibi görerek, rahmetin kaynağına bir itirazda bulunmuş olur. Rahmet kanunlarına bir itirazda bulunmuş olur. Böylelikle rahmet kanunlarının kendi hakkındaki takdirlerini de daraltmaya vesile olur. Rahmeti küstürür, rahmetin ona yaptığı iyilikleri kötülükmüş gibi görerek rahmete olan liyakatını kaybettiği, azalttığı için bir sonraki aşamalarda kendisine ulaşacak olan nimetleri de azaltmış olur. Şükür nimetleri çoğaltırken, şekva nimetlerin hem niceliklerini, hem de bizde bıraktığı etkiler bakımından niteliklerini, bize vereceği haz ve mutlulukları kurutmaya öldürmeye başlar. 

Şikayetin kaderle ilgili de bir problemli tarafı vardır. Sonuç itibariyle kaderin takdirlerine itiraz etmiş oluruz kaderin tasarruflarına şikayette bulunmuş oluruz. Kaderin de Cenabı Allah'a bakan yönüyle iradi tarafını saymıyoruz. Cenabı Allah'a bakan yönüyle tamamlanmış bir tarafı vardır. Kaderin hükümlerini itirazla karşılayan bir kişi itiraz etti diye, şikayet etti diye o hükümleri düzeltemez. Ağladı, üzüldü, feryat etti diye o durum onun hakkında değiştirilmez. Bu değiştirilemeyen yöne bakılınca, kader yönüne bakılınca kadere itiraz ancak kişinin kendi içindeki sıkıntıları arttırır. Kadere bir şey yapamaz. Bu manada değişmeyen bir yasayla çarpışmanın verdiği ayrı bir kasvet yaşatır insana. 

Kadere imanı güçlü olan birinin bariz özelliklerinden birisi de şekva şikayetinin az olmasıdır, olmamasıdır. Bilir ki her yaratılmış hadisenin doğrudan Allah'ın takdirlerine bakan bir yönü vardır. Bu manada kadere imanı tam olan birisi, şikayetli bir durum bulamaz. Rabbimin takdiri böyledir der meseleyi kapatır.

Evet, her şikayet hadisenin hakiki failinden de şikayettir. Bu durumda kişinin manevi mertebesini, manevi niteliğini, kalitesini azaltacağı da kişiyi manevi konumundan aşağılara çekeceği de muhakkaktır. Evet kadere itirazdır dedik, rahmete itirazdır dedik. Bir de adalete itirazdır, adalete itirazdır. Çünkü bizim rahatsız olduğumuz, şikayet ettiğimiz hadiselerin bizim bazı yanlışlarımız, ihmallerimiz, başımıza gelen sıkıntılı hadise yani bizi şikayete sevk eden hadisede hiç de azımsanmayacak derecede kendi suçlarımızın bir etkisi vardır. Bu manada bu cezaya, bu bedele karşı gösterdiğimiz şikayet hakkımızdaki adalet tecellisine de gösterdiğimiz bir şikayet olur ve rahmete itiraz edenin rahmetten hissesinin daralması gibi, adalete itiraz edenin de daha farklı yeni bir cezaya müstehak olma durumu vardır. O yüzden kişi ödediği bedellere de razı olmalı ki adaleti takdir etmiş olsun o adalet de onun için yeni bir ceza tayin etmesin. 

Evet biz şekva şikayeti işimiz görülsün rahat edelim daha çok şikayete vesile olacak durumlara düşmeyelim, sıkıntılarımız azalsın, ferahlayalım, rahatlayalım diye yaparken konunun bu manevi boyutlarından dolayı bizi daha çok şikayet ve şekvaya sevk edebilecek, daha sıkıntılı hallere bizi gark edebileceğini düşünüp, nefsimize bunu anlatıp bu şikayetlerden vazgeçmenin yollarına bakmamız gerekiyor. 

Evet şikayetin bir vicdan azabı getirdiğini de söyleyebiliriz. Çünkü şükredilir görmeyip nankörlük edip, bunları atlayıp hayırlı tarafları olan, bize katkıları olan, onlar da nimet olan hep sıkıntılı meselelere odaklanıp şikayete yönelmek, içimizde temiz bir fıtratın temsilcisi olan vicdanı yaralar bereler içerisinde bırakacaktır. Her şikayet kişinin kendi vicdani boyutunda bir azapla sonuçlanacaktır. Vicdan ona bu
şikayetin haksızlığını, bunun bir zulüm olduğunu, bunca nimet varken onları görmeyip ama şu basit sıkıntılara sürekli odaklanmanın bir nankörlük olduğunu bize fısıldayacak. Vicdan azapları da aslında psikolojimizi bozan şeylerdir. 

Evet tabii ki insanız, nefis taşıyoruz. Hadiseler bizi rahatsız ettiğinde kalbimizde şikayetle ilgili bir adımlar başlıyor. Şeytan da bu meseleyi hemen şikayete dönüştürmemiz için sahaya iniyor. Biz şikayet etmeyelim onu nötür bırakalım desek zorlanacağız. Biz daha iyi bir şey yapalım. O şikayet enerjisini şükre çevirelim. Tam şikayet edecekken onu şükre çevir, tam şikayet edecekken o mevzuyu tevekküle dönüştürelim. Tam şikayet edecekken duaya dönüştürelim, bir ibadete dönüştürelim. İçimize gelen bir şikayet karşısında birisine bir iyilik yapalım. Bir sadaka verelim bu oyuna gelmemek için. Meselenin aksine bir adım atalım ki bu enerji kötücül bir enerjiden bir iyimserlik, bir nurani enerjiye dönüşebilsin. Yoksa onu tek başına ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir  Evet, zikre çevirelim onu. Neden bu böyle oluyor gibi isyan cümleleri kurmaktansa, çok güzel zikirler var hasbünallahu ve nimel vekil yani böyle karşılamak la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim. Bu zikirler aslında içimizdeki şikayet duygusuyla buluşturmak zikirleri. Böylelikle şikayet ihtimalini zikre de çevirmiş olabiliriz.

Bütün bunlarla birlikte evet, hadiseler bazen de çok ağır olabilir. Dayanamayız, dayanamayacak raddelere gelebiliriz Allah muhafaza buyursun. Ama öyle olunca da şikayet etmek yerine işte tam o zamana kadar Cenabı Allah'tan istemediğimiz konuyu isteyebiliriz: sabır istemek. Ya sabır deyip Cenabı Allah'tan sabır istemek. Yani bir sıkıntıya zaten gerek yoktur, sabır talebi aynı zamanda bizim radddelerimizin, sınırlarımızın aşıldığı noktalara kadar bekletmemiz gereken bir şeydir.

Dayanamıyorsan, kaldıramıyorsan Ya sabır deyip Cenabı Allah'tan sabır isteriz. Ama dayanabiliyorsan, idare edebiliyorsan, şikayete dönüştürmeden konuyu götürebiliyorsak sabır duasına da çıkmaya gerek yoktur. Çünkü sabır istemek bir İmdat butonu gibidir, ben dayanamıyorum demektir ve dayanıyorsa eğer mevzu sabır yerine şükür mevzusu olmalıdır. 

Evet yine sınırlarımız açılıyorsa yani şikayet konusunda artık kendimizi durduramayacak raddeye gelmişsek, Allah'ı, kaderi, Allah'ın adalet ve Rahmetini insanlara şikayet etmektense biz durumumuzu Cenabı Allah'a şikayet etmeliyiz. Bu şikayeti en yüksek merci olan Cenabı Allah'ın katına sunmalıyız. Hazreti Yakup Aleyhisselam'ın dediği gibi ben tasamı hüznümü ancak Allah'a şikayet ediyorum. Evet yani başkalarına şikayetle alakalı olan o olumsuz bütün düşünceleri bir tarafa bırakıyoruz burada. Bir fazilet olan, kişinin durumunu Allah'a şikayet etmesi, kendi düştüğü durumu Cenabı Allah'a arz etmesi, dayanamadığını, sabır gösteremediğini Cenabı Allah'a bildirmesi hem büyük bir duadır hem de insan ruhunu ferahlatacak bir yaklaşımdır ve cenabı Allah'ın yardımlarını celbeden bir tutumdur. Tabii Cenabı Allah'a bu şikayeti yaparken de cümlelere dikkat etmek gerekir. Haktan olmaz şikayet, belki maksat hikayet demişler. Yani durumumuzu bir rapor suretinde Cenabı Allah'a aktarmalı ve bu konuda seçtiğimiz cümlelere de dikkat etmeli ve bunun şikayet yerine bir hikayet yani olay üssünü bildirme, kendi durumunu arz etme şekline çevirmekte yarar var.

Şimdi şikayete çok layık bir tarafımız var, nefsimizden şikayet. Nefsimizden çektiklerimiz. Nedir bu nefsimizden çektiklerimiz, bize neler yaptırdı, neler yaptırmak istiyor? Ne büyük nimetlerden bizi mahrum bıraktı, ne tembelliklerle bizi sürekli aşağılara doğru çekti? Şimdi bu nefsimizden şikayet konusuna bir mesai ayırmalıyız. Yani insanlardan, hadiselerden değil de o enerjimizi nefsimize doğru kullanmalıyız. Nefsimizi Cenabı Allah'a şikayet etmeliyiz. Kendi nefsimizi kendimize şikayet etmeliyiz. Kusur çünkü oradan çıkıyor, asıl mesele oradan çıkıyor zaten. İnsan kendi nefsini tenkit etmemek, şikayeti oradan yapmamak için başkalarını suçlar. Başkalarını suçladığında kendimizi suçlamaya vakit kalmayacağını düşünürüz. Başkalarını suçlarsak kimsenin bizi suçlamayı düşünmez, olayları ve insanları şikayet argümanı yaparsak nefsimize sıra gelmez diye düşünürüz. O yüzden yaparız. Bu çok şikayetlerin altında aman kendimden şikayet etmeyeyim durumu vardır. Biz bu oyunu tersine döndürmeliyiz.

Az önce şikayetin bütün o sıkıntılı mahzurlu taraflarının tam tersine bir insan ömür boyu nefsinden şikayet etse, bu büyük bir ibadet, büyük bir fazilet olarak onu yükselttikçe yükseltir. Nefsimizden şikayet, bizi günahlara sevk etmesinden şikayet, bizi isyana götürmesin şikayet, sorumluluklarımızı bize yaptırmamaktan şikayet, bizi imansızlığın şikayet. Evet, bu şikayetler hep zihnimizin bir tarafında olmalı, bu konuda tetikte olmalıyız. 

Evet tekrar hayattaki olayların şikayetle karşılama konusuna dönecek olursak, hayatta gerçekten böyle ilk bakışta bizi rahatsız edecek, sıkıntıya sokacak, şikayete sevk edecek olayların sayısı pek de az değildir. Fakat bu nefis penceresinden bakıldığı için böyledir.
Ama insan nefisten ibaret olmadığı için, onun aklı, kalbi, vicdanı olduğu için bizi şikayete sevk eden bütün olaylara nefsimizin darlığından çıkıp, akıl penceresinden, kalp penceresinden bakabilirsen şikayet vesilesi değil şükür vesilesi birer konu olduğunu görebiliriz. Özellikle konunun akla bakan yanları yani tefekkür, yani meselenin diğer boyutlarının açılması. Bir de akıbete bakan yanları; şimdi böyle bir sıkıntı var ama ölüm ötesi hayattaki karşılıkları yansımalarını düşünerek konuyu değerlendirmek, burada bizim iki teselli kaynağımız ortaya çıkıyor. Birisi akıl, birisi vahiy. Akıl devreye giriyor, seni üzen konunun aslında şöyle geniş boyutları var. Dünyada vahiy devreye giriyor, diyor ki seni sarsan bu konunun aslında öte hayatta çok geniş açılımları var. Bu ikisi üzerinden bir telkinle beraber şikayet konusunun bir şükür mevzuu olduğunu anlayabiliyoruz.

Musibetlerdeki hikmet, rahmet, maslahat, güzellik yönlerini elbette herkes aynı çerçevede göremez. Ama bu konuda kendimizi bizi eğite eğite, her sıkıntının güzel yönlerini araştıra araştıra, o güzel yönleri iyi görebilen alimlerimizin
yazarlarımızı müelliflerimizi okuya okuya bu yönümüzü geliştirmeli ve hayatta her şeyden şükre giden yolları açma konusunda sanatkar olmalıyız. Bu konuda mesai harcamalıyız.

Dünyaperest gibi bir hastalık var, hepimiz de bir boyutta taşıyoruz bu hastalığı. Dünyayı çok önemseme, olmazsa olmaz görme, her şeyi dünyaya hizmet ettirme, ahireti bile dünyanın bir şubesi gibi zannetme sebeplerinden dolayı bu kısa hayattaki küçük problemler gözümüze çok büyür ve büyüdükleri için de şükre ait yönlerini ortaya çıkarmakta zorlanırız. Birinci tedaviyi aslında dünyaperestlikten kendimizi kurtarmaya çalışmakla, ölüm hakikatini sürekli güncel olarak tutmakla, ölüm ötesi hayatın gerçek ve sonsuz olan hakiki hayatımız olduğunu ruhumuza kalbimize sindirmekle olabilir. 

Evet her şekva her şikayet bir ilahi fiili tenkit, o ilahi fiil de bir hikmetten çıktığından dolayı da Cenabı Allah'ın o konudaki hikmetini beğenmemek, meselenin bu boyutlarını biraz zihnimizde genişletmemiz gerekiyor. Şikayetin böyle çok sıradan, çok alalade, gündelik hayatın olağan bir parçası gibi zanneden yaklaşım tarzımızı da değiştirmemiz gerekiyor. 

Sorunların bizi götüreceği yer öncelikle tefekkür olmalı. Tefekkürden zaten şükür çıkar. Tefekkürden sonra da yine de sorunların insanı rahatsız eden yoran bir tarafı olduğundan dolayı hikmetini bilsek de bizi yorar. Onlar bu sefer de tevekküle geçmemiz gerekiyor. Yani birinci servis tefekkür servisi, önce oraya uğramam gerekiyor. Oradan sonra da artık hikmeti her ne olursa olsun meselenin madem ki bir sarsıcı var ondan sonra da tevekkül servisine geçmemiz gerekiyor. Musibetler birer ibadettir, onlar sabırla karşılanabilir. Belki normal ibadetlerden daha çok ibadet imkanı vardır musibetlerde. Çünkü ibadetlerin belli zamanları var ama hastalık, sıkıntı, musibet gibi şeyler bazen süreklilik arz edebiliyor. Onların her birinin ibadet olacağı, ibadet olma potansiyelleri olduğu müjdelenmiştir. Bu bakımdan bir şart olduğunu unutmamak gerekiyor. 

Musibetler isyanla karşılanırsa şekvayla şikayetle karşılanırsa birer ibadet olmazlar, sabırla karşılanırsa birer ibadet olurlar. Hatta küçücük şikayetler bile o musibetler de puanımızı düşürür. Yani bir sınavdan 100 ile geçmek de sınıfı geçmeye vesile olabilir 50 ile geçmek de sınıfı geçmeye vesile olabilir. Yaşadığı musibetten şikayet ifadesiyle karşılayan bir kişinin puanı hemen inmeye başlar. Asıl ideal olan bu musibetin başladığı günden sonuna kadar bununla ilgili hiçbir şekva ve şikayette bulunmadan bunu tamamlamaya azm etmektir, niyet etmektir. Dersin bir kısmında söylediğim gibi, yani bir otoriteye problemi çözecek olan bir kişiye, bir hastanın bir doktora problemlerini anlatması bu kategoride değildir. Biz sadece laf olsun diye sohbet olsun diye insanlarla diyalogta kullanalım diye böyle başı boş sözlerden oluşan bu manasız şikayetlerin burada üzerinde duruyoruz. 

İnsanın en büyük manevi hastalıklarından bir tanesi enaniyet kibirdir. Şikayetin de kibirle bir alakası var, yani şikayetler kibirden de kaynaklanır enaniyetten de kaynaklanır. Başkalarından şikayet ederken şikayet edilmeyecek bir ben var aslında. Bu kadar kusurları dile getiriyorum ama bendeki kusursuzluğu da artık siz takdir edersinize götüren bir şeydir. Yani kaynağında kibir olmakla birlikte garip bir döngü itibariyle aynı zamanda kibri besleyen bir şeydir. Yani her şikayet kibir binasına bir tuğla daha koyar, kibir binası da kuvvetli olunca bir sonraki şikayeti daha rahat ve hızlı yapmamıza sebebiyet verir. Böyle bir manevi hastalığın da yakından ilişkili bir duygu. 

Şikayetçiler yaşıyoruz bu aciz varlık zor hayat içerisindeki zorluklarla karşılaşınca nötr kalamıyor ya şikayet ediyor ya şükrediyor bir şey yapmadan duramıyor. O yüzden biz o hadisenin yerini şükürle doldurmazsak o boşluğu ayetlerin istila edeceğini de düşünmemiz gerekir. Kimisi var zengindir, bütün imkanları yerli yerindedir, ağzından şikayet cümlesi düşmez. Kimisi de var fakirdir problemleri de vardır dilinden şükür ifadesini düşürmez. Bu iki tabloyu yan yana koyduğumuzda meseleyi anlamak pek de zor değil. Mesele yaklaşımda yatıyor, hayatın bizi çerçeveleyen arka planından ziyade konulara bizim kendi yaklaşımımız da yatıyor. 

Bir de bakış açısında yatıyor, nimetler yönüyle kendimizden yukarıdakilere bakarsak bu bizde şekva kuvvet verebilir. Bizden daha sıkıntılı insanlara baktığımızda şükre vesileler bulabiliriz. Musibetlerde de bunun konu tam tersidir, musibetlerde kendimizden daha sıkıntılara bakarsak eğer şükrümüz kuvvetlenir ama kendimizden daha az sıkıntılı, pek de sıkıntısı olmayan insanlara bakarsak bizdeki şekva ve şikayet duygusunu güçlendiren bir bakış olmuş olur. Demek ki nimetlerde aşağıdakilere, aşağı derken yani yön manasında değil, Cenabı Allah çeşit çeşit nimet veriyor, kimine daraltıyor, kimine genişletiyor. Nimetlerde bizden daha dar olanlara ama musibetlerde bizden daha zor durumda olanlara bakmamız gerekiyor. İnsan yaşadığı sıkıntılar konusunda tahammüle mecburdur. Çünkü üzerindeki her şey ona emanettir. Onu Yaratan da ona sabır görevini vermiştir. Sıkıntılar sıkıntılar karşısında ona yardım edeceğini, sabredersen seninle beraberim seni kuvvetlendirecek dediğini de beyan etmiştir. Sabır ve tahammül mecburidir fakat insan bunu da aşmalı, o sıkıntılar içerisinde şükür sermayelerini de ortaya çıkaracak hamleler yapmaya gayret etmeli.

Evet nimetlerin fiyatıdır şükür. Aslında şekva ve şikayette hem nimetin fiyatını ben ödemiyorum yani şükrü ortadan kaldırıyor. Çünkü hem de gazabı ilahiyi celb ediyorum yani nimet verene sataşıyor, nimetlerin dağıtım kararlarını verene giden bir hamleye, bir tepkiye cesaret ediyorum, cürret ediyorum demektir. Bu manada aslında isyan.

Dünyada isyan cehennemden bir parçadır, şikayetler de isyanın parçalarıdır. Cehennem bir isyan memleketidir, bir şikayet memleketidir. Cehennemde halinden memnun hiç kimse bulunmaz. Şikayetler isyanın kodlarını barındırıyor ve bir şikayet yurdu olan cehennemin de bir yansımasını yüreğimizde hissettiriyor. Şükür de cennetin hallerinden birisi. Cennet bir şükür memleketi, dünyadaki şükürlerde cennetteki parçalarından birer yansımalar. Bu manada şükreden aslında cennetten bir kesit yaşıyor. Şikayet eden de ötelerde azap memleketinden bir sembolü kendi yüreğinde taşıyor. Bütün bu şükür ve şikayet dengesini kurabilmek için öncelikle dünyanın bizim ana vatanımız olmadığını kavramamız gerekiyor. Biz dünyada mukim değil misafiriz. Misafir de her şeyden şikayet etmez. Düşünün ki bir yere misafirliğe gitmişsiniz, kaldığınız evin, sizi misafir eden evin boyasının renginden şikayet ediyorsunuz, duvardaki tablolarınınasılma yerinden şikayet ediyorsunuz, evin lambalarının tercihlerinin yanlış yapıldığından şikayet ediyorsunuz. Böyle bir misafirlik olmaz, kimse böyle bir şey yapmaz. Ne de olsa yarın evinize gideceksiniz, bir gece kalacağınız yerde bu kadar olumsuz yorumlar yapma gereği hissetmezsiniz. Ama kendi evinizde böyle olabilir. Bazen insan da yeryüzünde kendini mukim zannederse, burada ebedi kalacakmış gibi düşünmeye başlarsa işte dünyadaki en küçük sıkıntılar bile gözünde büyür ve sürekli olaylar onu şekva şikayete sevk edecek şekilde kendini göstermeye başlarlar. 

Evet. Şekva, şikayet kendisinden kurtulmamız gereken, şükürde kendisini kazanmamız gereken bir konu. Bu iki konuyu, şükür şekva konusunu tamamlamak üzere bir de kanaat meselesi, rıza meselesi üzerinde durmak gerekiyor. Onu da bir sonraki bölüme bırakalım.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Zilif

Şimdi — Zilif için 14 Temmuz [-------] Sevgili Kızım, zorlukla yazıyorum. Elim rahatsız, titriyor.  Onun için, yazım çarpık-çurpuk oluyor. (Bu küçük defteri de kendim yaptım; sayfalan keserken o da biraz eğri-büğrü oldu.) Kusura bakma.  Yazdıklarımı şimdi okurken, beni iyice anlayabilecek konumda olacaksın — yıllar geçecek; büyüyeceksin. O zaman, bana küçükken beslediğin duygular, belki bir-iki anıya sıkışıp kalmış olacak; belki de, kocaman bir boşluğun incecik çeperleri durumuna gelecek; ama bu cılız anılardan onların anlamını çıkarabilecek yaşa gelmiş olacaksın; yıllar boyunca da, düşüne düşüne, çıkaracaksın. Bunu umuyor değil, biliyorum; çünkü sende, daha o yaşında bile, o anlamı kavrayacak gücü görmüştüm — yani, şimdi, görüyorum... Anımsıyorsundur: Senin için, “Benim kızım insan olacak” demiştim. Sen, benim bu sözümü o anda beynine kazımış, ama yüzüme de hayretle bakmıştın — o hayretini anımsıyorsun, değil mi?  Evet, gururla, biraz da övünçle söylemiştim o sözü (bab...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

DİVAN ŞİİRİNDE ÖLÜM KARŞISINDA ÂŞIKLARIN İSTEKLERİ

Divan şiirinin temel mazmun çerçevesini âşık-maşuk arasındaki ilişki şekillendirir. Şiirlerde en fazla işlenen konuların başında, sevgili ve ona ait güzellik unsurlarıyla bunlara karşı âşıkların yaklaşımı gelmektedir. Divan şiirinde âşık, daima şairin kendisidir. Bu yüzden her şey sonuçta aşk ile ilgili görülür. Onun aşkı, mücerret güzelliğe duyulan bir aşktır. Âşığın gıdası üzüntüdür. Sevgiliden daima lütuf bekler. Sevgilisiyle asla bir araya gelemez. Onunla olan beraberliği daima hayalîdir. Âşık sevgilisinden beklediği ilgiyi görmek şöyle dursun, ondan daima işkence ve eziyet görür . Bu durum karşısında bile sıkıntılara tahammül etmesini bilen, hâline şükreden âşığın sevgilisine karşı olan aşkı daha da artar. Hatta sevgilinin sahip olduğu güzellik karşısında canını, ona verecek kadar cömerttir. Ancak o, bir türlü sevgiliden beklediği ilgiyi göremez. Sevgiliden daima ayrı kalır. Bu da âşık için bir ölümdür. Bu nedenle hayat ile ölüm arasında bir bocalayış içindedir. Ölüm, insanoğlun...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

HAKLI OLMANIN KORKUNÇLUĞU

çarenin de insanı dermansız bıraktığı anlar vardır  delilerin yazları giydiği o serin palto gibi  peruktan, örtünmek icat eden bir general gibi mesela çarparak  kapısını gittiğim evlerin vahşetine benzemiyor  terk edilmek.  Üstelik bu saatte çıbanlar  "karşında kekelemeden konuşmak gibi" kudretli bir isteği anlamıyor  keşke diyorum  zalime dönüşüyor bütün kelimeler haklı olmak ne kadar korkunç  ağrıyan sırtlarıyla daktilo kadınlar takılıyor aklıma  evden çıkarken bir öğune yetmeyecek bıraktığım para.  gramofon avratlar telaşla söylerken şarkıları gülsem, karşımda gülmeyecek kimse yok çünkü ben ardından üzülecek değil  unutulacak adam olarak yaratılımış bir aşiretin  uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim  içim, karla karışık bir gece ki ne karanlık, ne sabah  başımda çok satacak bir endişenin müşterileri  gözlerimi kapatıp bağırıyorum  beni öldürenler bir adım öne çıksın! diye  duvardaki tablo susuyo...

Kİ AZRAİLE BĀRİ EYLE FERMĀN BU ARADAN BİZİ GELSÜN ÇIĶARSUN

Ķuluŋ işi güci dāǿim ķuśūrdur Senüŋ ismüŋ ile şānuŋ ġafūrdur Baġışla śuçumuzı luŧfuŋ ile Daħı ķurtar Ǿaźābdan fażluŋ ile Ǿİnāyet ķıl bize sensin teālā Ħalāś eyle belādan yüce Mevlā Żaįf ü dil-şikeste ħasteyem ben Naĥįf ü beste vü dem-besteyem ben Dükendi gözlerümden yaş ile ķan Gözüme uyħu gelmez oldı bir ān Dün ü gün zārilıķla dirüm Allāh Giçüpdür ömrimüz āh ile her gāh Bilüm bükildi kaddüm nūn oldı Gözüm giryān ü baġrum ħūn oldı Bilürsin yā İlāhį sen firāķum Dil ile şerĥ olınmaz iştiyāķum Nedür bilmem ki bu derdüŋ Ǿilācı Ki hįç yoķdur cihānda bundan acı Cihāna ķopısar bir gün ķıyāmet Bizüm başumıza her gün ķıyāmet Adūnun cevri žulmi cāna giçdi Daħı ķahrı vü zehri ĥadden aşdı Ne cevr itdi cihānda baŋa düşmen Ħuśūśā kim bilürsin saŋa düşmen Benüm ĥālüm saŋa rūşen degül mi Benüm seyrānuma il şen degül mi Disem ġayrılara ĥālüm ĥikāyet Ki ķorķaram idem senden şikāyet MuǾįn ismüŋ bize dāfiǾ degül mi Ġażabdan raĥmetüŋ vāsiǾ degül mi Eger derdimüze olmazsa dermān Ki Azrāile bāri eyle fermān ...

BENİ HİCRĀN İLE DİL-ḪASTE VÜ ZĀR U GİRYĀN

I Beni hicrān ile dil-ḫaste vü zār u giryān Bıraġıp gitdi o bı ̇̄-raḥm u mürüvvet el-ān Āteş-i ḳahr ediyor cism-i niżārım sūzān Lebime geldi mülākāt ümı di ile cān ̇̄ Bir ṭarafdan elem-i cism ü ża‘ı ̇̄f ü ḥayrān Bir ṭarafdan da hücūm etmede ża‘f-ı hicrān DÎVÂN  Bāri yā Rab ten-i efsürdemi bı ̇̄-cān eyle Beni ḫāk eyle raḳı bānımı ̇̄ ḫandān eyle II Aġla eydı de hemān ġayrı ne kārıñ vardır ̇̄ Giryeden ġayrı bu ‘ālemde ne vārıñ vardır Aġla kim elde hemān nāle vü zārıñ vardır Aġla aġla ki o zālim gibi yāriñ vardır Mest ol ḫūn-ı ciger iç ki ḫumārıñ vardır Ṣanma bı ̇̄-çāre seniñ yār u ararıñ vardır Künc-i ḥasretde enı si̇̄ ñ kederiñdir ancaḳ Saña hem-derd olan eşk-i teriñdir ancaḳ III Düşdügüm dem reh-i hicrāna perı şān gezerim ̇̄ Kendi kendimden o demden beri yoḳdur ḫaberim Bend edeli ser-i gı sūsuna tār ̇̄-ı naẓarım Ejder-i aşḳ urup pāreledi tā cigerim Ṣanma ḳandır bu gözümden dökülen eşk-i terim Dı deden geldi derūnumdaki zehr ̇̄-i kederim Hānmān-ı dilimi yaḳdı ḫarāb etdi firāḳ...