Ana içeriğe atla

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İnsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır.
***
Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü?

Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda inayete duyulan daha güçlü inancın ve daha büyük ihtiyacın getirdiği cesaret. Doğa da sanki duygularımızı paylaşıyor gibi değil miydi? Birkaç saat önce hava çok griydi ve oldukça kasvetliydi.
***
Böyle anlar çok uzun sürmez ve kısa bir süre sonra vedalaşmak zorunda kaldık.
***
Tanrı güvenilirdir, gücünüzü aşan biçimde sınanmanıza izin vermez. Dayanabilmeniz için sınamayla birlikte çıkış yolunu da sağlayacaktır.
Bu şeylerin hiçbiri seni etkilemesin.
***
Mektubunda bana çok dokunan bir cümle var. "Keşke her şeyden uzak olabilseydim" diyorsun. "Çünkü her şeye sebep olan benim ve herkese yalnızca acı veriyorum. Tüm bu mutsuzlukları kendi başıma da çevremdekilerin başına da yalnızca ben getirdim." Bu sözlerin bana çok çarpıcı geldi çünkü aynı duyguları, ama tamı tamına aynısı, ne bir dirhem eksik, ne bir dirhem fazla, ben de hissediyorum.
***
Evet, İsa'nın o sözleri hiç kuşkusuz Tanrı'nın ağzından çıkan ve insanın yaşamında ihtiyaç duyduğu sözlerdir - çünkü insan sadece ekmekle yaşamaz ve bu sözlerde ne kadar çok şey aranırsa o kadar çok şey bulunur. Aertsen'in naaşının yanında durduğum sırada, ölümün dinginliği, vakarı, görkemli sessizliği biz yaşayanlara kıyasla öylesine üstündü ki hepimiz kızının büyük bir yalınlıkla söylediği şu sözlerin doğruluğunu içimizde duyduk: "Yaşamın ağır yükünden kurtuldu, bizlerse katlanmaya devam etmek zorundayız." Yine de o eski yaşamımıza öylesine bağlıyız ki. Çünkü umutsuz dönemlerimizin yanı sıra mutlu anlarımız da var, yüreğimizin, ruhumuzun neşeyle dolduğu, sabahları cıvıl cıvıl ötmekten kendini alamayan tarlakuşu gibi coştuğumuz. Ruhumuz kimi kez sıkışsa, korkulara kapılsa bile... Sevdiğimiz herkesin, her şeyin anısı olduğu gibi duruyor ve yaşamımızın akşamında yeniden uyanıyor. Evet, anılar ölmüş değil, yalnızca uykuda. Ve bunlardan bir hazine toparlamak hiç de kötü değil. Kabul edersen hayalimde elini sıkıyorum, senin için her şeyin en iyisini diliyorum, bana yakında tekrar yaz.
***
Cebimde her zaman para bulunmamasına üzülmüyorum. O kadar çok şeye büyük bir özlemim var ki elimde para olsa, pekâlâ onlar olmadan idare edebileceğim ve beni şu anda gerekli çalışmalardan alıkoyacak kitaplara ve başka şeylere belki çarçabuk harcarım; şu anda bile ilgi dağıtacak şeylere karşı koymak her zaman kolay değilken, elimde para olması işleri sadece daha da kötüleştirir. Kaldı ki insan bu dünyada zaten fakir ve muhtaç kalır, bunu daha önce gördüm; oysa insan bir şeyde zenginleşebilir, o da hayatın gayesidir, kişi Tanrı katında zengin olabilir ve bu ondan hiç geri alınmayacak şeydir. Paramızı en güzel kitaplar vesaire için çarçur etmektense, daha akıllıca harcayabileceğimiz ve gençliğimizde epeyce para harcamış olmaktan pişmanlık duyabileceğimiz bir zaman, yani belki kendi ailemizin ve gözetip düşünecek başka yakınlarımızın olacağı bir zaman gelebilir. Anne babamızın da avuntu bulamadığı ve kasırgaya tutulduğu bir zaman vardı.
***
Bizden daha başarılı ve daha iyi durumda olanlara baktığımızda, başkalarınınki kadar güzel olmadığı için çok geçmeden kendi hayatımızdan nefret etme noktasına varırız.
***
Sanki hayat üzerine titrememiz gereken yararlı ve değerli bir şey gibi geldi bana, kendimi uzun süredir olmadığı kadar neşeli ve canlı hissettim; çünkü hayat bana rağmen yavaş yavaş benim için çok daha az değerli, çok daha önemsiz ve sıradan hale gelmiş durumda ya da bana öyle görünüyor. İnsan başkalarıyla birlikte yaşadığında ve onlara bir muhabbet duygusuyla bağlı olduğunda, birbirimize muhtaç olduğumuz ve aynı yolda beraber yürüdüğümüz düşüncesiyle, varoluşu için bir sebep bulunduğunun, tamamen değersiz ve gereksiz olamayacağının, belki şu ya da bu sebeple yararlı olduğunun farkına varır. Ne var ki gerçek özsaygı, başkalarıyla ilişkilere de çok bağlıdır.
***
Şaka bir yana, aramızdakı ilişkinin her iki taraf açısından güvenilir olmasının daha iyi olacağını açık yüreklilikle düşünüyorum. Senin için ya da evdekiler için rahatsız edici ya da can sıkıcı olduğumu, hiçbir işe yaramadığımı ciddi olarak hissetmem gerekiyorsa ve kendimi karşınızda fuzuli ya da gereksiz bir kişi olarak hissetmek için zorlanmaya devam edeceksem, öyle ki benim ortalıkta olmam daha iyi olacaksa ve başkalarının yolundan çekilmek için gittikçe daha fazla çaba göstermeye devam edeceksem, evet, durumun sahiden böyle olduğunu ve başka türlu olamayacağını düşünürsem, bir hüzün duygusuna kapılırım ve çaresizlikle boğuşmak zorunda kalırım.

Bu düşüncelere katlanmam zor, hele ikimizin arasında ve ailemizde bu kadar çok anlaşmazlığa, mutsuzluğa ve üzüntuye yol açtığım düşüncesine katlanmam daha da zor. 

Durum gerçekten böyleyse, bana çok uzun süre yaşamanın bahşedilmemesini isterim doğrusu. Fakat bu beni aşırı, iyice derin sıkıntıya boğduğunda, bir süre sonra aklıma şu düşünce de gelir: Bu belki sadece kötü, korkunç bir rüyadır ve belki sonradan durumu daha iyi anlayıp kavramayı öğreneceğiz. Ama sonuçta işin gerçeği böyle değil. Günün birinde daha iyiye gitmekten ziyade daha kötüye gitmeyecek mi? Daha iyiye doğru bir düzelmeye inanmak, birçok kişiye hiç kuşkusuz aptalca ve boşuna görünecektir. Bazen kışın öylesine keskin soğuk olur ki insan şöyle der Hava böylesine soğukken, yazın gelip gelmeyeceğinden, kötünun iyiye ağır basıp basmayacağından bana ne? Ama hoşumuza gitsin ya da gitmesin, katı buz nihayet son bulur, güzel bir sabah rüzgârı çıkar ve bir rahatlama duyarız. Havanın doğal halini değişkenliğe ve değişime açık olan ruh halimizle ve şartlarımızla karşılaştırınca, durumun düzelebileceği yönünde hâlâ bir umut taşıyorum.
***
Amsterdam'dan ayrılırken, köle pazarındaymışım gibi bir hisse kapıldım. Anlayacağın, benim gözümde bu sadece dangalaklıktı, özellikle de benim baskı uyguladığımdan söz ettiklerinde; bana anlattıkları o şeylerin beni öldüresiye hırpalamaya yönelik olduğunu ve "ondan başkası olmaz" tavrımın öldüresiye hırpalandığını sezdim. O sevginin yerine bir boşluk, sonsuz bir boşluk geçmelk üzere öldüğünü öyle dosdoğru olmamakla birlikte oldukça çabuk hissettim. Bildiğin gibi Tanrı'ya inanan biriyim, sevginin gücünden hiç kuşku duymadım. Ama birden şöyle bir şey hissettim, Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin? Ve artık benim için hiçbir şeyin anlamı kalmadı. Düşünmeye daldım. Acaba kendi kendimi mi kandırdım......... Ey Tanrı, bir Tanrı yok! Amsterdam'daki o korkunç, o soğuk karşılamaya dayanamazdım - mesele hesaplaşmaya geldiğinde, insanlar gerçek renklerini belli ederler.

Cüppeleri içinde ve kır saçlarıyla o kadar saygın görünen Muhterem J.P.S. ve Muhterem T.v.G., kapalı kapılar ardından konuştukları gibi, kürsüden sevgi üzerine vaaz vermeye cesaret edebilirler mi? Öyle bir şey yapmazlar.

Peygamberin rüşvetle yoldan çıkan düzenbaz rahiplere yönelik şu sözleri aklıma geldi: "İsrail halkının ileri gelenleri karanlıkta neler yapıyorsunuz?"

Yeter. Dikkatimi başka tarafa çeken ve beni avutan Mauve oldu. Kendimi var gücümle işime verdim. Derken M. beni yüzüstü bıraktıktan ve ben birkaç gün hasta yattıktan sonra, Ocak sonunda da Christien'le tanıştım.

Theo, diyorsun ki K.V'yı gerçekten sevmiş olsan, böyle bir şeyi yapmazdın.Ama Amsterdam'da bana söylenenlerden sonra bunu sürdüremediğimi şimdı daha iyi anlıyor musun? O zaman umutsuzluğa mı düşmeliydim? Dürüst bir adam niçin umutsuzluğa düşsün? Ben alçak bir herif değilim, böyle fena muameleye uğramayı hak etmiyorum. Peki, onlar ne yapabilir? Doğru, onların üstünlüğü vardı, Amsterdam'da önümu tıkadılar. Ama onlardan artık nasihat istemiyorum ve kemale ermiş biri olarak şunu soruyorum. Evlenmekte özgür müyüm, evet mi, hayır mı? Bir işçi elbisesi giymekte ve bir işçi gibi yaşamakta özgür müyüm, evet mi, hayır mı? Kime hesap vermek durumundayım? Kim beni zorlamaya çalışacak?

Beni durdurmak isteyen varsa, öne çıksın! Anlayacağın, Theo, bitkinim ve bezginim. Bir daha düşün anlayacaksın.
***
Şu ya da bu ayda bana boya, tuval vs. göndermen çok zorlaşırsa gönderme; inan ki bana, dalgın bir şekilde sanatla uğraşmaktansa yaşamak daha iyi. Ve her şeyden önce, eviniz hüzünlü ya da kederli olmamalı. Önce bu, sonra resim gelir.
***
Sözcüklere gerek kalmadan beni anlayacaklarını sandım.
***
Karşılaşmanın dostça olup olmaması pek umurunda değil, beni üzen şey yaptıklarına üzülmemiş olmaları. O zaman HİÇBİR ŞEY YAPMADIKLARINI sanıyorlar ve bu bana çok ağır geliyor.
***
Bir süre önce Geest yöresinde, geçen yılın başlarında Sien'le birlikte sıkça dolaştığımız sokaklarda ve ara yollarda epeyce yürüdüm. Oradaki her şeyin gözüme güzel görünmesini sağlayan yağmurlu bir hava vardı; eve döndüğümde tıpkı geçen yılki gibi dedim ona. Bunu düş kırıklığıyla ilişkili olarak yazıyorum hayır, hayır, bütün doğada olduğu gibi aşkta da solma ve yeniden tomurcuklanma vardır ama hepten tükenme yoktur. Sular alçalıp kabarır ama deniz yine deniz olarak kalır. İster bir kadına, ister sanata dönük olsun, aşkta da bitkinlik ve güçsüzlük vardır ama Kalıcı bir düş kırıklığı yoktur.

Dostluk gibi aşka da sadece bir duygu olarak değil, esas itibariyle bir eylem olarak saygı duyarım -özellikle emek ve çaba içerdiğinde, yorgunluğun ve güçsüzlüğün başka bir yanı vardır.

İnsanlar içtenlikle ve dürüstçe sevdiğinde, zor zamanları ortadan kaldırmaya yetmese bile, huzurlu olurlar bence.

Gözlerim daha kötüye gitmediği, aslında şimdiden çok daha iyi olduğu için sevinçliyim ama tam geçmiş değil ve dikkatli olmalıyım. Keyfimin yerinde olmadığını sana söylemeliyim.

Seninle konuşma isteğiyle öylesine doluyum ki- iş konusunda umutsuz değilim, cansız ya da güçsüz değilim ama bayağı çıkmazdayım ve bunun sebebi tartışılabilecek insanlarla biraz sürtüşmeye ihtiyaç duymam olabilir. Mevcut koşullarda burada kiminle tartışabilirim ki? Şu anda içimi dökebileceğim tek bir kişi yok kimseyi güvenilir bulmamamdan DEĞİL, durum hiç öyle değil ama maalesef böyle kişilerle çok az temasım var.

G&Cie'de çalışmak üzere yıllar önce Lahey'e ilk gelişim aklıma geliyor bazen; geçirdiğim üç yılın ikisi oldukça tatsızdı ama sonuncusu çok daha mutluydu; kim bilir, bu sefer de benzer bir şey olabilir.

İşler en dibe vurduğunda kesinkes düzelir sözünü severim ama bazen şunu soruyorum: Şu ana kadar "en dipte" miyiz? Böyle bir durumda "düzelme" nahoş olmaz. Her neyse.
***
Ama aynı zamanda, yaşamın bir evresi de sona ermiştir. Bu, bazı şeylerin artık hiçbir zaman geri gelmeyeceğini düşündürdüğünden melankoliye sürüklüyor insanı. Belirli bir pişmanlık duymak da saçma bir duygusallık değil aslında. Evet, birçok şey gerçekten de 30 yaşında başlıyor, o yaşta her şeyin bitmiş olduğu da doğru değil. Ancak, yaşamın veremeyeceğini anladığı birtakım şeyleri beklememeyi öğrenmiş oluyor kişi; üstelik her geçen gün daha iyi kavrıyor ki yaşam yalnızca bir ekme dōnemidir, hasat mevsimi yoktur burada.

İnsanın kimi kez başkalarının kendisi hakkındaki fikirlerine kayıtsız kalması, çok büyük bir baskı yaratırsa bunları silkip atabileceğini düşünmesi bu yüzdendir belki de.

Belki bu mektubu da yırtıp atsam iyi olacak.
***
Ama inan ki bana, bunu açıklamada bulunmak için söylüyorum, gidişatı değiştirme yönünde bir ivedilik, olasılık ya da istek gördüğüm için değil. Hayatı pek bilmeyiz, gizli yönlerinden çok bihaberiz; zaten her şeyin bunak ve sarsak haliyle göründüğü bir çağda yaşamaktayız ve bizi biraz daha basit uğraşla meşgul halde, bir varlık nedeni kazanan görevlerle köşemizde sakince kalmaya zorlayan bir yüküm bulmamız talihsizlik değildir.

Yaşadığımız şu günlerde kavga etmiş olmaktan mahcup halde bir kavgadan dönme riski içindeyiz.
***
Heyhat, elbette haksızca olsa bile, çoğu kez nefesten ve inançtan yoksunuz ve işte yine aynı noktaya dönüyoruz Buna rağmen çalışmak istiyorsak, hem zamanın inatçı haşinliğine, hem de bazen sürgün kadar dayanılmaz olan yalnızlığımıza boyun eğmek zorundayız. Nispi anlamda belirtmek gerekirse, böylece kaybolup giden yıllarımızdan sonra, şimdi önümüzde yoksulluk, hastalık, yaşlılık, delilik ve hep sürgün var. "Osiris rahibesi Telhui'nin asla bir şeyden yakınmayan kızı Thebe kutlu olsun, demenin vakti sahiden.

İyi insanların hatırasını yaşatırken, böylesi genelde hırslılar arasında yer almaktan daha değerli olmaz mı?

Theo'nun bana gönderdiği Shakespeare takımını okumaya bayağı dalmış durumdayım; burada biraz daha zor okumalar için gerekli süküneti nihayet buldum. Once krallar dizisini ele aldım, bunlardan II. Richardı, IV. Henry'yi, V. Henry'yi ve VI. Henry'nin bir kısmını okudum - zira bu dramlar en az aşina olduğum eserleri. Kral Lear'i okudun mu? Neyse boş ver, kendim bu okumalardan başımı kaldırınca yatışmak için her zaman gidip bir ot sapına, bir çam ağacı dalına, bir buğday başağına uzun uzadıya bakarken, böyle dramatik kitapları okuman için seni çok fazla sıkıştırmamam gerekir sanırım.

Yani, sanatçıların yaptığını yapmak istiyorsan, mavimsi yaprakları olan, sapların üstünde kibar kıvrılışlarla yükselen tomurcukları olan beyaz ve kırmızı gelinciklere dik gözünü. Sıkıntı ve kavga saatleri gidip aramamıza gerek kalmadan, gelip bizi bulacaktır mutlaka.

Cor'dan ayrı kalmak zor olacak. Üstelik yakında olacak sahiden. Sebebi anlaşılmayan bütün şeyleri düşününce, buğday tarlalarına dalıp gitmekten başka ne yapılabilir ki? Onların hikâyesi, bizim hikayemizdir. Ekmekle beslenen bizler de hatırı sayılır bir ölçüde bizzat buğday değil miyiz? Hayal gücümüzün bazen arzu ettiğine nispetle, tıpkı bir bitki gibi hareket etmekten acizken, buğdayın başına geldiği şekilde, büyüyüp serpilmeye ve olgunlaşınca biçilmeye razı olmamız gerekmez mi en azından?

Bak, sana söyleyeyim, kendi adıma artık iyileşmeyi istememenin, daha fazla güce kavuşmayı istememenin en akıllıca yol olacağı görüşündeyim ve muhtemelen buna, çatlak olmaya alışacağım. Biraz daha erken, biraz daha geç, benim için ne önemi olabilir ki bunun?
***
Yaşam ne gizemli bir şey; aşk ise o esrarın içinde bir başka gizem. Bir anlamda hiçbir zaman aynı kalmıyor ama meydana gelen değişiklikler gelgit olayında suların alçalıp yükselmesi gibi -yani, denizde gerçek bir değişiklik olmuyor.
***
Aşka gelince, işin alfabesini öğrenip öğrenmediğini gerçekten bilmiyorum. Sence küstah mıyım? Kastettiğim şu: İnsan aşkın ne olduğunu en iyi bir hasta yatağının başucunda, bazen cebinde tek metelik olmaksızın oturduğunda hisseder. İlkbaharda çilek toplamaya benzemez bu o fasıl ancak birkaç gün sürer ve ayların çoğu sıkıcı ve daha kasvetli geçer ama o kasvette insan yeni bir şey öğreniyor. Bazen bana bunu biliyormuşsun gibi gelirken, bazen de bilmediğini düşünüyorum.
***
Kardeşim, haber vermeden beni terk etmiş gibi görünüyorsun; eğer bunu bilerek yaptıysan, bana göre vefasızlık olur ama BÖYLE bir şey MÜMKÜN olmadığı için, "bana açıklamada bulun." Bunun arkasında ne fazlası, ne azı vardı. Leydi Macbeth hakkında söylediklerime gelince, bir soru bile olmayan, sadece sana şunu sezdirmeye dönük bir genel çıtlatma olarak doğru yorumlamışsın: YA böyle bir şey ya da bir yanlış anlama olmalı.

Ancak şunu da bil ki kardeşim, dış dünyadan kesinlikle kopuk durumdayım tabii senin dışında. Öyle ki bunu belirtmiş olmasam bile, "taşkınlık" şöyle dursun, sıkıntı içinde olduğum bir sırada mektubunun gelmeyişi beni çıldırtmaya yetti. Çünkü sanırım, hayati organlarımı gagalayan kaygıları aşmış durumdayım, bu eziyeti anlaşılır saymaktayım, öyle olsun, her ne kadar bunu hak etmesem de. "Sonuçta başka biri solacaksa, serpilip canlanmayı istemem," meselesine gelince, bir ültimatom olarak algıladığın şeye zemin hazırlayan bu sözleri GEREK "taşkınlık", GEREKSE "ıstırap" içindeyken söylemeyi umarım.

Bana öyle geliyor ki "taşkınlık" içindeymiş gibi konuştuğum sonucuna varman oldukça sığ ya da acelecí - ancak sözlerim ifade ettiğim tarzda olmalıydı, içimden geçen şey kesinlikle öyle değildi.
***
Karanlık gölgelere, kaygılara ve güçlüklere rağmen, ayrıca ne yazık ki insanların müdahaleleri ve dedikoduları arasında, kendime yolunda ilerle dememin sebebi bu. Theo, şuna emin ol ki haklı olarak söylediğin gibi, kafamı takmasam bile, bu durum çoğu kez beni içime işleyecek kadar etkiliyor. Ama niçin onlarla artık tartışmadığımı ve kafamı takmadığımı biliyor musun? Çünkü çalışmak zorundayım, dedikodular ve güçlükler yüzünden yolumdan sapacak kadar kendimi koyuvermem mümkün değil.

Ama kafamı takmamamın sebebi, onlardan korkmam ya da onlara söyleyecek söz bulamamam değil. Ayrıca çoğu kez ben yanlarındayken hiçbir şey söylememeleri ve hatta arkamdan hiç konuşmadıklarını ileri sürmeleri dikkatimi çekti. Sana gelince, asabımı bozmamak ve çalışmamı aksatmamak açısından tartışmaya girmediğimi bildiğinden, tutumumu anlayabilirsin ve korkakça davrandığımı düşünmezsin, öyle değil mi?

Kendimi kusursuz gördüğümü ya da birçok kimsenin beni aksi bir kişi olarak görmesinde kusurumun olmadığı kanısını taşıdığımı sanma. Sıklıkla fena halde ve huysuzca melankolik, hırçın hale geliyorum, bir tür açlık ve susuzluk içindeymişçesine yakınlık özlemi duyuyorum, yakınlık görmeyince de kayıtsız, haşin biri kesiliyorum ve hatta bazen yangına körükle gidiyorum. Muhabbetten hoşlanmıyorum; insanlarla ilişkiye girmek ve sohbet etmek çoğu kez can sıkıcı ve zor geliyor bana. Ama bunun tamamen olmasa bile büyük ölçüde nereden kaynaklandığını biliyor musun? Basbayağı asabiyetten - hem maddi, hem manevi anlamda son derece duyarlı biri olarak, böyle bir huyu aslında derin bedbahtlığa düştüğüm yıllarda edindim. Durumu bir doktora sorarsan, soğuk sokaklarda veya kapıların dışında geçirilen gecelerin, ekmek kazanma endişesinin, gerçek anlamda bir işe sahip olmamanın getirdiği sürekli gerilimin, arkadaşlarla ve aileyle ilişkilerdeki üzüntünün mizacımdaki tuhaflıkların en az dörtte üçüne yol açmasının nasıl kaçınılmaz olduğunu hemen bütünüyle anlayacaktır. Bazen aksi ruh haline kapılmam ya da bunalım dönemleri yaşamam buna bağlanamaz mı acaba?

Ama ne senin ne de konuyu düşünme zahmetine giren başka birinin bundan dolayı beni kınamayacağını ya da katlanılmaz bulmayacağını umarım. Bununla mücadele ediyorum ama böyle bir çaba mizacımı değiştirmiyor. Kaldı ki bunun sonucunda kötü bir yanım olsa bile, lanet olsun, öyle işte, iyi bir yanım da var. Bunu göz önünde tutamıyorlar mı?
***
Şu anda tarif edilemeyecek ölçüde felce uğramış ve perişan olmuş bir resim dünyasında yaşıyoruz. Sergiler, tablo dükkânları, her şey, ama her şey parayı avucunda tutan insanların elinde. Bunu kafamdan uydurduğumu sanmamalısın. İnsanlar ressamın kendisi öldüğünde eserlerine bir sürü para ödüyor. Yaşayan ressamları ise artık aramızda olmayanların eserlerini itiraz edilemez bir tavırla öne çıkararak aşağılamış oluyor.

Bunu değiştirmek için bir şey yapamayacağımızı biliyorum. Dolayısıyla huzur uğruna duruma boyun eğmek, bir tür himaye bulmak ya da zengin bir kadını tavlamak şart; aksi halde çalışmak mümkün değil. Eserlerle bağımsızlığa kavuşma, başkalarını etkileme açısından beslenen bütün umutlar kesinlikle boşa çıkar.
***
Peder ikimiz ve insan olan herkes gibi pişmanlığı bilen biri değil. O kendisinin doğru olduğuna inanırken, sen, ben ve başka insanlar içimizde hataları ve beyhude çabaları barındırdığımız duygusunu sindirmiş durumdayız.

Peder gibi insanlara acıyorum, içimde onlara karşı bir kızgınlık duygusu bulamıyorum çünkü onların benden daha mutsuz olduğu kanısındayım.
***
İnsanlar HİSSETTİKLERİ GİBİ davranırlar. Ne olduğumuzun anlaşılmasını sağlayan şey DAVRANIŞLARIMIZDIR, atik mi, ikircimli mi olduğumuz olduğumuzdur -dostça olsun ya da olmasın, dudaklarımızdan dökülen şeyler değil.
***
Ama olayların gidişatından dolayı belli maddi sıkıntılarla karşılaşacağın görüşündeyim basbayağı. Sana tavsiyem, bir şeyde tasarruf edebiliyorsan, tasarruf et, yani kenara bir şey koyman mümkünse, kenara bir şey koy.

Şu anda hiçbir şeyim yok ama belli planlarıma biraz ilgi uyandırmak için çalışacağım, ileride hiç kimse benimle birlikte Drenthe'ye dönmek istemezse, oraya yerleşebilmek için en azından kendi adıma biraz borç bulma yolunu arayacağım. Taşkınlık içinde değilim, hiçbir şeyim yok.

Maddi durumunun uzun bir süredir ne kadar sarsıntılı olduğunu anlamış durumdayım, çok fazla yük üstlendin. Şimdi gelecekte durumun düzeleceği görüşündesin, benim görüşüm ise Paris'teki geleceği düşmanca bulacağın yönünde. Tekrar belirteyim, yanılırsam bana alabildigine gülebilirsin ve kendim de güleceğim. Eğer sırf asabiyetim beni yanıltıyorsa, peki, suçlu asabiyetim olsun, ama korkarım ki etkisi çok büyük olacak bir musibetle karşı karşıyasın.
***
Dönüp geriye baktığımda, birbirimizi yanlış anlama noktasına nasıl vardığımı yeterince açıklıkla görüyorum.
.. 
Bugün Mauve’la karşılaştık, aramızda çok kötü bir konuşma geçti, bundan sonra onunla hiçbir zaman barışamayız artık. Mauve o kadar ileri gitti ki artık dediklerini geri alamaz, zaten almak istemez. Gelip çalışmalarımı görmesini, oturup konuşmamızı rica etmiştim. Düpedüz reddetti: “Kesinlikle sizi görmeye gelemem. O iş bitti."
...
Biri durup dururken “pis bir karakterin var” derse, ne yapabilirim yani? Arkamı döndüm, tek başıma yoluma gittim, ama Mauve’un bana böyle bir şey demeye cüret etmesi yüreğimi derin bir kederle doldurdu. Ne demek istediğini sormayacağım ona, herhangi bir açıklama talep etmeyeceğim, öte yandan özür de dilemeyeceğim.
***
Ve insanın yeryüzünde verilecek bir savaşı olduğu doğruysa, o bezginlik duygusu ve başın yanıp tutuşması, uzun süredir mücadele ettiğimizin bir göstergesi değil midir?
***
Her yaştaki her kadın sevdiğinde ve sevecen olduğunda, bir adama anın sonsuz­luğunu değil, sonsuzluk anını yaşatabilir.
***
“Çocukluk da gençlik de boştur” ibaresinin neredeyse tamamen doğru olduğunu, heyhat, şimdiden görüyorum.
***
İki insan birbirine inanmalı.Her ikisi de birbirini yüreklendirmeli desteklemeli.
***
Dış dünyaya karşı öyle çok cesaret, öyle çok enerji, öyle çok sükûnet göstermek zorundayız ki.
***
Yalnız, benim omuzlarımın bunca ağır bir yükü kaldıracak kadar ge­niş olmadığını vurgulamam gerek.
***
Bir daha kriz geçirmeme umudunu bir yana attım- tam tersine, bu tür krizlerin arada sırada yenileneceğini baştan kabul etmeli ve beklemeliyiz.
***
Ama insan hayatta istediğini yapamıyor, en çok bağlandığı yeri terk etmesi gerekiyor - fakat anılar kalıyor ve kayıp dostlar - aynadaki silik görüntüler gibi - hep hatırlanıyor.
***
Gerçekten sevilmeye değer şeyleri sadakatle sevmeyi sürdürebilirse kişi, sevgisini anlamsız, değersiz, önemsiz şeylere ziyan etmezse, zamanla daha çok ışığa kavuşacak, güçlenecektir.
***
Yorgunsak eğer, bu daha önceden çok uzun bir yolu yürüdüğümüzden değil midir? Ve insanın yeryüzünde verilecek bir savaşı olduğu doğruysa, o bezginlik duygusu ve başın yanıp tutuşması, uzun süredir mücadele ettiğimizin bir göstergesi değil midir? Güç bir görev üstünde çalışıyorsak, iyi bir şeyin peşinde koşuyorsak, tanrının haklı gördüğü bir savaşı veriyoruz demektir. Bunun en yakın ve dolambaçsız ödülü ise, bir çok kötülükten uzak kalabilmemiz.
***
Güzel bir kadından, güzel bir kızdan hoşlanmaz mısın diye sordu bana, ben de dedim ki çirkin, yaşlı, yoksul ya da herhangi bir nedenden ötürü bahtsız da olsa, hayat görgüleri, çektiği acılar, çileler yüzünden bir zekâ ve bir ruh edinmiş olan bir kadınla daha iyi anlaşabilir, uyuşabilirim. 
***
İçten, candan yaşayan, gerçek acılar ve hayal kırıklıklarıyla karşılaşıp da yıkılmayan adam, her işi rastgelen ve bir bakıma bolluk içinde ömür süren adamdan daha değerlidir.
***
Çok, ama çok daha uzun süre yaşamamasının ve fazla acı çekmeksizin bu dünyadan ayrılmasının hiçbir şekilde onun için bir talihsizlik olmayacağı sessizce anlaşıldığında, huzur bu anlamda uygun bulunabilir. Önünde nispeten mekanik hayatla geçecek yıllar duruyorsa, yine huzura gerek var.
***
Ve hepsinden önemlisi, yazmak için öğrenim görmen gerektiğine inanmanı çok endişe verici bir mesele olarak bulmaktayım. Hayır, sevgili küçük kız kardeşim, dans etmeyi öğren veya bir ya da birkaç noter katibine, subaya, kısacası kime ulaşabilirsen ona sevdalan; Hollanda'da öğrenim göreceğine her türlü çılgınlığı yapman çok, ama çok daha iyi. O öğrenim kesinlikle insanı serseme çevirmekten başka bir amaca hizmet etmez. Bu yüzden bir daha lafını duymayayım

Kendi adıma, genelde içinden utançla ve rezaletle çıkabıldığım en imkânsız ve son derece uygunsuz gönül maceralarına hâlâ sürekli kapılmaktayım.

Ve bana göre bunda kesinkes haklıyım çünkü kendime şunu söylüyorum: Aşık olmam gereken önceki yıllarda, kendimi din ve sosyalizm meselelerine kaptırdım ve sanatı daha kutsal, şimdikınden daha kutsal saydım Din, hukuk ya da sanat niçin o kadar kutsaldır? Aşk dışında bir şey peşinde koşmayanlar, aşklarını ve gönüllerini bir fikre feda edenlerden belki daha ciddi ve mübarektir. Her ne olursa olsun, bir kitap yazmak, bir işi başarmak, hayat dolu bir tablo yapmak için insanın bizzat yaşayan bir kişi olması gerekir. Senin için de bu geçerli, ilerlemeyi kafana koyduğun sürece, öğrenim fazlasıyla bir yan meseledir. Olabildiğince keyfine bak, elinden geldiğince oyalanacak birçok uğraş bul ve insanların şimdilerde sanatta istediği şeylerin çok canlı, sağlam renkli, çok yoğun olması gerektiğinin bilincinde ol. Bu bakımdan kendi sağlığını, gücünü ve biraz da hayatını yoğunlaştır, en iyi öğrenim budur.
***
Melankoliklerden ya da hırçın, alıngan ve marazi hale gelenlerden biri olmak istemiyorum. Herkesi anlamak herkese hoşgörüyle bakmaktır, eğer her şeyi bilirsek, belli bir huzura ereceğimiz kanısındayım. Çok az şeyi bilirken, hiçbir şeyi kesin bilmezken bile olabildiğince bu huzura ermek, bütün illetlere karşı eczacıda satılanlardan belki daha iyi bir devadır. Bir sürü şey kendiliğinden ortaya çıkar, insanı kendi kendine büyüyüp gelişir. Dolayısıyla çok fazla ders çalışma ve kafa patlatma, çünkü bu insanı kısırlığa götürür. Öyle azıcık değil, alabildiğine keyfine bak ve sanatı ya da aşkı da çok ciddiye insan kendi başına çok az şey yapabilir, çoğunlukla bir mizaç meselesidir bu. Sana yakın bir yerde oturmuş olsaydım, yazmak yerine benimle birlikte resim yapmanın senin için daha pratık olabileceğini ve duygularını bu yoldan daha çok ifade edebileceğini anlamanı sağlamaya çalışırdım. Her halukārda resim konusunda şahsen bir şeyler yapabılırım ama yazmak söz konusu olduğunda bu işin içinde olan biri değilim. Neyse, bir sanatçı olmayı istemen kötü bir fikir değil çünkü insanın içinde ve ruhunda ateş varsa, onu sürekli bastıramaz, boğmaktansa yakmayı tercih eder.  İnsanın içinde olan dışarıya çıkmalıdır. Beni örnek alırsak, bir tablo yaptığımda içim açılır ve onsuz şimdikinden daha mutsuz olurum. 
***
Küçük yavrunuzu çok sık düşünüyorum. İnsanın tüm sinir enerjisini resim yapmaya harcayacağına, çocuk yapıp büyütmesi çok daha iyi bana kalırsa. Ama ne yaparsınız, ben geriye dönmek, şimdi elimde olandan başka türlü şeyler istemek için çok yaşlıyım -ya da kendimi öyle hissediyorum. Bu tür isteklerden kurtuldum, yalnızca onların yol açtığı ruhsal acılar kaldı geriye.

Dostlukla
Seçme Mektuplar
Vincent Van Gogh
YKY

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

ESKİ DÜZEN GERİ GELMEYECEK YASINI TUTMAMALIYIZ.

Kanada Başbakanı Mark Carney’den Davos’ta küresel sisteme eleştiriler: “Kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Tabelayı camdan indiriyoruz. Eski düzen geri gelmeyecek. Yasını tutmamalıyız. Nostalji bir strateji değildir. Ama bu kırılmadan daha iyi, daha güçlü, daha adil bir şey inşa edebiliriz.” Bugün, dünya düzenindeki kopuştan, “güzel bir hikâyenin” bitişinden ve büyük güçler arasındaki jeopolitiğin artık hiçbir sınıra tabi olmadığı acımasız bir gerçekliğin başlangıcından söz edeceğim. Ama aynı zamanda şunu da savunuyorum: Kanada gibi orta ölçekli güçler çaresiz değildir. İnsan haklarına saygı, sürdürülebilir kalkınma, dayanışma, egemenlik ve devletlerin toprak bütünlüğü gibi değerlerimizi yansıtan yeni bir düzen kurma kapasitesine sahiptirler. Daha az güçlü olanların gücü, dürüstlükle başlar. Neredeyse her gün, büyük güç rekabeti çağınd...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Ölülerin ölümü duyduklarını sanır da onlara acır, yaslarını tutarız, oysa onlar rahat bulmuşlardır.

Haberin olsun ruhum, Hatırı sayılır bir yangın olacak. * Ah, ne güzel günlerdi. Ama ardından hüzün dolu bir günbatımı geldi... * Söyle kalbine! İnsan huzuru kendi kendine vermezse, onu dışarıda boş yere arar. * Altüst olacak, umutsuzluktan öleceğini sanacaksın, ama, iç dünyan seni yine kurtaracak. * Dil pek gereksiz bir şey. Ne yaparsak yapalım asıl söylemek istediklerimiz her zaman için, denizin dibindeki inciler gibi kendi derinlerinde ilişilmeden kalır ve söylenemez. * Evet, insan sevdiğinde her şeyi gören, her şeyi nurlandıran bir güneş, sevmediğinde ise içinde isli bir lambanın tüttüğü karanlık bir ev. * Birbirimiz için artık yokuz, diye düşünmek istiyorum. O zaman buna tüm ruhum karşı koyuyor. Hayır, bu olamaz, diyorum. Böyle olsaydı, sana bir kez daha rastlayım diye konuşulan her dile bürünür, her biçime girer, bin yıllar boyunca yıldızdan yıldıza dolaşırdım. Ama öyle sanıyorum, eşit varlıklar birbirlerine çabuk kavuşurlar. * Yaşamımın bu noktasında bir boşluk var. Ölmü­şüm. Yen...

MENDİLİMDE KAN SESLERİ'NİN AHMET AĞBİ'Sİ

"Ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar, diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar, mendilimde kan sesleri.” Edip Cansever’in bir Ahmet Abi’si vardı bir zamanlar. İşçi bir babanın oğlu olan ve Kayseri’de, memleketinde Komünist Ahmet diye tanınan “Ahmet Gayretli” (1926 - 25 Mart 2015). Ahmet Gayretli’ye ithaf edilen şiirdir “Mendilimde Kan Sesleri”. Peki, kimdir bu Ahmet Gayretli… Erdal Öz, cezaevinden çıktıktan sonra Edip Cansever’le görüşmek ve “Mendilimde Kan Sesleri” şiirinde geçen Ahmet Abi’nin kim olduğunu öğrenmek ister. Bir fırsatını bulur, doğruca Kapalıçarşı’ya, Edip Cansever’in antikacı dükkânına gider. Edip Cansever her zamanki gibi basık tavanlı üst kattaki çalışma masasının başındadır. Kapalıçarşı’dan Bebek’e geçerler. Cam kıyısında bir masaya otururlar. Balık, salata, rakı… Erdal Öz’ün çok özel bir soru soracağının farkındadır. Sözü döndürüp dolaştırıp “Mendilimde Kan Sesleri”ne getirir. Şiirden bölümler okur. Edip Cansever hem şaşırır hem sevinir. Bi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

HİÇBİR ŞEYİM YOK BU DA BENİMDİR DİYEBİLEYİM

HYPERION'DAN BELLARMINE Hiçbir şeyim yok, bu da benimdir diyebileyim. Sevdiklerim ya uzakta, ya ölmüş, hiçbir ses bana artık onlardan haber getirmiyor. Yeryüzünde görecek işim kalmadı. Görevime var-gücümle sarılmıştım; ben, o yüzden yıkıldım, ama dünya, bu yüzden hemen hiçbir şey kazanmadı. Şimdi adsız ve yapayalnız geri dönüyor, alabildiğine uzanan yurdumda ölüler ülkesini dolaşırmış gibi geziyorum. Biz Yunanlıları, ormanın av hayvanları gibi keyfince öldüren avcının bıçağı, bana da vurmakta herhal gecikmeyecek. Fakat sen göklerin güneşi, sen ışıklarını yine de saçıyorsun! Yine de sen yeşeriyorsun kutlu toprak! Irmaklar hep şırıldayarak denizlere dökülüyor, gölgeli ağaçlar öğlenleri hep fısıldaşıyorlar. Baharın sevinç şarkısı bir ninni gibi kalımsız düşüncelerimi uyutuyor. Her yanından yaşam fışkıran dünyanm bolluğu içinde, yoksul varlığım, besinini bulup doyuyor ve kendinden geçiyor. Ey mutlu doğa! Güzelliğin karşısında gözlerimi kaldırdığımda, bana ne oluyor bilemem, yalnız önün...

Sünbülzâde Vehbi Efendi

Bezm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana, Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can. Lal-u şarap içürem ve ıslatıp geçirem, Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan. Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır ? Lale ile sümbülü kakulene nevcivan. Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam, Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan. Salınarak giderken arkandan ben sokayım, Ard eteğin beline, olmasın çamur aman. Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam, Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan. Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarıda hiç, Düşmanının bağrına, hançerimi nagehan. Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim, Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman. Herkese vermektesin, bir de bana versene, Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman. Sen her zaman gelesin, ben Vehbi"ye veresin, Esselamün aleykum ve aleykümselam. Sünbülzâde Vehbi Efendi Sünbülzâde Vehbi, Divan Edebiyatı şairlerinden olup 18. yüzyılda yaşamıştır. Arapça ve Farsçayı lügatlerini yazacak derecede bilen, başta kadılık olmak üzere birçok...