Ana içeriğe atla

Dervişin Teselli Koleksiyonu 2 / Klasik Metinlerle İyileşme


Mevlana’da beni diriltecek satırlar, beni düştüğüm kuyudan çıkaracak yaklaşımlar var olduğu gibi, Arabi’nin Füsus’unda da bunlar mevcuttur. Ama bu demek değildir ki Sokrates’te, Platon’da, Hegel’de, Kant’ta, Spinoza’da böyle yaklaşımlar yoktur. Hayır, elbette var, hem de çok etkili olarak vardırlar. Mürekkeplerini damarlarından akan kan gibi yürekten kullanmış olanlara ne demeli? Dostoyevski’de, Cibran’da, Rilke’de, Tanpınar’da, Geothe’de kararmış ruh halimizi aydınlatacak öyle bölümler vardır ki, oralara geldiğimizde kendimizi bir evliyanın divanının satırları arasındaymış gibi hissederiz. Bir acısı olan her insanın, ki herkesin mutlaka bir acısı vardır, tasavvufun ve felsefenin derinliklerinden uzanan bu ellere ihtiyaç duyacağı muhakkaktır.

Keder evrenseldir. Filozofların tesellilerinin evliyaların tesellileri kadar etkili olduklarını gördüm. Seneca’nın söyledikleri, Muhyiddin Arabi’nin keder konusunda söylediklerinden eksik kalır bir yanı yok. Kant ve Hegel neredeyse Mevlana kadar ustalaşmaya başlıyor konu insan ve onun hüzünleri olunca… 


Batı’nın Tesellisi

"Cor ne edito"-"Yüreğini yeme!" Biraz sert söylemek gerekirse içini dökecek arkadaşı olmayan kişi, kendi yüreğini kemiren bir yamyamdır.
...
Dostluk, sevinçleri iki katına çıkarırken kederleri yarıya indirir. Sevincini dostuyla paylaştığında daha mutlu olmayacak, kederini paylaştığında da acısı yarıya inmeyecek kimse yoktur. (Bacon)

***

Kaderinden kaçmak için yolunu değitiren / Çoğu zaman kaçtığı yerde karşılaşır kaderiyle.
...
Ne kadar büyük de olsa keder, / Zaman kuşunun kanatlarına binip gider. / Aynı kuş getirir yeniden / Sevinçli ve mutlu günleri 
...
İnsan teselliyi başta kendine vermeli. / Derdinizi sizden daha iyi kim anlar? 
...
Tehlikeden kaçamıyorsan onun karşısında cesaretle durmayı bilmelisin. 
...
Zorda kalanın kafası iyi işler. (La Fontaine)

***

Mutluluğun er geç geleceğine bütün kalbiyle inanırdı ki aslında bu, mutluluğun ta kendisiydi.
...
Bir dertten kurtulunca kendimize yeni bir dert aradığımız da olur. (Austen)

***

Aşırı keder güldürür, aşırı neşe ağlatır. (Blake)

***

Böyle sürekli mutsuzluktan söz açıp durman, korkarım ki bir gün seni gerçekten mutsuzluğa uğratacak.
..
Kederi erken tanıdım, sürgünle tanışarak... Iftiraların ve içi kin dolu cahillerin hedefi de oldum. Fakat yine de yüreğimi özgürlük ümidiyle ve sabırla güçlendirdim. Mutlu günleri beklerken dostlarımın mutlulukları tatlı bir teselli oldu bana... (Puşkin)

***

Şu işe bak, zindandan o kadar ürken ben, şimdi oradayım ve bir an bile kedere boğulduğumu hatırlamıyorum! Demek ki bir işin korkusu, kendisinden yüz kat betermiş. 
...
İki uç nokta -duygusallığın gereğinden azlığı veya fazlalığı-, insanı olaylara gerçekçi yaklaşma yeteneğinden yoksun bırakır. 
...
Ne suçluyor ne de onaylıyorum, yalnızca gözlemliyorum. (Stendhal)

***

Duygularımız ne kadar da değişken, büyük acılar çekerken bile yaşama sevgi ile nasıl da sarılıyoruz!
...
Mutluluk ya da felakete böyle incecik bağlarla bağlıyız. (Shelley)

***

Geçmişte ele geçen ve az çok bir haz yahut mutluluk vaat eden firsatları değerlendirememekten ötürü üzülüp pişman olmak, bir insan için ne büyük budalalıktır! Şimdi onlardan geriye elimizde ne kalacaktı? Bir hatıranın gölgesi sadece.
...
Münzevi halde geçirdiğimiz bir dönemin håletiruhiyemiz üzerinde böylesine olumlu etkilerinin olması büyük oranda, bu şekilde yaşamanın başka insanların gözünden uzak kalmaya, böylelikle onların olası yorumlarını dikkate almamaya dayanır. (Schopenhauer’)

***

Sadece dar görüşlü kişiler bir duygudan kurtulabilmek için senelerce bekler. Kendi kendine söz geçirebilen bir kişi nasıl kolayca bir zevk icat edebiliyorsa acılarını da aynı kolaylıkla dindirebilir. Duygularımın elinde oyuncak olmak istemiyorum. Duygularımı ben kullanmak istiyorum, onların tadını çıkarmak ve ayrıca onlara hükmetmek!
...
Bu dünyada iki trajedi vardır. Birisi insanın istediğini elde edememesi ve diğeri de onu elde etmesidir. Sonuncusu daha beterdir. (Wilde)

***

İşin doğrusu kalbimiz, bizim de acı çekmeye başladığımız noktaya gelinceye kadar başkalarının yaşadığı musibetleri umursamaz. Hemen her zaman bizi de etkilemeye başlayana kadar ötekilerin acılarına duyarsız kalırız.
...
Altın, bakır, kurşun, çelik fitratta insanlar vardır... Her in- sanın kendi limitleri vardır. Bu metallerin her birinden farkl makineler yapılabilir. Fakat zayıf olanlardan güçlü olanlarla eşit verim almayı bekleyemezsin. Demir madeni eğiterek altın hâline getirilemez. (Twain)

***

Hüzün verme özelliği, nesnelerin ve hadiselerin içinde bu lunmaz. O, bize ait düşüncelerin ürünüdür.
...
Biz ilerledikçe uzaklaşan bir hedefi umutsuzca takip etmenin hiçbir anlamı yoktur. 
...
Kederlerin pek çoğu ile sadece onları kabullenerek başa çıkılabilir. (Durkheim)

***

Anlamaya çalışmamak, tahlil etmemek... Kendini doğayı görür gibi görmek; duygularını bir manzarayı seyreder gibi seyretmek... Bilgelik denilen şey olsa olsa budur.
....
Dünya, onu sürekli düşünelim diye değil, ona bakalım ve onunla uyum içinde olalım diye yaratılmıştır.
...
Yoksullar da bende merhamet uyandırıyor zenginler de... Ama zenginler daha fazla. Çünkü onlar daha mutsuz. Yoksul biri, yoksulluktan kurtulursa mutluluğa ereceğini düşünebilir. Mutsuz bir zengin ise mutlu olmanın herhangi bir yolu kalmadığını düşünür.
...
Talih de insana benzer. Eğer bize yaptıklarından pek de etkilenmediğimizi gösterebilirsek işte bizi o zaman rahat bırakır. (Pessoa)

***

Kişi, zevk esnasında kendini, varlığını unutur, bir başkası olur, âdeta bir yabancı... Ve insan ancak acıyla içine döner, kendine gelir, kendi olur. (Unamuno)

***

Zorlukları fark ettiğimde korku ve kızgınlık, yerini adım adım merhamet ve hoşgörüye bıraktı ve sonraki bir iki yıl içinde merhamet ve hoşgörü de gitti ve yerine hepsinden daha büyük bir kurtuluş olan, "şeyleri kendi doğasında düşünme özgürlüğü geldi.
...
Boş ver, iyidir yaşamak, her şeye rağmen dayanılabilir yaşamaya... Pazartesiyi salı izler, sonra da çarşamba olur. Bilincin gelişir, kimliğin güçlenir; acılar, olgunlaşma içinde eritilir. Nasıl da hızlı akar ırmak, ocaktan aralığa doğru! 
...
Her şeye rağmen sıcaktı güneş. Her şeye rağmen üstesinden geliyordu insan. Hayat, bir şekilde, günleri birbiri ardına eklemenin bir yolunu buluyordu, her şeye rağmen. 
...
Mutluluk sessiz, sıradan şeylerdedir. Bir masa, bir sandalye, sayfaları arasına kağıt bıçağı sıkıştırılmış bir kitap. Ve gülden düşen taç yaprağı ve biz sessizce otururken titreyen ışık... (Woolf)

***

Aziz dostum, bi kez düştün mü kalkmak için vakit kaybetmeyeceksin. 
...
Kaderimize yazılmış pek çok hazin hatıra vardır ki bunlara sürekli kafa yormaya başlarsak yaşayanlar arasındaki işlerimizi sürdürebilmemiz için gereken gücü bulamayız.
...
Ölüler, dirilerden daha çok çiçek alır çünkü pişmanlık, minnettarlıktan daha güçlü bir duygudur. Zaman, geri döndürülemez. Suyu tutmaya çalışmak gibi bir şey. (Joyce)

***

Geçmişe dönüp baktığın zaman, sana yaşarken tahammül edilmezmiş gibi gelen dönemleri beğeniyorsun en çok. 
...
İnsan, felaketi serinkanlılıkla karşılamalı, onun üzerinde tefekkür etmeli ve ondan bir yarar çıkarmalı.
...
İnsan, artık peşinden koşmadığı ve istemediği dönemler elde eder bazı şeyleri. (Pavese)

***

İnsan, kendi mutluluğuna engel olmak yolunda oldukça becerikli bir varlıktır. (Gide)

***

Nerede olursan ol, kendi iç dünyanı sığınırsın.
...
Öyle bir zaman gelir ki acı, kendiliğinden duyulmaz olur.
...
İyi ya da kötü şeyler sona erdiklerinde geride bir boşluk bırakırlar. Sona eren kötü bir şeyse o boşluk kendiliğinden kapanır ama yok iyi bir şeyse boşluğu kapatmak için ondan daha esaslı bir şey bulman gerekir.
....
Her şey için bir bedel ödersin. Ben, sevdiğim şeylere kavuşabilmemin karşılığını ödemişimdir, onun için günlerin iyi geçer. Bazen istediğin şeylerin iç yüzünü öğrenerek baze tecrübe edinerek bazen işin sonucuna boş vererek bazen iş içine girerek ya da parayla ödersin bu bedeli. Hayatın tadını çıkarmak, ödediğin bedelin karşılığını çıkarabilmek ve çık dığını sezebilmektir. (Hemingway)

***

Ben, onsuz da yaparım... Ben, daha nice şeylerden yoksun oImayı öğrenmişim. (Faulkner)

***

İnsan kapana kısılmışsa ve kurtulma ihtimali yoksa kapanın içini dekore etmeye girişir. 
...
İnsanların çoğu ne istediğini bilmez, istediklerini nasıl elde edeceğini bilmez, istedikleri eline geçtiği zaman da bunun farkında olmaz. (Steinbeck)

***

İnsanların pek azı, sonuna varmadan yolun onları nereye görüreceğini görebilir. (Tolkien)

***

En çözülmez düğüm, kıvrılarak ilerleyen bir ipten başka bir şey değildir. Beceriksiz parmaklar kan içinde kalırken bunu gözler çözüverir. (Nabokov)

***

Bana inanmayacaklar ama bunun sinemada film seyretmekten farkı yok, orada da öykü önünden akıp geçer ve sen onu o şekilde kabul etmek zorunda kalırsın. Eğer beğenmiyorsan çıkıp gidersin ve bilmen gerekir ki kimse paranı iade etmeyecektir. 
...
Tıpkı Faust'un geçip giden zaman için yazdığı dilekçesinde olduğu gibi, eğer vakti geldiğinde masaya konan boş bir bardak misali bırakıp gidebilirsen her şeyin bir anlamı var demektir.
...
Denebilir ki mutluluk, insanın yalnızca kendisine aittir, tek kişiliktir. Oysa mutsuzluk, bir parça herkese aittir.
...
Eğer düşersen seni yeniden kaldırırım. / Eğer kaldıramazsam yanına uzanırım... (Cortázar)

***

Bazı sorunlar, üzerine bol bol konuştukça daha kötüye gidebilir, yerinde söylenmiş isabetli birkaç söz ise onları kolayca çözebilir. 
...
Geleceğin sorunlarını geleceğin kendisi çözecektir. 
...
Ağlama yeteneğimizin olması, bizim için nimettir; gözyaşları, bizi çoğu kez huzura kavuşturur, ağlayamadığımız bazı durumlarda ölecek gibi oluruz. (Saramago)

***

Her ne olacaksa zaten olması gerekiyor demektir. Tıpkı takvimde önceden bildirilmiş şeyler gibi.
...
Yüreğin hafızasının kötü anıları sildiğini, iyi olanları büyüttüğünü, geçmişe katlanmayı bu hamle sayesinde başardığımızı bilmeyecek kadar gençti daha.
...
Bir insanın en büyük hatası, başkalarına haddinden fazla değer vermek değil, kendine hak ettiğinden daha düşük bir değer vermektir.
...
İnsanın yaşadığı değildir hayat, anlatmak üzere nevi, nasıl hatırladığıdır.
...
Düşünceler kimsenin malı değildir. Tıpkı melekler gibi yukarılarda bir yerlerde uçuşur dururlar. (Marguez)

***

İnsan bazı sorunları, çözümsüz olduklarını ortaya koyarak çözmek zorunda kalır. 
...
Oyuncu olmak için yaratılmadığımı anlayınca zeki bir seyirci olmaya karar verdim.
...
Kaybedenler, -kendini iyi yetiştirmiş kişiler gibi- kazananlara nispetle çok daha geniş bir bilgi ağına sahiptirler. Kazanmak için tek bir şey bilmen, her şeyi bilmekle zaman yitirmemen gerekir. Derin bilginin hazzı, kaybedenlere özgüdür. (Eco)

***

Eğer yeryüzünde hiç yara almamış birileri bulunsaydı onların mutluluğu da tatmadan yaşadıkları söylenebilirdi.
...
Geçmiş, mahkûmu olmadığımız bir şey. Geçmişe istediğimizi yapabiliriz. Yapamayacağımız, geçmişin şimdideki neticelerini değiştirmektir. (Berger)

***

Geçmişi sürekli kurcalamak doğru değildir. Farkında olmadan ona bunca zaman harcamış olmamız yeter de artar. (Kundera)

***

Kaçınılmaz kederler vardır, bu böyledir, onlara karşı elden bir sey gelmez. 
...
Sana düşmanlık eden birileri yok mu? Nasıl olmaz? Yoksa sen hiçbir zaman doğruyu söylemedin mi? Hiçbir zaman hakkı tercih etmedin mi?
...
Kelimelerin sessizlikten daha etkili olamadığı durumlarda en iyi yol, susmaktır. (Galeano)

***

Kimi zamanlar, sahibi olmadığımız bir yaşamın yasını tuttuğumuzu düşünüyorum. (Yalom)

***

Önüne geçilmesi mümkün olmayan bir şey ha bir gün evvel olmuş ha bir gün sonra, ne fark eder ki? (Hamsun)

***

Şimdi, şimdiki "ben", geçmişteki "ben"i yargılıyor. Şimdiki "ben den sonra bir başka "ben" oluşacak ve benim dünkünü yargıladığım gibi o da bugünkünü yargılayacak. Peki, ya kim bana merhamet gösterecek, ben kendime merhamet göstermezken? (Papini)

***

Unutmaktan korkmayın.
...
Bir konu üzerinde konuşmaya başlarsanız takip etmeniz gereken yolu daha rahat görürsünüz. Siz konuşurken zihniniz çözüm için gerekli hazırlıkları yapar. Konuşmak, şu ya da bu şekilde pek çok şeyi çözüme kavuşturur. (Christie)

Mecit Ömür Öztürk 
Dervişin Teselli Koleksiyonu 2
hayy kitap

Ben hayatımda düştüğüm neredeyse her sıkıntıdan kitapların el uzatmasıyla çıkabilmiş biriyim. Öncelikle kendime, sonra da başkalarına el uzatabileceğini düşündüğüm bir çalışma ortaya koymaya çalıştım. Bir kısmı tozlu raflarda kalmış kadim kitaplardan, günümüz insanının sorunlarına bazı çözümler bulmaya gayret ettim.

Âlimlerden de filozoflardan da, yaralanmış insan zihnini ve kalbini onaran yaklaşımlar yakalamaya çalıştım. Kitabı okuyanların, o yeniden başlama duygusunu, hayatı yeniden inşa etme heyecanını kazanmış olmalarını amaçlamıştım. Bilgi veren kitaplar vardır, huzur veren kitaplar vardır. Bu, ikinci kategoride bir çalışmaydı.

İnsanların hiç olmadığı kadar sıkıntılı bir yaşam sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Dünyanın her yerinde daha çok ümitsizlik, daha çok bunalım, daha çok depresyon var. İnsanlar kederlerini, acılarını neyle dindirecekler? Alkol, uyuşturucu veya zararlı bağımlılıklar acıları bastırmakta yoğun olarak kullanılıyor. İnsanların ruh dünyaları açısından zararsız bir ağrı kesiciye ihtiyaç duydukları muhakkak. Bugün ister edebi alanda, ister sanatın diğer dallarında olsun insanın kalbindeki ağır yükleri hafifletecek eserlere ihtiyaç var. İnsana ümit vermeye, onu ayakta tutmaya çalışan eserler üretmek zorundayız. İnsanın en azından kitap okumakla dindirilebileceği kederleri de vardır ve bunlar bence pek çoktur.

Teselli ve ümit odaklı kitap çalışmalarında gözden kaçırılmaması gereken şey, gerçekliktir. Maksat, düşünceler yoluyla insanı uyuşturmak değil, onu uyandırmak olmalıdır. Çünkü acı karşısında kendini uykuya bırakan zihin eninde sonunda uyanacak ve acı gerçeğin daha büyümüş bir haliyle yüzleşecektir. İnsanı gerçeklerden kısa bir süre uzaklaştıran ama ardından daha sert bir yüzleşmeyle karşı karşıya bırakan bir afyon gibi olmamalıdır bu eserler. Çekilen acıya bir başka pencereden bakabilmeyi içermelidir ve kalıcı bir rahatlama hissini beraberinde getirmeyi başarmalıdır. Dervişin Teselli Koleksiyonu doksan dokuz bölüm halinde aynı acıya doksan dokuz açıdan bakabilme antrenmanıydı aslında. O kadar fazla açıdan bakınca da, insan teselli de olmuş oluyor muhakkak. Ama bununla birlikte bir onarımın da hedeflendiğini söylemek gerekir.

Acıların anlamını tahlil ederken, öncelikle insanın ve acıların yaratıcısına danışmak elbette en isabetli olanıdır. Oradan yaptığımız çıkarımların gerek doğulu gerek batılı düşünürlerce yapılan çıkarımlara tevafuk etmesi, onlarla benzer çizgide uyum içerisinde olması, insanın bu tahlillere daha da sıkı sarılmasıyla sonuçlanabiliyor. Maksadım bir yandan da keyifli bir okuma deneyimi sunabilmekti. Rilke’yle Harakani Hazretlerini aynı cümlenin içinde buluşturmak, edebi bakımdan yazarken bana, okurken de okurlarıma ayrı bir edebi bir tat sunmuştur diye ümit ediyorum.

Batı’yı ve Doğu’yu neden aynı zeminde buluşturmaya çalıştığıma gelince, Mevlana’da beni diriltecek satırlar, beni düştüğüm kuyudan çıkaracak yaklaşımlar var olduğu gibi, Arabi’nin Füsus’unda da bunlar mevcuttur. Ama bu demek değildir ki Sokrates’te, Platon’da, Hegel’de, Kant’ta, Spinoza’da böyle yaklaşımlar yoktur. Hayır, elbette var, hem de çok etkili olarak vardırlar. Mürekkeplerini damarlarından akan kan gibi yürekten kullanmış olanlara ne demeli? Dostoyevski’de, Cibran’da, Rilke’de, Tanpınar’da, Geothe’de kararmış ruh halimizi aydınlatacak öyle bölümler vardır ki, oralara geldiğimizde kendimizi bir evliyanın divanının satırları arasındaymış gibi hissederiz. Bir acısı olan her insanın, ki herkesin mutlaka bir acısı vardır, tasavvufun ve felsefenin derinliklerinden uzanan bu ellere ihtiyaç duyacağı muhakkaktır.

Keder evrenseldir. Filozofların tesellilerinin evliyaların tesellileri kadar etkili olduklarını gördüm. Seneca’nın söyledikleri, Muhyiddin Arabi’nin keder konusunda söylediklerinden eksik kalır bir yanı yok. Kant ve Hegel neredeyse Mevlana kadar ustalaşmaya başlıyor konu insan ve onun hüzünleri olunca… Nietzsche diyor ki “Dünyaya zaman sona ermiş gibi bakın, bükülmüş olan her şey size düz görünecektir.” Ben bu cümleyi bir konferansta yanlışlıkla Muhyiddin Arabi’nin sözü diye aktarsam, karşımdakiler Arabi uzmanı değillerse, kimsenin beni uyaracağını, bu söz Arabi’nin sözüne benzemiyor, diyeceğini sanmıyorum.

Acılar karşısında üç yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Birincisi onları yok etmeye çalışmak, ikincisi onları bir şey yapamadan seyretmek yani sabır ve tahammül etmeye çalışmak, üçüncüsü de onlardan faydalanmaya çalışmak… Sağlıklı olan yaklaşımın üçüncüsü olduğunu düşünüyorum. Istıraplara, acaba bundan nasıl faydalanabilirim, bunu altında ezildiğim bir yük değil de üzerine bastığım bir basamak olarak nasıl kullanabilirim diye derin tefekkür etmek gerekir. Başımıza gelen hadiseler, bizi sarsmak için değil, güçlendirmek ve geliştirmek için gelir. Ama bu onlara biraz da o gözle bakmakla ortaya çıkan bir gerçektir. Alıcı gözle bakmak… 

Koleksiyonda hoşunuza giden de olur, gitmeyen de… Kitabın içerisindeki doksan dokuz bölümden okurları çok etkileyen bazı bölümler olabileceği gibi bazı insanların halet-i ruhiyeleri gereği pek ilgisini çekmeyen bölümler de olabilir. Veya aynı teselli bugün etki göstermez ama yarın etkiler…

Mecit Ömür Öztürk röportajlarından

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Dedim ki, güneşe dönen bir çiçeğim

nedir dostluk? ikinci bir güneş. Adonis Her akşam , aynı yer, aynı saatta, Güneşten eşyama düşen bir çubuk; Yangın varmış gibi , yukarı katta, Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk ! Necip Fazıl Kısakürek umut kesilmiyorsa dostlarım kesip barikatlar kurarak kangrenli gövdemizden şurda güneşe ne kaldı İlhami Çiçek Neresi yurdum? Güneş belki de. O hep duran. Çocukluğumu tanıyan eski dostum kaplumbağa. Bejan Matur Sanma ki derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten. Güneşle gelecek ölümden? Orhan Veli Saçı siyah salkıma benzeyip; Sanki taç gibi parlıyor, Güneşin ateşiyle yıkanıp, Doğrulardan geliyor, Yunus Emre Dünün sonsuz gönlünden, Ölen bugün yine yaşar, Doğacak başkası yeniden. Güneş yok olursa eğer, Yunus Emre her akşam tufanında harap oldu güneşim gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm Nurullah Genç Yaşam, belleği icat etmekle gaddarlık etm...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra  Sana bir daha rastlarsam Seni nasıl selamlamalıyım  Susarak mı, ağlayarak mı? Lord Byron “Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,” Sürgünlerin uzmanlığını. Bir vapur nasıl kalkar bir limandan. Tren nasıl acı acı öter, öğrendim. Cevat Çapan Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir Büyük istasyona benziyor artık bu ev Tren bir yolcu daha edinecek demektir Abdülkadir Budak Son Tren sessizce perondan ayrılırken, Baş öne eğilir hafiften, Umuda veda, Köksal Özyürek O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Nazım Hikmet Elveda gençlikte geçen günüme Ezirâil el atıyor canıma Yanarım gençlikte, o zamanıma Acı tatlı günler hep hayâl oldu Nerde gençlikteki geçen çağlarım Sustu bülbül gazel döktü bağlarım Her gün hatırlarım her gün ağlarım Veysel ağ...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...