Ana içeriğe atla

ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİĞİ HİKMETLİ SÖZLER

Şair, aruzun tavîl bahriyle nazmettiği “mîm” kafiyeli muallakasını, klasik Arap şiiri sistematiğine uygun olarak inşa etmiştir. Dört ana bölümden oluşan kasidenin "nesîb" bölümünde, Câhiliye kaside geleneğine uygun olarak "talel/atlal" denilen bir zamanlar sevgilinin yaşadığı yurdun kalıntılarının ve ona dair hatıraların hasret, hüzün ve özlem dolu tasvirleri yer almaktadır. Kasidenin ilk onbeş beyitlik kısmını oluşturan bu bölüm, aşağıda da görüleceği üzere bolca teşbihler içeren zengin, canlı ve detaylı betimlemeleriyle belâgat ilmi açısından da eşsiz sanatlı örnekler sunmaktadır:


Züheyr b. Ebî Sülmâ’nın Muallakası ve İhtiva Ettiği Hikmetli Sözler

Havmânetüd' derrâc'dan el-Mütesellem'e uzanan bu sessiz kalıntılar, (sevdiğim) Ümmü Evfa'nın (yurdundan) mıdır?

Onun, kola ve bileğe (silindikçe) yeniden nakşedilmiş dövmeler gibi (izleri olan) er-Rakmeteyn'de de bir yurdu vardır.

Şimdi o metruk yurtta iri gözlü yabanî sığırlar ve ak ceylanlar gezmekte art arda, yavruları da altlarında hoplayıp zıplamakta.

Yirmi yıl sonra (bakıp) durdum orada, bir hayli düşünüp de (ancak) tanıdım evini zor bela.

Tanıdım, üzerlerine tencereler koydukları siyah ocak taşlarını, bir havuzun kaynağı gibi henüz kurumamış arklarını.

Tanıyınca yurdu iyice, dedim ki evine: "Esenlikler olsun sabahleyin seninle, ey hane!"

İyi bak dostum! Görüyor musun? Deve mahfelerinde giden hatunları, Cürsüm pınarının üst yamaçlarında.

(O hatunlar) el-Kanan dağını ve sarp yokuşlarını sağlarına aldılar. el-Kanan'da ise nice dost ve düşman var. Mahfelerin üstüne, kan kırmızısı kenarlı, değerli örtüler ve ince tüller çektiler.

(Şimdi ise O hatunlar,) nimetler içinde yüzen nazlı dilberlerin edasıyla Sübân sırtlarına tırmanıyorlar.

Erkenden seherle yola koyuldular. er-Ress vadisini elin, ağzı bulduğu gibi kolaylıkla buldular.

O hatunların içinde yakışıklılar için gönül eğlendirecek dilberler var. Güzelden anlayan gözler için hoş manzaralar var.

Konakladıkları her menzilde mahfe örtülerinin bıraktığı yün kırıntıları, sanki çiğnenmemiş tilki üzümüdür.

Berrak su birikintisinin başına vardıklarında, (konaklamaya niyetlenerek) çadır kuran yerliler gibi sopalarını bıraktılar.

Derken es-Sûbân vadisinde (bir kez daha) göründüler, sonra orayı da Kaynoğulları
yapımı yeni ve geniş mahfeler üzerinde terkettiler.

Kureyş ve Cürhümlülerin yapıp tavaf ettikleri (o kutsal) Ev’e yemin olsun ki;

(Evet) yemin olsun ki; sizler, güçlü ve zayıf olunan her durumda yardıma koşan iki
güzel efendilersiniz.

Sizler, birbirlerini yok etmeye ve aralarında Menşem’in (intikam) ıtrını ezmeye
başladıktan sonra ‘Abs ve Zübyân’ı barıştıransınız.

Ve şöyle dediniz: şayet fidye ve güzel sözle barışı sağlayabilirsek yok olmaktan
kurtuluruz.

Böylelikle, halkı isyandan ve günahtan uzaklaştırarak barış konusunda büyük bir rol üstlendiniz. 

(Bu sayede, atamız) Ma‘add’in şeref ve onurunun doruğuna eren iki büyük kimse oldunuz. -Barış, zafer ve kurtuluş hep yolunuz olsun!- Her kim de bir şeref hazinesi bulursa yücelir.

Savaşın yaraları yüzlerce deveyle sarılıyor. Ancak diyeti bu savaşta günahı olmayanlar ödüyor.

“(Evet) o diyeti, bir hacamat şişesi kadar bile kan dökmemiş bir topluluk, başka bir topluluğa tazminat olarak ödüyor.

İşte eskiden beri malınız olan kulakları damgalı deve yavrularından türlü türlü ganimetler sevk edilmeye başladı.


[Hafızalarda kalan en son mâna olduğundan, kasidenin “hâtime” denilen sonlarına doğru şairlerin, hayat tecrübelerinden damıtarak nazma aktardıkları hikmetli sözlere yer vermeleri bir câhilî şiir geleneğiydi. Züheyr de Câhiliye şiirleri içerisinde özellikle muallaka şairlerinin takip ettiği bu geleneğe fazlasıyla bağlı kalarak kasidesinin aşağıdaki üçüncü ve devamındaki son bölümünü, bilgeliğinden izler taşıyan hikmet dolu beyitlerle bezemiştir:]

“Hey dostum! Benden Zübyân kabilesine ve sözleştiklerine bir mesaj ilet ve onlara de ki; “Yemininiz sağlam ve samimi mi?””

“İçinizden geçen(hainlik)leri, gizli kalsın diye, sakın Allah’tan saklamaya kalkışmayın. Her ne saklanırsa saklansın, Allah onu bilir.”

“(Bunların cezası da) ya ertelenip bir deftere işlenerek hesap gününe saklanır, ya da öne çekilip intikamı alınır.”

“Şavaş, bildiğiniz ve tattığınızdan başka bir şey değildir. (Savaş hakkında bu
söylenenler de) boş laflar değildir.”

“Onu her ne zaman canlandırsanız kınanırsınız. Onu körükledikçe de tutuşur, alevlenir.”

“Savaş, altında deriden yaygısıyla bir değirmenin, taneleri öğüttüğü gibi sizi öğütür. Yılda iki kez gebe kalır, sonra her defasında ikiz yavru doğurur.”

“Savaş size Semûd kavminin kırmızısı (Hz. Sâlih’in devesinin katili Kudâr b. Sâlif) gibi uğursuz oğullar doğurur. Sonra da emzirir, büyütür ve sütten keser.”

“Savaş, Irak’taki köylerin, ahalisine sunmadığı ölçekte ürünü ve dirhemi (diyet ve tazminat yoluyla) size takdim eder.”

“Ömrüm hakkı için, onaylamadıkları bir cinayete, Husayn b. Damdam’ın sürüklediği (Zübyân) kabilesi ne güzel bir kabiledir.”

“O, kinini içinde gizlemiş, (niyetini) açığa vurmamış ve (mertçe) ortaya çıkmamıştı.”

“Kendi kendine şöyle demişti: “İntikamımı alırım, sonra da ardımda bekleyen atları gemli bin süvari ile düşmanımdan korunurum.””

“O, ölümün konakladığı yerde çok sayıda evi de telaşlandırmadan (yalnızca kardeşinin katiline) saldırdı.”

“O, gür yeleli, pençelerindeki tırnakları kesilmemiş, atılgan bir aslan gibi donanımıyla savaşa hazırdı.”

“(O, hem) cesurdur, zulme uğradığında derhal zulmüyle karşılık verir. Zulme uğramasa bile kendisi zulmeder.”

“Develerini sulama vaktine kadar otlattılar (savaşa ara verdiler). Sulama vakti
geldiğindeyse onları, silah ve kanla bolca suya kandırdılar (yeniden savaşa koyuldular).”

“Aralarında ölüm hükmünü infaz ettiler. Sonra da develerini tekrar ağır (kokulu) ve ürkütücü bir otlağa sürdüler (hazırlık için savaşa yeniden ara verdiler).”

“Ömrün hakkı için, onların mızrakları, ne İbni Nehîk’in ne de maktûl el-Müsellem’in
kanının dökülmesinden sorumludur.”

“Onlar, Nevfel’in, Vehb’in ve İbnu’l Muhazzem’in kanının dökülüp öldürülmesine de iştirak etmediler.”

“Yine de (bu suçsuz insanların, öldürülenlerin yakınları için) dağ yollarına sevk edilen sağlam develeri diyet olarak ödediklerini görüyorum.”

“Gecelerin biri, büyük bir felaket getirdiğinde, (diyet ödeyerek) insanları koruyan, (kötülüğü) engelleyen bir kabilenin (develeri sevk ediliyor).”

“O, öyle şanlı bir kabiledir ki; ne kin tutan öcünü alabilir onlardan, ne de onlara karşı cinayet suçlusu kurtulur cezadan.”


[Şair, kasidesinin son bölümünde ise tecrübelerle dolu uzun ömrünün bir hasılası olan vecize mahiyetindeki hikmetli sözlerini beyitleri aracılığıyla dile getirmektedir. Kırk altı ile altmış ikinci beyitler arasında yer alan bu bölüm, hem nazım hem de mana bakımından taşıdığı eşsiz değer yönüyle şaire “Câhiliye şairlerinin bilgesi” veya “şairlerin kadısı” gibi haklı ünvanları kazandırmıştır. Züheyr, önceki bölümlerde özel bir savaş ve bu savaşın tarafları üzerinden inşa ettiği beyitlerine bu bölümde daha genel olgular ve evrensel ahlaki değerler bağlamında inşa ettiği hikmet yüklü beyitlerle devam etmiştir. Bu bağlamda şair, söz konusu bölümde, ölüm ve kader gerçeği, insanlarla geçimli olma, iyilik yapma, kötülükten sakınma, ahde ve söze bağlı kalma, onurlu yaşama, dile sahip olma, sefahatten sakınma ve cömert olma gibi evrensel ahlaki değerleri ve insani erdemleri tema olarak işlemiştir:]

“Yoruldum, usandım hayatın zorluklarından, usanır elbet -Ey babasız kalasıca!- seksen yıl yaşayan.”

“Bugün ve öncesindeki dünde olanları bilirim. Lâkin yarına dair bilgide körüm.”

“Gece görmeyen devenin çarpması gibi; ölümü, kime çarparsa öldürür gördüm. Uzun yaşar ve yaşlanır, kimi de ıskalarsa ölüm.”

“İnsanları idare edemeyen çoğu işte, ya çiğnenir dişlerle ya da ezilir tekmelerle.”

“Şerefi uğruna iyilik yapan, şerefini artırır. Sövmekten sakınmayana da sövülür.”

“Varlıklı olup da kavmine iyilikte cimri davranan, görmezden gelinir ve yerilir.”

“Sözünde duran yerilmez, kalbi huzurla iyiliğe yönelen de tereddüt etmez.”

“Ölümün sebeplerinden korkanı, merdivenle göğe çıksa bile ölüm yakalar.”

“Layık olmayana iyilik yapanın teşekkürü, yergi ve pişmanlıktır.”

“Mızrakların alt tarafındaki demirlere âsi olan (barışa direnen); onların uzun temrenli üst uçlarına boyun eğer (savaşa teslim olur).”

“Havzunu (evini, onurunu) silahıyla savunmayanın, havuzu yıkılır. (Kendisiyle
mücadeleye girişen) insanlara acımasız olmayan da zulme uğrar.”

“Gurbet diyarına düşen, düşmanını dost sanır. Kendine değer vermeyene de değer verilmez.”

“Kişi, huyunun insanlardan ne kadar gizli kaldığını sansa da o huy bilinir.”

“Suskun görüp beğendiğin nicelerinin, konuştuğunda ortaya çıkar artısı eksisi.”

“Genç, yarı dil; yarı gönülden ibarettir. Bundan gayrı geriye kalan da sadece et ve kandan surettir.”

“Sefahetle yaşlananda olmaz artık olgunluk. Gence ise sefahetten sonra gelir olgunluk.”

“İstedik verdiniz, dönüp istedikçe yine verdiniz. Çok isteyen de elbet bir gün mahrum olur.”

Züheyr b. Ebî Sülmâ

Züheyr, şairleri yönüyle oldukça zengin bir ailenin mensubuydu. Babası Ebû Sülmâ, üvey babası Evs, dayısı Beşâme gibi kızkardeşleri Sülmâ ve Hansâ ile erkek kardeşi Evs de birer şairdi. Kendisi birinci tabaka şairlerinden sayılan Züheyr’in, Kasîde-i Bürde sahibi oğlu Ka‘b ile diğer oğlu Büceyr de bir sonraki neslin önemli şairlerindendi. Ka‘b’ın oğlu Ukbe ile Ukbe’nin oğlu Avvâm ve Ka‘b’ın bir diğer torunu olan Amr b. Saîd de dönemlerinin ileri gelen şairlerindendi. Züheyr’in şairlikteki müstesna yeteneğinin inkişâf edip gelişmesinde babası, dayısı ve üvey babasının büyük etkisi olmuştur. Şair, şiir sanatının inceliklerine dair aile büyüklerinden edindiği bilgi ve birikimi oğlu Ka‘b ile kendisine ravilik yapan şair Hutay’e’ye aktararak şairlik geleneğinin sonraki nesillerde de devam etmesine vesile olmuştur. Bu anlamda pek çok şaire ev sahipliği yapan aile ortamının Züheyr ve soyu için bir mektep işlevi gördüğünü söylemek mümkündür. Şairin üvey babası, Evs b. Hacer ile şair Tufeyl el-Ganevî’ye râvilik yapmış olması da bu meyanda zikre değerdir.

***

Uzun ömürlü, “muammerûn” şairlerden kabul edilen Züheyr’in Hz. Peygamber (s.a.s.) ile görüştüğü ve O’nun (s.a.s), şair için “Allah’ım! Beni onun şeytanından muhafaza et! ” diye dua ettiği, şairin de bu dua üzerine vefat edinceye dek artık hiç şiir söyleyemediği rivayet edilmiştir.

***

Arapların kadim şiir geleneğinde, büyük şairlere refakat eden ve şiir sanatında onların bir nevi çırağı konumunda olan râvileri bulunurdu. Bu râviler ustaları mesabesindeki şairlerin şiirlerini ezberler ve gerektiğinde inşad etmek suretiyle nesilden nesile aktarırlardı. Züheyr’in şiirleri de öncelikle oğlu Ka‘b ile şair Hutay’e ve Şemmâh b. Dırâr gibi râviler tarafından rivayet edilmiştir. Daha sonraları ise rivayet işi, şairin oğulları ve torunları kanalıyla devam ettirilmiştir. Şairin divanını ilk kez bir araya getirerek zamanımıza intikalini sağlayan ise Basralı alim el-Asma‘î olmuştur. Divan, pek çok şerh çalışmasına da konu olmuştur. Ancak bu şerhlerden yalnızca Sa‘leb, eş-Şentemerî ve el-Batalyevsî gibi âlimlerin şerhleri günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Yaşar Seracettin Baytar
İlahiyat Akademi, Sayı 15, 2022

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA GEÇEN ŞİİRLER

Bende olan aşk taşta olsa ikiye ayrılırdı. Rüzgarda olsa, esintisi duyulmaz olurdu. Allah’a tevbe edersem seni her andığımda; Yazılmaz bana artık hiçbir günah. Sonra bitecek... O bir saatçik idi ancak, işte bu da tümden gidecek ve zail olacak. *** Arzusunun çokluğundan seven, tadar teselliyi Ben Leyla’dan bunu tatmadım. Onun vuslatından en fazla ulaştığım Şimşeğin çakması gibi gerçekleşmeyen beklentilerdir. *** Onlar için ağlıyorum için için, ne garib, Ve soruyorum her gördüğüme, onlarsa yanıbaşımda Arıyor gözlerim onları oysa gözbebeğimdeler Kalbim onlara iştiyak duyuyor onlarsa göğsümde. *** Ey kalbimde ve ruhumda kaim olan Gözümden ve nazarımdan uzak olan Ruhumu göremezsem bile evet sen osun Ey bana her yakından yakın olan. *** Hayalin gözümde zikrin dilimde Mekanın kalbimde, nereye kayboluyorsun? *** Aşk, yeretti bende, sen değilken benim için Aşktan ne önemli ne de önemsiz Beni küçümsedin Çabaladım ben de nefsimi küçümsemeye Seni hakir gören ikram edilenlerden değildir Düşmanlarım...

şair, dünya sana küsmüş diyorlar

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar Sen barışamazken kendinle bile Her varlık beyninin bir uzantısı olsa neye yarar Çığrından çıkmış bu evrende? Doğanın bir anlık dalgınlığından doğdun Suyun ve toprağın yalnızlığından Hep kendi içinde yürür durursun Tanrılarının gücenik kalması bundan Kumdan kaleler yapıp bozmakta üstüne yoktur Beş duyunu yüzle çarptığın görülmüştür Şimdilik yirmi dört bilinmeyenli bir denklem yaşamın Bir gün elbet aylara, günlere de bölünür Şair, dünya sana küsmüş diyorlar Enlemleri, boy lamları birbirine karıştırdığın için Bizimle uzlaşmadı, diye bağırıyor dinibütün olanlar Sonun kötüye varacak, bildiririm... 1982 Ahmet Erhan

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR

Bu kitabın okuyucularından, vatanından uzakta, kitaplarının yokluğu, yorgun hafızası ve gayretli çabasıyla, sahibi hakkında “Muaydi’yi uzaktan uzağa işitmen, görmenden iyidir” sözü söylenebilecek kadar az ilmi sermayesi ile umduğu kadarını yazdığı için, yazarını mazur görmeleri dilenir. *** Bu kitap, her sınıftan insan için uygun bir kitaptır. Din ve dünya için yardımcı, dünyevî ve uhrevî lezzetler için bir basamaktır. Aşkın türleri, hükümleri, ona ilintili şeyler, doğrusu ve yanlışı, afetleri ve felaketleri, sebepleri ve engelleri gibi konular; münasip âyet-i kerîmeler, nebevî hadisler, fıkhî meseleler, selefin sözleri, şiirlerden örnekler ve gerçek hikâyelerle süslenerek, okuyucuyu doyuracak, değerlendireni rahatlatacak bir tarzda kitapta yer almaktadır. *** “Muhabbet”, sevgiliye kavuşma heyecanı esnasında kalbin galeyana gelmesi ve çalkalanmasıdır. Âşığın kalbi, bir anlamda sevgilisini gereksinmekte, ona bağlanmakta ve ayrılamamaktadır. Muhabbet kelimesinin, “yerinde duramayıp harek...

TARAFE ŞİİRLERİ

"Ma'mer'deki tarlakuşu hayret sana,  ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla.  Gaganla eşele dilediğin yeri,  Sevin, avcı bırakıp gitti seni.  Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun? Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele." Tarafe bin Abd Bekrînin yaşam öyküsü sırlarla doludur. Tarafe, Câhiliye Dönemi'nin en meşhur şairlerinden biri ve mukıllûn şairlerin ilkidir. Asıl ismi Amr bin Abd'dır. "Tarafe" ise ün kazandığı lakabıdır. Edebiyat kaynakları Tarafe'nin doğum ve ölüm tarihini belirlemede görüş birliğine varamamış ve bu konuda net bilgiler verememiştir. Doğum ve ölüm tarihlerini kesin çizgilerle belirlemek oldukça güçtür. Tarafe, şairleriyle meşhur bir kabile ve yine şairleriyle meşhur bir aile içerisinde kabilesinin yaşadığı Bahreyn'de dünyaya geldi. Ailesinden ve kavminden etkilenerek henüz yedi yaşındayken ilk şiirini inşâd etti. Dönemin Hîre hükümdarı Amr bin Hind'i hicvettiği için hükümdarın emriyle genç yaşında B...

YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM

Yıkılan dağlar sevgilim Yıkılan dağlar. Kayaların yürek kadar büyümesi Ve oynaması yerinden. Çıktığın o yükseklik Ne söyledi sana, Rüzgâr kestiğinde yüzünü Bakışın acıdığında ne? Bir denize bakıyordun Dalganın bir özgürlük vaadi olduğu O sonsuzluğa. Keske diyordun Yanımda olsan Ama uzaksın! Tam o anda Yüreğimde çatlayan bir nar tanesi Sen! Ve baktım Uzak deyişine. Aramızda evet İki deniz Binlerce nehir var Buzulların rüyalara sızdığı Bir kıyı ve de. Taşların taş olduğu Ve adımların Her şeyden fazla tanrıya yöneldiği Bir dağ duruyor aramızda. O dağ oynadı yerinden. Ve binlerce elin göğe uzandığı O yüksekliken Vadilere Nar gibi çatlamış yüreğim Ve açıldığıyla kalmış. Dağlar sevgilim Dağlar Yürekte başlayan karlı bir gece Ve sönmeyen ateş Beraber duyduğumuz Çocukluk sesleri. Kahkahalar dağlardan yuvarlanırken Uğuldayan geçmiş Ve masmavi dolunay Kimi bekliyor dersin? Şimdi gidiyorsun Dağın hatırı var. Ve adımların Bir inancın tekrarlanması gibi. Kral yoluna dizilen Bütün makiler Tarih önce...

ZEYTUN, DÖNÜŞ

Çünkü bitmez acı. Vadileri geçiyoruz Ölüm konuşuyor. Ormanı geçiyoruz Ölüm konuşuyor Ve zirvesinde dağların Bir keder Gitmiyor bizden O kalp ağrısı. Küçük bir kız Mutlu bir karşılaşmadan söz ediyor Onun gözlerinde görüyorum Kar kuyularını. Annemle yürüyoruz Eskiden kalan acı Vadilerin ötesinden bakıyor bize. Salınan kavak ağaçları Karadut Ve karcııııı Aynı anda açmak için kalbimizi Karcııııı. Karadut ve kar kuyusu Hüznü yapan geçmiş Ve hatırlanan Parıltısı takıların. Kollarıma bakıyorum Boynuma Parıldayan o çocukluk anı Takışmış peşime gitmiyor. O uzak sabahında dağların Kavaklar salınıyor Ve üzüm kokuyor rüzgâr. Bağların hüznüne dalıp İnsan diyor annem Bir yerde yaşamakla İyiliği öğrenmeli, Taşa baktıkça mesela Dağa baktıkça Dokundukça dalına bir ağacın Görmeli iyiliği. Sonra küçük kız toprağa bakarak Bir şarkı sölüyor Sarışındı diyor Gülüyordu baktığımız ölü Çocuk değildi hayır Delikanlıydı. O gülüş yankılanıyor kayalıklarda Bir gölge artık Yok! Hangisi gerçek diyorum Bizim yürüdüğüm...

Şiir/lerde Çocukluğumuz

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Necip Fazıl Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar. Nazım Hikmet çünkü Zeynep diye bir kız çocuk “canavarın zamanı yoktur” demişti yıllarca araştırdım bulamadım aslını belki de haklıydı, kimbilir Turgut Uyar Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Murathan Mungan “Dostça gülümsedi. Bu gülümseme sanki bana değil de çocukluğuma gitmiş gibiydi.” Romain Gary özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini dokunuşunu çocukluğum büyüyor içimde günden güne. göz kulak oluyorum kendime ölürsem çünkü utanırım annemin gözyaşlarından Mahmut Derviş başını cama dayayan çocuk hoşçakal ben burada kalıyorum güneşin altında anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma Ahmet Güntan kocadım, geri ver çocukluğumu anne eşlik edebileyim diye küçük serçelere …dönüş yolunda senin bekleyiş yuvana. Mahmut Derviş Çocukluklardı bilincimin iskeleti ...

DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT

İKİNCİ AĞIT Her melek korkunçtur. Heyhat, yine de  şarkılarla seslenirim size, ruhun âdeta ölümcül kuşları,  bilerek sizleri. Nerede Toviya'nın günleri,  en nurlulardan birinin, basit bir evin kapısında durduğu o günler, yolculuk için azıcık kılık değiştirmişti de korkunç değildi artık;  (delikanlıydı, merakla bakınan delikanlının yanında).  Şimdi çıksa başmelek, o tehlikeli melek, yıldızların arkasından,  tek bir adım atsa aşağıya, bu tarafa: yerinden sıçrar  çarparak öldürürdü bizi kendi kalbimiz. Kimsiniz siz? Erkenden talihe kavuşanlar, sizler ki kâinatın baştacısınız,  dağ silsileleri, şafak kırmızısı dorukları  tüm yaratılışın, - çiçeklenmiş tanrının polenleri,  uzuvları ışığın, geçitleri, merdivenleri, tahtları,  varlıktan mekânları, hazdan kalkanları, kargaşaları  şahlanmış duyguların ve aniden, birer birer,  aynalar : dışa yansıttığı güzelliği  yine kendi yüzünde toplayan. Oysa bizler, ne zaman hissetsek, buh...