Haberin olsun ruhum, Hatırı sayılır bir yangın olacak.
*
Ah, ne güzel günlerdi. Ama ardından hüzün dolu bir günbatımı geldi...
*
Söyle kalbine! İnsan huzuru kendi kendine vermezse, onu dışarıda boş yere arar.
*
Altüst olacak, umutsuzluktan öleceğini sanacaksın, ama, iç dünyan seni yine kurtaracak.
*
Dil pek gereksiz bir şey. Ne yaparsak yapalım asıl söylemek istediklerimiz her zaman için, denizin dibindeki inciler gibi kendi derinlerinde ilişilmeden kalır ve söylenemez.
*
Evet, insan sevdiğinde her şeyi gören, her şeyi nurlandıran bir güneş, sevmediğinde ise içinde isli bir lambanın tüttüğü karanlık bir ev.
*
Birbirimiz için artık yokuz, diye düşünmek istiyorum. O zaman buna tüm ruhum karşı koyuyor. Hayır, bu olamaz, diyorum. Böyle olsaydı, sana bir kez daha rastlayım diye konuşulan her dile bürünür, her biçime girer, bin yıllar boyunca yıldızdan yıldıza dolaşırdım. Ama öyle sanıyorum, eşit varlıklar birbirlerine çabuk kavuşurlar.
*
Yaşamımın bu noktasında bir boşluk var. Ölmüşüm. Yeniden dirildiğimde o eşsiz kızın göğsünde yatıyordum.
*
Ben de artık öfkemi tutamayacak duruma gelmiştim. Bir dönüş yapamayacak denli ileri gittik. Sevgimizin bahçesini zorla bozuyor, alt üst ediyorduk. Arada bir durduğumuz ve sustuğumuz oluyordu. O anlarda ne istekle, ne de çok zevk duyarak birbirimizin boynuna sarılabilirdik. Ama kalplerimizden yükselen sevgi sesini, kötü onurumuz dinletmiyor, boğuyordu.
*
Ah, insanoğlunun deli gönlü için yurt bulunamaz. Güneş ışığı topraktaki bitkileri önce yetiştirir, sonra nasıl yakarsa, insan da göğsünde biten tatlı çiçekleri, yakınlık ve sevginin sevinçlerini öylece kendi öldürür.
*
Ölçülemeyecek kadar uzun zaman süreleri içinde bazen biri, bazen diğeri evrene egemen olur. Evrende mutlak olarak "Sevgi" hüküm sürdüğün de bir araya gelen öğeler uyumlu bir barışın tadını çıkarırlar ve çok büyük bir küreyi oluştururlar. "Nefret"in mutlak egemen olduğu dönemde ise her şey çözüşür ve dağılır. Her iki varsayım da da birbirinden ayrı varlıklar yoktur. Dünyadaki yaşam küresel evrenin Nefret'in gitgide artan gücünden ötürü çözülmeye gitmesiyle, Sevgi'nin gitgide artan gücüyle karşıt sonuca gitmesi arasında gider gelir.
*
"Ah, siz zor sever insanlar!" dedi, "ne çabuk dayanamaz oluyorsunuz!"
*
Ben de mutluydum, ama güller gibi kısa sürdü
O inançlı yaşam, ah! Ve solmayan çiçekler,
Sevimli yıldızlar, o mutluluğu
Sık sık anımsatır bana hâlâ.
*
Ruhum, kendi sularından, kıyıya fırlatılmış bir balık gibi dönüp duruyor ve kendini oradan oraya atıyor, ta ki günün sıcağında kuruyuncaya kadar.
*
Ben elimden geleni yaptım! Yazgı da ruhumu bana bıraksın, artık.
*
Bir zaman tam bir çocuk olmayan kimsenin mükemmel bir adam olması zordur.
*
Ama, sakın yanılıpta bizi birbirimizden ayıran kaderdir deme ! Bunu yapan biziz, biz kendimiz !
*
Kalbinizin şarkısı dindi diye yas tutmayın, çok geçmez o sazı yeniden çalacak bir el bulunur!
*
Ne kadar çok mutluysan, seni çökertip onulmaz hale getirmek de o kadar kolaydır.
*
Sık sık durup sustuk, binlerce sevinçle birbirimizin boynuna atılmayı nasıl da isterdik.
*
Ben de artık öfkemi tutamayacak duruma gelmiştim. Bir dönüş yapamayacak denli ileri gittik. Sevgimizin bahçesini zorla bozuyor, alt üst ediyorduk. Arada bir durduğumuz ve sustuğumuz oluyordu. O anlarda ne istekle, ne de çok zevk duyarak birbirimizin boynuna sarılabilirdik. Ama kalplerimizden yükselen sevgi sesini, kötü onurumuz dinletmiyor, boğuyordu.
*
Ey benim çağdaşlarım! Ruhlarınız ölüyorsa gidip doktorlarınızdan, papazlarınızdan neden sormayın! Siz büyük işlere olan inancınızı yitirdiniz: Bu inanç yabancı göklerden gelen bir kuyruklu yıldız gibi yeniden içinizde yer almazsa, o zaman kurtuluşunuza hiç, ama hiç çıkaryol bulunmayacak.
*
Sevginin belirli bir dönemi vardır, beşiğimizde mutlu yaşadığımız bir dönem oldugu gibi. Ama yaşam bizi buradan sürüp çıkarır.
*
Ah, keşke okullarınıza hiç ayak atmamış olsaydım. Gençlik ülkülerine kapılarak bilimden, temiz sevinçlerimde beni destekleyeceğini beklemiş, kuyusunun derinlerine dalmıştım, ama benim her şeyimi yok eden o oldu.
*
Ah, insan, düş kurabildiğince bir Tanrı, düşünebildiğinceyse bir dilenci.Coşkunluk geçtikten sonra o, eline acıyarak sıkıştırdıkları birkaç paraya bakakalan, baba evinden kovulmuş, kusurlu bir çocuk gibi ortadadır.
*
Evet, çocuk tanrısal bir varlıktır: İnsanların bukalemun renklerine bulanmadan önce...
*
Ne denli varsıl olursak olalım, yalnız olamadığımız için; içimizdeki sevgi, biz yaşadığımız sürece yaşadığı için yoksuluz.
*
Sonunda zorla birbirimizden koptuk. Kalbim didinmekten yorulmuştu. Son anda daha da rahattım. Bir kez daha onu kollarımla sardım. Önünde diz çökmüştüm. Gözlerimi kendisine kaldırdım, yavaşça: «Наyır duanı bekliyorum, babacığım!» dedim. Yüzünde soylu bir gülümseme belirdi, alnını sabahın yıldızlarına kaldırdı, gözüyle göğün derinliklerini yararken: Onu benim için koruyun, siz ey geçmişlerin ruhları!» dedi. Onu kendi ölmezliğinize yüceltin! Göğün ve yerin tüm iyi güçleri, siz onu yalnız komayın!»
*
«Merhaba, siz, ey göktekiler!« diye içimden konuşurdum. «Siz ey yüce ölüler, selam size! Ben de arkanızdan gelmek istiyorum. Yüzyılımın verdiğini üstümden silkip atmak, ölülerin daha özgür dünyasına çekilmek diliyorum.»
Ama, zincir altında kıvranıp eriyor, susuzluğumu gidermek için uzattıkları tası buruk bir tatla ellerinden kapıyorum.
*
Evet, insan sevdiğinde her şeyi gören, her şeyi nurlandıran bir güneş, sevmediğinde ise içinde isli bir lambanın tüttüğü karanlık bir ev.
Ah, susmalı, unutmalı ve susmalıyım.
Ama bu çekici aleve dayanamıyorum, pervane gibi onun ta içine düşüp ölmeden rahatlamıyacağım.
*
Senden ayrılmak mı? Ah, ben, ne yapıyorum? Kendimi ne denli hazırlıklı, ne dayanıklı sanmıştım. Şimdiyse başım dönüyor, kalbim sabırsız bir hasta gibi kendini oradan oraya atıyor. Yazıklar olsun bana, son sevincimi de yitiriyorum. Ama böyle olması gerek. Doğanın haykırışı burada yararsız. Bunu sana borçluyum. Ben aslında yurtsuz, duraksız yaşamak için dünyaya gelmişim. Ey toprak! Siz ey yıldızlar! Sonunda yerleşecek hiçbir yer bulamayacak mıyım?
*
Ayrılmak mı istedik biz?
İyi, akıllıca olur mu sandık?
Öyleyse, ayrılınca, neden cinayet gibi sarstı bizi bu iş?
Ah! Biz kendimizi az tanırız,
Çünkü bir Tanrı buyurur içimizde.
*
Yaşamımın bu noktasında bir boşluk var. Ölmüşüm. Yeniden dirildiğimde o eşsiz kızın göğsünde yatıyordum.
*
Ölülerin ölümü duyduklarını sanır da onlara acır, yaslarını tutarız, oysa onlar rahat bulmuşlardır. Asıl acı, yaşamımızın anlamını tümüyle yitirdiği, gönlün kendine dönüp, öleceksin ve senden hiçbir eser kalmayacak, dedigi zaman içimizde duydugumuz o dinmek bilmeyen duyu; sona dek bir eziliş ve yok oluşun duyusudur; bir çiçek dikmedin, bir kulübe kurmadın ki , yeryüzünde bir iz bırakıyorum, diyebilesin. Ne yazık ki, umutları bu denli kırık bir gönül bile yine özlemle dolu olabiliyor!
*
Sevgini bir sadaka gibi kabul etmeme gönlün razı olur mu?
*
Böyledir dostum: Ne denli varsıl olursak olalım, yalnız olamadığımız için; içimizdeki sevgi, biz yaşadığımız sürece yaşadığı için yoksuluz.
*
Sarınacağı olmayan bir asma gibi büyümüştüm...
*
Ey ebedi yanılgı! diye düşündüm... Kalbimizden, planlarımızdan söz ederiz, sanki kendimizinmiş gibi. Ama aslında bizi oradan oraya fırlatan ve istediği gibi mezara koyan, ne zaman gelip nereye gittiğini hiç bilmediğimiz yabancı bir güçtür bu.
*
Acı günlerdi bunlar. Acıya nasıl dayanılırmış bunu o zaman öğrendim, ama böyle bir ayrılığa bir kez daha dayanacak güç de bende kalmadı.
*
Çevremdeki her şeyi öldürmüştüm, yalnızdım ve taşan hayatın artık tutunacak bir yer bulamadığı bu sonsuz sessizlikte başım dönüyordu.
*
Günlerimizin akşamını yaşıyoruz. Yanıldığımız çok oldu. Fazla umduk ve az iş gördük. Atılmayı, düşünmeye üstün tuttuk. Çabuk başarıya can attık ve şansa güvendik. Sevincin ve acının sözünü çok ettik, ikisini de sevdiğimiz, ikisine de hınç beslediğimiz oldu. Yazgıyla oynadık, o da bizimle aynı şeyi yaptı. Onun eliyle tahtlara yükseldik, onun eliyle avuç açacak kadar alçaldık. Ateşli bir buhurdanı savurur gibi bizi elinde savurdu, biz de yandık, alev saçtık ve ateşimiz söndü kül oldu. Mutluluğun ya da mutsuzluğun sözünü etmiyoruz artık. Yaşam ortasının, ılınan ve yeşeren yerlerin üstüne yükselmişiz. Ama, gençlik bunun daha zoruna da dayanabilir. Soğuk kılıç, kızgın metalden dökülür. Yanıp kül olmuş, ölü yanardağların olduğu yerlerde de ancak iyi meyve yetişirmiş, derler.
*
Acı olan taraf da zaten ruhumuzun yanılmış gönlün kalıbına girivermesi, geçici acıya isteğiyle sımsıkı sarılıvermesi değil midir dostum?
*
Yüzyılın düzelmeyeceğini, anlattığım ve anlatmadığım kimi şeylere bakarak iyice kavramıştım. Tek bir insanda olsun kendi dünyamı bulmak, kendi cinsimi hoş bir hayalde kucaklamak avuncu, bu güzel avunç da artık kalmamıştı.
*
Şaire göre anlam üzerinde düşünmek bir zorunluluktur, çünkü yaşam, yalnızca kendini bir akışa bırakmak değil, fakat akıp giden üzerinde düşünmekle yaşam diye anılmaya layık olabilir; yaşama cesaretinin özünü de doğrudan doğruya düşünme eylemi oluşturur: Ama meraklı insanlar kalkıp sorduklarında bana, bütün bunları hissedebilme cesaretinin anlamını, ne olduğunu kaderin, yücenin ve kazancın, derim ki: O zaman, hem yaşamak, hem de düşünmektir yaşadığını.
*
Gönlün bunca çabası, bunca düşünme ve didişmeden sonra bugün, çevresinden hiç haberi olmayan o sessiz çocuktan sanki daha mı üstünüm?
*
İnsan sevdiği varlığın ölümüne kolay kolay inanamaz, bu ne güzel bir şeydir. Bana öyle geliyor ki, arkadaşının mezarına giderken orada ona gerçektenı rastlamak umudunu bu gizli umudu içinde taşımamış insan yoktur.
*
Ah! Seni gelecekteki güzelliğin içinde görebilseydim! Hoşça kal!
*
Bozguna uğramış usumun tüm gücüyle düşünüyor, onu önce suçlayıp sonra savunuyor, sonra yeniden ve hiç acımadan suçluyordum. Duyurularıma boyun eğmek istemiyor, biraz açılayım diye uğraşırken, büsbütün kapanıyor, umutlarımı yitiriyordum.
*
Benden daha değerli birini seçtiğinizde hasta ve huysuz arkadaşınızla mutlu olmayacağınızı anlayacaksınız, umarım mutlu olursunuz.
*
Kader Tanrıçaları
Bir yaz daha bağışlayın bana siz ey güçlüler!
Bir güz daha bağışlayın bana ki, olgun ezgimi verebileyim.
O zaman işte yüreğim tatlı oyunlara doyabilir,
Ben de daha istekli ölebilirim!
Yaşarken hep tedirgin oldu yüreğim;
Aşağıda, yeraltı ülkesinde de durmıyacaktır.
İçimde, kutsallığını bulan şiir,
olgunlaştı artık ...
Ey gölgeler ülkesinin sessizliği, sana
o zaman işte hoş geldin der ve sevinirim.
Sazımın oyunları beni çekmesin hemen aşağıya;
Bir kez olsun hiç değilse yaşatsın beni Tanrılar gibi.
Budur isteğim !
*
İçimde, sizler, ey yaşamın kaynakları,
akardınız bir zamanlar, dünya derinliklerinden gelerek
ve birleşirdiniz. Susayanlar da gelirlerdi hep bana-
Kurudum şimdi işte, ölümler de beni gördüklerinde
sevinmiyorlar artık-Yalnız mıyım?
Burada, yükseklerde, güpegündüz, gece midir?
Ne yazık! Ölümlü bir gözün gördüğü yükseği göremez oldu artık. Elleriyle dokuna dokuna dolaşıyor.
Neredesiniz sizler, ey Tanrılarım? Eyvah!
Beni bir dilenci gibi bırakıverdiniz.
*
Ey kutsal evren!
Canlı varlık! İçli evren!
Sana gönül borcu olarak,
senden yaratması için, ey ölümsüz sen!
Gülerek atıyor 'incilerini denize,
geldikleri yere, yürekli.
Olacaktı bu.
Böyle istiyor us,
olgunlaşan zaman da..
Gereksemiştik biz görmiyenler
bir kezcik olsun tansığı..
*
Çok zaman var, yazgıya bağlı olmayan ruhun parlak güzelliği, tüm öbür şeylerden daha canlı olarak düşlerimi dolduruyor; kendi içime kapanarak sonsuz güzel bir yalnızlık içinde yaşadığım zamanlar oldu; dış olayları, kar tanelerini silker gibi üzerimden silkip atmaya alıştım; ölüm denen şeyden, o halde neden ürkeyim? Kendimi düşümde binlerce kez kurtarmadım mı? Öyleyse niçin bunu günün birinde gerçekten yapmayayım? Ektiğimiz bu toprağın azat kabul etmez köleleri değiliz ya? Yem yediği çiftlikten uzaklaşmak hakkı olmayan zavallı kümes hayvanlarından farkımız yok mu bizim? Yok, bizler, havalarda av arasınlar diye babalarının yuvadan attığı kartal yavruları gibiyiz.
*
Bana o zaman Adamas: «Yalnız kalacaksın sevgilim!» demişti. «Uzak ülkelerde baharı aramaya giden kardeşlerin, o soğuk iklimde bırakıverdikleri bir turna yavrusu gibi, gerilerde tekbaşına kalıvereceksin.»
Friedrich Hölderlin
Yorumlar
Yorum Gönder