Ana içeriğe atla

Seni Seviyorum Ey Kadim Memleket

Eğer ki boş dünyada bir şey seviyorum, 
Ey Kadim Memleket! Ben seni seviyorum. 

Sen ihtiyar bilge, sen ölümsüz civan, 
Eğer ki seviyorum, ben seni seviyorum. 

Sen soylu ve kadim ülke İran, 
Paha biçilmez mücevher, seni seviyorum. 

Ey uluların anası eski memleket, 
Ulularınla meşhursun, seni seviyorum. 

Sanatın ve düşüncenle parıldıyorsun, 
Hem düşünceni hem sanatını seviyorum. 

İster efsane olsun ister tarih, 
İster eskilerin anıları, hepsini seviyorum. 

Kalem yerine çiviyle taşa oyulanları, 
Dağlara kazınmış yazılarını da seviyorum. 

Defterlere siyah mürekkeple yazılsa da olur, 
Kamışla ya da kuş tüyüyle fark etmez, seviyorum. 

Gümanlarını yakîn sayıyorum, 
Ayan beyanlarını en büyük sır gibi seviyorum. 

Hürmüz’e ve tüm ilahlarına tapıyorum, 
İlahi ışığını ve yüceliğini seviyorum. 

Canımdan çok kadim ve pak peygamberini, 
Münevver bakışlı ihtiyarı seviyorum. 

Yüce Zerdüşt’ü ben her peygamberden 
Ve her pirden daha çok seviyorum. 

Beşer ondan iyisini görmedi ve görmeyecek, 
Ben beşerin en iyisini seviyorum.

Onun üç “iyisi” dünyada en iyi rehberdir, 
Böyle özlü ve faydalı öğütleri seviyorum. 

Yüceydi, yol göstericiydi ve İranlıydı. 
Ben rehberimin İranlı olmasını seviyorum. 

Öldürmedi ve kimseye öldürmeyi buyurmadı, 
Bundan dolayı onu hassaten seviyorum. 

Efsanelerin ötesine göçmüş olsa bile, 
Ben o dosdoğru piri seviyorum. 

Bâmdâd’ın temiz kalpli oğlunu, 
Güneş gibi parlayan Nişaburlu’yu seviyorum. 

Yüce Mezdek, çağların ölümsüz aklı, 
Onu her yönüyle seviyorum. 

Adaletsizlikle savaşırken cesurca can verdi, 
Ben o adaletli aslan yürekliyi seviyorum. 

Cihanşümul ve adaletliydi onun fikri, 
Bu yüzden onu daha da çok seviyorum. 

Hem peygamber hem ressam olarak, 
Mani’yi övüyorum ve seviyorum. 

Ruhları güzelleştiren o nakkaşı, 
Ve onun kitabı Erjeng’i seviyorum. 

Sulak olsun kurak olsun, bütün mezralarını, 
Bütün çöllerini, bütün nehirlerini ve derelerini seviyorum. 

Çölünle denizin, dağınla ormanın aynı bana, 
Bütün topraklarını ıslak ya da kuru seviyorum. 

Cesur ve ilim ehli şehitlerini, 
Ki beşeriyetin iftiharıdırlar, seviyorum. 

Nesim yeli gibi halim ruhlarını, 
Ve demir gibi cesaretlerini seviyorum. 

Onların çağları alt üst eden, 
Coşkulu fikirlerini de seviyorum. 

Onların eserlerini de ister öğüt ister haber, 
Birkaç satır bile kalmış olsa seviyorum. 

Her asır ancak birkaç tane çıkan, 
O unutulmaz insanları seviyorum. 

Senin bütün şairlerini ve onların eserlerini, 
Seherde esen nesim yelinin saflığıyla seviyorum. 

Firdevsî’nin iftihar ve zafer ufuklarına, 
Diktiği o efsane sarayını seviyorum.

Hayyâm’ın yüreklere ebediyen tesir eden, 
Öfke ve feryadını seviyorum. 

Attâr’ın yürek yakan, dertli sevdasını, 
Ki canlardan ateşler yükseltiyor, seviyorum. 

Şems’in aşığının ruhu alevlendiren, 
Coşkusunu ve ateşini seviyorum. 

Sa‘dî, Hâfız ve Nîzâmî’nin, 
Bütün şiir ve hikayelerini seviyorum. 

Ne hoştur Rişt, Gürgan ve Mazenderan! 
Onları Hazar Denizi gibi sonsuzcasına seviyorum. 

Ne hoştur Kârûn Nehri ile Ahvaz! 
Şekerden tatlıdırlar, onları seviyorum. 

Büyük Azerbaycan ne uludur! 
Azamette öncü olan o diyarı seviyorum. 

Dünyanın yarısı olan Isfahan’ını, 
Dünyanın öbür yarısından çok seviyorum. 

Güzide insanların doğduğu toprak Horasan’ı, 
Canımdan bile daha çok seviyorum. 

Şiraz şehri güzellikler cennetidir. 
O bediiyat ve sanat beşiğini seviyorum. 

Kürt ve Belûc diyarlarını da senin, 
Asil ağacının meyveleri olarak seviyorum. 

Ne hoştur Kirman ve güney sahillerin, 
Kuru ve ıslak, toprağını ve suyunu seviyorum. 

Afganistan, bizimle aynı kökten bir bahçedir. 
Şimdi Tatar’dan beter ellerde olsa da seviyorum. 

Kadim Hârizm ve Soğd çölünü, 
Kaçarlar kaybetti ama ben seviyorum. 

Irak’ını ve Körfez’ini de Çin tarafındaki, 
Mâverâünnehir gibi seviyorum. 

Kadim Kafyasya’mız İran’ın yanında, 
Babasının evindeki oğul gibidir. 

Onu seviyorum. Dünün efsanesi, yarının rüyası, 
Seni anlatan her şeyi ben seviyorum. 

Dinlediğinde insanın kanat çıkarıp da 
Uçası gelen tatlı efsanelerini seviyorum. 

Ebediyen üzerinde uçsam doymayacağım, 
Rüya ufuklarını da seviyorum.

Dün efsane ve yarın rüya ise, 
Her ikisini de ayrı ayrı çok seviyorum. 

Ama bunların her ikisinden çok, 
Ey diri ve değerli memleket, senin bugününü seviyorum. 

Sen hem mana hem surette zirvedeydin, 
Ben o azamet ve kudret zirvesini seviyorum. 

Tekrar çık o mana zirvesine ki ben, 
Yeni rengini ve suretini seviyorum. 

Ne Doğu ne Batı ne Arap! 
Ben seni, ey memleket, olduğun gibi seviyorum. 

Cihan kaldıkça sen de kutlu kalasın, 
Mümbit ve âkil ve bahtiyar kalasın.

Mehdî-i Ehevân-i Sâlis

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

Francesco Petrarca UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ

249 Qual paura o quando mi torna a mente Nasıl korku duyarım anımsadığımda o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık. Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken güzel kadınlar arasında, bir gül gibi daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün, çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi. Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini, incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini, ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini. Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde; şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi! 250 Solea lontana in sonno consolarme Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni o tatlı melek görünüşüyle kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni, ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi; çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim gerçek merhamete karışmış ağır elemi, ve işitir gibiyim şeyleri...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan