Ana içeriğe atla

Şem’ü Pervâne; İran Edebiyatı ve Divan Şiirinde Ateşe Uçan Kelebekler

"يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِۙ   
"O gün insanlar, ateş etrafında çırpınıp dökülen pervaneye dönecekler."

(Kur'an-ı Kerim Kâri’a 4. Ayet)



Hatırlarım bir gece gözüme uyku girmedi
Duydum ki pervâne muma şöyle dedi:
Ben âşığım, eğer yanarsam yeridir,
Peki ya senin ağlayıp yanman nedendir?

Sa‘dî-i Şîrâzî 


Hali perişan bir pervâne vardı, 
Ateşe helâl kıldı tatlı canını. 
Yüzlerce ateş ve dert içinde olan mumu gördü, 
Sararmış yüzünün üzerinde gül rengi gözyaşı akıyordu.

Kâsım-ı Envâr


Kolumu kanadımı çırpıyorum pervâne gibi 
Her ne kadar benim mumum görüşten uzak olsa da. 

Seyf-i Fergânî


Senin yanağının mumunu arzulamaktayım 
Tıpkı aydınlığı arayan pervâne gibi. 

Seyf-i Fergânî


Tecelli mumunun nuru bizim gönlümüze kıvılcım attı 
Tüm bu nuru ve ziyayı o aydınlıktan bulduk. 

Ubeyd-i Zâkânî


Bazen mum gibi ışıldayıp parla aşk ile 
Bazense pervâne gibi yanıp tutuş aşk ile.

Ubeyd-i Zâkânî


Sen mum sıfatlı olduğun için herkese yönelirsin 
Ben ki pervâneyim ey mum! Benden yüz çevirme. 

Selmân-ı Sâvecî


Senin şevkinle pervâne gibi yanıyorum ben, 
Neden bir gece bile acımıyorsun bana, âşıkların mumu değil misin yoksa? 

Selmân-ı Sâvecî


Acaba meclisin mumu ve meliklerin kandili 
Pervâne gibi ne zamana dek yakacaksınız beni?

Selmân-ı Sâvecî


“… pervâne sabaha kadar kandilin etrafında döner, arkadaşlarının yanına gelir ve onlara bu yüce ilişkiden söz eder. Sonra vuslat özlemiyle kendini ateşin içine atar. Ateşin ışığı, hakikatin bilgisidir; sıcaklığı ve harareti hakikatin gerçekliğidir, o ateşte yok olmak ise hakikatin ta kendisidir. 

Ona ateşin ışığı ve sıcaklığı yetmedi. Sonunda kendini ateşin içine attı. Bu sırada arkadaşları, gördüklerini anlatması için onun gelmesini bekledi. Ancak pervâne yanıp kül olmuştu, ne bir şekli kalmıştı ne de bedeni!” 

Hallâc-ı Mansûr


Sen öfkelendiğin zaman 
Senin etrafında ben pervâne gibi binlercesi yanar.

Rûdekî


Cihanı yaratan Yaratıcı sensin, 
Dinin, gönlün ve canın sahibi sensin. 
Tıpkı geceyi aydınlatan ay mumu gibi 
Gündüzün gözü seninle aydındır. 

Dakîkî


Aydın ruhum rüyasında, 
Işıldayan bir mumun sudan çıktığını gördü. 

Firdevsî

Rüzgâr bizim kandilimizi söndürdüyse de, 
Mumumuz var, mum tutalım yolumuza! 
Eğer o sultan gittiyse, bıraktı bize 
Yüce ve soylu bir padişah! 

Ferrûhî-i Sîstânî


Yaratıcı’nın yaktığı her bir muma, 
Her kim tükürürse bıyığı yanar.

Muhabbet ateşinin yandığı gün, 
Âşık, yanmayı mâşuktan öğrendi. 
Bu yanıp yakılma sevgiliden ortaya çıktı
Mum alevlenmedikçe pervâne de yanmadı.

Ruhun kendisine kadeh olduğu şaraptan içtim,
Aklın kendisine divâne olduğu şeyle mest oldum. 
Güneşin kendisine pervâne olduğu o mumdan, 
Bana geldi bir duman ve düştü bir ateş!

Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr


Bu bedene düşmüş temiz can 
Işıldayan bir mumdur.

Esedî-i Tûsî 


Yıldız, güle döndü; felekse bağa bahçeye 
Ülker yıldızı pervâne, ay ise kandile.

Esedî-i Tûsî 

Gül, mum gibi yanınca (kızarınca) bülbül ona vuruldu 
Gül, gül dalından ötürü, bülbül gülden ötürü ötmeye başladı bülbül. 

Katrân-ı Tebrîzî


Nevruz gülünün kokusunu özlüyorum 
O âlemi yakan güzelin hasretini çekiyorum 
Mumdan üç şey öğrendim: 
Ağlıyorum, eriyorum ve yanıyorum.

Mes‘ud-i Sa‘d


Her ne kadar senin ayrılığında mum gibi ağlayıp inlesek de
Onun uğrunda yanmak için, erimek için gelmişiz.

Emîr Muizzî


Eğer ayın nuru ve mumun aydınlığı senin ise 
Öyleyse benim bu yanıp tükenişim niçindir? 
Eğer mum sen isen, neden benim yanmam gerekir? 
Eğer ay sen isen, neden benim eksilmem gerekir? 

Emîr Muizzî


Gözyaşından dolayı aşk kadehi olan bir gözüm var, 
Yanan bir canım var aşka pervâne olan! 
Aşk hanesinde her gün mukîm olan benim 
Tüm cihanın akıllısı, aşkın divânesi benim.

Emîr Muizzî


Sen saray mumusun, bense yanmış bir mum 
Sen gökyüzünde dolunaysın bense bir hilal.

Abdulvâsî-i Cebelî


İlkbaharın gelişiyle bahçe puthaneye döndü 
Gülün yanağı muma; rüzgâr ise pervâneye döndü.

Abdulvâsî-i Cebelî


Onun mum gibi olan yüzü, cihanın güzellik evi olduğu için 
Can sahibi olanlar ise kendini onun yüzüne pervâne eyledi.

Hasan-ı Gaznevî


Ağlamaktan bir an olsun vazgeçersem eğer 
Mum gibi birçok ateş saçarım ben.

Hasan-ı Gaznevî


Ayrılıkta yanıyorum hayalin utancı ile 
Vuslatta yanıyorum biter korkusu ile 
Mumun pervânesinin de hali işte böyledir, 
Ayrılıkta yanmaz ancak vuslat yüzünden yanıp tutuşur. 

Enverî


Yüzlerce nur ile dünyayı elinde tutan rahib 
Onun gece mumu, çam ağacıyla daha güzeldir

Hâkânî-i Şirvânî


Onun sayısız nefeslerinden öyle bir hararet gelir ki 
Yedi felek mumu (güneş) dahi erir mum gibi. 

Hâkânî-i Şirvânî


Ben eğer gül bahçesinin bülbülü, mahfilin pervânesi olursam 
Gül hazana döner, mum ise sönüp gider.

Zahîr-i Fâryâbî


Senin yüzün öyle bir mumdur ki her gece kendi nuruyla 
Pervâne bağışlar göklerin ayına. 

Zahîr-i Fâryâbî


Ey güzel sevgili! Sana cihanının mumu diye seslenirim ben, 
Senin vuslatını sonsuz yaşam olarak adlandırırım ben.

Rûzbihân-i Baklî


Senin aşkınla yanıp yakılıyorum uzaktan uzağa 
Çünkü pervânenin dayanma gücü yoktur nura.

Nizâmî


Pervâne gibi olan gönlü kederdeydi 
Sabahın mumu aydınlattı onun işini.

Nizâmî


Ona Hoten mumu diye seslenirim ve bilirim ki bu hata değildir, 
Hoten mumuna, Hoten mumundan başka ne denebilir? 

Mucîruddîn-i Beylekânî 


Ah ne çoktur o günler ki! Senin hayalinin huzurunda mum gibi 
Gece vaktine dek öldüğüm, seher vaktine dek yandığım.

Mucîruddîn-i Beylekânî 


Onun mum gibi yüzünün karşısında 
Yanmayı tercih etmeli bir pervâne gibi. 

Fahreddîn-i Irâkî 


Gönül her iki âlemi arzularken (iki âlemi de) kaybeder 
Ve her iki âlemin faydasını da zararını da kaybeder 
Kendini muma vuran bir pervâne gibi 
Senin göz kapağında canını feda eder.

Fahreddîn-i Irâkî 


Aklın ankası, kandilin pervânesi gibi köledir 
Senin cemâlinin mumunun parıltısı ile kanadı yanıktır.

Seyf-i Fergânî


Sen mum sıfatlı olduğun için herkese yönelirsin 
Ben ki pervâneyim ey mum! Benden yüz çevirme. 

Selmân-ı Sâvecî


Senin şevkinle pervâne gibi yanıyorum ben, 
Neden bir gece bile acımıyorsun bana, âşıkların mumu değil misin yoksa? 

Selmân-ı Sâvecî


Acaba meclisin mumu ve meliklerin kandili 
Pervâne gibi ne zamana dek yakacaksınız beni? 

Selmân-ı Sâvecî


Uzaktan ortaya çıktı bir pervâne 
Raks ederek gelmiş sanki bir divâne 
Mumun altında üstünde ziyadesiyle dolandı 
Öptü her an mumu baştan aşağı 
Ona yârim deyip işve yaptığında 
Duman gibi attı kendini ateşin ortasına 
Aydınlandı tüm vücudu baştanbaşa 
Bir od ağacı gibi hoşça yandı mum huzurunda 
Bir ses yükseldi, ey diri gönül! 
Ey bahtı güzel ve kutlu gönül! 
Aşk oyununun yolu işte budur vesselam! 
Nâsır’ın sırlarını arayarak bul!

Nâsır-i Buhârâyî


Toplantı meclisinde bir pervâne gibi 
Mumda yok eder tüm varlığını ve benliğini.

Abdurrâhmân-i Câmî


O aydınlıkta toplandılar 
Pervâneler gibi muma doğru geldiler. 

Abdurrâhmân-i Câmî


Pervâneyim ben, kendimi yakmak âdetimdir, 
Tamamen yanmadıkça gönlüm huzur bulmaz benim.

Vahşî-i Bâfkî 


Kendini senin için ateşe vurur pervâne 
Ey mum! Pervâneye hürmet göster sen de.

Vahşî-i Bâfkî 


Bir ateş yaktı ve gönül evi mutluluk mumuna döndü 
Can kuşu geldi, onun başının etrafında kanat çırptı ve gitti.  

Muhteşem-i Kâşânî


Hayâ perdesi ay ile sevgilinin arasında engeldir, 
Mumu pervâneden ayrı düşürense fanustur.

Sâib-i Tebrîzî


Mum ile gül sana âşıktırlar bülbül ile pervâne gibi, 
Ey hayat baharı! Ya sen kimin âşığısın peki? 

Sâib-i Tebrîzî


Her yere gidiyorum, o mumun hasretiyle yanıyorum 
Meclisten ayrılan pervâne için tüm cihan ateşe dönüşür.

Bîdil


Tamamen yanmadıkça bu çırpınışlar (sana) layıktır ey Bîdil! 
Cana ateş sıçramış pervâne meşrebliyiz.

Bîdil


Her ne kadar pervânenin süsü ziyneti kanadı olsa da 
Kendi kanadımı yaktım ve söylenmedim asla 
… 
Pervânenin kanadı bir kıvılcım ile yandı 
Mumun yanma mühleti ise geceden sabaha kadardır.

Pervîn-i İ‘tisâmî 


Aşk ateştir ve evi harabeye çevirir 
Ateşin huzurunda mumun gönlü ve pervânenin kanadı birdir.

İ‘mâd-i Horasânî 


Çemendeki pervâne (kelebek) dedi güle 
Haydi, bana söyle 
Sana kim vermiş de bana vermemiş 
Böyle rengi, böyle kokuyu. 

Reşid-i Yâsemî


Eğer bir kimse ile bir olmak istersen onun rengine gir 
Bak da gör pervânenin nasıl da gül renginde kanadı var.

Meliku’ş-şuarâ Bahâr 


Mum yerine kırmızı gül alevlendi çemende 
Bülbülün kanadı yandı pervânenin kanadı yerine. 

Meliku’ş-şuarâ Bahâr 


Gülün aşkıyla bülbül, mumun sevdasıyla pervâne 
Her biri yandı bir şekilde bir sevgili kederinde.

Meliku’ş-şuarâ Bahâr 


Bir kişiyi ya da bir meclisi aydınlatınca 
Parlaklığından bir şey kaybetmez mum 
Bir kelebek bir gülün üzerine konarsa 
O kelebekten bir zarar görmez gül.
...
Hoş kanatlı iki kelebek gibi 
Dizginlerini seher yelinin eline vermiş.

İrec Mirza


Çimenliğe bir kelebek geldi fakat konmadı gitti 
Dostlara yaptığın yersiz kahrın aklıma geldi. 

Rehî-i Mu‘ayyerî


Bizim mum gibi her gülüşümüz gözyaşı kaynağıdır 
Sanırsın bizim toprağımızı ağlayarak yoğurmuşlardır. 
Kanadı yanık pervânenin kıvılcımdan korkusu yoktur 
Şimşekten ne korkumuz olur bizim? 

Rehî-i Mu‘ayyerî

İnsanoğlu asırlardır duygularını ifade etmede, his ve düşüncelerini karşı tarafa aktarmada edebiyat, müzik, şiir ve resim gibi birtakım araçlar kullanmıştır. İçinde tattığı hissi, tecrübe ettiği birtakım derin ve yüce duyguları ifade etmede zorluk çeken sanatçı, şair ve edipler muhatabına anlatmak istedikleri hislerini, aslına en yakın ve uygun bir şekilde dile getirebilmek için bütün bu unsurlardan faydalanmışlardır. Bu araçlardan birisi de şüphesiz edebiyat ve şiirdir. Şairler, çeşitli edebî sanatlardan istifade ederek duygularını söze dökmüşlerdir. İran edebiyatı şairleri de aynı şekilde çeşitli mazmun ve edebî sanatları kullanarak özel bir dil ile duygu ve düşüncelerini kaleme almışlardır. Bu mazmunlardan birisi de çalışma konusu olarak incelediğimiz şem‘u pervâne mazmunlarıdır. Söz konusu bu gibi ikili mazmunlara çeşitli sembolik anlamlar yüklenerek zamanla birtakım hikâyeler meydana getirilmiş ve bu mazmunlar birer kahraman olarak değerlendirilmiştir.  Gül ü bülbül gibi şem‘ u pervâne de temsîli olarak sıkça kullanılan, sembolik anlamlar taşıyan bir hikâyedir. Başlangıçta tasavvufî çerçevede ateşin etrafında dönen pervâneye işaret edilmiş; sonraki asırlarda küçük de olsa bazı anlam değişiklikleri söz konusu olmuştur. Bu çalışmada İran edebiyatında genel çerçevede şem‘ ve pervâne kelimelerinin nasıl anlamlandırıldıkları; anlam değişikliğine uğrayıp uğramadıkları değerlendirilmeye çalışılacaktır.

İran Edebiyatında Şem‘ ve Pervanenin Anlam Serüveni


…Pervane, sabaha dek alevin çevresinde döner; arkadaşlarının yanına gelir ve onlara, görkemli bir anlatımla, bu tanrısal ilişkisinden söz eder. Sonra tam bir birleşmeyi özleyerek kendini alevin cilvelerine kaptırır.

Alevin ışığı, gerçekliğin bilgisidir; sıcaklığı, gerçekliğin gerçekliğidir; onunla birleşme (tek oluş) ise, gerçekliğin Doğru’sudur. 

Ona alevin ne ışığı yetiyordu, ne de sıcaklığı; kendisini alevin içine fırlatıverdi. Bu sırada, onun söylentilerle kanmadığını bilen arkadaşları, son içgörüsünü anlatması için gelmesini bekliyorlardı. Ama o anda pervane, yanmış, kül olmuş, dağılmıştı; ne bir biçimi kalmıştı, ne bedeni, ne de ayırtedici bir belirtisi. Şimdiki duyarlığıyla dönebilir miydi arkadaşlarının yanına? Şimdiki ruhsal durumuyla dönebilir miydi? O, içgörü aşamasına varınca, sözlerden uzaklaşmayı
başarmıştı. İçgörüsündeki varlığa ulaşınca da içgörüyle bir ilişkisi kalmamıştı.

Hallâc-ı Mansûr
Tavasin- Enel Hak


Senin zülfün zincirse, divânesi benim. Senin aşkın ateşse, pervanesi benim. Senin yeminine ant olsun ki kadeh benim. Senin aşkınla bizzat (sen oldum) ama sana yabancı da benim.

Ahmed Gazzâlî


Hem-reng oldu şem ' ile pervane yanıcak
Gerçi Hayali eylemez azdüd lctima' 

Hayali


Yakıp vücudunu eyler kebüd pervane
Görünce şem'i hemügüş-ı düd pervane

Naili


Pervane gibi yanmayıcak nar-ı ' aşka ten
Ol şem '-i hüsne vas i olımazsın cihanda sen

Şeyhülislam Yahya


Ey seher kuşu! Aşkı pervaneden öğren. 
Çünkü o yanmışın canı gitti de sesi çıkmadı.

Sa’dî-yi Şîrâzî 


Aşk ateşinin yandığı o gün; âşık, yanma usulünü maşuktan öğrendi. Yanma ve yakılma dost katından belirlendi, ortaya çıktı. Şem’, yanmadıkça pervane de yanmadı.

Ebû Sa’îd-i  Ebû’l-Hayr 


Güneş, senin aya benzeyen yüzünün utancından dolayı terlemekte. Mum, pervane gibi senin yanağın sevdasından dolayı yanma ve yakılmada.

Hâcû-yı Kirmâni 


Yüreği yanan mumun (dili) kerpeten/makas ile kesildiği için gönülleri (aşktan dolayı) solmuşlardan gönül sırrını gizleme.

Hâcû-yı Kirmâni 


Ey mum! (gözlerinden) kanlı gözyaşı dökme. Ağlamak(la) sarhoşlara ne(yi) öğretirsin?

Hâcû-yı Kirmâni 


Geceyi gündüze katıp safâ vü zevk kılmaga 
O bezmin yaktılar her gûşesinde şem‘-i tâbânı 

Hayâlî


Münevver oldı meclis ittibâ‘-ı şer‘-i enverle  
Ziyâ artar alındukda fetîl-i şem‘-i bezm-ârâ 

Kâmî


Heves iden yüzini görmege gerek ki yana
Ki şem’ odına pervâne bu hevâya düşer

Hoca Dehhânî


Benzümün rengi tonukdur yandugumı şem’e sor
Kim benümle yanmag içre her gice hem-reng olur

Hoca Dehhânî


Şem‘ Hak’dur kelebek sensin anı
Bulmayasın komayınça sen seni

Kendüzin terk ide Gülşehrî meger
Kim bula ol istedüginden haber

Kim ene Hû-y-ıla kaçan bir ola
Sen ene yigidericek Hû kala

Gülşehrî
Mantıku’t Tayr


Şem’a bir gice didi Pervâne ben
Âşık u ma’şûk-ile vuslatda sen

Yâr ile olmış senün işün şöyle nûr
Ben yanarken andan uş peyveste dûr

Şem’ dir âşık benem kim her gice
Subh olınca yanaram ucdan uca

Sini bir şu’le kaçurur şöyle hâm
Durur amuş ben yahılınca temâm

Ben bekâ virüp fenâyı almışam
Riştesin cânumun oda salmışam

Ana irdümvirdügüm-çün ben beni
Sen seni dirsin bulamazsın anı

Ahmedî
İskendernâme


Ben nice şerh eyleyem dil derdini dil-dâra kim
Şem‘ gibi tutuşan evvel zebânımdır benim  

Ahmed Paşa


N’ola sûz-ı derûnın yana yana aglasa ‘Âşık  
Ki şem‘ün aglamak yanmak yakılmakdur ezel şânı 

Âşık Çelebi


Hep yâr içün degül mi meclisde ey ‘Atâyî 
Hûn-ı derûnı câmuñ sûz u güdâzı şem‘üñ 

Nev‘î-zâde Atâyî


Yandursa n’ola şem‘-i ruhına beni dilber  
Şem‘üñ dahi pes yandugı pervâne içündür 

Muhibbî


Mahabbet mihr-i tâbından vücûdın yandırur yokdur 
Beni söylerler ey meh bir dahi şem‘-i şebistânı  

Rahîmî


Şâm-ı hecründe leb ü haddünle gördi sûzişem 
Cân eridüp subha dek yanup tüter her bâr şem‘ 

Rahîmî


Yandı yakıldı baña külbemde gice hâlin  
Odlar yanar başında varmış belâsı şem‘üñ  

Emrî


Meclisde germ olup saña öykündi nâgehân 
Ol şermden erir geçer ey gül-‘izâr şem‘  

Amrî 


Yandurdı lâlenüñ ruhuñ ey meh çerâgını  
Şem‘ün eritdi hasret odı içi yagını   

Mesîhî


Bu gice şem‘ senüñ sûzişüñ görüp ey dil
Eridi yüreginüñ yagı yana yana seni

Vasfî


Sanasın bir yalın yüzlü kuloğlı dil-beridür şem‘ 
Başında şu‘le anun Enverî sarı külâhıdur 

Enverî


Dilber hayâli şevki ile yandı subha dek 
Bir ayag üzre şem‘-i şebistân geçen gice 

Mihrî Hatun


Meclisde gice Emrî pervâneye gazabdan 
Bir pâre âteş oldı yandı likâsı şem‘üñ   

Emrî


Yok gonca ile gülde te’sîr-i nâzı şem‘üñ 
‘Âşık-küş olmag ile var imtiyâzı şem‘üñ   

Nev‘î-zade Atâyî


Böyle yandurmaz idi her gice pervânelerin 
Olmasa sencileyin şem‘-i şebistân ser-keş   

Hayretî


Âhir gülün gurûrı helâk ide bülbüli 
Pervâneyi oda yaka şem‘ün tegâfüli  

Şeyhülislam Yahyâ 


Nâ’ilî şu‘le-i hüsnün sakın âh-ı dilden 
Şem‘-i kâfûr-ı şebistân-ı melâhatdur o mâh

Nâ’ilî


Nûrdan ruhsâre vü kâfûrdan cism 
Emriyâ Şem‘-veş mahbûb-ı râ‘nâ ruh güzel kad nâzenîn  

Emrî


Şem‘-i ser-keş dir isem n’ola o nâzük-bedene 
Yüzidür şu‘le-i şem‘ ü saçıdur ana fetîl   

Revânî


Ben du‘â-gûyın sögerse tañ degül ol mâh-rû 
Dil uzadur kendüye cân virene her bâr şem‘ 

Ziyâ‘î


Şem‘-veş sarı külâhıyla beni yakdı begüm 
Bir gözi odlı yalın yüzli kuloğlı güzeli   

Enverî


Sanasın bâda karşu şu‘le-i şem‘-i münevverdür 
Geyer zerrin küleh hûbân gâhî rast gâhî kec  

Nev‘î


Hele bu gice kimün meclisinün şem‘i idün 
Ki hased odına yakdun beni pervâne gibi 

Revânî


Ol şem‘-i cem‘ geceler aglatmaga beni 
Meclislere rakib ile handân olup gider  

Ahmed Paşa


Egerçi şem‘ yalıñ yüzlü bir güzel kuldur 
Saña mı beñzer ol anuñ bahâsı bir puldur   

Emrî


Rûşen budur ki meş‘ale-dâr olmasa sana 
Halk arasında bulmaz idi i‘tibâr şem‘   

Revânî


Bir eti cânı yirinde hûbdur ol sîm-ten 
Şem‘üñ ey dil cism-i zârında ne et vardur ne cân  

Mesîhî


Tâc-ı zer ile germ olup öykündi yâra şem‘ 
Od oldı yakdı anı ser-â-pâ o tâc-ı zer   

Emrî


Düşer od şem‘ diline bu sebebden ki olur 
Dil uzadub geceler ol meh-i tâbân ile bahs 

Fuzûlî


Dil uzatdı sen şeh-i ‘âlî-cenâba gördiler 
Şem‘-i bezm-ârânun iy meh-pâre boynın urdılar  

Enverî


Şem‘ beñzer dil uzatmış yâra kim yanmazdan öñ 
Burnına kıl takdı üstâd eyledi ber-dâr hem 

Emrî


Göreli cânâ cemâlüñ şem‘ini pervâne-veş  
Bâl ü perden geçmişem küllî yakup nâr olmışam 

Emrî


Başka işimiz yohdı ki bir şem‘-i cemâlin 
Pervânesi âşüftesi sûzendesiyiz biz 

Nigârî


Hüsn-i dil-berden ziyâ uğurlamadıysa eger  
Dâ’imâ şem‘-i şeb-efrûzun neden boynunda ip

Revânî


Lebi mey gözi sâkî şem‘ yüzi 
Yine özi bize nedîm gerek 

Kadı Burhaneddin


Ehl-i dil yañagunâ şem‘-i münevver didiler  
Boyuña tûbâ vü dudaguña kevser didiler 

Ahmedî


‘Anber-âlûd olalı hâl u hatuñdan haddüñ  
Aña dil-sûhteleri şem‘-i mu‘anber dirler 

Emrî


Ruhlaruñ şem‘i virür nûrını şems ü kamerüñ 
Yüzüñüñ şevkiyile zulmeti gider seherüñ

Adlî


Ruhı bir şem‘-i nûrânîdür ol mâh-ı şeb-ârânuñ 
Bakılmaz rûyına gözler kamaşur âftâb-âsâ

Süheylî


Ehl-i ‘ışkuñ kimi handân kimi giryân oldugı  
Bu ki şem‘-i ‘ârızuñda nûr peydâ nâr hem 

Emrî


Bezm-i cemâle şem‘-i ruhun olalı sirâc 
Bâzâr-ı mihre komadı ey meh-likâ revâc

Helâkî


Yakub başında şevk-i ‘izâruñla nâr şem‘ 
Aglar gözi yaşını döker zâr zâr şem‘ 

Mesîhî


Meclisde ruhuñ şevkiyile şem‘ oda yandı  
Zevk-i lebüñi tuydı kadeh agzı sulandı 

Me’âlî


Yanmaga gelmiş imiş bezme ‘izâruñdan şem‘ 
Işılatmış ucını dün gice pervâneye nâr 

Emrî


Var iken mihr-i ruhuñ ortaya atıldı diyü  
Şem‘a bir yan başı geldi bu gice pervâne       

Gelibolulu Alî


Şem‘-i meclis germ olup öykündügüyçün yüzüne  
Astılar bâzârda sonra zebânın yaktılar

Ahmed Paşa


La‘line öykündügiçün lâle ruhsârına şem‘ 
Lâleye dâg urdılar şem‘üñ zebânın yakdılar 

Mihrî Hatun


Öykünürse ol kamer-rûya çıkup fânûsdan 
Bir tabancayla yüzün şem‘ün karardur rûzgâr

Enverî


Hatundur şâm-ı zulmet gerdenündür şem‘-i kâfûrî 
Fürûzân olmaga gül-nâr haddüñden alur nûn  

Bâkî


Bezm-i cemâl içinde şem‘ üzre dûda benzer  
Şol âteşin ruhunda bu ‘anberîn kâkül

Revânî


Perîşân olsa ol kâkül cemâlüñde bahâ artar  
Fitîl-i şem‘e beñzer kim tagıldukca ziyâ artar

Gelibolulu Alî


Eksük degül başından her bâr tîg-i mihnet  
Gîsûna öykünelden zülf-i dırâzı şem‘ün  

Şeyhülislam Yahyâ


Meger bir şem‘-i kâfûrî durur engüşti dildârun  
K’ucında nakş-ı hınnâdan olur geh geh ‘ayân âteş   

Revânî


Kadd-i sîmînüñ senüñ bir şem‘dür kâfûrdan 
Dûd-ı ‘anber-bûy farkında olan kâkül gibi  

Süheylî


Sen şem‘ gibi gayr ile meclisde gülersin 
Ben akıtırım yaş ile kan yandım elinden  

Ahmed Paşa


Dilber hayâli şevki ile yandı subha dek 
Bir ayag üzre şem‘-i şebistân geçen gice   

Mihrî Hatun


Bagrınun yagın eritdi subha dek akıtdı dem‘ 
Yâr önünde çok tenezzül eyledi dün gice şem‘ 

Şeyhülislam Yahyâ


Geh ayağı baglu geh boynu nedendür bilmezem 
Bir perî ışkında olmuşdur meger dîvâne şem‘  

Fuzûlî


Olmadı ol mâha rûşen yandugum hicrân günü 
Yandugum şeb tâ seher şem‘ün ne bilsün âfitâb   

Fuzûlî


Bir birümüzle belâ bezminde her şeb subha dek 
‘Işk odından yanıcı şem‘-i şebistânlar bizüz  

Hayretî


Şem‘-veş sûz-ı derûnı ‘arz ider Bâkî sana 
Yana yana kalmadı bî-çârenün bagrında yag

Bâkî


Ezelden ebede yanayım ben senün içün 
Ben şem‘ degülem ki yarım gice dükenem   

Kadı Burhaneddin


Yanmagı her gece benden ögrenir ey mâh şem‘ 
Marifet tahsil eder beklerse yanım sûhte      

Hayâlî


Şem‘ gibi sanmanız tenhâ zebânım sûhte 
Âteş-i âhımla oldu hânümânım sûhte  

Hayâlî


Ey Me’âlî gûyiyâ fânûsdur cismüñ senüñ 
Şem‘dür dil anda fânûs örtüsi pîrâhenüñ  

Me’âlî


Tenüm kanlu yaşumla âl fânûs-ı hayâl oldı 
İçinde dil yanar san şem‘-i pür-envâra dönmişdür 

Rahîmî


Fitîl-i şem‘-i meclis olsa bir şeb rişte-i cânım 
O şâh-ı hüsne bâri rûşen itsem sûz-ı pinhânım   

Neylî


Külbemde nâr-ı ‘ışk ile ey Emrî şem‘-veş  
Ten şem‘dânı içre yanar her bir üstühân   

Emrî


Nemdür dime sor Ahmedîyi kim ne sebebden   
Yahılur iken şem‘ bigi gözleri nemdür  

Ahmedî


Gözleriçün ölenün nergis dikün hâkinde kim  
Şem‘ yakmak dostlar ‘âdet durur sîn üstine  

Revânî


Kabrüm üzre serv diküñ şem‘ yakuñ dostlar 
Çün beni hâk eyleyen şevk-ı ruh u bâlâsıdur 

Adlî


Hâk olursa şevk-i ruhsâruñla cism-i sûhtem  
Kabrüm üzre şem‘-i kâfûrî ola her üstühân  

Mesîhî


Kabrüm üzre gel bu vaz‘ ile ol can diyeler  
Bir saru şem‘ ile zeyn olmış kimündür bu mezâr  

Ca‘fer Çelebi


Hasreti nârından ol mâhun ölürsem ey refîk 
Kabrüm üzre her gice yaksun benüm ahbâb şem‘ 

Zâtî


Şem‘lerle kûyuna gelmiş gece mâh-ı felek 
‘Âkıbet yüz karalığıyla tutulur ol levend 

Hayâlî


Gül meclisinde dâ’imâ bülbül şetâret itmede 
Pervâne-i bî-çâreyi nâr-ı mahabbet itdi kül   

Şeyhülislam Yahyâ


Ey perî pervâ yimez pervâne per yandurmadan 
Olmasun bir pâre tek şem‘-i şebistândan cüdâ  

Hayretî


Şem‘e gör pervâneler varın yakup eyler feda 
Yog iken yanında anuñ billâh perden lezîz   

Muhibbî


Her şeb zebân-dırâzlık eyler egerçi şem‘ 
Tahsîn ki sabr ider yine pervâne söylemez   

Gelibolulu Alî


Pervâneyi gör yârına hep varını verdi  
Fehm eyle ki Rahmî budur âdâb-ı muhabbet 

Harputlu Rahmî


Yan âteşe pervâne-veş itme yine efgân  
Ey ‛âşık-ı miskîn budur âdâb-ı mahabbet 

Şeyhülislam Yahyâ


‘Işk eri çokdur velî ‘âşık hemân pervânedür 
Terk-i cân idüp yanar şem‘e ol bî-pervâyı gör

Muhibbî


Cümle ‘âşık yanar ‘aşk âteşine yâr odına 
Zâhir egerçi bunu şevkile pervâne yapar 

Nigârî


Sen avurduñ ötdürürsin ‘âşık ey bülbül odur 
Yanar od içre girür pervâne feryâd eylemez  

Zâtî


Yanmayam mı âteş-i dîdârıña gördükçe ben
Haşre dek pervâne zîrâ nârdan olmaz halâs  

Leylâ Hanım


Hasta cânum ‘ışkı odına yahılursa n’ola  
Şem‘a düşüben yahılmahdur işi pervânenüñ 

Ahmedî


Şeb-i zülfinde çün gördüm cemâl-i şem‘-i ruhsârı
Yanan pervâne-veş evvel dutışan bâl ü perdür 

Muhibbî


Ayaga düşsem görüp tân mı cemâlüñ şem‘ini
Yanıcak şem‘ ayagına dökülür pervâneler   

Muhibbî


Subha dek yandım dolandım şem‘-i ruhsarıñ görüp 
Bezm-i ‘aşkın ‘âdetin fehm eyledim pervâneden  

Harputlu Rahmî 


Aña ‘âşık mı dirler şem‘-i hüsne 
Yanup pervâne-veş olmaya nâ-bûd   

Muhibbî


Şem‘-i cemâle meyl ile pervâneler gibi 
Yanup yakılmadadur işimüz rûzgârda   

Gelibolulu Alî


Bulduk şeb-i firâk-ı visâlinde inşirâh 
Pervâne-meşrebüz bize rûşen degül sabâh   

Kâmî


Şîve vü nâzı kamu hüsn ehli senden ögrenür 
Nitekim pervâneler yanmagı benden ögrenür  

Muhibbî


Nedendir itmez oldı âteşim te‘sîr cânâna 
Yanup yakıldıgım gördükçe hayrân oldı pervâne  

Leylâ Hanım


Ben yandım ‘aşkın âteşine gice gündüz âh 
Pervâne dahi gice yanar rûz u şeb degil   

Leylâ Hanım


‘Işk işin pervâneden ögren yüri ey ‘andelîb  
Kül ider eczâsını ‘ışk âteşi feryâdı yok

Zâtî


‘Işk işin pervâneden ögren yüri ey ‘andelîb  
Kül ider eczâsını ‘ışk âteşi feryâdı yok 

Zâtî


Pervâne verdi bezmde bir şem‘e varını 
Bülbül gibi çemende hezâr-âşnâ degil 

Harputlu Rahmî


Bülbül ü pervâne ger bir bâdeden serhoş  
Pes neden birisi gûyâ birisi hâmûş olur

Nehcî


Yanmagı pervâneden kıldım ta‘allüm tâ-seher  
Nâle vü efgânı ammâ bülbül-i şeydâdan ahz 

Leylâ Hanım


Kays u Ferhâd baña ‘aşkda emsâl olmaz 
Bülbül-i dil-şüde pervâneye hem-hâl olmaz 

Şeref Hanım


Eger meclisde âh itsem şerer-efşân olur nâlem  
Bu sâz u söz el-hak bülbül ü pervâneden gelmez

Mezâkî


Oda yakmışdur şeb-i zülfinde perr ü bâlini  
Şem‘ üzre sûhte pervânedür haddüñde hâl 

Emrî


Şem‘-i meclis germ olup öykündügiyçün yüzüne 
Asdılar bâzârda sonra zebânın yakdılar 

Ahmet Paşa


Germ olup kendüyi teşbîh itdügi’çün yüzüne 
Yakdılar şem‘ün zebânın asdılar bâzârda

Cem Sultan


San çârsû-yı hüsnde tarrâr-ı zülf-i dost 
Bir uğrıdurki dâmeni altında var şem‘ 

Mesihî 


Bezm-i hüsnüñe vücûdum şem‘dür pervâne dil 
Bu yanan cânum fetîlidür yüregüm yagıdur 

Mihrî Hâtun


Dil uzadur bahs ile ol ‘ârız-ı handâne şem‘ 
Od çıkar ağzından etmez mi hazer kim yane şem‘ 

Fuzûlî 


Anuñ teg kim perîşânlık ziyâsın arturur şem‘üñ 
Maña cevrüñ ziyâd olmak saña meylüm füzûn etdi 

Fuzûlî


Ey Fuzûlî şem‘-veş mutlak açılmaz yanmadan  
Tâblar kim sünbülinden rişte-i cânuñdadır 

Fuzûlî 


Derd-i dil söyler zebân-ı hâl ile her gâh şem‘ 
‘Aşk tavrından eder pervâneyi âgâh şem‘

Hayâlî 


Gönlümü kandîl-i tersâ gibi bir kâfir yakup 
Şâm-ı hecrinde Hayâlî eyledi hem-râh-ı şem‘

Hayâlî 

Virür zevk ehline şevki dem-â-dem  
Şeb-i ‘işretde bir yil mûmıdur nây

Bâkî


Çerâğ-ı mâh-ı enverden yakar ol ‘ârız u gerden 
Girîbânuñ senüñ bezm-i letâfet şem‘dânıdur

Bâkî

Göñlüme mihrüñ ziyâsı gelse ey hurşîd-ruh 
Aña beñzer ilte bir hayr ehli bir zindâna şem‘

Ravzî 


Her gice pervâneye gayzın idüp izhâr şem‘ 
Subha dek yel mumlarıyla gezdürür her bâr şem‘

Sâbit 


Mevlevîler gibi dönsün üstine pervâneler 
Oldı Mevlânâ-sıfat mustağrık-ı envâr şem‘

Sâbit 


‘Ahdinde emîndür kef-i ‘ayyâr-ı sabâdan 
Zer-tâc-ı ser-i şem‘-i fürûzân-ı zamâne 

Mezâkî


Kandîl-i hüsnüñe yañılup nâ-gehânî şem‘ 
Dil uzadalı odlara yandı zebân-ı şem‘ 

Cem Sultan


Asılmış iken odlara yakmak revâ degül 
Düşdi zemîne çün kesilüp rîsmân-ı şem‘

Cem Sultan


Her encümende encüm-i eşkin döküp yire 
Diñlenmeyüp yakar oda her gice cânı şem‘ 

Cem Sultan


Şem‘-i dîdârıña pervâne gibi yandım idi
Çekdiğim derd ü belâyı o zamân andım idi

Moralızâde Leylâ Hanım


Bezm-i aşka nitekim pervâne geldin ey gönül
Yan yakıl ol şem’-i hüsne yana geldin ey gönül

Şeyhülislâm Yahyâ Efendi


Âdâb-ı bezm-i vuslatı pervâneden görün
Bülbül gibi değil-durur ol ehl-i hâldir

Bâkî 


Yanmağa mûm ise dil şem’-i ruh-ı dildâra
Kimse gûş eylemesin nâleni pervâne gibi

Haşmet 


Aşk odu evvel düşer m a'şûka andan âşıka 
Şem'i gör kim yanmayınca yakmadı pervaneyi 

Fuzuli


Şem-i meclis gerin olup öykündüğiyçün yüzüne 
Astılar bâzârda sonra zebanın yaktılar 

Ahmed Paşa


Pertev-i şem’-i tecellî-i cemâlu’llâha
Özini ‘âşık-ı zâr yakmaga pervâne gelür 
...
Aşk-ı dilberle nedür hîç sorma ahvâlüm benüm
Şem’i gör pervânenün hâline yana yana bak 

Derviş Pervâne


İşte bu noktada mum, pervaneye; sabrı, arınmanın yollarını ve iç gözlemi öğreten bir kılavuz kimliğiyle çıkar karşımıza. Pervane, kendisini varlıktan haberdar ederek yoluna ışık tutan mumun kılavuzluğunda gerçek hedefini belirleyecek; böylece yalnızlıktan ve belirsizliklerden kurtulacaktır. Mumun alevi karşısında hayal kurmaya devam eden pervanenin "yalnızlığı artık boşluğun yalnızlığı değildir. Yalnızlık küçük ışık sayesinde somutlaşmıştır" (Bachelard);
...
Kendi alevinde, tükeninceye kadar, varlığını sürdürmeye çalışan ve gerçeğe ulaşabilmek için ne şekilde mücadele edilmesi gerektiğinin en güzel örneğini veren mum karşısında pervane hayranlığını gizleyememektedir. Zira "Aleve karşı doğal-cesaretle söylersek-doğuştan bir hayranlığımız var. Alev, görme hazzının vurgulanışını, her zaman görülenin ötesini belirler. Bizi bakmaya zorlar" (Bachelard)

Ateş karşısında kurulan hayaller, sıradan hayallerin çok daha ötesinde bir şeydir. Çünkü "Alev, dünyada, hayali davet eden nesneler içinde en büyük imge yapıcılarından biridir. Bizi hayal kurmaya zorlar. Onun karşısında, algılanan şey, daha hayal kurmaya başlanır başlanmaz, hayal edilenin yanında önemini yitirir. Kendi metafor ve imge gücünü en değişik tefekkür alanlarına taşır alev" (Bachelard). 

Pervanenin aleve beslediği bu hayranlık, ona geçmişteki hatıralarının kapılarını birer birer açmakta ve o bu hatıralarını hayallerle süslemektedir. Alev karşısında tefekküre dalan pervane, bir süre sonra, alevin titreyişinin, ilahı olanın karşısındaki acziyet ve sonluluk nedeniyle olduğunu anlayacak ve aleve duyduğu hayranlık neticesinde o da titremeye başlayacaktır.
...
Yaratılmış olan canlıların tümünde olduğu gibi, mumda da pervanede de ilahı olana yönelme ve buna bağlı olarak da yükselme iç güdüsü vardır. 
...
Gerçeğe ulaşmak zamanı hızlandırmakla mümkün olacaktır. "Ateşi düşünen kişi için ateş , değiştirme, zamanı hızlandırma ve yaşamı sonucuna ulaştırma isteği uyandırır. Bu koşullarda düşleme gerçekten büyüleyici ve çarpıcı olur. İnsan yazgısını açıp genişletir" (Bachelard). "Ateşle arındırma ilkesinin nedeni ateşin maddeyi ayrıştırması ve katkıları yok etmesidir. Başka bir deyişle, ateşten geçen bir şey türdeşleşir, böylece anlaşır" (Bachelard).

H. Gamze Demirel
"Şem' ve Pervane"nin İçsel Yolculuğuna Dair Felsefi Bir Yaklaşım


PERVANE VE MUM 

Hatırlıyorum bir gece gözüme uyku girmemişti; 
Mum pervaneye şöyle söylüyordu: 
“Ben âşığım, yansam revadır bana; 
Fakat sen niçin ağlıyor, niçin yanıyorsun? 
Dedi: “Ey benim bîçare âşığım! 
Gitti bal gibi tatlı Şirin’im benim”.
Şirin’im benden uzağa gidince, 
Ateş, Ferhat gibi eritti beni. 
Hep bu sözleri söylüyor, 
Her an sararmış yanağından gam seli akıtıyordu. 
Ey iddiacı! Aşk senin işin değildir; 
Çünkü ne sabrın var ne de buna gücün kuvvetin! 
Sen hamsın, bir kıvılcımdan kaçıyorsun; 
Bense tamamen yanıncaya kadar durmuşum. 
Aşk ateşi sadece kanadını yakar senin, 
Bir de bana bak, büsbütün yaktı beni.
...
Birisi muma ey alçak diye seslendi, 
Bir sevgiliye git ve sana lâyık olanı al! 
Ümit yolunu gördüğün yere doğru git, 
Sen ve mum sevgisi, nereden nereye? 
Semender değilsin, ateşin etrafında dolaşma, 
Çünkü (önce) mertlik gerekir, sonra savaş.
Bir bak yanıp yakılan pervane ne dedi, 
Hayret, ne kadar yansam da niye korkayım ki! 
Gönüldeki ateş Halil gibidir bana, 
Sanki bu alev bir gül gibidir bana. 
Ben kendimi isteyerek atmıyorum ateşe;  
Çünkü şevk zinciri vardır boynumda. 
(Ateş) uzaktayken yaktı beni, 
Şimdi yakmadı ateş beni. 
Benim yok olma isteğim nedendir bilir misin?
O olduğu sürece ben olmasam da revadır. 
Yanıyorum, çünkü makbul sevgili odur, 
Çünkü dostun ateşi sirayet eder ona.

Celâl Metînî


Söz canın neticesidir, canım neden azalsın? 
Sanma ki pervane gibi can düşmanımdır. 

Mes‘ûd-i Sa‘d 


Pervane ateşten nasıl korkar, nasıl uzaklaşır? 
Çünkü onun için ateşte huzur vardır.

Attâr 


Bahçe, misk kokulu nergisten dolayı kâfurdan mumu yaktığı zaman 
Hava ona gümüşten sayısız pervane saçar.

Ezrekî-yi Herevî 


Kendimizi yakıyor ve canı mum gibi feda ediyoruz, 
Mum meclisinin olduğu her yerde biz pervaneyiz. 
Asla insaf etmez, ben yaralı yorgun, 
Onun pervanesi olayım, o da meclisin mumu.
Bir gece perdeyi kaldır mum gibi, 
Hepimiz yanalım pervane gibi. 
Pervanenin gönül ateşi mumdan dolayıdır; fakat 
Mum olmasa da senin yanağın gönlümü eritir. 
Pervane gibi gönül huzuru müyesser olsa bana, 
Sevgilinin mum gibi olan yüzüne doğru uçarım ancak. 
Bu hikâyenin sırrını ancak mum dile getirir, 
Aksi halde pervanenin konuşmaya takati yoktur. 
Senin kandil gibi olan yüzüne pervane oldu mum, 
Ben seni düşünüyorum; haberim yok ki kendimden.

Hâfız 

Mumun gönlünün halini pervaneye sor. 

Hacû-yi Kirmânî 


Bizim aşkımızı konuşmaktan dolayı zamane unuttu
Gül ile bülbülün konuşmalarını, mum ve pervanenin hikâyesini.

Câmî


Pervanenin mum ile ne konuştuğunu duydun mu? 
Ayrılıkta sen mi daha çok yanmışsın ben mi, söyle? 

Vassâf 


Kendini övmek mumun işi değildir, yoksa mumun eli 
Bir pervanenin eteğini tutmak için uzun olurdu. 
Pervanenin dışarıda yanması garip değildir 
Çünkü sönmüş mum senin hareminde ışık saçmaya başlar. 
Mum çalıların arasında kıvılcımlar gibi uçuyor, 
Senin etrafındaki pervane ise bir kez uçuyor. 

Sâib 


Mumun ağlayışı pervanenin matemi için değildir, 
Sabah yakındır, o kendi karanlık gecesini düşünür. 
Gördün mü mum haksız yere nasıl kanına girdi? 
Bir an bile aman vermedi ki geceyi sabah etsin.

Hekîm Şifâyî 


Benim sırrım pervanen gemisinde yazılıdır, 
Mum, benim yanıp yakılmamın bir mısraıdır. 

Molla Fakîh-i Belhî 


Mumun gelini eğer fanusun mahfesine oturursa, 
Pervanenin kanadı mutluluk çölünde akan kuma döner. 

Mirzâ Muiz-zi Fıtrat 


Bir mum bir gecede binlerce pervaneyi öldürür. 
“Mecmûatu’l-emsâl”den, Hint baskısı. 
Bizim gönlümüzdeki ateşi hiç düşünmezsin sen, evet 
Mum pervanenin yanışından neden korksun ki? 

Kemâlî 


Pervanenin mezar taşında şu yazıyı gördüm; 
“Beni yakan ateş kendisini de yaksın.” 

Ateş eğer binlerce kıvılcım çıkarırsa 
Pervanenin kaynaması (yanması) hüküm olur. 

Sarhoş pervanenin tek amacı erimek, 
Mumun ayağında yanmak idi.

Urfi-yi Şîrâzî


Senin yüzünün aşığı pervane olur bülbül değil 
Bu ateşten dolayı yanar fakat feryat etmez. 

Dihkân-i Sâmânî 


Senin etrafında gönüller kuşu o kadar çok kanat saçtı ki, 
Senin kandilinin ağayı pervane kanadıyla dolmuştur.

Muştâk-i İsfehânî


Onun pervanesi canımı almak için gelirse bana, 
Mum gibi o an bir nefeste canımı feda ederim. 

Ey mum! Pervaneyi rahat bırak bu gece; çünkü ben 
Gönül ateşiyle senin huzurunda mum gibi eririm. 

Daha ne zamana kadar mum gibi küstahlık edeceksin, 
Murad pervanesi geldi, ey sevdalı, sus. 

Ayrılık gecesi bana bir vuslat pervanesi gönder (bana vuslat izni ver) 
Yoksa senin kederinle bütün dünyayı mum gibi yakarım. 

Hâfız


Çimenlikte mum yerine kırmızı gül ışık saçtı, 
Pervanenin kanadı yerine bülbülün kanadı yandı. 

Gülün şevkiyle bülbül, mumun sevdasıyla pervane 
Her biri bir sevgilinin gamında bir şekilde yanar.

Meliku’ş’Şuara Bahar


Eğer bir kişiyle dost olmak istersen onun rengine boyan 
Bak, kelebeğin kanadı gül ile nasıl da aynı renktir! 

Benim gönlümü aydınlatan o mum yuvamdan gitti. 
Gülümün takati yoktur; çünkü benim pervanem gitti.

Meliku’ş’Şuara Bahar



Mum eğer yelden dolayı söndüyse, garipsemeyiniz 
Varlık pervanesinin ömrü bitti; yele veriniz.

Meliku’ş’Şuara Bahar


Ey zarif yaradılışlı pervane, 
Ey şerefli yaratık pervane! 
Ey latif kanat sahibi, 
Düşmandan korkmadığın gibi 
Ancak ateşin yanında açarsın kanadını. 
Sen öldün ey pervane ve sanat öldü. 
Musiki, güzellik ve kelimeler öldü. 
Ey hain mum! Gamla, kederle perişan ol; 
Pervaneyi öldürdün, inkâr da etmiyorsun…

Meliku’ş’Şuara Bahar


Eğer mum ateşten kurtulmak istiyorsa, 
Ateş neden pervanenin harmanını yakıyor? 

Mumun vefasını överim; çünkü yandıktan sonra her an 
Pervanenin mateminde başına kül saçar, yas tutar.

Pervîn-i İ‘tisâmî


Ben, pervane ve mum dışında herkes uyudu 
Biz iki üç delinin hikâyesi uzun bir hikâyedir henüz. 
Dün gece bir kez olsun pervane gibi olayım dedim. 
Mum, güzelce gülümseyerek “bir kez azdır” dedi.

İ‘mâd-i Horasanî 


Ey Fars şiirinin mumu! Can, pervaneye minnet duydu; 
Senin için, dost olma derdiyle kendine yabancı oldu.

Mes‘ûd-i Ferzâd


Aydın kişilerin gönlünde yük değilim bir toz gibi; 
Yeşillikte ve gül üzerinde pervanenin gölgesiyim. 
Yeşilliğe bir kelebek geldi; fakat konmadan gitti. 
Senin dostlara yersiz kahrın aklıma geldi.

Daha çok öncekilerin şiir tarzının etkisi altında kalmıştır: 
Yarı canlı mum gibi senin hevesinde yandık 
Ağlayarak bina kurduk, senin için yandık. 

Bir gece pervane yandı ve onun canı rahata erdi, 
Biz ömürler boyu senin cefanın kederiyle yandık! 
Mum eğer eriyerek ölürse, ne gam! 
Çünkü aşkın ışığı ile Mehtabın nuru, pervanenin külünden yeşerdi.

Rehî-yi Mu‘ayyerî 


O güzel benli ve yüzlü kelebeği görüyor musun? 
Gömleğin kılıfından dışarı çıktı. 
Altın noktalarla dolu kol ve kanatla, 
Bir bir yeşillikteki güllere uğrar, 
Bunu öper, diğerine geçer.

Îrec Mirzâ


Çimendeki bir kelebek güle: “Bana söyle, 
Kim bu güzel rengi ve kokuyu sana vermiş, bana vermemiş?
Ey güzel yüzlü gül! Görüntü ve desen bakımından senden eksik değilim, 
Neden senin gibi güzel kokulu değilim, bana cevap ver! 
Cennet hurisi gibi nazlanarak her güle konmak istersin 
Bazen (güle) konar bazen de etrafta uçarsın.

Reşîd-i Yâsemî


Onca bahar geldi, kelebek ve gül sarhoş oldular. 
Ben ise hala uçma fırsatını arzuluyorum. 

Kelebeğin kanadı neden kırıldı? 
Neden her köşeye keder oturdu?

Hûşeng-i İbtihâc (Sâye)


Mumun yanmaktan korkusu yoktur, 
Çünkü o, bu yanışta yalnız değildir. 
Bu yolun sonunda ölüm olsa da, ona ne! 
Çünkü pervanesi de onunla birliktedir.

Hûşeng-i İbtihâc (Sâye)


Solmuş bir gül söylüyor ve dökülüyordu, 
Kesinlikle üzgün bir kelebek ah çekiyordu.

Mehdî-yi Ehevân-i Sâlis


Zifaf yatağından daha beyaz bir defterde 
Birleştiririz… 
Güneşin sıcaklığındaki çocuk, laleyi 
Tandırdan daha yakıcı sanıyordu. 
Hayalinin hamurunu o tandıra atmak ve 
Kendi ekmeğinden kelebeklere yiyecek vermek istiyordu.

Nâdir-i Nâdirpûr


Güller açıldı, 
Hoş renkli ve güzel. 
Nazla birlikte, 
Başları tutuldu. 
Kelebekler yeniden 
Birlikte uçarak 
Güller açıldığı için 
Güllere kondular. 
Dalga başını sahillere vuruyor 
Kayık ise sabahı izleyerek gitmiş. 
Uyku gözden kelebek gibi uçuyor 
Gözü uyandırmış geçiyor.

Abbas Yemînî-i Şerîf


ŞEM‘ u PERVÂNE
شمع و پروانه

Geceleri ışığın çevresinde dönen pervanenin klasik Doğu şiirinde âşığı temsil ettiği ve muma (şem‘) âşık olduğu yaygın bir kabul olarak yer almaktadır. Pervanenin mum ışığı etrafında her seferinde ona daha yaklaşarak döndükten sonra kendini aleve atıp yok etmesi sevdiğiyle yakıcı bir vuslata ermek şeklinde düşünülmüş ve bu düşünce şairler için orijinal bir ilham kaynağı olmuştur. Şem‘in yanarak ışık vermesi, pervanenin de bu ışık çevresinde dönüp durması âşık ile mâşukun durumuna benzetilmiştir. Ayrıca şem‘ çeşitli kelimelerle oluşturduğu terkiplerde kinaye yoluyla “ay, güneş, sevgili” anlamlarının yanı sıra “ilâhî nur, mürşid-i kâmil, Kur’an, Hz. Muhammed” gibi tasavvufî mânalarda da kullanılmıştır. Kur’an’da insanlar uçuşan kelebeklere benzetildiği gibi (el-Kāria 101/4) hadislerde de kendini ateşe atmaya çalışan pervanelere teşbih edilmiştir. Bunlar şem‘ u pervâne konulu şiirler için önemli bir ilham, telmih ve istişhâd kaynağı teşkil etmiştir.



Klasik edebiyatımızda hakiki aşkı anlatan metafor pervanedir. Mecazi aşkı bülbülle, gülle anlattığı gibi şairlerimiz, hakiki aşkı da pervaneyle anlatırlar. Pervane, mum etrafında dönerek can veren küçücük kelebeklerin adıdır; gözünüzle bile göremezsiniz, çok küçüktürler, muma aşıktırlar. Sevgililerin etrafında döne döne aşkları arttıkça yaklaşırlar, iyice yaklaşırlar, ateşe temas ederler ve külleri mumun dibine düşüverir. Şair de aşkın izini ancak pervanenin küllerinden bulabilirsiniz diyerek bize yol gösterir. Hakiki aşkı, feragati, fedakârlığı temsil eden şeydir pervane. Can veriyor bak sesini dahi çıkarmıyor. Bülbülü azarlar şair: “Niye bağırıyorsun feryat ediyorsun, hiçbir şey verdiğin de yok. Hâlbuki bak, pervane can veriyor ama senin gibi ses çıkarmıyor.” Niyâzî-i Mısrî: “Pervaneden al gizli sevda haberini sen” diyor. Pervane onu temsil ediyor. Filozof Rıza Tevfik’in bir şiirinde geçen bir mısra idi, biz oradan etkilendik, bize isim babası oldu o şiir: Bilmedim kim oldu bu hâle sebep, Ağladım ümidim hêba oldu hep, Bendeki sûz-i dil var mıdır acep, Tutuşup can veren pervanelerde.

Hayati İnanç


Esrar-ı suziş-i dili alup zebana şem '
Söyler Iisan-ıhal ile hep yana yana şem ' 

Beliğ Mehmet Emin


Layık ki encümende erürse hicibdan
Sırr-ı nihan-ı 'aşkı getürdi Iisana şem '

Beliğ Mehmet Emin


“Benim ve sizin durumunuz; ateş yakıp da, ateşine cırcır böcekleri ve kelebekler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşe düşmeyesiniz diye iç kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, (ateşe girmeye) çalışıyorsunuz.”

Hz. Muhammed (s.a.v.)


Kıyamet günü insanlar, Sırât (köprüsüne) sevkedilirler ve Sırât’ın her iki yanından kelebeklerin ateşe düşmesi gibi düşerler. Allah dilediği kimseyi rahmetiyle kurtarır. Daha sonra meleklere, peygamberlere ve şehitlere şefaat etmeleri için izin verir. Onlar da şefaatte bulunurlar ve (lehlerine şefaat ettikleri kimseler ateşten) çıkarılırlar. Yine şefaat ederler ve (ateşten) çıkarılırlar. Yine şefaat ederler ve (ateşten) çıkarılırlar. Kalbinde zerre kadar iman olan (ateşten) çıkarılır.

Hz. Muhammed (s.a.v.)


“Ey iman edenler! Kelebeğin ateşin peşinden gittiği gibi yalanın peşinden gitmenize sebep olan nedir? Şu üçü dışında tüm yalanlar ademoğluna günah yazılır: Bir adamın karısını hoşnut etmek için söylediği yalan veya bir kimsenin savaş hilesi olarak (düşmanı aldatmak için) söylediği yalan veya bir kimsenin iki müslümanın arasını bulmak için söylediği yalan.” 

Hz. Muhammed (s.a.v.)


“Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, içinde meşale bulunan bir kandil yuvasına benzer. O meşale, bir cam fanus içinde; o cam fanus da, sanki ince bir yıldız gibidir. Ne doğuya ne de batıya ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Onun yağı, hemen hemen ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üstüne nur! Allah, dilediğini nuruna ulaştırır ve insanlar için böyle misaller verir. Allah her şeyi bilir.”

(Kur'an-ı Kerim Nur suresi 35. ayet)
Aşkar süzülüp misâl-ı ankâ
Ol âteşe girdi bî-muhâbâ 




- Şem u Pervane bercestesi derliyorum Üstadım. Kim ateş kim kelebek her şey karıştı

- Derli toplu olmuyor bazen derleyince.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...