Ana içeriğe atla

TARAFE ŞİİRLERİ

"Ma'mer'deki tarlakuşu hayret sana, 
ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla. 
Gaganla eşele dilediğin yeri, 
Sevin, avcı bırakıp gitti seni. 
Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun?
Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele."



Tarafe bin Abd Bekrînin yaşam öyküsü sırlarla doludur. Tarafe, Câhiliye Dönemi'nin en meşhur şairlerinden biri ve mukıllûn şairlerin ilkidir. Asıl ismi Amr bin Abd'dır. "Tarafe" ise ün kazandığı lakabıdır. Edebiyat kaynakları Tarafe'nin doğum ve ölüm tarihini belirlemede görüş birliğine varamamış ve bu konuda net bilgiler verememiştir. Doğum ve ölüm tarihlerini kesin çizgilerle belirlemek oldukça güçtür. Tarafe, şairleriyle meşhur bir kabile ve yine şairleriyle meşhur bir aile içerisinde kabilesinin yaşadığı Bahreyn'de dünyaya geldi. Ailesinden ve kavminden etkilenerek henüz yedi yaşındayken ilk şiirini inşâd etti. Dönemin Hîre hükümdarı Amr bin Hind'i hicvettiği için hükümdarın emriyle genç yaşında Bahreyn'de öldürüldü. Genç yaşında öldürüldüğü için "İbnü'l-İşrîn" ve "el-Gulâmü'l Katîl" isimleri verildi. Tarafe'nin şiirde en önemli üstünlüğü ifadeleri düzgün ve ahenkli kullanması, yenilikçi olması, hiciv de meşhur olması ve gereğinden fazla cesur olmasıdır. Tarafe küçükken babasını kaybetti, yetim büyüdü ve evlenmedi. Amcaları, Tarafe'nin aylak aylak yaşayacağı ve sahip olacağı malı israf edeceği düşüncesiyle babasından kalan payını annesine vermedi. Bu duruma isyan eden Tarafe, amcalarını hicvetti. Amcalarını hicvetmesinden dolayı da sıkıntılı bir aile hayatı yaşadı. Ailesiyle yaşadığı bu sıkıntı kavminin yaşadığı yerden ayrılmasına ve kavminden, akrabalarından uzaklarda Arap Yarımadasında gezip dolaşmasına sebep oldu. Ailesiyle yaşadığı huzursuzluk ve ailesinden uzak kalması kişiliğini olumsuz etkiledi. Fakir ama onurlu bir şekilde, hiç kimseye el açmadan ve kimseye minnet etmeden yaşadı. Şarap içerek, süvarilik yaparak ve kadınlarla muhabbet ederek aylakça yaşantısına devam etti. Yaşantısına müdahale etmeye kalkışanlara da hiciv silahını doğrultarak onları küçük düşürmeye çalıştı. Şu gök kubbe altında kısa yaşamasına rağmen arkasında kendinden daha uzun yaşayanlara göre daha etkili ve daha derin izler bırakarak, sivri dilinin zararını görerek bu dünyaya hazin bir sonla veda etti.


Çocukluğu ve Gençliği

Tarafe, yedi yaşındayken hayatında ilk şiirini inşâd ettiği bir yolculuğa amcası ile beraber çıkar. Amcası bir su kıyısına yerleşir, Tarafe ise "Mamer" denilen mevkide çayır kuşlarına tuzak kurar. Tarafe kuşları avlamak için akşama kadar bekler fakat kuşlar tuzağa düşmez. Akşam olunca kurduğu tuzağı kaldırır ve Mamer'den ayrılırken tarla kuşlarının yerdeki taneleri topladıklarını görünce şu şiirini inşâd eder:

خلا لك الجو قبيضي وإصفري

يا لك من قبرة بمعمر

وَنَقْرِي مَا شِئْتِ أَن تُنقَّرِي

قد رُفِعَ الفَح فماذا تحذري

لا بد يوماً أن تصادي فاصبري

قد ذهب الصياد عنك فابشري

"Ma'mer'deki tarlakuşu hayret sana, ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla. Gaganla eşele dilediğin yeri, Sevin, avcı bırakıp gitti seni. Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun? Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele."

Tarafe'nin nasıl yetiştirildiğine ve kişiliğinin nasıl oluştuğuna dair kaynaklarda verilen bilgiler yetersizdir ancak şiirlerinden ve kaynaklardaki az sayıda rivayetten edindiğimiz bilgilere göre babasının ani ölümü küçük yaştaki Tarafe'yi şaşkına çevirmiş, gönlünde ve yaşamında derin izler bıraktı. Zengin ve safkan Arap olan bir evde yetim olarak büyüdü. Şarap içmeye, eğlenceye ve kadınlara gönül verdi. Bunlara israfa varan harcamalar yapması sebebiyle amcaları kendisine engeller koymaya başladı. Üstelik amcaları, annesi Verde'ye mirastan payını vermeyi, Tarafe'nin gençliğiyle beraber aylak yaşamasını ve içkiye düşkün olmasını sebep göstererek malını iyi yönde kullanamayacağı düşüncesiyle reddetti. Annesine miras payını vermeyerek haksızlık yapan amcalarına karşı gönlünde derin derinden kin ve nefret beslemeye başladı. Tarafe içinde beslediği kin ve nefreti şiir silahına dönüştürerek amcalarına doğrulttu. Sonra da onları açık açık tehdit etti:

"Verde'nin sizdeki hakkını düşünmüyorsunuz, Çocukları küçük, Verde'nin kavmi uzaktadır diye.

Küçük bir hadise, büyük hadiseye sebep olabilir; hatta onun için kanlar dökülüp durur.

Zulüm ayırdı Vail'in iki boyunu: Bekr'e ölüm şerbetleri içiriyor Tağlib'in

Açık haksızlık bazen götürür tadı ve rengi bozulmuş suya: Zehir bulaştırılmış ve karıştırılmış tuzlu suya.

Hakları verin ki tam olsun şerefiniz; çünkü şerefli kimse kendisine savaş açıldığında öfkelenir."

Bu şiir, Tarafe'nin hiciv alanında inşâd ettiği ilk şiiri ve en meşhur hicivlerinden biridir. Tarafe bu şiiri inşâd ettiği zaman daha tecrübe sahibi olmayan henüz çocuk yaşta olmasına rağmen akranlarının çok üzerinde bir sanatsal yeterliliğinin olduğunu dinleyiciye yansıtmayı başarmıştır. Bununla beraber Tarafe'nin söz konusu çocukluk eserlerinde dahi hiciv şiirlerine ustaca serpiştirilen hikmet unsuru, net olarak ön plana çıkmaktadır. Tarafe'nin daha çocuk yaşta bu olgunluğu, genç yaşında yaşanılan dünyadan ayrılmamış olsaydı bu alanda ne kadar büyük başarılar elde edebileceğinin üzücü bir göstergesi niteliğindedir. Bunun yanısıra hicivlerine tehditkår, öğretici, uzlaştırıcı ve caydırıcı bir hava hâkimdir. Amcalarına gözdağı vermek kastıyla Tarafe'nin elinden geleni ardına koymadığı yukarıdaki şiirinde dikkat çekmektedir.
...
Kavminin zenginleri Tarafe'nin sohbetine devam ediyor, onu seviyor ve yaptığı olduğu sohbetlerinden hoşlanıyordu. Kavminin yoksulları da Tarafe'nin kendilerine yaptığı iyilikleri inkâr etmiyordu. Onların yanında önemli bir yeri olmasına rağmen Tarafe, köyünden ve ailesinin yanından ayrılmak zorunda kaldı:
...
"Şaşırdığım şey yok komşu kadın ve onun şu sorusu dışında: Ailen yok mu? Sana da sorulsun böyle.

Ayıplıyor beldelerde gelip gitmemi ve yolculuk yapmamı; Doğrusu benim nice yurdum var senin yurdunun en kıymetli yerinden iyi.

Kendi kavmi dışındakilere komşu olarak gençliğini tüketen kişi, ölü biridir sadece."

Durumunu düzeltmek ve kurduğu hayallerini gerçekleştirmek için attığı her adımda başarısız olduktan sonra kavmine, ailesine özlem duymaya ve onların hasretiyle yanıp kavrulmaya başladı. Kavminin ve ailesinin yanına dönmekten başka bir çare de bulamadı. Kavminin yanına döndüğünde kavminin bireyleri kendine aldırış etmediler ve kendine karşı kayıtsız kaldılar. Tarafe'nin yanlarına dönmesinde ya da çöllerde dolaşmasında kendileri için hiçbir fark yoktu. Tarafe, kavminin yanına döndüğünde kavminin bireylerinin şahsına karşı umursamaz tavırlarını şu şekilde dile getirdi:

"Size kızıyordum; acı olmayan büyük bir kovayla bunu telafi ettiniz.

Gaflet içinde, yanlış yolda oluşumu doğruluk sanıyordum; sıkıntılı durum yoluna girdiğinde aklımı başıma aldım. 

Başını örten kimse gibiydim içinizde; bugün açıldı peçem ve örtüm.

İnsanlara karış hoşgörülü bir huyla; insanlara karşı hırlayan bir köpek olma."

Tarafe eli boş ve pişman olarak kavminin yanına döndükten kısa bir süre sonra kardeşi Mabed' in develerine çobanlık yapar. Tarafe, develeri gütmede ihmalkår davranıp develeri kaybedince kardeşi Mabed, kendini uyarır, Tarafe, kardeşi Mabed'in develerini kaybettiğinde amcasının oğlu Mâlik'ten yardım ister. Mâlik, develeri kaybettiği için Tarafe'yi töhmet altında bırakarak suçlar ve suçlamasında da aşırıya kaçar. Mâlik'in kendini kınaması zoruna gider ve gönlünde derin izler bırakır. Bunun üzerine Tarafe gönlündeki sızıyı dile getiren şu şiirini söyler:

"Bilmem ki amcam oğlu Malik'e ne oldu da ben ona yaklaştıkça onun benden kaçıp uzaklaştığını görüyorum?

O kabile arasında Mabed oğlu Kurt'un beni kınaması gibi, durmadan kınıyor ve ben neden kınadığını bilmiyorum.

Kendisinden ne talep etmişsem hepsinden ümidimi kestirdi, adete bu talepleri mezarında yatan bir ölünün yanına gömdük.

O beni söylemediğim bir söz nedeniyle kınıyor. Oysa tek suçum kendinden kardeşim Mabed'in develerini istemem ve göz yummamamdır.

Ben akraba olduğumuz için sana yaklaşıp nazlanmıştım. Talihine and olsun ki (ey Malik, senin başına) çetin bir iş gelse, (bu meselenin çözümü için) yanında yer alırım.

Ve büyük bir iş için çağırılırsam, senin namusunu savunanlardan olurum ve düşmanların başına üşüştüğünde de seni savunmak için varımı yoğumu ortaya koyarım.

Eğer düşmanların senin namus ve şerefine dil uzatırlarsa hiç tehdide girişmeden onlara ölüm havuzlarından bir dolu sunarım.

Yakınları tarafından yapılan haksızlık ise, kişiyi bilenmiş kılıç darbelerinden daha kötü yaralar. "

...

Tarafe, Amr bin Hind ile içki meclisindeyken, hükümdarın kız kardeşi endilerini yukarıdan seyreder. Tarafe kadehte onun yansımasını görünce şu şiirini söyler:

"Doğrusu, babama yemin olsun ki, kulağının üstü parlayan ceylan;

Kalbim tutkundur ona; onu gözlemektedir gözüm orada.

Yeminim benden önce davrandı; unutmamış olduğumdan onu.

Eğer yüce hükümdar olmasaydı, öperdim onun ağzını."

Amr bin Hind yaşanan bu olay karşısında gereğinden fazla hiddetlenir. Fakat hiçbir şey belli etmez. Toplantı dağılınca Mütelemmis "Bak yeğenim, ben hükümdarın sana o bakış şekli sebebiyle senin için kaygılanıyorum." demek suretiyle yeğenini uyarmış fakat Tarafe, dayısının sözüne aldırış etmemiştir.

Amr bin Hind Tarafe'yi güler yüzle karşıladı. Tarafe de hükümdar'ın beğenisini kazandı. Hükümdar kendi içki meclisinde dayısı Mütelemmis ile birlikte yeğenine de yer verdi. Hükümdar daha sonra dayı ve yeğeni kendine veliaht olarak gösterdiği kardeşi Käbûs'un himayesine vererek onun yanından ayrılmamalarını emretti. Kâbus, eğlenceye düşkün bir gençti. Gün boyu av peşinde koşar, atını koşturur ve avlanırdı. Dayı ve yeğen de onunla ava gider ve yorgun düşerek geri dönerlerdi. Mütelemmis, ertesi gün çadırında içki içer, Tarafe ve dayısı da akşama kadar onun çadırının önünde beklerlerdi. Çadırın önünde akşama kadar bekledikleri birgün Tarafe'nin canı sıkıldı. Hem Amr bin Hind'i hem de Kâbûs'u hicvetti. Tarafe'nin okuduğu bu hiciv şiirden dolayı Amr bin Hind kendine kin besledi. Tarafe, Amr bin Hind hakkında şu hiciv şiirini söylemişti:

"Keşke hükümdar 'Amr yerine, kubbemizin etrafında meleyen koyunlarımız olsaydı bizim.

Yünü az sütü çok olanlardan, dolu olduğundan meme uçları sarkan, memesi büyük çok süt verenlerden.

Onda (sütünü içmede) bize iki kuzunun eşlik ettiği ve koçlar üstüne çıktığında kaçmayan.

Başına andolsun ki, Kâbus bin Hind yönetimine çok aptallık karıştırıyor.

Bolluk vaktinde zamanı ayırdın (ikiye), Aynı şekildedir hükümranlık: ya düzgün olur ya da zulmeder.

Birgün bizedir, birgün yağmur kuşlarına. Sıkıntıya düşen (kuşlar) uçar, biz uçmayız.

Onların günlerine gelince, Avlar onları şahinler yükseklerde.

Bizim günümüze gelince, bir binip bir durmayı sürdürürüz ne bir yerde konaklar ne de yola koyuluruz."

Tarafe'nin, şiirinde vurguladığı gibi kendine layık görmediği bu kapı önünde bekletilmesi, görüşmeye dahi izin verilmemesi ve buna benzer diğer aşağılayıcı davranışlar karşısında öfkesine hâkim olamayarak söylediği hiciv şiiri bir müddet duyulmamış ancak daha sonra Amr b. Hind'in kulağına gidince Tarafe'nin ölüm fermanının verilmesine yol açmıştır.

Tarafe'nin kendini hicvettiği haberini alan Amr bin Hind dayı ve yeğenin ölüm emrini verir ve kendinin bulunduğu yerden daha uzak bir yerde öldürülmelerini emreder. Verdiği ölüm emrinin gerçekleştirilmesi için dayı yeğeni, ödüllendireceği sözünü vererek ellerine birer mektup tutuşturup Bahreyn valisinin yanına gönderir. Hükümdarın bu davranışından şüpheye kapılan Mütelemmis yolda kendine verilen mektupta ölüm fermanının yazıldığını öğrenince mektubu suya atar ve Şam'a kaçar. Mütelemmis, yeğenini de bu durumdan haberdar ederek: "Sen gençliğinin baharında bir delikanlısın, kralın hükümdarın ne kadar kindar ve zorba biri olduğunu bilirsin. İkimiz de onu hicvettik. Ben bizim için bir kötülük emri verip vermediğinden emin değilim." sözleriyle uyarır. Fakat o, Amr bin Hind'in gönderdiği elinde bulunan mektubu valiye verir. Vali, Tarafe'nin akrabalarından Ebû Kerb bin el-Hars isminde biridir. Amr bin Hind'in gönderdiği mektubu okuyan vali, Tarafe'yi öldüremeyeceğini Amr bin Hind'e bildirerek bu görevden affını ister ve Tarefe'ye kaçma fırsatı verir. Fakat Tarafe kaçmayı ve korkaklığı zillet kabul ettiğinden kaçmamaya karar verir. Amr bin Hind, Ebû Kerb'in yerine Benî Tağlib kabilesinden Abd Hind'i vali tayin eder. Tayin edilen Vali Bahreyn'e gelir ve Tarafe'yi öldürür. Ya da yeni tayin edilen Vali Bahreyn'e gelir, Tarafe'nin ellerini ve ayaklarını kestirip toprağa diri diri gömdürerek öldürür.

Mütelemmis, kendinin ölümden kurtulup Tarafe'nin öldürülmesiyle ilgili şu şiiri söylemiştir:

"Şairlere iki kardeşleri hakkında kim bir haber ulaştırır ki, haberi kişiler doğru söyleye.

O ikisinden sayfaya takılıp inanan öldü, Mütelemmis kurtuldu ödülünden kuşkulanması sayesinde.

Ey İbnü'l-Abd, umursamazlığından annen sana ağlasın; haşmetli kralın mülkünde ona karşı mı geliyorsun!!!"

Tarafe öldürülmeden önce şu şiirini okur ve intikamını almaları için kavmine çağrıda bulunur ve kavmini intikamını almaları için teşvik eder:

"Kim bildirir Bekr bin Vâil'in boylarına, Abd'ın oğlunun binili olup yaya olmadığını?

Güçlü erkek devenin sırtına çıkmadığı, kenarları tırpanlarla budanmış bir dişi devenin üzerinde olduğunu."

Değerlendirme ve Sonuç

Tarafe bin Abd Bekrî, Câhiliye Dönemi'nin en önemli şairleri arasında kabul edilen yaşam öyküsü gizemlerle dolu olan muallaka sahibi bir şairdir. Bahreyn'de dünyaya gelen şairin asıl ismi Amr ve lakabı ılgın anlamına gelen Tarafe'dir. Doğum ve ölüm tarihi tam olarak tespit edilememiştir. Araştırmacıların birçoğu Tarafe'nin soy kütüğünü Bekr bin Vâil'e kadar ulaştırırlar. Tarafe'nin kabilesi meşhur iki büyük Arap kabilesinden biri olan Bekr b. Vâil'dir ve bu kabileden 23 meşhur şair yetişmiştir. Tarafe'nin dayısı, amcaları, kız kardeşi ve babası şairdir. Tarafe daha çocuk yaştayken şiire olan yatkınlığını ve kabiliyetini amcasıyla beraber çıktığı bir yolculukta ilk şiirini inşâd ederek sergilemiş, yaşıtlarının çok üzerinde bir sanatsal yeterliliğinin ve yeteneğinin var olduğunu ortaya koymuş ve ilerleyen dönemde Tarafe özellikle hiciv şiirleriyle ön plana çıkmıştır.

Hiciv kelimesi aslında "şiirle çirkin söz söylemek" anlamına gelmektedir. Çünkü Câhiliye Dönemi hiciv şiirlerinde zemmedilen şahsın olumsuz yönlerinin dile getirilmesi, kişinin ya da kabilenin yiğitliğinin, gücünün, kuvvetinin ve otoritesinin yok edilip hiçe sayılması esastır. Câhiliyye Dönemi'nde Araplar, diğer kültür ve medeniyetlerde olduğu gibi duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini, methiyelerini ve yergilerini inşâd ettikleri şiirleriyle dile getirmişler ve müttefiklerini methederken muhaliflerini hicvederek onları etkisizleştirmek ve değersizleştirmek için hiciv şiirleri söylemişlerdir. Cahiliye Dönemi hicvinin en büyük kaynağı ve destekçisi asabiyetti. Şair, hiciv şiiri inşâd etmek için gerekli malzemeyi, motivasyonu direkt olarak yaşadığı toplumda şahit olduğu, yaşadığı olaylardan tecrübe ederek almıştır.

Hiciv şiiri inşâd eden şairlerin hedef tahtasına yerleştirdikleri kişiler ya da kabileler zaman zaman yaşanılan duruma göre farklılık göstermektedir. Genellikle hedeflerinde olan kişiler üst düzey bürokratlar ve yöneticilerdir. Hatta hiciv şairleri bazen bir kişinin yanı sıra ikinci bir kişiyi de şiirinde hicvetmiştir. Tarafe de hiciv şiirinde aynı anda hem Hîre hükümdarı Amr bin Hind'i hem de kardeşi Kâbûs'u hicvetmiştir.

Şairlerin hiciv şiirine yönelmeleri, yaşadıkları bazı önemli olayların psikolojik etkisiyle olduğu bilinmektedir. Tarafe, küçük yaşında amcalarının annesine karşı yaptığı haksızlığın psikolojik etkisiyle amcalarıyla mücadele etmek zorunda kalmış; Bundan dolayı yakınları tarafından eleştiri bombardımanına tutulmuştur. Tarafe de elinden geleni ardına koymadan onlara gözdağı vererek onları eleştirmekten kaçınmamıştır. Bireysel özgürlüğüne aşırı düşkün olan Tarafe, başına buyruk davranışlarından da çekinmeyerek, ailesini ve kavmini terk ederek Arap yarımadasının farklı yerlerinde dolaşmış, farklı kültür ve medeniyetleri tanıma fırsatını yakalamıştır. Ancak sıla hasreti ağır basınca da kavminin yaşadığı yere geri dönmek zorunda kalmıştır.

Tarafe, duyguları aklına hakim olan hem güçlü hem de realist bir hayal gücüne sahiptir. Şiirlerinde hem güçlü hem de nazik üslubu aynı anda kullanmıştır. Gençliğinin baharında öldürüldüğü için çok fazla şiiri olmayan. Tarafe'nin günümüze ulaşan şiirleri dilbilimciler tarafından nahiv kurallarını tespit etmede tanık gösterilmiş, güvenilir kaynak olarak kabul edilmiş ve bazı şiirleri de atasözü olarak kullanılmıştır.

Tarafe, sivri dilli bir yapıya sahiptir. Kin beslediği ve öfkelendiği kişilere hiciv oklarını çevirir ve hiç acımadan hicveder. Hicvinin keskin uçlu oklarından kurtulan kimse olmamıştır. Zira "Câhiliye Dönemi şairleri arasında methettiğinde yücelten, hicvettiğinde rezil eden kişilerden biri de şair Tarafe'dir." denilmiştir.

Her şairin kendine has bir üslubu vardır. Tarafe'nin de kendine has bir üslubu vardır ve onun üslubu yaşadığı dönemdeki şairlerin üslubundan daha farklı ve üstündür. Üstün ve ayrıcalıklı üslubundan dolayı şiirlerinde derin manalar ifade eden kelimeleri, lafızların en güzelini kullanmış, yenilik getirmiş ve bunları da beyân, kinayeler, vasıflar ve istiarelerle süslemiştir. Tarafe'nin inşâd ettiği hiciv şiirlerinde bedevî şairlerin kabiliyeti, cesareti ve özgürlükçü ruhu net bir şekilde görülürken hicivlerine tehditkár, öğretici, uzlaştırıcı ve caydırıcı bir hava hâkimdir. Tarafe Benî Tağlib kabilesini hicvederken hiciv kasidesine Câhiliye Dönemi'nin meşhur geleneği "atlâl" ile başlayarak bedevi geleneğe sadık kalmıştır.

Dönemin Hîre sarayı şairlerin uğrak yerinden biriydi. Kısa bir süre olsa da Tarafe'nin dayısı Mütelemmis ile beraber yolu Hire saraya düşmüş ve hükümdar Amr b. Hind ve kardeşi Kâbus ile nedimelik yapmıştır. Tarafe hükümdarın ve kardeşinin kendine ve dayısına karşı takındıkları tavırlarından rahatsız olmuş, daha önce dayısının hükümdarı hicvettiği gibi kendi de yaşadığı dönemin en güçlü hükümdarını yer yer aşırıya kaçan ifadelerle korkusuzca aşağılayarak hatta müstehcen ifadeler kullanarak ve hayatını tehlikeye atarak hicvetmiştir. Nitekim Tarafe, hükümdarı hicvettikten sonra da yaptığı hicvin bedelini hayatıyla ödemiştir.

Büyük ihtimalle Tarafe'nin eniştesini, dönemin en güçlü kabilesi Benî Tağlib'i ve yine otoriter, yüzü gülmeyen hatta tebessüm bile etmeyen zorba hükümdarı bile hiç çekinmeden ve korkmadan rahatça hicvetmesinin altında yatan temel faktör ölümü umursamayan, her yaşayanın zamanı geldiğinde öleceği inancı ve fanilik duygusudur.

Tarafe'nin şiirlerini edebiyatçılar ve müsteşrikler beğenip takdir ettiler. Kendinden sonra gelen birçok şair onun şiirini ve üslubunu taklit etmiş ve şiirlerinde kullanmıştır.

Yaşanılan dünyada arkasında kendinden daha uzun ömür yaşamış birçok şairden daha derin izler ve söylemediği fakat söylemek istediği sözler bırakarak ömrünün baharında bu yaşanılan dünyadan gençliğinin baharında ayrılmıştır:

وَمَا قُلْتُ حَتَّى ارْفَضْتِ الْعَيْنُ بَاكِيَا وما زالَ عَنِّي مَا كَنَنْتُ يَسُوقُنِي

"Hâlâ bendedir, arzumu uyandıran gizlediğim ve göz yaş dökerek ağlayıncaya dek söylemediğim şey."


Sedat Tuna
Tarafe’nin Şiirlerinde Hiciv

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şiirlerden yağan yağmurlar

Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü… Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Özkan Mert Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne Mevlana İdris Zengin Üzünçlerle dolu yağmur gözyaşları gibi düşüyor acıklı dünyanın üzerine Jorge Luis Borges sana yaz yağmurlarından selâm getireceğim Bünyamin Durali iyi şeyler de vardır hayatta iyi şeyler de… karın yağması, yağmurun ıskalamaması gibi iyi şeyler… Beşir Sevim Size kendimden bahsediyorum doktor Biraz yağmur kimseyi incitmez. Kemal Sayar Ustaların bir kaçı atladıktan sonra, tüm korkularını bir kenara bırakıyor acemi yağmur damlaları.. Sen hala düşmekten korkuyorsun.. Düşsel yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa kökleri toprağı saramaz olur üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan Ahmet Erhan yitirdim cebimdeki bütün adresleri yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım aklımı boğacak o selleri ben kendi damarlarımda yarattım Ahmet...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

sarıp sarmaladı bizi kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik * kadınlar az şey beklemiyor sizden * Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça; insan unutur kendini; ayrımında olmaz... * ne ki, yürekli bir insan son vermek isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye. * Ve sen öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla * Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan. Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba; yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara; dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla. * Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan. * Cendere altında gibi yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki. İşte geçip gi...

PARANIN ROMANI VE GERÇEĞİ ÜZERİNE

Diyelim şöyle bir cümle yer alsaydı bir romanda: "O ay ev kirasını veremediği için, eski bir arkadaşından borç istemişti …" Bu cümleyle karşılaşan roman okurları, sanırım etkilenirlerdi. Ve büyük bir olasılıkla kirasını veremeyenden yana çıkarlardı. Hatta ilerki satırlarda zengin eski arkadaşın bu parayı vermediğini okuduklarında, ona kızabilirlerdi de. Ama paranın romanı ve gerçeği her zaman farklı oluyor. Bunu bana altmış bir yıllık yaşamımda en iyi öğreten de, yine para oldu. Hiç bir zaman yeterince sahip olamadığım o nesne, insanoğlu denen canlının karakterinin binbir rengini tanıtma konusunda bana gerçekten çok iyi rehberlik yaptı. Evet, insanlar yukarıdaki gibi bir cümleyi romanlarda okuduklarında, anlatılanları kolayca paylaşabiliyorlar. Buna karşılık aynı cümleyi kitaptan okumak yerine bir "canlıdan" duyduklarında, rahatsız oluyorlar. İçlerini bir tedirginliktir alıyor. Bu, çoğunlukla karşılarındakinin zor durumundan değil, fakat sıkıntısını onun ağzından d...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Z'ORDA ÇOK KALIRSAM,ÖLÜRÜM

Sesinin üstünde yüzdü güz Yüzün süzdü gözümün sapağını S'oluklarca kanadı aklım dudağının kenarına, ... Sen hiç konuşmadın.. Gönlü düz yazılı Kadınlar sessiz kalınca şiire uyak uyarlar.. Soruldukça yoruldum ben Yoruldun mu diye sormadığından Ağıt ve kalemle Kına'dım bu sensizliği ellerime, Sen hiç susmadın.. Tenin temin ederken tuzlu terleri Terimsizdir ve bu yüzden acıtır gece Ki sıfatı kayıp her cümlede Özenle özne gizleyenin adı olur adın yine.. Tenimde İzli öznesin.. Gizli özlerim Uzatmasak iyi olacaktı belki,yürek.. Gelmedin.. Artık yağma aklıma din.. Susmak tutsak kalır ağzımda Seni yanıma istiyorsam şimdi Yalnızlığıma da yakıştıramadığımdandır Sensizliği.. Emre GÖKCE 

Taşra Kızının Deliceleri

gözlerim seni görünce güzel saçlarım senin için uzun tenim seninle sıcak böyle sakınmaklar gereksiz bunu yeni anladım kırıp dikenli telleri geldim yanına dört tarafımda elle tutulan karanlıktı -bilirsin raylarca uzuyordu yalnızlığım körkandil kısır anlayışlara bir kinim vardı, zamanın eritemeyeceği bir sancım vardı öylesine belirgin yokluğun özlü çıbandı sanki duramadım duramadım dayanılmaz isteklere bütün bağlardan kurtulup bir an gözlerinin büyüsüne geldim ellerinin ateşine yak beni sen uykusun vazgeçilmiyorsun seni kendim kadar seviyorum günlerden bir gün duysam da acısını beni ilk öpenin sen olmasını istiyorum beni ilk öpenin sen olmasını Türkan İldeniz

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...