Ana içeriğe atla

Aklımdaki Che

HASSAS KALP VE TİTİZ AHLÂKİ DEĞER

Che, Kübalı devrimciler arasında her tür imtiyazdan sakınan birisi olarak tanınıyordu. Kendisine özel karne uygulamalarını, nispeten gösterişli evleri ya da diğer lüks tüketim malzemelerini ahlâki değerleri dolayısıyla reddeden bir örnek olduğunu daha önce belirtmiştim. Karısının ya da çocuklarının bu gibi ayrıcalıkları karşılayabilecek güçleri olsa dahi kabul etmezdi. Bunların hepsi, sadece konuşup durmayan aynı zamanda yapan da birisi olma konusundaki tutarlılığının, onu böylesine saygı uyandıran bir figür yapan tutarlılığının da parçalarıydı. Yazışmalarında, eşi Aleida March da, Che’nin kendisi de onun bir yurtdışı seyahatinden satın almak için söz verdiği bir yüzükten söz ediyorlar. March anılarında, Che’nin bir mektubunda ülkenin yaşamakta olduğu sıkıntılar hâlâ ortadayken böylesine pahalı bir hediyeye para harcama konusunda kendisini bir türlü ikna edemediğini ve bu yüzden üzgün olduğunu yazdığını anlatıyor.


Titizdi ve hiç şüphesiz aynen o şekilde yönetti, eşi az bulunur zekası yanında inanılmaz derecede hassas birisi olduğuna dair kanıtlar da var. Birçok örnek aktarabilirim. Che’nin ölümünden sonra yaptığı bir söyleşide Fidel, Küba devrim savaşı sırasında onun yaralılara nasıl davrandığını anlatır. Adamlarından biri ölmek üzeredir. Doktor gerillanın adamı kurtarmak için yapabileceği bir şey yoktur; sadece eğilir ve adamı alnından öper.

Özellikle dokunaklı bulduğum bir hikâyeyi de March, birlikte geçirdikleri günleri anlattığı kitabında aktarır. 1966 yılının başlarıdır. Che, Kongo’da yaşadığı, hayal kırıklığı yaratan yenilgiden sonra bu Afrika ülkesinden ayrılır. Che, Bolivya’daki son mücadelesine gitmeden önce karı-koca Prag’ta baş başa birkaç hafta geçirirler. Aşağıdaki parça, onun karısına yazdığı son mektuplardan birinden:

Aşkım,
Sana, uzaklarda kalmış ve savrulmuş, kurumuş yaprakların toprağa düşmesi gibi bir elveda deme zamanı geldi. Bunu, kâğıdı kenarlarına kadar dolduramayacak satırlarla -genellikle şiir denilen şeylerle- becerebilmeyi isterdim ama yapamadım.

Sadece senin kulaklarına fısıldayabileceğim bir sürü sır var ve kelimeler, hislerimi engelleyecek hapishanelere dönüşüyorlar. Öyleler ama utangaçça çözüm yolları da her zamanki konuşma tarzımı bozmaya çalışıyorlar… Ben, o asil şairlik mesleği için yaratılmamışım. Fakat bu, söyleyecek hoş sözlerim olmadığı anlamına gelmez. İçimde dönüp duran girdapları bir bilseydin. Fakat o sözleri tutan deniz minareleri çok uzunlar, çok sarmallı ve darlar. Yolculuklarını tamamlayınca bitkin, huysuz, tamamen yanlış şekilde ortaya çıkıyorlar. Hepsinin en tatlıları ise o kadar kırılgan ki! Yol boyunca canları çıkıyor, dağılmış titreşimlerden başka bir şey olmuyorlar.

Ben bunun içinde bir başımayım, dolayısıyla sana ne hissettiğimi anlatmak için kendimi açmalıyım. Gündelik dili, hatırladığım anlardan parçaları kullanmama izin ver.

…Acı sabah kahvelerimizi, dizindeki çukurun tadını, büyük bir özenle dengelenmiş puro külünden bir parçayı, ele geçirilemez yastığını savunurkenki manasız homurdanmalarını hatırladığımda seni seviyorum…

Seni işte öyle seviyorum, çocukların büyümesini seyretmek, kendi geçmişi olmayan bir merdiven gibi (artık o adımları göremediğim için acı çekiyorum). Bu, benim açımdan her gün bir bıçak gibi; kendi muhafazası tarafından azarlanıp duran bir avara kasnak.

Bu, gerçek elveda olacak. Mücadeleyle geçen beş yıl beni yaşlandırdı. Şimdi artık son bir adım kaldı – nihai olanı.

Sirenlerin şarkıları ve içsel savaşlar bitti. Çıkacağım son yarışım için kapılar açıldı. O kadar hızlı hareket edeceğim ki, tüm haykırışlar ardımda kalacak. Geçmiş sona erdi. Ben artık yola çıkmış geleceğim.

Beni arama. Seni duyamayacağım. Sadece güneşli günlerde, tekrarlayıp duran kurşun okşayışlarında seni hissedebileceğim…

Tıpkı ölmek üzere olan bir köpeğin uzanacak son bir yer araması gibi, döne döne arkama bakıp duracağım ve her yerine gözlerimle dokunacağım, parça parça her yerine ve bir bütün olarak sana.

Şayet bir gün varlığımdan ansızın rahatsızlık hissedersen, arkana dönme, büyüyü bozma, sadece kahvemi yapmaya devam et ve bırak yıllardır olduğu gibi seni sonsuza kadar yaşayayım.

Bu mektuptaki her imge, söz konusu adama, onun kendini nasıl gördüğüne, hayat felsefesine ve en yakınlarıyla ilişkilerindeki tavrına dair söyledikleriyle dikkatli bir incelemeyi hak ediyor. Vaktinin azalmasıyla birlikte -bunu bir şekilde derin hissetmiş olmalı- (neredeyse sevgilisinden söz eder gibi) “kurşunların okşayışlarını” hayal ediyor ve kendisini “tüm haykırışları ardında bırakacak kadar hızı hareket ederken” canlandırıyor. Kendisini “yola çıkmış gelecek” olarak tanımlıyor. Görece kısa bir mektupta, hoş aşk ifadeleri savaşçıyı uyandıran başka şeyler tarafından kesiliveriyor.

Bu mektupta özellikle şu iki göndermeyi ilginç buluyorum: “o… deniz minareleri çok uzunlar, çok sarmallı ve darlar” ve “Tıpkı ölmek üzere olan bir köpeğin uzanacak son bir yer araması gibi, döne döne arkama bakıp duracağım”. Feminist şairler, daha ziyade erkeksi anlatıların tarzı olan doğrusal olmayan (nonlinear) zaman ve duyguları maskelemek için bilhassa deniz minaresi/spiral kavramını kullanırlardı. Adamın yazdıklarında bir görünüp bir kaybolan bu gibi şeyler bana, şayet yaşasaydı, şimdiye kadar Che’nin hayatını inceleyen birçok kişinin farkına varmadığı karmaşık yapısıyla bizi şaşırtacağını fısıldıyor.

20. yüzyılın ortasında Dominikliler, Haitililer, Bolivyalılar, Perulular, Nikaragualılar, Kolombiyalılar, Arjantinliler, Şilililer, Guatemalalılar, Meksikalılar, Uruguaylılar ve diğer Latin Amerikalılar ülkelerine silahların zoruyla adalet getirebileceklerini hayal ettiler. Buna kalkışan adamların birçoğunun ve az sayıdaki kadının Küba’daki Che’yle farklı düzeylerde de olsa ilişkisi vardı. Küba’daki hayatın uzağındaki evlerde küçük gruplar halinde yaşarlar ve adadaki gerilla eğitimi verilen gizli kamplarda talim yaparlardı. Cepheye gitmek için emir gelinceye kadar bazen haftalarca ya da aylarca beklerlerdi.

Che, son derece yorucu geçen iş gününün ardından gece geç vakit konuşmak, fikir teatisinde bulunmak ve cesaret vermek için bazen bu isyancıların kaldıkları evlere uğrardı. Che’nin hayatını kaleme alanlardan bazıları bu seçilmiş gruptan geriye kalanlarla söyleşi yapma fırsatı bulacak kadar şanslıydı. Anlattıklarında iki tema sürekli tekrarlanıyor: Biri söz konusu adamın inanılmaz duyarlılığı, içten özlemlere dokunabilmesi ve kuşaklarının en cömert, kendini fedaya hazır ruhlarının şüphelerini bile titretebilmesi. Diğeriyse Che’nin teorisyen ve savaşçı kimliklerini alışılmadık biçimde bir araya getirebilmesi. Tarihte büyük düşünürler ve güçlü figürler görürüz ama bu ikisi nadiren tek bir insanda buluşur.

Daha az kişisel olan alanda, kamuoyu önündeyse maddi teşviklerin karşısına ahlâkı çıkaran meşhur tartışma söz konusudur. Buna bir önceki bölümde (“Küba’da Sosyalizm ve İnsan”) kısaca değindim. Bu tartışma, Che’nin biyografisini kaleme alan bazı kimseler gibi genel olarak Küba devrimi üzerine yazanlar tarafından da hatalı şekilde değerlendirilmiştir. Guevara ahlâki teşvikleri gönüllü çalışmanın ücreti olarak asla önermediği gibi devrimde maddi teşviklerin hiç rol oynamadığını da düşünmez. Jon Lee Anderson konuyla ilgili şu detayları veriyor:

“Che’nin ısrarı  ‘maddi teşvikler’e ek olarak ‘ahlâki teşvikler’ de sunmaktı. Sistem, iç savaş sonrası durgunlaşan Sovyet ekonomisini canlandırmak üzere Lenin’in 1921’de Sovyetler Birliği’nde uygulamaya koyduğu Yeni Ekonomi Politikası’ndan (NEP) alınmıştı. Che, bu sistemin işçilerin emekleri karşılığında elde edecekleri karşılığında elde edecekleri gerçek bir sosyalist saygıyı, sadece ahlâki teşviklerle elde edilebilecek bir saygıyı engelleyebileceğine inanıyordu.”

Yukarıda bahsi geçen -gerçek ve efsane olarak-, her bakımdan hayatta daha büyük olan o mitin parçası ve Kübalı okul çocuklarını bir ikilemde bırakıyor. Che son derece prensip sahibi birisiydi ve bu, kendini sık sık katı bir tutumla gösterirdi. Kendi yazdıkları, hatalarıyla bütün birliği tehlikeye atan askerler için ya da dayanılmaz bir açlık halinde bir kutu fazladan süt çalanlar için verdiği infaz emirlerinden örneklerle doludur. Bu hikâyelerden bazılarına pişmanlık itirafları, hatta özeleştiri eşlik eder. Yine de Che’nin hayatını inceleyen birçokları, Batista’nın en bilinen işkencecilerinden birinin alelacele yapılan infazına nezaret etmesini ele alarak, devrimin başarıya ulaşmasının hemen ardından en azından kaçmayı başaramayanların infaz edilmelerinde onun rolü olduğuna işaret etmektedir.

Ancak Che aynı zamanda, Bolivya ve Küba savaşı sırasında yaptığı gibi, esirlere hareketin amaçlarını uzun uzun anlattıktan sonra onları serbest de bırakmıştır. Bunlardan bazıları gerçekten etkilenmiş, gerilla saflarına katılmıştır. Diğerleri, elbette, isyancı güçlerin nerede olduklarına dair önemli bilgilerle operasyon üslerine dönmüştür. Bazı analistler Che’nin her iki bakımdan da hatalı olduğunu ya da davranışlarının aşırı şiddet düşkünlüğünden veya affetme kapasitesinden değil ama belli bir zamanda oluşmuş keyfi kuralları tereddüt etmeden uygulamasından kaynaklandığını ileri sürerler. Davranışları, tek tek olaylar bazında değerlendirilmektense savaş koşulları altında suça ortak olma çerçevesinde gözükmektedir.

Che’nin, ırk eşitsizliğini reddi ve bu konudaki bilinci kamuoyuna yaptığı açıklamalarda açıkça ortadadır. Bunlardan birinde, Las Villas Üniversitesi’nde yaptığı ilk konuşmalarından birinde şöyle der:

Eğitimin, beyaz orta sınıfın ayrıcalığı olduğu günler sona erdi. Üniversite kendini siyahla, mulattoyla,* işçilerle ve köylülerle bezemeli. Kendini siyaha, kahverengiye ve sarıya boyamalı. Şayet bunu yapmazsa halk kapılarını kıracak ve onu istediği renge boyayacaktır.

Bu, devrimden önce Küba’daki üniversite eğitiminin sadece üst sınıftan beyazlara açık olduğu gerçeğine ve köklü sistem değişikliğinin üniversite eğitimini artık herkesin yararlanabileceği hale getirdiğine gönderme yapan bir konuşmaydı.

İnsan, böylesi bir bilince sahipken Che’nin durumunun uygunsuzluğuna kayıtsız kalarak nasıl olup da Kongo’ya gittiği konusunda daha da meraklanıyor. O Afrika ülkesine giden Küba birliği tamamen siyahlardan oluşuyordu; liderleriyse tamamen başka bir kültürden, soluk benizli bir beyazdı.

Söz konusu adama karşı duyduğum büyülenmenin sıklıkla durduğu yer işte burası. Onun nadiren bencil olduğuna, nefsine düşkün olmadığına, hedef odaklı ve saf (bu kelimeyi bütün anlamlarıyla kullanıyorum) olduğuna inanıyorum. Ayrıca çok zor yönlendirildiğini ve inanılmaz derecede sabit fikirli biri olabildiğini biliyorum. Büyük adam ve kadınlarda belli bir kibir ya da başkalarının kibir olarak değerlendirdiği nitelikler vardır. Bu durum onlara özgü mü ya da bulunması zor bir nitelik mi böyle insanlarda? Liderliğin kibirli olmayan biçimlerini öveceğimiz yollar bulabileceğimizi büyük hevesle umuyorum. Gelecekte, Che’deki saflığı yansıtan ancak kendini beğenmişliğe o kadar yaklaşmayan liderler çıkarabileceğimizi umuyorum. 20. yüzyıldaki modellerden daha az hiyerarşik, ben-merkezci ve ataerkil olan, alternatif mücadele ve etkileşim biçimleri yaratabileceğimizi umuyorum.

MARGARET RANDALL
Aklımdaki Che
(İletişim Yayınları, çev.: Kıvanç Koçak)

1-Aleida March, Evocacion, Mexico City: Espasa, 2008, s.206-207.
*Biri beyaz diğeri siyah ırka mensup anne babadan doğan melezler.

* * *

Sessiziz’den not: Türkiye’de daha çok, “Sandino’nun Kızları” adlı incelemesiyle tanıdığımız Margaret Randall’ın kitabı, aslına bakılırsa bu sitedeki tüm metinler gibi ama belki de onların hepsinden daha fazla okunmasını tavsiye edebileceğim harika bir kitap, harika bir Che anlatısı. Che’yi, feminist bir şairin gözünden okurken, bugüne kadarki ideolojik yaklaşımların neredeyse hiçbirinde rastlamadığımız nesnelliğin, kızgınlıktan hayranlığa kadar hiçbir duyguyu perdelemeye kalkışmayan yürekliliği, anlatılan muazzam adamın tavrıyla birleşerek gözünüzü alıyor. Okuyun, okutun. (E.D.)

Emre Dursun

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Dedim ki, güneşe dönen bir çiçeğim

nedir dostluk? ikinci bir güneş. Adonis Her akşam , aynı yer, aynı saatta, Güneşten eşyama düşen bir çubuk; Yangın varmış gibi , yukarı katta, Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk ! Necip Fazıl Kısakürek umut kesilmiyorsa dostlarım kesip barikatlar kurarak kangrenli gövdemizden şurda güneşe ne kaldı İlhami Çiçek Neresi yurdum? Güneş belki de. O hep duran. Çocukluğumu tanıyan eski dostum kaplumbağa. Bejan Matur Sanma ki derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten. Güneşle gelecek ölümden? Orhan Veli Saçı siyah salkıma benzeyip; Sanki taç gibi parlıyor, Güneşin ateşiyle yıkanıp, Doğrulardan geliyor, Yunus Emre Dünün sonsuz gönlünden, Ölen bugün yine yaşar, Doğacak başkası yeniden. Güneş yok olursa eğer, Yunus Emre her akşam tufanında harap oldu güneşim gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm Nurullah Genç Yaşam, belleği icat etmekle gaddarlık etm...

Çocuk

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Çocukta,uçurtmayla göğe çıkmaya gayret; Karıncaya göz atsa ‘niçin, nasıl?’ ve hayret… Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür; Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür. Allah diyor ki:’Geçti gazabımı rahmetim!’ Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim… Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın! Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın! İnsanlık zincirinin ebediyet halkası; Çocukların kalbinde işler zaman rakkası… Necip Fazıl

En'am 59: "O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez."

Güneş'e aşk sevgilim ayın yüzüne yazılmış güzel bir şiirdir aşk ağacın tüm yapraklarına resmedilmiştir kazınmıştır aşk… serçelerin kanatlarına, yağmur damlalarına lakin benim ülkemde sevgilim bir kadın ne zaman bir erkeği sevse taşlara tutulur Nizar Kabbani Islak mı ıslak bir dalda kalmak için çırpınan yaprak Ahmet Necdet Döküldü fesleğenin yaprakları: Sesleri hâlâ kulağımda. Süreyya Berfe Nasıl da yaprak gibi.. Düştüm Göğüslerinin arasına ... Keşke sevgilim Yapraklarım dökülmeden önce Ulaşsaydı bana Selâmın Selâmın Ebdulrehman Mizûrî Her yıl bir yaprak daha düşüyor çınardan Yaşlı bir aslanın boynu bükük dönmesi gibi ormana Dibine kadar mağlûp, dibine kadar mağrur, dibine kadar munis Cihan Oğuz Annemin dargın Yaprağıydım ben… Arif Damar yaprak dökümü elli bin şiir roman filan okudum yaprak dökümünü anlatır elli bin film seyrettim yaprakların dökümünü gösterir elli bin kere gördüm yaprak dökümünü düşüşlerini ,sürünüşlerini, çür...