I.
Taşları eriterek önümüze döşüyor, yürüyüp gidiyoruz
“_ Son oyalanmasını göstermeyi kim keşfetmiş ilkin?
_ Çok köke inen bir soru bu, binayı çökertir, kovun bunu…”
Demek ki ben, sesimi asıp can çekiştirmeye yazgılıyım.
Çünkü başıyla oynanmış bazımızın, eti yavaş yavaş kelle olmuş
Büyüdüğü doğru ağaçların ama doğru değil çocukların
Büyümek istedikleri...
Susacak ne çok şey var…
II.
Kendime taziyem odur ki görüşeceğiz sanırım
Kendime vasiyetim o ki gelme benimle
Kendime salık veririm uzak durma benden
Kendime daha ne deyim ne gelir elden
Kendime aldım bunu kalacak sana
Kendime ayırdım desem de artmadı bana
Kendime geldim diyemem misafirinim ey dizlerim
Kendime konuşasım var sana ne diyeyim
Kendime baktım da şöyle bir babamım
Kendime baktım da şöyle bir babayım.
Susacak ne çok şey var
Gemiler ayrılacaklarını bilmiyor kıyıdan
Susacak ne çok şey var
Kıyı duruyor hep ayrılıyor gemiler.
Gemiler denizin üstünde
Etin üstünde jilet gibi.
Celal Fedai
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Celâl Fedai etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Celâl Fedai etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Mart 2013
09 Kasım 2012
Suyun Boğma Arzusu Kolların Sarmasını Geçti
Üzüntüm artıyor
Ağaçlara vurarak Tanrıyla konuşmak umuluyor
Çöküp sallanarak düşünüyorum
Kar üstünde yeşil giymeliyiz desem
Bir çığ arzular mı beni?
Güneşin altında tok karnına
Siyah, kanatsız birikintiler kıpır kıpır
Daha kaç kişi yerine yaşamam gerekecek?
Yerine ölmek için birini arayan
Kaybolacak mı aradığında?
Soluk almak boğulmaya nasıl da yetiyor
Soluk almak oldu yaşayabilmek için
Yerine ölecek birini bulmak
Soluk almak benzimdeki solgunluğu
Durmadan tazeliyor.
Üzüntüm artıyor
Meğer tekrar eden tekrar etimden de diri imiş
Yaşarken işini tez bitirenler yaşayanlar içinden
İşi tez bitenler değilmiş.
Ağaçlara vurarak Tanrıyla konuşmak umuluyor
Çöküp sallanarak düşünüyorum
Kar üstünde yeşil giymeliyiz desem
Bir çığ arzular mı beni?
Güneşin altında tok karnına
Siyah, kanatsız birikintiler kıpır kıpır
Daha kaç kişi yerine yaşamam gerekecek?
Yerine ölmek için birini arayan
Kaybolacak mı aradığında?
Soluk almak boğulmaya nasıl da yetiyor
Soluk almak oldu yaşayabilmek için
Yerine ölecek birini bulmak
Soluk almak benzimdeki solgunluğu
Durmadan tazeliyor.
Üzüntüm artıyor
Meğer tekrar eden tekrar etimden de diri imiş
Yaşarken işini tez bitirenler yaşayanlar içinden
İşi tez bitenler değilmiş.
Celâl Fedai
Yarısından Bir Fazla
Kedi Zifir ile Turgut Uyar Divan’ı Peşinden…
ey hışımım er geldin çekiştiriyordum seni bir güzel yazla
öncelerim kaldıysa ipte tümünü serdim nasılsa beyazla
burun deliklerinden şaraplar akan gemiler kaysın kızaklardan
ne kadarcık çeksem üç beş yudum kalacak yarısından fazla
şafak atarken kokuyor nefesler yine bildik sökecek demek
bütün gece yanıma kattılar titrememi zorla türlü infazla
o titretti ben diretmedim tek gözlü kediler vuruşuyordu
ne sâlâydı öyle tüm hocalar elenmiş kan içtiler niyazla
yarın ucundaysa birdir bir tutam perçemle bir tutam şiir
ustam çalsın yeter oynarım dedim keçiyle tilkiyle kurnazla
uykusundan önce uygun biriyle uyarıp everdim dilimi
edebimle yattım o kalkmış benden önce bir küfürbazla
ustan ölmüş dediler kalk sen sat handiyse ışımada gün
kaş gözle yekindim kireçlenmiş baldırımla bin bir nazla
celâlî adın andırsa da cemâli mahsusdan kanatırsın şiiri
sevsin dilini hışmın kan kaybı var diye kesme emmeyi
ey hışımım er geldin çekiştiriyordum seni bir güzel yazla
öncelerim kaldıysa ipte tümünü serdim nasılsa beyazla
burun deliklerinden şaraplar akan gemiler kaysın kızaklardan
ne kadarcık çeksem üç beş yudum kalacak yarısından fazla
şafak atarken kokuyor nefesler yine bildik sökecek demek
bütün gece yanıma kattılar titrememi zorla türlü infazla
o titretti ben diretmedim tek gözlü kediler vuruşuyordu
ne sâlâydı öyle tüm hocalar elenmiş kan içtiler niyazla
yarın ucundaysa birdir bir tutam perçemle bir tutam şiir
ustam çalsın yeter oynarım dedim keçiyle tilkiyle kurnazla
uykusundan önce uygun biriyle uyarıp everdim dilimi
edebimle yattım o kalkmış benden önce bir küfürbazla
ustan ölmüş dediler kalk sen sat handiyse ışımada gün
kaş gözle yekindim kireçlenmiş baldırımla bin bir nazla
celâlî adın andırsa da cemâli mahsusdan kanatırsın şiiri
sevsin dilini hışmın kan kaybı var diye kesme emmeyi
Celâl Fedai
Parmak İle Boyanmış Bir Naat
Dilinin ucundan denize atlayan o adamı getirdim efendim
Kayalara çakıldı mı bilmem efendim ben sadece getirdim efendim
Siz istediniz diye değil siz istersiniz diyedir her eylediğim efendim
Efendim baş aşağı sallandım mağaralar içre yarasalarla efendim
Ayak ucuma düşse de getirirdim zor olsa da yaşarken sevmek efendim
Karşılamaya çıkardım deseydiniz kucaklarınıza düşerdi belki bu ölü efendim
Can havliyle koşturdum atım çatladı ben belki o olup da geldim efendim
Bir ölü nasıldır bu halli nasıl bilebilirim affınıza sığınırım efendim
Efendim dalından kozalakları düşünce çamların böyle düşüyor dibine
Ben belki dibiyim denizin belki yüzeyi efendim bu yağmur mu efendim
Ben diyeyim ki düştü başkası diyecek nasılsa atladı aşağı duruşu eğreti
Ne varsa şu yeryüzünde insandan gayrı eğreti değil mi efendim
Üzerine sakız yapışmamış saçları etinden ayrık kalbi çatal efendim
Düştü kayboldu bir dişi serçe dokunmuştu belli ki ballı bir duta efendim
Üzerim ıslak koşan daha bir üşüyor yaşamın yalımından efendim
Dökülen dilimdendir uzun susmuşum çok mu konuşuyorum efendim
Biraz dinlensem dilim açılır konuşan ben kulun olmam korkarım
Düşerken sevdim bu adamı bir ümit işte yetiştireyim dedim efendim
Dili mi düştü ağzının mahzeninden mahzeni mi damladı dilinden
Ben seçemedim efendim boynu öpülesi uzundu serçelere efendim
Nasıl oldu da huzurdayım sevineyim mi bu kırık boynun omuzlarına
Efendim nasıl da severim efendim deyip durmayı efendim de efendim
Kayalara çakıldı mı bilmem efendim ben sadece getirdim efendim
Siz istediniz diye değil siz istersiniz diyedir her eylediğim efendim
Efendim baş aşağı sallandım mağaralar içre yarasalarla efendim
Ayak ucuma düşse de getirirdim zor olsa da yaşarken sevmek efendim
Karşılamaya çıkardım deseydiniz kucaklarınıza düşerdi belki bu ölü efendim
Can havliyle koşturdum atım çatladı ben belki o olup da geldim efendim
Bir ölü nasıldır bu halli nasıl bilebilirim affınıza sığınırım efendim
Efendim dalından kozalakları düşünce çamların böyle düşüyor dibine
Ben belki dibiyim denizin belki yüzeyi efendim bu yağmur mu efendim
Ben diyeyim ki düştü başkası diyecek nasılsa atladı aşağı duruşu eğreti
Ne varsa şu yeryüzünde insandan gayrı eğreti değil mi efendim
Üzerine sakız yapışmamış saçları etinden ayrık kalbi çatal efendim
Düştü kayboldu bir dişi serçe dokunmuştu belli ki ballı bir duta efendim
Üzerim ıslak koşan daha bir üşüyor yaşamın yalımından efendim
Dökülen dilimdendir uzun susmuşum çok mu konuşuyorum efendim
Biraz dinlensem dilim açılır konuşan ben kulun olmam korkarım
Düşerken sevdim bu adamı bir ümit işte yetiştireyim dedim efendim
Dili mi düştü ağzının mahzeninden mahzeni mi damladı dilinden
Ben seçemedim efendim boynu öpülesi uzundu serçelere efendim
Nasıl oldu da huzurdayım sevineyim mi bu kırık boynun omuzlarına
Efendim nasıl da severim efendim deyip durmayı efendim de efendim
Celâl Fedai
10 Ekim 2012
İKİ KERE GELMİŞ GEÇMİŞ OLA
Taşları eriterek önümüze döşüyor, yürüyüp gidiyoruz
“_ Son oyalanmasını göstermeyi kim keşfetmiş ilkin?
_ Çok köke inen bir soru bu, binayı çökertir, kovun bunu…”
Demek ki ben, sesimi asıp can çekiştirmeye yazgılıyım.
Çünkü başıyla oynanmış bazımızın, eti yavaş yavaş kelle olmuş
Büyüdüğü doğru ağaçların ama doğru değil çocukların
Büyümek istedikleri...
Susacak ne çok şey var…
II.
Kendime taziyem odur ki görüşeceğiz sanırım
Kendime vasiyetim o ki gelme benimle
Kendime salık veririm uzak durma benden
Kendime daha ne deyim ne gelir elden
Kendime aldım bunu kalacak sana
Kendime ayırdım desem de artmadı bana
Kendime geldim diyemem misafirinim ey dizlerim
Kendime konuşasım var sana ne diyeyim
Kendime baktım da şöyle bir babamım
Kendime baktım da şöyle bir babayım.
Susacak ne çok şey var
Gemiler ayrılacaklarını bilmiyor kıyıdan
Susacak ne çok şey var
Kıyı duruyor hep ayrılıyor gemiler.
Gemiler denizin üstünde
Etin üstünde jilet gibi.
Celâl Fedai
“_ Son oyalanmasını göstermeyi kim keşfetmiş ilkin?
_ Çok köke inen bir soru bu, binayı çökertir, kovun bunu…”
Demek ki ben, sesimi asıp can çekiştirmeye yazgılıyım.
Çünkü başıyla oynanmış bazımızın, eti yavaş yavaş kelle olmuş
Büyüdüğü doğru ağaçların ama doğru değil çocukların
Büyümek istedikleri...
Susacak ne çok şey var…
II.
Kendime taziyem odur ki görüşeceğiz sanırım
Kendime vasiyetim o ki gelme benimle
Kendime salık veririm uzak durma benden
Kendime daha ne deyim ne gelir elden
Kendime aldım bunu kalacak sana
Kendime ayırdım desem de artmadı bana
Kendime geldim diyemem misafirinim ey dizlerim
Kendime konuşasım var sana ne diyeyim
Kendime baktım da şöyle bir babamım
Kendime baktım da şöyle bir babayım.
Susacak ne çok şey var
Gemiler ayrılacaklarını bilmiyor kıyıdan
Susacak ne çok şey var
Kıyı duruyor hep ayrılıyor gemiler.
Gemiler denizin üstünde
Etin üstünde jilet gibi.
Celâl Fedai
30 Ağustos 2012
Ben Karnında Annemin
Ateşe bak demek geçiyor nedense şimdi sana içimden
erik ağaçları gene aldandı ve kar düştü üstlerine
ben bu bahar da yetişemedim soğuk tutmalıydı diplerini
ateşe bakarak delirebiliriz dalıp renklerine kuru odunların
ateşe bak bu yeter sen orda bakarken beni burada oğul etmeye.
Ben karnında annemin sen bir mermerle bir
bir anne birdir bir mermerle, bilmezse karnındaki nedir
o dengi olmayandan olan sen birsin o dengi olmayan için
arılar ayrılınca da kovanından baba bilmemişse babalığını
oğul bir babadan değil baba bir oğuldan bilinir
ve çok bilinir ve kahırla söylenir ki babalar bir soğan erkeği çok kere
anneler üstünde soğan doğranılan bir kara mermer bile değildir
doğan doğuranda aramamalı kendini bu yüzden, aramalı
o dengi olmayanda ve buluncaya kadar; nasip bu ya
bir mimik’te, bir mermerin içinde.
Benim gördüklerimi görüyor musun?
görüyorsun biliyorum da soruyorum gene de
ben bu mavi suyun içinde sen orda o beyaz mermerin içinde;
rengimiz, ateşin renkleri içinden
kuru odunların turuncusu gibi olmayacak hep, beraberce bilelim
su kabağından çantanı asıncaya kadar omzuna
ayaklarında sevdiğim yürüyüşün olmayacak
ya sabır ikimize de.
Ateşe bak, beni delirtecek olan seni büyütecek
üşüyen bakar ateşe, pervane bakar, kuşlar, gergedanlar
ağır gelen yükü için sahibine tüküren lamalar bile bakar, ateşe bak
gözü yüzünde olduğu için yüzüyle bakar çokları
sen gözünle bakıyorsun, yüzün ellerin yok
utanıp kızaran tenin var şimdilik;
o mermerin içinde o kızarıklıktan bildimdi ya seni
ya sabır şimdi bana.
Ve şimdi ya sabır sana
ateşe bakarak büyümeyi beklemek güçtür çünkü biliyorsun
ateşe bakarak delirmeyi beklemekten.
Celâl Fedai
erik ağaçları gene aldandı ve kar düştü üstlerine
ben bu bahar da yetişemedim soğuk tutmalıydı diplerini
ateşe bakarak delirebiliriz dalıp renklerine kuru odunların
ateşe bak bu yeter sen orda bakarken beni burada oğul etmeye.
Ben karnında annemin sen bir mermerle bir
bir anne birdir bir mermerle, bilmezse karnındaki nedir
o dengi olmayandan olan sen birsin o dengi olmayan için
arılar ayrılınca da kovanından baba bilmemişse babalığını
oğul bir babadan değil baba bir oğuldan bilinir
ve çok bilinir ve kahırla söylenir ki babalar bir soğan erkeği çok kere
anneler üstünde soğan doğranılan bir kara mermer bile değildir
doğan doğuranda aramamalı kendini bu yüzden, aramalı
o dengi olmayanda ve buluncaya kadar; nasip bu ya
bir mimik’te, bir mermerin içinde.
Benim gördüklerimi görüyor musun?
görüyorsun biliyorum da soruyorum gene de
ben bu mavi suyun içinde sen orda o beyaz mermerin içinde;
rengimiz, ateşin renkleri içinden
kuru odunların turuncusu gibi olmayacak hep, beraberce bilelim
su kabağından çantanı asıncaya kadar omzuna
ayaklarında sevdiğim yürüyüşün olmayacak
ya sabır ikimize de.
Ateşe bak, beni delirtecek olan seni büyütecek
üşüyen bakar ateşe, pervane bakar, kuşlar, gergedanlar
ağır gelen yükü için sahibine tüküren lamalar bile bakar, ateşe bak
gözü yüzünde olduğu için yüzüyle bakar çokları
sen gözünle bakıyorsun, yüzün ellerin yok
utanıp kızaran tenin var şimdilik;
o mermerin içinde o kızarıklıktan bildimdi ya seni
ya sabır şimdi bana.
Ve şimdi ya sabır sana
ateşe bakarak büyümeyi beklemek güçtür çünkü biliyorsun
ateşe bakarak delirmeyi beklemekten.
Celâl Fedai
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





