Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Friedrich Hölderlin etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ölülerin ölümü duyduklarını sanır da onlara acır, yaslarını tutarız, oysa onlar rahat bulmuşlardır.

Haberin olsun ruhum, Hatırı sayılır bir yangın olacak. * Ah, ne güzel günlerdi. Ama ardından hüzün dolu bir günbatımı geldi... * Söyle kalbine! İnsan huzuru kendi kendine vermezse, onu dışarıda boş yere arar. * Altüst olacak, umutsuzluktan öleceğini sanacaksın, ama, iç dünyan seni yine kurtaracak. * Dil pek gereksiz bir şey. Ne yaparsak yapalım asıl söylemek istediklerimiz her zaman için, denizin dibindeki inciler gibi kendi derinlerinde ilişilmeden kalır ve söylenemez. * Evet, insan sevdiğinde her şeyi gören, her şeyi nurlandıran bir güneş, sevmediğinde ise içinde isli bir lambanın tüttüğü karanlık bir ev. * Birbirimiz için artık yokuz, diye düşünmek istiyorum. O zaman buna tüm ruhum karşı koyuyor. Hayır, bu olamaz, diyorum. Böyle olsaydı, sana bir kez daha rastlayım diye konuşulan her dile bürünür, her biçime girer, bin yıllar boyunca yıldızdan yıldıza dolaşırdım. Ama öyle sanıyorum, eşit varlıklar birbirlerine çabuk kavuşurlar. * Yaşamımın bu noktasında bir boşluk var. Ölmü­şüm. Yen...

HİÇBİR ŞEYİM YOK BU DA BENİMDİR DİYEBİLEYİM

HYPERION'DAN BELLARMINE Hiçbir şeyim yok, bu da benimdir diyebileyim. Sevdiklerim ya uzakta, ya ölmüş, hiçbir ses bana artık onlardan haber getirmiyor. Yeryüzünde görecek işim kalmadı. Görevime var-gücümle sarılmıştım; ben, o yüzden yıkıldım, ama dünya, bu yüzden hemen hiçbir şey kazanmadı. Şimdi adsız ve yapayalnız geri dönüyor, alabildiğine uzanan yurdumda ölüler ülkesini dolaşırmış gibi geziyorum. Biz Yunanlıları, ormanın av hayvanları gibi keyfince öldüren avcının bıçağı, bana da vurmakta herhal gecikmeyecek. Fakat sen göklerin güneşi, sen ışıklarını yine de saçıyorsun! Yine de sen yeşeriyorsun kutlu toprak! Irmaklar hep şırıldayarak denizlere dökülüyor, gölgeli ağaçlar öğlenleri hep fısıldaşıyorlar. Baharın sevinç şarkısı bir ninni gibi kalımsız düşüncelerimi uyutuyor. Her yanından yaşam fışkıran dünyanm bolluğu içinde, yoksul varlığım, besinini bulup doyuyor ve kendinden geçiyor. Ey mutlu doğa! Güzelliğin karşısında gözlerimi kaldırdığımda, bana ne oluyor bilemem, yalnız önün...

EĞER UZAKTAN

Eğer uzaktan, artık ayrıldığımıza göre,  Hâlâ tanıyabiliyorsan beni, ve geçmiş,  Sen, ey acılarımın ortağı! Bugün de Anlatabiliyorsa sana benden iyi bir şeyler, Söyle, nasıl bekliyor olabilir seni sevgilin? Korkunç ve karanlık zamanların ardından  Birbirimizi bulduğumuz o bahçelerde,  Burada, kutsal bir ilkülkenin nehirlerinde? Söylemeliyim, iyi bir şeyler vardı  Bakışlarında, uzaklarda bir kez daha Neşeyle etrafına bakındığında, gittikçe İçine kapanan insan, karanlık Görünüşlü. Nasıl akıp gitmişti saatler,  Ne sessizdi ruhum, böylesine  Ayrı oluşum karşısında! Evet!  Senindim, itiraf etmiştim sonunda. Evet! Nasıl bilinen her şeyi  Bana hatırlatıp yazmak istiyorsan  Mektuplarda, benim de aynıdır dileğim, Hepsini söylemek, geçmiş ne varsa İlkbahar mıydı? Yoksa yaz mı? Bülbül  Tatlı şarkısıyla yaşıyordu uzak olmayan  Çalılıklardaki kuşlarla birlikte  Ve kuşatılmıştık ağaçların kokularıyla. Işıklı patikalar, kısa otlar, üstün...

Yurdavarış, Hısımlara

1 Orada Alplerin içinde aydınlık gecedir daha, ve bulut, Neşeliyi şiirleyerek örter orada esneyen koyağı. Oraya buraya toslar, yuvarlanarak şakacı dağ havası, Çamların arasından dikine pırıldar aşağıya ve yiter bir ışın. Yavaşça ivedilenir ve dilegelir neşeden titreyen Kaos, Biçiminde genç ama güçlü, kutlar sevgi çatışmasını Kayaların altında, çalkalanır ve duraksar bengi sınırlar içre, Çünkü daha Bakkhusca doğar orada gün. Çünkü sonsuzca gelişir orada yıl ve kutsal Saatler, günler, daha yüreklice düzenlenmişlerdir, birleşmişler. Yine de, farkındadır zamanın şimşek kuşu ve dağların Arasında, yükseklerde süzülerek çağırır günü. Şimdi uyanır köy de, bakar oradan derinliklerin içine, Korkusuz, yüksekliğe alışık, dorukların altından yukarılara. Gelişmeyi sezerek, çünkü şimdiden yıldırımlar gibi düşerler eski Su kaynakları, yıkılanın altındaki toprak nemlenir, Ekho seslenir çepeçevre ve ölçülmez atelye İşler durur gün ve gece boyu, bağışlar göndererek, yoksula. 2 Din...

Ruh Huzuru

İyi bir şeydir insanın uzaktan bakabilmesi hayata, Ve anlayabilmesi hayatın kendini nasıl algıladığını, Ayakta kalabilen, atıldıktan sonra tehlikenin kollarına, Fırtınalarda ve rüzgârlarda yolunu bulabilmiş birisidir. Ama güzelliği tanımış olmaktır daha da iyisi, Bütün bir hayatın düzeni ve yüceliği olan güzelliği, Harcanan çabaların zahmeti mutluluğun kaynağı olduğunda, Ve bilmek, zaman içindeki onca zenginliğin adını. Yeşillenmekte olan ağaç, dallarla örülü zirve, Gövdenin üstündeki kabuğu saran çiçekler, Tanrının doğasından gelme bir hayattır hepsi, Çünkü üzerlerine eğilmiştir göğün bütün rüzgârları. Ama meraklı insanlar kalkıp sorduklarında bana, Bütün bunları hissedebilme cesaretinin anlamını, Ne olduğunu kaderin, yücenin ve kazancın, derim ki O zaman, hem yaşamak, hem de düşünmektir yaşadığını. Eğer doğa yalın ve dingin yaratmışsa birini, Bu bir uyarıdır insanoğluna neşeyle bakmam için, Neden? Çünkü korkutur bilgeleri bile açıklık dediğin, Ancak başkaları d...

Bir Zamanlar Ve Şimdi

O zamanlar henüz duvağının çevresinde oynarken, Sana bir çiçek gibi tutkunken Kalbimi ince titreyişlerle saran Her seste kalbini duyarken senin, İnançla ve özlemle henüz Zengin,senin gibi,resminin önünde dururken, Yerini gözyaşlarım için Bir dünya aşkım için buluken. O zamanlar kalbim henüz güne dönerken Sanki o duyarmışçasına sesini, Ve yıldızları kalbimin kardeşi sayarken Ve baharı Tanrı'nın ahengi, O zamanlar,koruyu titreten rüzgarda Henüz senin ruhun,senin sevinç ruhun Kalbin sessiz dalgalarında kıpırdarken, İşte o zamanlar altın gibi günler sarardı beni. Yok şimdi,beni yetiştiren,doyuran Yok şimdi o genç dünya, Bu, bir zamanlar yeri,göğü dolduran bağır, Ölü ve cılız bir anızlık gibi; Ah! Bahar benim derdimi okuyor Hala,eskisi gibi,şen,teselli edici bir türkü, Ama yok artık hayatımın sabahı, Kalbimin baharı soldu benim. Sonsuza kadar acı çekecek o en sevimli sevgili, Bizim sevdiğimiz şey,bir gölgeden başkası değil, Gençliğin altın düşleri öldüğünd...

Ayrılmak

Ayrılmak mı istedik biz? İyi, akıllıca olur mu sandık? Öyleyse, ayrılınca, neden cinayet gibi sarstı bizi bu iş? Ah! Biz kendimizi az tanırız, Çünkü bir Tanrı buyurur içimizde. Friedrich Hölderlin