Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Süleyman ÇOBANOĞLU etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Attığımda O Oku

Benden daha ne olur, yürür yalan söylerim bir şey acır içimde bu göğsüme ne kattın sende noksan bulmadım şu yerle gök yanarken attığımda o oku ben atmadım sen attın Rab bu nasıl denizdir yüzme bilen kuşu yok içimde acır bir şey bu göğsüme ne kattın anlar gibi olmuştum yetmiş üçte bir cuma attığımda o oku ben atmadım sen attın Geçer gider hacegân ve ahûlar ve zaman acır bir şey içimde bu göğsüme ne kattın bilmem değmişse bile ağa yahut karaya attığımda o oku ben atmadım sen attın. Süleyman Çobanoğlu

Benden Sonra Bir Daha

Sarıköy’e de uğra on bir kabri komagıl Benden sonra bir daha turnaları bırakma Atın sor hatırını köpük köpük alnını Yörende bir oğlancık pes gönlünü farıtma Benden sonra bir daha suya girme tedbirsiz Bulut kızdı mı bakma itimad etme kuma Çöküp de bir cigara yakarkenki o ışık Tanık olsun - bir tanık lazımdır olduğuma Yoksa kimler bilecek burda böyle bir adam Yüzü yüzlerden kesik kalbi sazlardan kesik Benden sonra bir daha Allah’a boyun uzat Enir aluban tabiat okusun türlü betik Dünyaya aldırmayan gözlerin ışıl ışıl Karanuluk içinde ateş yakmış çobanlar Benden sonra bir daha usul ağla ağlarsan Yağmura hörmetinden ağladığın zamanlar Seni sevip çekildim dedim dünya bu kadar Kar örttü ovaları ne gölge var ne de iz Benden sonra bir daha gözetleme afaki Yabancıyız nihayet ekmeğe etmek deriz. Süleyman Çobanoğlu

Gelse de Trenden

Gelse de trenden ikimiz insek camları buğulu iki tas çorba bir kitap -- çantana korkup tutunmuş kâğıdı samandan şiiri zorba ve o hışırdayan uykudan geçsek sobanın ayrımsız adaletinden çok büyük bir yağmur işte başlamış kimse çıkmayacak bugün evinden böyle susuyorum ben çok değiştim sense nasıl denir - hâlâ o kızsın dinle ağlayarak çıkrık sesini işte şu dünyada yapayalnızsın her neyi dilesek burada olmaz en büyük erdemi bunun, susamak yalar yarasını içte bir geyik hepsi bu kadardır: adı yaşamak Süleyman Çobanoğlu

Kalbim Gerçekten Kırık

Kalbim gerçekten kırık ve eylülün ortası yürüdüm yazmadığım şiirlere basarak yalancı ömrün bilmem bu kaçıncı vartası her solukta yeniden eksilerek artarak yüzümün sezildiği zamanlar da olmuştur dünya leylak olmuştur akşam duru gün beyaz öter ağzın örtükken o ne mene bir kuştur değme ezgi insanı bu kadar hırpalamaz. Süleyman Çobanoğlu

Ağlamak

Hangi tele vurunca böyle hıçkırabilir, Güneşi kanadında taşıyan büyük melek Senin ince gönlünü hangi kış kırabilir Güneşi kanadında taşıyan büyük melek Yaz bütün binalara birden geldiği zaman Kanın gelişi gibi tıkalı bir damara Ilık bir sükûnetle sarmalanır uyuman Derin bir kadifeyle kaplanır derin yara Ağzın artık yanıyor, artık anlatmayalım Kim bu ağır şeyleri böylece diyebilir? Demirden kapıları neden ıslatmayalım Ta çürüsün çürüyen; evet çürüyebilir Gözyaşların geçiyor keskin kayalıkları Şiir haddi olmayan bir denize varıyor Gözlerin, en dipteki gümüşi balıkları Suvarıyor gözlerin ve yüzün ağarıyor. Süleyman Çobanoğlu

Tekfurun Kızı

Ben seni alamam ah Holofira Azığım tam takır bineğim nalsız Bir bende geçerim kalacağım yok Dostlarım bivefa düşmanım yalsız Kolum halat değil bakracımda kum Ben seni alamam ah Holofira Sade yoksulluktan yokluktan değil Eline kir olsun elli üç lira Amma ki alamam Bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi Ben seni alamam ah Holofira Geç git hiç bakmadan eylenme emi Pusatları parlak bimbaş istesin seni ulak elçi naim-i kral Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl Ben seni alamam Ah Holofira Baban kafirine kılıç üşürsem Hemde gece bassam iti uykulu Şöyle ya Allah’la bohçanı dürsem Amma ki alamam Yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır Koşumun gıcırdar ölmek dilerim Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır Sen bir düş imişsin kuşluk çağında Soluma tükürdüm rabbim gafurdur Bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta Kavuşan kısmısı ancak gavurdur. Süleyman ÇOBANOĞLU