Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ahmet Uluçay etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ahmet Uluçay: Yıllarca kamyonculuk yaptım, kamyon şoförlüğü. Tavukçuluk yaptım, Allah yardım etti her ikisinde de iflas ettim.

"Ben çocukluğumda takılıp kalmış bir sinemacıyım. Yaşadığımız çağı hiç sevmiyorum. Benim bütün hayatım çocukluğuma yakılmış bir ağıttır, sinemam da öyle. Her şey geçmişte kaldı. Köyümüzün bir mimari dokusu vardı. Şimdi yıkılıp yeni beton binalar yapılıyor. Bu bakımdan ben filmlerimi yaparken mekân bulmakta zorlanıyorum. Kolaj yapıyorum. Parçaları bir o köyden, diğer köyden, başka köyden. Evimize giderken kapının önünde annem kardeşimle elimize birer çıra tutuştururdu. Biz böyle karanlığın içine ateş böcekleri gibi dalardık. Ama daha köşeye varmadan çıralarımız sönerdi yakmak için yine dönerdik, yeniden varırdık o köşeye ve yine çıralarımız sönerdi. İşte ellerimizde çıralar, gölgelerimiz duvarlarda, böyle büyür küçülürdük, insanlar geçerler yanımızdan, böyle yıldız böcekleri gibi karanlığın içinde ellerimizde gaz lambaları. Gölgeler, gölgeler, gölgeler. Köyün bütün duvarları benim için her gün devam eden böyle fantastik bir sinemaydı. Sinema dünyayı kurtarabilir mi bilmiyorum. ...

Davet

beni sen çağırdın dedin: ben çiçekleri saksılarda okşadım hep karlı dağları tablolarda var olduğuna inanmak ellerimle ellerinden tutmak isterim senin beni sen çağırdın dedin: gel al, götür beni bu istanbul'da büyük aşklar yaşanmaz yalanın, sahteliğin şehri burası, naylon ekmekler yenir burda naylon tebessümler, naylon selamlar naylon kalplerle sevilir burda beni sen çağırdın dedin: ben yerimi buldum artık kuru ekmeğine hasretmişim yıllardır sahte güneşlerle aydınlanmıyor içim gel, al götür beni, gel al, götür mühr-ü süleyman'ı tanıdım ben umrumda değil, belkıs'ın sabâ'sı beni sen çağırdın sen, istanbul'lu kız, padişahın kızı ben anadolu'da bir çoban, taa uzak köylerden ateşle su hikayesi yani yani bizimki masal, bizimki efsane çok eski tarihlerden uyanıverdi hülya, öpünce kirpiklerinden beni sen çağırdın bir kahramanı çağırır gibi tarih sayfalarından topraklardan silkindim, mumyalardan çözüldüm lahidleri devirip attım üstümden çık...

Hasta Çocukların Duası

Benim gökyüzümde kuşlar Kanat çırpmıyor artık Lacivert gecelerim Suya düşen kıvılcımlar gibi Söndü yıldızlarımız Siz, ulaşılmayan gene de benim olan Uzak dağ başları Pencerem sislere açılıyor hep Nerede kaldınız Aydınlık sabahları muştulayan ak horozlar Dönün rüyalarıma Geniş avlular, kuyuların çıkrık sesleri Dağ yolları, şen çıngıraklar Dönün rüyalarıma Yaz geceleri Ak çarşaflar, sabun kokulu, serin uykular Özledi sizi yorgun bedenim Komşumun küçük kızı Nerde o yaz geceleri, kiraz bahçelerinden Odama dolan türkülerin Dağlar ardında, uzak bir köyde Küçük bir çocuktum, kışlar uzundu Ambarlarımız dolu, ocak başlarımız sıcak büyülü Gece yarıları başlardı hayatı Masalların, efsanelerin Şeytan bilinmez, hangi kötülüğe koşardı dışarıda Sabahları yaralı kanatlarını sarardım Düşmüş meleklerin Kırlangıç sesleriyle uyandığım sabahlar Dönün rüyalarıma Tozlu yollar, kağnı sesleri, kaval sesleri Kırbaç şaklaması ve nal sesleri Dönün rüyalarıma Ben hasta bir çoc...