Ana içeriğe atla

Kayıtlar

bilge karasu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ

Ağustos 1969 içinde, Ali Poyrazoğlu şunu anlattı: Adamın biri bir deniz balığı tutmuş günün birinde, o kadar sevmiş ki yanında hep kalsın istemiş. Her gün suyunu tazelermiş, denizden kova kova çekip taşıyarak. Bir süre sonra usanmış deniz suyu taşımaktan, musluk suyunu denemiş. Balık biraz tedirgin olmuş ama alışmış sonunda tatlı suya. Gel zaman git zaman adamın içine merak olmuş, tatlı suya alışan balık havaya da alışır mı diye...(Bana sorarsanız, balık ya alıkmış ya da adamı gereğinden çok seviyormuş ki bu da bir çeşit alıklık olabiliyor sırasında. Dönelim gene Ali Poyrazoğlu'nun masalına.) Balık önce boğulayazmış, debelenmiş, sonunda havaya da alışmış. Günlerden bir gün adamın denize gideceği tutmuş. Balığı da yanında. Koymuş onu çakıllığın gölgeli bir köşesine, kendi de denize girmiş. Çocuklar geçiyormuş oradan o ara. Balığı görmüşler. Nasılsa, acımışlar, bu balık karaya vurmuş, yazık, denize atalım, demişler. Adam deliler gibi yüzüp yetişesiye balık boğuluvermiş denizde. Bilge...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

Şiir Sensin

XX I -Şiir ne ki? - diyorsun, mavi     gözlerini gözlerime mıhlarken. Şiir ne mi? Soracak mıydın sen de? Şiir ... sensın ya!... Gustavo Adolfo Becquer Çeviri: Bilge Karasu

Hastane Ciddi Bir Yerdir

Hastane, ciddi bir yerdir. Az önce söylendiği üzere, ölümü geciktirmeğe çalışanların yeridir orası. Sellemehüsselam girilmez. Girmenin haracını vermek gerekir; bu haracın hemen hemen tümü yüz suyudur. Ama, yüz suyunun da çeşitleri vardır. Hastane, ölümünü geciktirmeğe çalışanların, daha doğrusu yazgısının kendisine haksızlık ettiğini düşünüp, bu yazgının ancak değiştirilmek, en azından el katılmakla gerçek yazgı olarak gerçekleşeceğine inananların umut bağladığı, tıp adı verilen gizli dinin, hekimleri, hemşireleri, hastabakıcıları, laboratuvarları, gizemsel bir gizlilik içinde korunan karanlık ya da yarıkaranlık odaları, aygıtları, işçileriyle, sözün kısası, irili ufaklı kulları, rahipleriyle yürütüldüğü yerdir. Bilge Karasu

çeşitlemeli korku

üstüme bir çığ gibi gel din kendine kattın beni (..) d u y d u m s e n i, ö l d ü m s e n i ! seni seni seni seni seni gördüm duydum yaşadım öldüm yürümekten başka bir şey bilmeyen, (..) b i r b ö c e ğ i m ş i m d i çılgınca dönenen durduğu yerde (..) zeytin gövdeleri gibiyim şimdi toprağım ister al, ister boz, ister kara, burulmuş erkeklikler gibiyim a c ı i ç i n d e k ı v r a n a n b i r g ö v d e y i m ş i m d i (..) sen, kar'ımdaki taş, karnım- e t i m d e k i daki, dokumdaki k a m a oysa korku kendi memesini e m e r e k b ü y ü r ; (..) seni seni seni seni seni yaşadım duydum öldüm seni yaşadım, seni öldüm uçurumun dibine v a r a m a d ı m d a h a parçalanıp, parçalayıp kurtulacağım yere (..) anılarım senin geleceğin oluyor.. bilge karasu