Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hz. Muhammed S.A.V. etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ecelinin Yaklaşması ve Ahiret Yolculuğuna Hazırlanması

Hz. Âişe der ki: "Resûlullah Aleyhisselam son zamanlarında: 'Allah'ı her türlü noksanlardan uzak tutar, O'na Kendi hamdi ile hamd ederim. Allah'tan yarlıganmamı diler ve O'na tevbe ederim' sözünü çoğaltınca: 'Yâ Rasûlallah! Ben ne diye 'Sübhanallah ve bihamdihi' sözünü çoğalttığını görüyorum? Sen bundan önce hiç böyle yapmazdın?' dedim. Resûlullah Aleyhisselam: 'Yüce Rabbim bana ümmetimde bir alâmet göreceğimi haber vermişti ki, o alâmeti gördüğüm zaman, Kendisine çok çok teşbih ve hamdiyle istiğfarda bulunacaktım. İşte o alâmeti gördüm: 'Allah'ın yardımı ve fetih gelince, sen de insanların fevc fevc Allah'ın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabbini hamdiyle teşbih et, O'nun yarlıgamasını dile! Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir!' [Nasr: 1-3] buyurdu." ... Nasr sûresi Allah tarafından bir davetçi idi, Resûlullahın dünyaya vedası idi." "Bugün size dininizi ikmâl..." (Mâide: 3) mealli ây...

ARTIK VEDA VAKTİNİN GELDİĞİ İÇİNE DOĞMUŞTU

HİCRET’İN DOKUZUNCU SENESİ L’an neuf de l’hégire   / Mahomet          Artık veda vaktinin geldiği içine doğmuştu. Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu. Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu. Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu. Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında. Durup su içen develeri izliyordu arada sırada. Böylece deve güttüğü zamanları hatırlıyordu… Sanki cenneti görmüş, ilahî aşkı bulmuştu; Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu. Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi, Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi, Boynu gümüş bir testinin boğazıydı sanki. Tufanın sırlarını bilen Nuh’un havası vardı. Ona danışmaya gelenlere adil davranırdı, Kimi itiraf eder, kimi gülüp inkâr ederdi; Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi. Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı. Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.     Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı. Oturur yere, elbiselerini kendisi yapardı. Artı...

Artık bize sadece ağlamak düşüyor yaşadığımız sürece

Babam! Ey Rabb’inin davetine icabet eden babam! Ey Mekanı Firdevs Cenneti olan babam! Ey Cebrail’in ölüm haberini getirdiği babam!” Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam! Ey makamı Findevs cennetinde olan babam! Ey Rabbin davetine icabet eden babam! Ey vefatı bize Cebrail’ce haber verilen babam! *** Gökyüzünün ufukları tozlandı. Güneş dürülüp ışığını kaybetti. Gecesi gündüzü karanlıklara gömüldü. Peygamberden sonra, yeryüzü ona duyduğu teessürden ve şiddetli ıstıraptan dolayı bir kum yığını haline geldi. Varsın ona Doğunun ve Batının şehirleri ağlasın! Mudarlar ve bütün Yemen kabileleri ona ağlasın! Ona yüce dağlar, ovalar, örtülü Beytullah ve rükünler de ağlasın! Ey peygamberler hâtemi olan (babam!) Furkan’ı indiren sana getirdi salâtü selam! Ah keşke, keşke ölüm senden önce bize uğrasaydı Bizi bırakıp gidişinden sonra, sana kavuşmamıza engel olan Nice perdeler girdi aramıza, onca genişliğine rağmen Artık şehirler bana dar geliyor, iki torunun da...

“Ey Allah’ın Elçisi, helak oldum”

“Biz bir defa Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem’in huzurunda otururken bir adam geldi ve “Ey Allah’ın Elçisi, helak oldum”   diye halinden yakındı. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem “Seni helak eden nedir?” dedi. O kimse,  “ Ramazanda oruçlu iken eşime yaklaştım”  dedi. Bunun üzerine Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem , “Bir köle azat edebilir misin?” buyurdu. Adam “Hayır” dedi. “İki ay ara vermeden oruç tutabilir misin?” sorusuna  “Hayır” dedi. Hz. Peygamber salla’llâhu aleyhi ve sellem, “O halde, altmış yoksulu doyurabilir misin?” dedi. “Buna da güç yetiremem Ya  Rasûlu’llâh!” karşılığını verdi. Bu arada Hz. Peygamber’e içerisinde hurma dolu büyük bir sepet getirildi. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem “o mesele soran nerede?” buyurdu. O zat,  “Benim” (diyerek ayağa kalktı). Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem “Al bunu tasadduk et.” buyurdu. O kişi “Benden daha ...

O gün, bütün çabalarına rağmen bir tek kişiyi bile tevhidle buluşturamamış bir peygamber evine nasıl bir hüzünle dönerdi?

Şair Erdal Çakır'la Hece Yayınları'dan çıkan " Hüznün Efendisine" kitabına dair konuştuk. Düşüncenin şiire ayna tuttuğu "Hüznün Efendisine" kitabı, aynı zamanda irşad işlevi görüyor. Çünkü peygamber yaşantısının şiirdeki yansımalarına şahit oluyorsunuz okudukça... Şiir dilinizin ifade gücü düşünce ağırlıklı ve bunu tüm şiirlerinizde görmek mümkün. Şiirinizin bir düşüncenin savunuculuğunu yaptığı hususunda neler söylemek istersiniz? Her varlık, kendini ifade etmek ister ve her varlığın bir ifade biçimi vardır. Bu, fıtratın ona yüklediği çok esaslı noktalardan biridir. Kendisini ifade edemeyen bir varlığın sorumluluk taşı(ya)mayacağı aşikardır. Bu sebeple beyan esastır ve beyanı ortaya koyan da dildir. ‘Dil’se, en geniş manasıyla içine doğduğu, varolduğu toprağın, iklimin, düşünce ve inancın sesiyle konuşur. Söz konusu olan şiirse, bu salt bir form ortaya koyma eylemi olarak anlaşılmamalıdır. Her şiir, köklerinden aldığı mesajı taşıyan, ne olduğuna ve n...

“Ey kardeşim! Dualarında beni de unutma!”

Ebû Kerîme Mikdâd İbni Ma’dîkerib radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.s.)şöyle buyurdu: “Din kardeşini seven kişi, ona sevdiğini bildirsin!” (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 113 ; Tirmizî, “Zühd”, 53) ** Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayın!" (Ahmed b.Hanbel, II,478. Müslim,” Îmân”, 93-94) ** “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini mü’min kardeşi için sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.” (Buhârî, “Îmân”, 7) ** “Müslüman müslümanın karde­şidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu tahkir etmez. Üç defa kalbine işaret ederek Takva şuradadır. Müslüman kardeşini hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter. Her müslümanın namusu, kanı, malı ve onuru müslümana haramdır. “ (Müslim, "Birr", 32) ** “Müslüman m...

Rasûlullah'ın Eşlerine Bir Ay Küs Durması

  “Benim dünyayla işim ne? Ben dünyada ancak bir ağacın gölgesinde bir an dinlenen daha sonra orayı terk edip giden bir yolcu gibiyim” Hz. Muhammed S.A.V.. RASÛLULLAH’IN EŞLERİNE BİR AY KÜS DURMASI             Hicrî 9. yılda Yemen de dahil olmak üzere bütün Arabistan müslüman idaresini kabul etmiş, Bizans ve Sasani sınırlarına ulaşılmıştı. Devletin gelirleri eskisine nazaran artmış ve Hz. Peygamberin şahsi gelir kaynakları, arazileri de çoğalmıştı. Fakat İslam devletinin kuzey ve kuzey doğusundaki imparatorluklar büyük tehlike oluşturuyorlardı. Nitekim ilerideki hadîslerde görüleceği üzere Hz. Ömer, bir Gassanî saldırısından endişe etmektedir.  Bu sebeple de gelebilecek böyle bir saldırıya karşı hazırlıklı olmak gerekiyordu. Rasûlullâh (SAS)’in eşleri ise eski hayatlarında olduğu gibi sade ve basit bir hayat yaşıyorlardı ve Rasûlullah gelirlerini fakir ve yoksullara umumi ihtiyaçlara ve olası savaşa karşı silah teminine harcıyordu.[1] ...

“Lâ ilâhe illallah kıyamet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın?"

Üsâme ibni Zeyd radıyallahu anhümâ şöyle demiştir : Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizi Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. Sabahleyin onlar sularının başında iken üzerlerine hücum ettik. Ben ve ensardan bir kişi onlardan bir adama ulaştık. Biz onun üzerine yürüyünce, adam: “Lâ ilâhe illallah: Allah’tan başka ilâh yoktur” dedi. Bunun üzerine ensardan olan arkadaşım ona hücumdan vazgeçti; ben ise mızrağımı ona sapladım ve adamı öldürdüm. Biz Medine’ye gelince bu olay Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kulağına gitti ve bana: – “Ey Üsâme! Lâ ilâhe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü?” buyurdu. Ben: – Yâ Resûlallah! O, bu sözü sadece canını kurtarmak için söyledi, dedim. Peygamber Efendimiz tekrar : – “Lâ ilâhe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü?” diye yine sordu ve bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ben, daha önce müslüman olmamış olmayı bile temenni ettim.[1] * Müslim’in bir rivâyeti şöyledir : Resûlullah sallallahu aleyhi ve sell...

Kırık Kalpler

Yaratılışında "takva" ve "fücur" potansiyeline sahip olan insanın hem inşa etme, hem de imha etme özelliğini taşıdığını görüyoruz. Kan dökücü, bozguncu vasfının yanında ıslah ve imar edici boyutu ile de insan kendini gösterir. Hz. Adem (as)'ın ilk çocuklarından Kabil'in mesleğini sürdürenler kadar Habilce bir tarzı yaşam modeli edinenler de vardır... İnsanlar birbirlerinin bedenlerine suikastte bulundukları gibi yek diğerinin yüreğine de kastedebiliyor... Bedenler budandığı gibi yürekler de budanıyor... Beşeri ilişkilerinde gönüller arasında köprüler inşa ederek muhabbet hamallığı yapanların sayısı azaldıkça; yürek yaralayarak, kırıp dökenlerin oranında ciddi artışlar oluyor... İnsanlık tarihinde bu yeni bir durum değildir. Kalbleri koruyanlar da, kıranlar da "herkes kendi şakilesine (mizaç ve meşrebine) göre bir yol tutmuştur." Yusuf'u kuyuya atanların karakterinde baskın olan, narin ve nazif bir kalbi incitmek vardı... Yusuf’ta ise tam te...