Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yahya Kemal Beyatlı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ne tuhaf şey ne garip hâldeyim, Yahya Kemal’in ölümünden duyduğum acıyı, halkıma bildirmek için telgraf çekecek adresim yok.

Nâzım Hikmet: Yahya Kemal gençliğimdi biraz da… Türk edebiyatının iki büyük şairi hayattayken tanışmış, genç Nâzım, Yahya Kemal’in öğrencisi olmuştu. Nâzım Hikmet’in eşi Münevver Hanım’a, Yahya Kemal’in ölümü üzerine 1 Kasım 1958’den hemen sonra yazdığı mektup, son duruşmada Yahya Kemal üzerine düşündüklerini ortaya koyuyor. Türk şiirinin iki büyük ismi arasında, edebiyattan kişisel ilişkilere uzanan hadiseler…  NÂZIM HİKMET’İN TAMAMI İLK KEZ YAYIMLANAN MEKTUBU Yahya Kemal-Nâzım Hikmet ilişkisinin çok iyi anlatılmamış olduğunu düşünüyorum. Bu ilişki hep Nâzım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın gölgesinde kalmıştır: Nâzım Hikmet Deniz Lisesi’nde öğrenciyken Celile Hanım ve Yahya Kemal arasında duygusal bir yakınlık doğar. Bu yakınlık dolayısıyla “Yahya Kemal ve Nâzım Hikmet” diye başlayan cümleler hemen sonu hüsranla biten bir aşk hikâyesine dönüşür.  Yahya Kemal, Celile Hanım’la 1916’da Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) tarafından götürüldüğü Çamlıca Bektaşi Dergâhı’nda ta...

Ezansız Semtler

Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtler­de doğan, büyüyen, oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı? O semtlerdeki minâreler görül­mez, ezanlar işitilmez, Ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Ço­cuklar müslümanlığın çocukluk rü’yasını nasıl görürler? İşte bu rüyâ, çocukluk dediğimiz bu müslüman rüyâsıdır ki bi­zi henüz bir millet halinde tutuyor. Bugünkü Türk babaları, hava­sı ve toprağı müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, do­ğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler, mübârek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur’an’ı Kerim sesini işittiler; bir raf üze­rinde duran Kitâbullâh’ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gülya- gı gibi bir rûh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak bes­meleyi şerifi öğrendiler; ramazan­ların, bayramların toplan atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerk...

Özleyen

Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde, Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde! Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde, Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde! Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi, Hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi, Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi, Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde. Yahya Kemal Beyatlı

Hazan Bahçeleri

Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Yahyâ Kemâl Beyatlı

Göztepe Gazeli

Bir hayli yıldır açtığı yok gonca-î gülün Feryâd-ı gelmez oldu bu gülşende bülbülün Mecrâsı sênkzâre dönen cûylar gibi Vâdî-i uzletinde hamûşuz tevekkülün Varsın hurûş-i kahrına had bilmesün felek Yoktur hudûdu bizdeki sabr ü tahammülün Dünyâ biter o yerde ki mağlûb olur hayâl Temdîd-i ömre kudreti kalmaz tahayyülün Ey bî-vefâ Kemâl'e şemîm-î vefâ yeter Bir hayli mısraında kalan bûy-i kâkülün Yahya Kemal Beyatlı

Rubâî

Her rind bu bezmin nedir encâmı bilir, Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir, Bir bitmeyecek şevk verirken beste, Bir tel kopar âhenk ebediyyen kesilir. Yahya Kemal Beyatlı

İstanbul Ufuktaydı

Gurbetten, uzun yolculuk etmiş, dönüyordum. İstanbul ufukta’ydı… Doğrulduğumuz ufka giderken… Sevdâlı yüzüşlerle, yunuslar Yol gösteriyordu. İstanbul ufuktan, Sîmâsını göstermeden önce, Kalbimde göründü; Özentili kalbimde bütün çizgileriyle, Binbir kıyı, binbir tepesiyle, Binbir gecesiyle. Yıllarca uzaklarda yaşarken, İstanbul’u hicranla tahayyül, beni yordu. Yer kalmadı beynimde hayâle. İstanbul’a artık bu dönüş son dönüş olsun. Son yıllarım artık Geçsin o tahayyüllerimin çerçevesinde. Bir saltanat iklîmine benzer bu şehirde, Hulyâ gibi engin gecelerde, Yıldızlara karşı, Cânanla berâber, Allah içecek sıhhati bahşetse… Bu kâfî…! Yahya Kemal Beyatlı

Yol Düşüncesi

Bu def’a farkına vardım ki ihtiyarlamışım. Hayâtı bir camın ardında gösteren tılsım Bozulmuş, anlıyorum, çıktığım seyâhatte. Cihan ve ben değiliz artık eski hâlette. Mısır ve Sûriye, pek genç iken, hayâlimdi; O ülkelerde gezerken kayıdsızım şimdi. Bu gözlerim, medeniyetlerin bıraktığını, Beş on yıl önce, görür müydü, böyle taş yığını? Bugünse yeryüzü hep madde, her ufuk maddî. Demek ki alemin artık göründü serhaddi. Ne Akdeniz’de şafaklar, ne çölde akşamlar, Ne görmek istediğim Nil, ne köhne Ehrâmlar, Ne Bâlebek’te lâtin devrinin harâbeleri. Ne Biblos’un Adonis’den kalan sihirli yeri, Ne portakalları sarkan bu ihtişamlı diyâr, Ne gül, ne lâle, ne zambak, ne muz, ne hurma ve nar, Ne Şam semâsını yâlel’le dolduran şarkı, Ne Zahle’nin üzümünden çekilmiş eski rakı, Felekten özlediğim zevki verdiler, heyhât! Bu hâli, yaşta değil, başta farzeden bir zât Diyordu: "İnsana çarmıhta haz verir îman!" Dedim ki: "Hazreti İsâ da genç imiş o zaman." Eğer me...

1918

Ölenler öldü, kalanlarla muztarip kaldık. Vatanda hor görülen bir cemâatiz artık. Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan. Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan, Bizim diyâr olarak kaldı tâ kıyâmete dek. Kalanlar ortada genç, ihtiyar, kadın, erkek, Harâp olup yaşıyor tâli'in azâbıyla, Vatanda düşmanı seyretmek ıztırâbıyla. Vatanda korkulu rü'yâ içindeyiz, gerçek. Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek. Ateş ve kanla siler, bir gün, ordumuz lekeyi, Bu, insan oğluna bir şeyn olan Mütâreke'yi. Yahya Kemal

İstinye

İstinye körfezinde bu akşam garipliği Bir mihnetin sonunda teselli kadar iyi. Hulyâ, serinleşen köyü, her an moratıyor; Sessiz gelen saat başı sürdükçe artıyor. Durgunlaşıp bir ayna kadar parlıyan suda, Dünyâ güzel göründü resimleşmiş uykuda. Binlerce lâle serpili yüzlerce bahçeden Beş yüz yılın kadehleridir şimdi yükselen. Eşsiz Boğaz! Şerefli hayâlin derindedir! Senden kalan o levhada her şey yerindedir. Yahya Kemal Beyatlı

Gece

Kandilli yüzerken uykularda Mehtâbı sürükledik sularda. Bir yoldu parıldayan gümüşten, Gittik... Bahs açmadık dönüşten. Hulyâ tepeler hayâl ağaçlar... Durgun suda dinlenen yamaçlar... Mevsim sonu öyle bir zaman ki Gâip bir mûsikîydi sanki. Gitmiş, kaybolmuşuz uzakta... Rü’yâ sona ermeden şafakta. Yahya Kemal Beyatlı

Duyuş ve Düşünüş

Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer, Ay geçmiyor ki almıyayım gamlı bir haber. Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu; Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu. Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü. Lakayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü. Çok şey bilen diyor: "Gidecek her gelen nesil Ey sâde-dil! Bu bahsi hayatında böyle bil ! Hiç durmadan, hayât öğütür devreden bu çark. Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark !" İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri. Yahya Kemal Beyatlı

Büyü Şiir

Pâris'de genç iken koyu Baudelaire - perest idim. Balkon'la, Yolculuk'la, Güzellik'le mest idim. Sinmişti şi'ri rûhuma ulvî keder gibi; Absent'e damla damla sızan bir şeker gibi. Hulyâsının yarattığı iklîm o başka yer! Gür defnelerle çevrili, afyonlu bahçeler... Her zevki bir harâm olan efsunlu cennetin Koynunda vardı lezzeti bin türlü nîmetin. Bir gün vedâ edip o diyârın hayâtına, Döndüm bütün bütün vatanın kâinâtına Lâkin o bahçelerde geçen devre'den beri Kalbimde solmamıştır o şi'rin çiçekleri. Yahya Kemal Beyatlı

İstanbul'un Fethini Gören İstanbul

Üsküdar, bir ulu rü'yâyı görenler şehri! Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri, Hepsi der: "Hangi şehir görmüş onun gördüğünü? Bizim İstanbul'u fethettiğimiz mutlu günü!" Elli üç gün ne mehâbetli temâşâ idi o! Sanki halkın uyanık gördüğü rü'yâ idi o! Şimdi beşyüz sene geçmiş o büyük hâtıradan; Elli üç günde o hengâme görülmüş buradan; Canlanır levhası hâlâ beşer ettikçe hayâl; O zaman ortada, her sâniye, gerçek bir hâl. Gürlemiş Topkapı' dan bir yeni şiddetle daha Şanlı nâmıyle "Büyük Top" denilen ejderha. Sarfedilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece, Karadan sevkedilen yüz gemi geçmiş Halic'e; Son günün cengi olurken, ne şafakmış o şafak, Üsküdar, gözleri dolmuş, tepelerden bakarak, Görmüş İstanbul'a yüzbin meleğin uçtuğunu; Saklamış durmuş, asırlarca, hayâlinde bunu. Yahya Kemal Beyatlı

Hazan Gazeli

Hazan ki durmadan evrâk-ı sû-be-sû dökülür Hazînesinden eteklerle reng ü bû dökülür Ne inkırâz-ı bahâran ki hân-ı yağmâda Şerâb mahzeni Cem'den sebû sebû dökülür Nevâ-yı neydir esen bâd câm-ı meydir gül Çemende eşk ile sahbâ misâl-i cû dökülür Makaam-ı pîr-i mugandan akarken âb-ı hayât Cihanda tâli'e bîhûde âb-ı rû dökülür Hazan da erse Kemâl el çeker mi cânandan Lebinden ol mehe îmâ-yı ârzû dökülür Yahya Kemal Beyatlı                                                      

Rindlerin Ölümü

Hâfız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış; Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle. Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış Eski Şiraz'ı hayâl ettiren âhengiyle. Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde; Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter. Ve serin serviler altında kalan kabrinde Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter. Yahya Kemal Beyatlı

Bir Başka Tepeden

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer. Nice revnaklı şehirler görülür dünyada, Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan. Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yada Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan. Yahya Kemal Beyatlı

Açık Deniz

Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum; Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum. Kalbimde vardı “Byron”u bedbaht eden melâl Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl, Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını, Duydum akıncı cedlerimin ihtirâsını, Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu, Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu... Maplûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan, Rü’yâma girdi her gece bir fâtihâne zan. Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular, Mahzun hudutların ötesinden akan sular, Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı, Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı! Bir gün dedim ki istemem artık ne yer ne yâr! Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar; Gittim o anda diyâra ki serhaddidir yerin, Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin! Garbın ucunda, son kıyıdan en gürültülü Bir med zamânı, gökyüzü kurşunla örtülü, Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi; Gördüm güzel vücûdunu zümrütliyen deri Keskin bir ürperişle kımıldandı anbean; Baktım ve anladım ki o ejde...

Madrid'de Kahvehane

Madrid'de kahvehaneyi gördüm ki havradır, Bir yerdeyiz ki söz denilen şey palavradır. Dalmış gülüp konuşmaya yüzlerce farfara, Yorgun kulaklarımda sürerken bu yaygara Durdum, hazin hazin, acıdım kendi halime Aksetti bir dakîka uzaktan hayâlime, Sakin Emirgân'ın Çınaraltı'nda kahvesi, Poyraz serinliğindeki yaprakların sesi. Bazen gönül dalar suların mûsikîsine Bazen Yesâri hatlarının en nefîsine. Yahya Kemal Beyatlı

Nazım Hikmet’in, annesiyle Yahya Kemal arasındaki aşkı farkettiği an

Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı… İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı… 1900 yılında bu dillere destan güzellikte kadın Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi… Türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı… 1916’ya gelindiğinde Celile Hanım‘la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı… O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu…O aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi… Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat’ın, yani Türk şiir dünyası...