Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Furuğ Ferruhzad etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Füruğ Ferruhzad'dan babasına mektup: Mezarında yatan biri gibi yalnızım

Çarşamba, 2 Ocak 1957 Sayın babacığım, umarım iyisinizdir. Muhakkak size uzun bir süredir mektup yazamadığım için incinmiş ve sizi sevmediğimi düşünmüşsünüzdür, ama bu doğru değil. Ben hep size mektup yazıp, sizinle dertleşmek istiyordum. Ama ne zaman mektup yazmağa niyetlensem, kendi kendime soruyorum ne yazayım, sizinle benim aramda oluşan bu arayı ne ile kapatabilirim diye. Ben iyiyim, sağlığım yerinde, siz nasılsınız, ne yapıyorsunuz diye yazmayı sevmiyordum. Tüm yaşamımı, duygularımı, acılarımı ve mutsuzluklarımı size yazmak istiyordum, yazamıyordum ve hâlâ da yazamıyorum, bizim düşünce yapılarımızın temelleri, tüm koşulları ile farklı olan iki değişik zaman ve toplumda olduğundan, nasıl aramızda uyuşup anlaşma havası yaratabiliriz ki? Söyleyeceklerimin hepsini söyleyecek olsam, bir kitap yazmam gerekir ve sözlerimin sizi üzeceğinden korkuyorum , size hoş gelmemesinden. Ancak, bu sözler içimde durduğu sürece ben de memnun ve rahat olmayacağım. Ve sizi gördüğümde kendim olmak isti...

هر سال در آستانه فصل سرد،‌ گلی را که گم کرده‌ایم، می‌جوییم.

Tanıtılması gerekmeyen bir şair olan Furuğ Ferruhzad, şehrin farklı yerlerinde izleri görülebilecek kadar çok esere sahiptir. Şiirlerinden bir parça, onun anılarından bir parça, aşk mektuplarından bir parça ve hayatını geçirdiği yerlerden bir parça. Furuğ'un "cennet ayetleri"nin bir şairi olması ve "gecenin sonundan" söz etmesi ve hala şehirde parçalara ayrılması mümkün mü? Bu nedenle her yıl, soğuk mevsimin arifesinde kaybettiğimiz 4 çiçeği arıyoruz. Furuğ'un arkadaşları ve yoldaşları İlk adres Peri Saberi'dir; Uzun yıllardır Furuğ'un arkadaşıdır; Onu bu topluluklar arasında tanıyordu ve kadınlığını ve kişisel alanını topluluktan nasıl koruyacağını biliyordu: Fransa'da okuduktan ve İran'a döndükten sonra Golestan Bey'e gittiğimi ve o sırada evi beni tüm İran sanat camiasına tanıtan en önemli yerlerden biri olduğunu hatırlıyorum. Golestan'ın her Cuma açık bir masası vardı; Herkes oraya gelir, öğle yemeği yer ve birlikte olur. Bu progr...

yarim şiir, arkadaşım şiir

o uzak evden hayatın neşesinin kaçmış olduğunu biliyorum şimdi bir çocuğun annesinden ayrılık matemine ağlamakta olduğunu biliyorum şimdi ancak ben yorgun ve perişan arzu dolu yolu bırakıyorum yarim şiir, arkadaşım şiir onun huzurlu eline ulaşıncaya değin gideceğim Furuğ Ferruhzad Furuğ / Sonsuz Gün Batımında Derleyen: Behruz Celali Çeviren: Kenan Karabulut Kaynak:  yeryuzundengokyuzune

Senin İçin Bir Şiir

Oğlum Kâmyâr'a Bu şiiri sana söylüyorum susamış bir yaz gün batımında başlangıcın bu uğursuz yarı yolunda bitimsiz bu acının köhne mezarında bu sana son ninnimdir yavrucağım senin beşiğinin yanında salınır belki bir gün bu yaban çığlığım gençliğinin göklerinde yankılanır bırak benim avare gölgem senin gölgenden uzak ve ayrı kalsın bir gün kavuşuruz ve o gün varsa aramızda sadece tanrı kalsın yaslamışım karanlık bir kapıya acıdan kıvrılan alnımı umutla sürüyorum bu açık kapıya ince ve soğuk parmağımı arsızlıkla damgalanan boş kinayelere gülen bendim kendi varlığımın sesi olayım istedim yazık ki “kadın”dım senin suçsuz bakışların bir gün bu başlangıçsız kitaba kayar görürsün zamanın köklü isyanı tüm şarkıların yüreğinde açar burda yıldızlar hep sönüktür burda meleklerin tümü ağlarlar burda Meryem çiçekleri çöl dikeninden değersiz açarlar burda yalan, arsızlık ve riyakârlığın devi oturmuş tüm yol ağızlarında uyanmanın aydınlık sabahından bir ışık gör...

Sadece Ses Kalıcıdır

Ne için durmalıyım? Ne için? Kuşlar çoğul maviliği aramaya gitmişler Ufuk dikeydir, Ufuk dikeydir ve hareket fıskiye gibi Görünümde ışıklı yıldızlar oynuyor yeryüzü, yükseklikte kendini tekrarlıyor Ve gökyüzü kuyuları ilişki bağlantılarına dönüşüyor Ve gündüz öyle geniştir ki gazetenin küçük beynine sığmıyor. Ne için durmalıyım? Yol hayatin kılcal damarları arasından geçiyor. Çevrenin niteliği tüm kokuşmuş hücreleri öldürecek Ve şafağın kimyasal atmosferinde Sadece ses kalacak, Zaman zerreciklerine bağlanan ses. Ne için durmalıyım? bataklık; kokuşmuş böceklerin çoğaldığı yerden başka ne olabilir? Morgun benliği ölülerin şişmiş cesetlerinden ibarettir. Ve ateş böceği... AH Ateş böceğinin konuştuğu an Karanlıktaki alçak adam koflanan erkekliğini gizliyor Ne için durmalıyım? Kurşunlu harflerin işbirliği boşunadır ve kurşunlu harflerin işbirliği bu değersiz düşünceyi kurtarmaz. Ben ağaçların soyundanım Ve bu "bayat" havayı solumak kederlendiriyor ...

Hasretli, üzüntülü ve matemli değilim

... Vefa gösterdim bir adama Ancak ayağının tersiyle vurdu o aşkıma ve umutlarıma Verdiğim her şey helal olsun ona Ancak karşılıksız verdiğim gönlüm müstesna Sessiz bakışlarımda yine Söylenmemiş hikayelerim var Giyinip kuşandığımda yine Gizli fitnelerim var Ona verdiğim şeyden dolayı üzüntülü değilim Hasretli, üzüntülü ve matemli değilim Yeri dolmayan o gönülden başka Yemin olsun Allah’a yoktur eksiğim Furûğ-i Ferruhzâd Çeviri: Nimet Yıldırım

Güvercinin Ruhu

Âh, bir güvercin gibi kanatlarım olsaydı Uçar ve huzurlu olurdum Çünkü şiddeti ve kavgaları gördüm Bu dünyada çok acı çektim. Bu dünya gebe ve haksızlık doğuruyor Allah'ım, senin gücün ve senin huzurun dışında Nereden sığınak bulurum? Eğer şafağın rüzgarlarına asılsam ve denizin derinliklerinde yaşasam Yine de elinin ağırlığını üzerimde hissederdim. Beni kararsızlıkla sarhoş ettin Senin yolların ne kadar gizemli Senin yolların ne kadar gizemli. Yüreğimin acısını söylüyorum Ruhumun yakıcılığını söylüyorum Sessizliğimi korurken, kemiklerim ufalıyor Çünkü elinin ağırlığı üzerimde. Hatırla; hayatım bir soluktan ibaret Çöldeki bir pelikan gibiyim Ve bir serçe gibiyim, damda tek başına kalmış. Dökülmüş su gibiyim Ve ölüp gitmişler gibiyim Ve ölümün gölgesi, gözkapaklarımı kaplıyor Beni bırak, beni bırak; günlerim sadece bir nefes. Beni bırak, yolculuğuma başlamadan önce geri dönüşü olmayan yere, Ebedi karanlıklar ülkesine. Allah'ım, Güvercinin ruhunu vah...

Ev Karadır

(Bu film 1963 yılında Oberhausen Film Festivali, Belgesel dalında en büyük ödülü kazanmıştır. Metin yazarlığını, montaj ve yönetmenliğini üstlenen Furuğ Ferruhzad, yapımcı İbrahim Golestan’ın yardımcılığını da üstlenmiştir. Furuğ’un ölümünden sonraki festivalde, festival Furuğ’un adıyla onurlandırılmıştır. Film boyunca arka plandaki şiir okuyan Furuğ Ferruhzad'dır) Kara tahtaya yazı: Ev Karadır Bir erkek Sesi (İbrahim Golestan): “Dünyada çirkinlik az değildir. Bu çirkinlikler daha da fazla olurdu şayet insanoğlu onlara gözlerini yumsaydı; ama insanoğlu çare bulandır! Bu perdeye şimdi bu çirkinlikten bir görüntü, bir acıya olan bir bakış gelecek ki, onlara göz yummak insanoğluna yakışmaz. Bu çirkinliğe çare bulmak ve bu derdin dermanına koşmak ve ona yakalananlara yardımcı olmak bu filmi yapmanın nedeni ve yapımcılarının umudu olmuştur. Çocuk-1: “Tanrım beni yarattığın için sana şükürler olsun! Bana yanan bir anne ve seven bir baba yarattığın için şükürler olsun.” Çocuk...

Uyku

gece, karanlık camlara çöküyor usulca, korlu küller gibi rüzgar, evin avlusunda durmaksızın yerle bir ediyor gölgeleri nilüferin kıvrımları, duman gibi dalgalanıyor duvarda çamların arasında büyücü mehtap ışıksız kandiliyle süzülüyor usulca sanki kör karanlıkta avare ruhunu arıyor bu karanlıktan ve suskunluktan yorgun dedim ki ey uyku, başparmağın yeşil bahçelerin anahtarı gözlerin, dinginliğin balıklarının karanlık havuzu ağlayan çocuğumun yarattığı yükü çekip al ve beni unutmanın peri suretli ülkesine götür Furuğ Ferruhzad Çeviri: Makbule Aras

Sonraları

benim de ölümüm gelip çatacak bir gün ışık dalgalarıyla parıldayan bir baharda uzak ve dumanlı bir kışta ya da feryat figandan arınmış benim de ölümüm gelip çatacak bir gün bu acı,tatlı günlerin birinde diğer günler gibi bomboş bir günde bugünün ve geçip giden günlerin gölgesinde gözlerim karanlık hollere dönecek soğuk mermerlere benzeyecek yanaklarım ansızın bir uyku alıp götürecek beni acının çığlığından boşalacağım defterime usulca kayardı ellerim şiirin büyüsünden kurtulurdu hatırlarım, ellerimde bir zamanlar alevlenirdi şiirin kanı toprak her an kendine çekmekte beni yıldan gelip yetişirler gömülmeme ah, belki aşıklarım gece yarısı çiçek bırakırlar kederli kabrime benden sonra ansızın bir tarafa çekilir karanlık perdeleri dünyanın yabancı gözler dolanır üzerinde defterlerimin, kağıtlarımın ufacık odama ayak basar benden sonra, hatıramdan habersiz biri aynanın önünde yerinde durur bir tel saç, bir taraf, bir elin izi kendimden ürker kalakalırım b...

Veda

gidiyorum; yorgun, solgun, ağlamaklı viraneme doğru sizin şehrinizden Tanrı’ya götürüyorum perişan ve divane gönlümü alıp götürüyorum, o uzak noktaya günahın renklerinden arındırmaya aşkın lekesinden temizlemeye yok olup gitmiş, yersiz bunca istekten arındırmaya alıp götürüyorum, senden uzak kalsın diye senden, ey boş umudun cilvesi alıp götürüyorum onu, diri diri gömeyim diye bundan sonra konuşmayı hatırlamasın diye inleyiş titriyor, gözyaşı oynuyor ah, bırak, bırak kaçıp kurtulayım senden, ey günahın coşkun pınarı en iyisi bu belki de, senden sakınayım Tanrı şahit ki mutluluk goncasıydım ben aşkın eli geldi ve dalımdan kopardı beni âhın alevi oldum, yazık ki dudağım bir daha o dudağa kavuşmadı sonunda yolculuk bağı bağladı ayağımı gidiyorum, dudaklarımda gülümseme, bağrımda kan gidiyorum, gönlümden çek elini ey, hiçbir şey vermeyen, boş umut Furuğ Ferruhzad Çeviri: Makbule Aras

Benim Sevgilim

benim sevgilim o arsız çıplak teniyle güçlü bacakları üstünde ölüm gibi durdu eğik devinimli çizgiler onun isyancı organlarını güçlü desenlerinde izlemekte benim sevgilim sanki yitik nesillerden biridir gözlerinin sonunda sanki bir tatar bir atlının pususuna yatmıştır dişlerinin taze kıvılcımında sanki bir barbar bir avın sıcak kanına kapılmıştır benim sevgilim doğa gibidir kaçınılmaz apaçık anlamıyla o benim yenilgimle erkin gerçek yasasını onaylıyor. o yabansı özgürdür ıssız bir adanın derinliklerinde o sağlıklı bir içgüdüm gibidir mecnunun çadırının yırtıklarıyla o ayakkabısından caddenin tozunu siliyor. benim sevgilim bir tanrı gibi, Nepal tapınaklarında varlığının başlangıcına yabancı olan o geçmiş yüzyıllardan bir adam güzelliğin soyluluğunu anımsatıyor o,  çevresinde bir çocuk kokusu gibi sürekli suçsuz anıları uyandırıyor o, sıradan hoş bir serenat gibi hoyrat ve çırılçıplaktır o katıksız seviyor yaşamın zerreciklerini topr...

Furuğ Ferruhzad ve Hamid Musaddık’ın şiirlemeleri!

Hamid Mosaddık Yazdı: bana güldün ancak bilmiyordun ben nasıl korkarak komşunun bahçesinden elmayı çalmıştım bahçıvan peşimden hızla koştu benim elmayı senin elinde gördü hışımla baktı bana ısırılmış elma elinden düştü yere ve sen gittin ancak hâlâ yıllardır benim kulağımda usulca senin adımlarının hışırtısı canımı acıtır ve ben düşünürüm hep neden bizim küçük bahçemizde elma yoktu, neden! Sonra Furuğ şöyle yazdı: ben sana güldüm çünkü biliyordum sen nasıl korkarak komşunun bahçesinden elmayı çalmıştın babam peşinden hızla koştu senin ve sen bilmiyordun komşu bahçenin bahçıvanı benim yaşlı babamdı ben sana güldüm istedim ki gülüşümle senin aşkına karşılık vermiş olayım ancak senin gözlerindeki hüzün ellerimi titretti benim ısırılmış elma elimden düştü yere yüreğim git dedi, git! çünkü senin acı gözyaşların aklımda kalsın istemedim ve ben gittim ve hâlâ yıllardır zihnimde benim usulca senin hayretin ve ağlamaklı halin tekrarlanarak canımı acıtır ve b...

Senden Sonra Ey Yedi Yaş

ey yedi yaş ey yola çıkmanın mucizevi an'ı senden sonra ne varsa yok olup gitti, cehalet ve çılgınlık içinde senden sonra kuşlarla rüzgârla aramızda güçlü bir aydınlık ve zindelik bağı olan o pencere            kırıldı                    kırıldı                            kırıldı senden sonra o su, su, sudan başka tek kelime etmeyen topraktan bebek suda boğuldu senden sonra ağustosböceklerinin sesini öldürdük ve alfabenin harflerinden yükselen zil sesine ve silah fabrikalarından yükselen düdük seslerine bel bağladık senden sonra oyun yerimiz olan masaların altından masaların ardına masaların ardından masaların üstüne vardık ve masaların üstünde oynadık ve yitirdik, senin rengini, ey yedi yaş senden sonra biz ihanet ettik birbirimize senden sonra biz bütün yadigârları kurşunlarla ve saçılmış kan damlalarıyla si...

Küskünlük

Git…git ona doğru, umurumda değil Sen güneşsin…o yeryüzü…ben gökyüzü Onun üzerine doğ, çünkü ben konmuşum Naz ile yıldızların omuzuna Beni perdelerin arkasına çeken sen Nasıl anlamadın sırlarımı? Bedeninden vazgeçtim senin, çünkü dünyada Benim isteğimin amacı bir ten değildi Koştuysam sana doğru böyle Aşka aşığım, senin visâline değil Işıksız gecelerimin karanlığında Senin hayalinden daha güzeldir aşkın hayali Onun yanında oturduğun şu an Sen, şarap ve ona kavuşma devleti! Gitti geçmiş ve eskidi o efsane Bir senin bedenin ve bir de onun yok olmayan aşkı kaldı. Furuğ Ferruhzad Çeviri: Nimet Yıldırım

Hangi El İle?

Seviyorum onu… Tohumun ışığı sevdiği gibi Tarlanın rüzgarı sevdiği gibi Kayığın dalgayı sevdiği gibi Kuşun yüksekleri sevdiği gibi Seviyorum onu… Aşk ne ile Ebedileştirilebilir? Hangi öpücükle, hangi dudakla? Ne zaman, Hangi gecede? Yok olup giden ben gibi… Günler gibi… Mevsimler gibi… Yuvalar gibi… Evlerin damındaki karlar gibi… O da sonunda Gölgeler arasında toz olacaktır Eski bir fotoğraf gibi Yırtılıp kaybolacaktır Hangi el ile Aşk ebedileştirilebilir? Hangi elle? Furuğ Ferruhzad, Çeviri: Nimet Yıldırım

Furuğ Ferruhzad’ın kardeşi Feridun Ferruhzad’a yazdığı son mektuplardan:

3 Ekim 1959 salı Sevgili Feri, haberlerini sürekli gazetelerde okuyorum. Belli ki işlerin bayağı ilerlemiş. Salaklık etme, başka işler yapma fikrini kafandan çıkar. Sen bilmiyorsun, bilmiyorsun, bilmiyorsun ve yine de bilmiyorsun… … Ben burada ne oldum ki sen olmak istiyorsun? İki yıldır Almanca şiir yazıyorsun ve kendin için bayağı bir adam olmuşsun. Ben 10 senedir şiir yazıyorum ve hâlâ da 50 Tuman’a ihtiyacım oldu mu başımı ellerime alıp bedbahtlığım yüzünden ağlamalıyım. Bir kitap bastırmak istediğimde, yayıncılar zorlar ellerini ceplerine sokuyorlar ve telif hakkı olarak bin Tuman veriyorlar ve kitabı da bin defa homurdanarak basıyorlar. Dahası kitabın en fazla 2 bin tirajla basılınca da mağazaların vitrinlerinde bekliyor ki 50 tanesi satılsın sonra da dört ahmak, okuması yazması olmayan, düşüncesiz dört tane rezil dergide ki başından sonuna kadar konuları baldır bacaktır ya da yemek tarifi ve korkunç cinayetler, kalkıp ve sanat eleştirisi adı altında seninle alay etsin. Bu ka...

Hasret

benden uçup kaçmışsın ve ben sadeyim hala senin ihanetine inanmıyorum kalbimi sevgine öyle bağladım ki bir daha başka sevdalı bir yürek istemiyorum gittin ve tüm umudum sevincim seninle gitti sevdanı senin nasıl arzularım senin bir tek öpücüğünün sarhoşluğunu bu karanlık acı suskuda nasıl ararım anımsa o deli kadını anımsa nasıl bir akşam bağrında senin sarhoşluğun nazıyla uyudu heves susamış dudaklarında titredi,nasıl utangaç gözlerinde onun gereksinim güldü susamış dudakların dudağına öpüşün yangısını kondurdu senin istek söylenceni bakışıyla söyledi ayın sarı bahçelerinde yanmış o iki kol sarıldı senin tenine bir sarmaşık gibi kulağına söylediğin sevda öykülerini anımsıyor tümünü unutmamıştır o şaşılası geceden yazık ne kalmış arda ki o dal kurumuş o bahçe ölmüştür gerçi geçmişsin ve unutmuşsun beni fakat hala istiyorum seni candan seviyorum gel ey erkek ey somut aldanış gel seni yangılı bağrıma basmak istiyorum Furuğ Ferruhzad

Cuma

sessiz Cuma terk edilmiş Cuma eski sokaklara benzer hüzünlü Cuma hastalıklı tembel Cuma sünen sinsi esnemeler Cuması bekleyişsiz Cuma teslim olmanın Cuması boş ev sıkıntılı ev gençliğin baskınına kapalı ev karanlık ev ve güneşin hayali ev yalnızlık, fal ve kuşku evi perde, kitap, dolap ve resimler evi ah ne denli dingin ve gururla geçiyordu garip bir su akıntısı gibi bu terk edilmiş sessiz Cumalarda bu sıkıntılı evlerde benim yaşamım aaah ne denli dingin ve gururla geçiyordu... Furuğ Ferruhzah Çeviri: Haşim Hüsrevşahi

İsyan

Dudaklarıma suskunluk kilidi vurma Söylenmemiş hikayem var gönlümde Ayağımdan ağır bağları çöz Bu sevdadan dolayı perişan gönlüm Gel ey adam, ey bencil yaratık Gel, aç kafesin kapılarını Bir ömür boyu beni zindana tıktıysan da Şu bir nefes için salıver artık beni Ben o kuşum Çoktan beri kafasında uçma sevdası olan o kuş Daracık göğsümde iniltiye dönüştü şarkım Tükendi hasretle günlerim Dudaklarıma suskunluk kilidi vurma Söylemem gerekir sırlarımı Duyurmam gerekir bütün dünya insanlarına Ateşli sesimin yankılarını Meltem öpücük aldı benden binlerce Binlerce öpücük bağışladım güneşe Senin gardiyan olduğun o zindanda Bir tek öpücükle sarsıldı bir gece varlığım Gel aç kapıyı, kanat çırpayım Şiirin aydınlık gökyüzünde Bırakırsan beni uçmaya Bir gül olacağım şiir bahçesinde Furûğ-i Ferruhzâd Çeviri; Nimet Yıldırım